Anasayfa - / - Sayfa

Etiket Arşivi: mutlu cinsellik

Dr. Ali Hatay Site Haritası

 Konular
       Üroloji Bilgileri
      
 Anatomi ve Fizyoloji
      
 Ürolojik Belirtiler
      
 Enfeksiyonlar
      
 Böbrek Hastalıkları
      
 Taş Hastalıkları 
      
 Mesane Hastalıkları
      
 Penis Hastalıkları
      
 Sünnet
      
 Testis Hastalıkları
      
 Varikosel
      
 Prostat ve Prostat İltihabı
      
 Prostat Kanseri       
       Sertleşme Problemi Empotans
      
 Gece İdrar Kaçırma
      
 Cinsel Hastalıklar
      
 Masturbasyon
        Soru Cevaplı Masturbasyon
       Soru Cevaplı Cinsel problemleri
      
 Zührevi (Bulaşıcı) Hastalıklar
      
 Makaleler
       Böbrek ve Oruç
       Besinler ve doğal ilaçlar       
        Mutlu Cinsellik
       Tüp Bebek
       Kısırlık ve Sebepleri      
        Hasta/Hekim Hakları. Hekim Etik Kuralları
 Özel Konular:
    Kan, idrar, hormon ve sperm değerleri
   
 İktidarsızlık ve Cinsel İsteksizlik
    Böbrek hastalıkları ve Böbrek taşı   
    Prostat iltihabı
    Penis Hastalıkları ve Küçük Penis
    Gece altını ıslatma    
    Psikolojik cinsel hastalıklar
    Erken boşalma 
    Tüp bebek ve Tüp bebek kanunu
     Sağlık Linkleri
    Mizah

    Dr. AliHatay Üroloji Sayfası Hakkında
       Sitenin Amacı
       Bu web sitesin kullanımı
       Dikkat edeceğiniz hususlar
       Soruları cevap almak istiyorsanız      
       Yasal Uyarı
       Dr.Ali Hatay hakkında
       Sık Sorulan Sorular
       Hasta Odası

       Daha önceki 104.000 soru cevap 
       Ziyaretçi Defteri
       Siteyi Öner 
 
       Ana Sayfa
     
 E-Mail ve iletişim
       Site Haritası

Soru Cevap ile Cinsel İşlev Bozukluğu

İktidarsızlık teşhisi, 'erkeğin üç ay boyunca cinselliği arzuladığı halde ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması' halinde konuyor. Birkaç başarısızlık iktidarsızlık anlamına gelmiyor
Erkeklerin yüzde 80'i hayatının bir döneminde erkekçe bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. 

Sorunların başında hiç kuşkusuz cinsel işlev bozuklukları geliyor. Bunlar arasında en çok dikkat çeken de yüzde 10 görülme sıklığıyla iktidarsızlık. Yaşla birlikte yükselen iktidarsızlık oranları erkekleri ciddi anlamda telaşlandırıyor. İktidarsızlığın görülme oranı 70 yaşında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'ye kadar yükseliyor. Gerek diğer cinsel işlev bozuklukları gerekse iktidarsızla ilgili tedaviler artık Türkiye'de rahatlıkla yapılabiliyor. Doğal viyagralardan mutluluk çubuğuna, haplardan psikolojik terapilere kadar uygulanan her türlü tedavi yöntemini konunun uzmanı ünlü doktorlarla görüştük. 
Bu dizide kadınlara da ilişkilerini hareketlendirecek ve sorunlara çözüm olabilecek önemli ipuçları var. 

'Sorun' üç ay sürerse… 
Profesör Dr. Halim Hattat, erkeklerin korkulu rüyası iktidarsızlığın nedenlerini ve tedavi yollarını anlatırken, bu 'komplike' durum için birçok branşın bir araya gelip teşhis koyduğunu söyledi. 
İktidarsızlık nedir? 
Tıp dilinde 'cinsel işlev bozukluğu' dediğimiz şey halk arasında iktidarsızlık diye adlandırılıyor. Ancak iktidarsız kelimesi Türk toplumunda aşağılama olarak kullanıldığından biz 'cinsel işlev bozukluğu' veya 'sertleşme sorunu' demeyi tercih ediyoruz. Üç ayı aşkın bir süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumuna sertleşme sorunu adı verilir. Yani hayatının belirli bir döneminde 
tek bir kez başarısız olan insanın hemen doktora koşması gerekmiyor. Ancak bu durum altı ay devam ederse doktora başvurmalıdır. 

Hangi doktora başvurmalı? 
Yurtdışında 'cinsel fonksiyon bozuklukları'yla ilgili sorunlar tek bir doktor tarafından değil, beş altı değişik branştaki uzmanın bir arada olduğu kurullar tarafından ele alınıyor. Bu kurulda psikiyatr, nörolog, doğum kontrol uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, üroloji uzmanı ve hormonlarla ilgilenen doktorlar bulunuyor. Değişik branşların bir arada çalışmasının nedeni sertleşme sorununun son derece komplike bir olay olması ve birçok nedenden kaynaklanmasıdır. Bu tür bir sorunu olan kişi her uzmana ayrı ayrı gittiğinde şikâyetini anlatmaktan bıkıyor ve belirli bir noktada sorununa çare aramaktan vazgeçiyor. 

Türkiye'de aynı mantıkla 1988 yılında YÖK'ün de kabullenmesiyle 'Cinsel Fonksiyon Bozuklukları Merkezi' kuruldu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde kurulan merkez çok yönlü olarak hizmet veriyor. Herkesin bu merkeze ulaşması mümkün olmayabilir, bu nedenle ilk etapta ürologlara 
gidilerek yol gösterilmesi sağlanabilir. 
İktidarsızlık neden kaynaklanıyor? 
1990'lara kadar iktidarsızlık sorunlarının yüzde 90'ının psikolojik kökenli olduğu kabul ediliyordu. Ve yapılan araştırmalarda da bu ortaya çıkıyordu. Ancak 2000'li yıllara yaklaştıkça sertleşme sorununun esas büyük nedeninin organik olduğu belirlendi. Yüzde 100 organik ya da psikolojik değil ama organik nedenlerle birlikte psikolojik nedenler de etkili oluyor. Dolayısıyla biz böyle bir konuyu ele alırken üç aşamayı inceliyoruz. 

1- Organik sebepler 
2- Psikolojik sebepler 
3- İkisinin de birlikte olduğu nedenler

Organik faktörler 
Damarsal faktörler: Bunu anlatmak 
için peniste sertleşmenin nasıl olduğunu bilmek gerekiyor. Görsel veya kokusal yolla uyarılan beyin, bel kemiğinin arasındaki sinirler aracılığıyla penisi uyarır. İleti sinir sistemiyle penise ulaştığında içinde bazı maddeler salgılanır. Bu maddelerin salgılanmasında amaç damarları gevşetmektir. Damarları gevşetmekte nitrik oksit dediğimiz bir madde yapıtaşı teşkil eder. O maddenin mutlaka olması gerekir. Nitrik oksit salgısını engelleyen her hastalık ve her etken, iktidarsızlığa neden olur. 

Sertleşmenin olması için kanın penisin gevşeyen dokusunun içine dolması gerekir. Eğer damarlarda bir sorun varsa kan penisin içine yeteri kadar dolamaz veya dolsa bile kısa sürede dışarıya çıkarak sertleşme sorununu oluşturur. 
Damar sertliği de iktidarsızlığa neden olur mu? 
Damar sertliği tansiyon yapabilir ve tansiyon sonucunda da damarları gevşetip penise kan dolmasını sağlayan nitrik oksidin salgısı azalır. Bu durumda da sertleşme sorunu görülebilir.

Kaza da bir faktör olabilir mi? 
Trafik kazalarında veya herhangi bir kaza nedeniyle sinir ileti sisteminde ve bölgeye kan taşıyan damarlarda kesilme olabilir. Bu durum penise kan gitmesini engelleyerek iktidarsızlığa yol açar. 
Şeker hastalığının rolü var mı? 
Aslında diyabetin iki türlü etkisi var. Bizim hastalarımızın büyük bölümünü diyabetliler teşkil ediyor. Hem nörolojik, hem de damarsal sorunlar ortaya çıkabiliyor. Şeker hastalığı da, kontrolsüz olduğu durumlarda vücuttaki sinir sistemi üzerinde son derece olumsuz etkiler yaratır. Göz sinirlerini tahrip ederek görmeyi engelleyebileceği gibi penise beyinden mesaj ileten sinirler üzerinde de tahribat yapabilir. Bu sistemin çalışmaması da iktidarsızlığa neden olabilir. 
Başka hangi hastalıklar iktidarsızlık nedenidir? 
Alzheimer, multiple skleroz gibi beyin içinde algılamayı yapacak nöronları etkileyen hastalıklar da iktidarsızlığa yol açar. 

Alkolün ne gibi bir etkisi var? 
Alkol devamlı olarak alındığında sinir uçlarını uyuşturuyor ve beyinden gelen iletiyi etkiliyor. Böylece penisteki maddelerin salgısını azaltıyor. 
Baypas ameliyatı sonrasında birçok kişi sertleşme sorunu yaşıyor, bu durum neden kaynaklanıyor? 
Baypas sonrası aort çevresindeki dokular kullanıldığı için ereksiyonu oluşturan sinir ve damarlar da zarar görebiliyor. Ve bu nedenle ameliyat sonrası hastaların önemli bir bölümünde ereksiyon sorunu yaşanıyor. Bunda ameliyat sonrası kullanılan ilaçların da payı büyük. 

Sertleşme sorunuyla size başvuran bir erkek ne gibi testlerden geçiriliyor? 
İlk aşamada hastayla sohbet ediliyor. Hem psikolog hem ürologla ayrı ayrı konuşmalar yapılıyor. Ürolog organik anlamda geçirdiği hastalıklar, sorunları, kullandığı ilaçlar, damarsal yapısı, tansiyon, şeker gibi birçok soru soruyor. Psikolog da çocukluğundan başlayarak aile yapısı kültürel özellikleri, cinselliğe bakış açısı, eşiyle ilişkisi, işyerindeki konumuyla ilgili sorular yöneltiyor. Sonra bir tetkik formu ortaya çıkıyor. 

Kan ve hormon etkisi 
Rutin yapılan damarsal nörolojik, metabolik ve hormonal, tiroit fonksiyonları testleri uygulanıyor. Prostat kanseri var mı, karaciğer fonksiyonları normal mi, sorularına yanıt aranıyor. 

Kardiyolojik anlamda bir sorunu olup olmadığı da kardiyolog tarafından araştırılıyor. Bir ilaç verirsek alabilir mi, alamaz mı, bu belirleniyor. Eğer ortada komplike bir durum varsa, mesela sorun 10 yıldır devam ediyorsa, kişide organik ve psikolojik faktörler tümüyle inceleniyor. 
Doppler tetkiki: Damarların tıkalı olup olmadığını görmek için doppler yapılıyor. 

Erkeklerde sertleşmeyi oluşturan iki fonksiyon var. Bir, kanın dolması. İki, kanın yeterince penis içinde kalması. Doppler yarım saatlik bir incelemeyle, bunu ortaya çıkarıyor. Kişinin doppler çekilmeden önce aç olması veya özel bir şey yiyip içmesi gerekmiyor. Tek istediğimiz relaks olması. Önce hastanın normal halde damar fonksiyonlarına bakıyoruz. Daha sonra bir iğneyle ereksiyon sağlayarak sertleşme halindeki damar fonksiyonlarının nasıl çalıştığını inceliyoruz. Tam ereksiyon oluşuyor mu, ereksiyon ne kadar devam ediyor, bunları ölçüyoruz. Çünkü damarlardan kan gelebilir ama kan erken çıkar ve ereksiyon tam cinsel birleşme anında biter. 
Radyolojik inceleme: Dopplerin devamı şeklinde yapılıyor. Dopplerde görmediğimiz damarları radyolojik araştırmada görüyoruz. Erkekte ereksiyonun oluşması için ne kadar sıvıya gereksinim var, ereksiyonu ne kadar süre muhafaza edebiliyoruz sorularına yanıt buluyoruz. Bu durumların normal ve normal olmayan sınırları var. Onu ölçüyoruz. Sıvı vererek sertleşme oluşturuyoruz. Sıvının kaybolmadan peniste kalabilirliği ölçülüyor. 

Cinsellikle ilgili yanlışlar 

Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister ve buna her zaman hazırdır. 
Başka işlerde olduğu gibi cinsellikte de başarıya ulaşmak çok önemlidir. Her ilişki bir sınavdır. 
Erkek cinsel ilişkiyi yönetmek zorundadır. 
Sevişmek cinsel birleşme demektir. 
Erkek penisi sertleştiğinde en kısa süre içinde boşalması gerekir. 
Sevişme hakkında konuşmak ve düşünmek büyüyü bozar. 
Tüm fiziksel yakınlaşmalar cinsel birleşmeyle sonuçlanmalı. 
Her erkek kadına nasıl zevk vereceğini bilir. 
Sevişme ancak iki tarafın birlikte orgazm olmasıyla güzeldir. 
Eşler birbirini seviyorsa seksten zevk alır. 
İyi bir sevişme heyecanın sürekli tırmanması ve orgazmla sonlanması anlamına gelir. 
Mastürbasyon kötü bir şeydir ve zararlıdır. 
Cinsel ilişki sırasında masturbasyon yapılmaz. 
Erkeğin penisinin sertleşmemesi eşini çekici bulmadığı anlamına gelir. 
Cinsel birleşme sırasında fantezi kurmak yanlıştır. 
Erkek veya kadın sevişmeye hayır diyemez. 
Sevişmede neyin normal olduğuna ilişkin belirli kurallar vardır, dışına çıkılmaz.

İktidarsızlığa son 

'Mutluluk çubuğu' olarak da bilinen silikon protezlerin takılması yaklaşık bir saat sürüyor. Hastanede bir gün kalmak yeterli. Maliyet 1000-5 bin dolar, artı doktor ücreti. Kan şekeri yüksekse protez riskli

Hormon testinde ne bakılıyor, ne gibi ölçümler yapılıyor? 
Hormonlar yani erkeklik hormonu denen testosteronun yeterliliği de kan tahlili ile ölçülüyor. Erkeklik hormonunun azlığı kişide gözle de görülebiliyor. Sakallar seyrek ve az oluyor, ses inceliyor. 
Bir kişiye iktidarsızlık teşhisi ne kadar sürede konur? 
İki gün yeterlidir. Hastanın iki gece klinikte kalması ve testlerin yapılması gerekiyor. 
Testlerin maliyeti ne kadar? 
300-400 milyon lira. Hepsi paket halinde uygulanıyor. Uykuda ereksiyon testinin uygulandığı durumlarda hastanın kaldığı geceye göre değişen fiyat ödeniyor. 

Tüm testler yapıldı ve sonuçta hastada sertleşme sorunu belirlendi. Bundan sonra nasıl bir yol izleniyor? 
Elde ettiğimiz bulgulara göre uygulanacak iki tür tedavi var. 
1) Elimizdeki, sertleşme sorununu oluşturabilecek bulgulardan hangilerinin vazgeçilebilir olduğuna bakıyoruz. Örneğin alkol varsa uyuşturucu varsa, eşle ilgili sorunlar varsa, psikolojik bir sorun varsa psikoterapi öneriyoruz. Yeni evlenenlerin ilk gece sorunu da olabiliyor. 
Hiç cinsel deneyimi olmayan kişilerde, evlilik sırasında ilk kez cinsel ilişkiye girme baskısı nedeniyle sertleşme sorunları yaşanabiliyor. Bu gibi durumların çoğu cinsel bilgi yetersizliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Cinsel ilişkiyi gösteren devlet bakanlığı kasetleri var. Biz cinsellik konusunda bilgi sahibi olmayan çiftlere bunları gösteriyoruz. Eğitim amaçlı bir izleme oluyor. Ayrıca diyabet, tansiyon ve kolesterol gibi sorunları olan hastaya öncelikle diyetle kan yağları, şeker ve tansiyonu düşürmelerini tavsiye ediyoruz. Ardından da hastaya güven aşılıyoruz. 
 

Psikolojik tedavi pahalı mı, maliyeti ortalama ne kadar tutuyor? 
Psikolojik tedavi çoğu kez fiziksel tedaviye yardım anlamındadır. Hasta psikologla 40-45 dakika konuşur. Bunun seansları da haftada bir kez olabilir. Paket olarak uygulanan bu tedavinin maliyeti de son derece düşük tutulmuştur. Ortalama 100 milyon lira civarındadır. 

2) Organik sorunlarda hastanın isteğine göre tedavi uygulanıyor. Eğer gerekli ise tedavi ameliyata kadar gidebiliyor. Bu aşamada hem psikolojik hem de ağızdan alınan ilaçlarla tedavi yapılıyor. Eğer neden başka ise mesela erken boşalma, ağrılı ereksiyon ise bu durumları ayrı ayrı araştırıp psikoterapi ve ilaç tedavisini beraber uyguluyoruz. 

İğneyle tedavi: Sertleşme sorunu yaşayan kişi cinsel ilişkiye girmeden önce penisine sertleşme sağlayacak özel bir iğne yaparak cinsel ilişkiye hazır oluyor. Bu belirli durumdaki kişilere uygulanıyor. Mesela prostat kanseri olmuş bir kişi bu yöntemi rahatlıkla uygulayabiliyor. Bu yöntem tedaviden çok, kişinin kendi kendine ereksiyon sağlayamadığı durumlarda cinselliği yaşaması amacıyla kullanılıyor. 

İğneler dolmakaleme benziyor. 
İğneyi hasta partnerinden gizli yapabiliyor. 
İlişkiye girmeden 15 dakika önce partnere belli etmeden yapılan iğne sertleşmeyi sağlıyor ve yaklaşık iki saat sürüyor. 
İdrar yolundan ilaç: İğne benzeri bir uygulama diyebiliriz. Hasta idrar yolundan bir tüp ilaç sıkıyor ve bu sayede sertleşmeyi 
sağlıyor. Bu ilacı sıktıktan kısa bir süre sonra sertleşme başlıyor ve yaklaşık yarım saat sonra son buluyor. 
Vakumla sertleşme: Vakum cihazı negatif basınçla ereksiyon olmasını sağlıyor. 
Bu da tıpkı iğne ve idrar yoluyla sıkılan ilaç gibi belirli bir süre devam ediyor. 
Bunların maliyeti nedir? 
Eğer hastaya ilaç vereceksek tedavinin maliyeti ilaçların fiyatlarıyla ilgili. Enjeksiyonlar da aynı şekilde ilaçların maliyetiyle ilgili. 

Protez silikon kimlere takılıyor? 
Diğer tedavilere cevap vermeyen kimselere takıyoruz. Yani hasta yukarıda sıraladığımız ağızdan alınan ilaçlar, iğneler, hormonal tedaviler ve kremlere cevap vermezse ameliyat yapılır. Bazıları da ben asla ilaç istemem, iğne istemem diyor. 
Bu gibi durumlarda da tek çare olarak ameliyat yapıyoruz ve halk arasında mutluluk çubuğu olarak bilinen protezleri takıyoruz. 

Protez nasıl takılıyor? 
Protez penisin kan dolması gereken yerine yerleştiriliyor. Bu protezlerin çeşitleri var. 
Sürekli sert kalan protezler: Protez uygulamasının ilk başladığı yıllarda çıkan bu model en basit ve en ucuz protezdir. Sürekli sert olan protezleri bile öyle ayarlıyoruz ki sürekli dimdik vaziyette durmuyor. İlişki sırasında erkek isteğe bağlı olarak yeterli büyümeye ulaşıyor. Çünkü sadece penis başının kanlanması bile büyüme için yeterli. 
Protezi takan birçok erkeğin eşi bu durumdan haberdar değil. Eşi uyurken de penisine dokunursa o anda mı sertleşti yoksa zaten sert miydi, bunu bilemiyor. 

Bükülebilen ve ilişki sırasında düzeltilen protezler: Ameliyatla penis içine yerleştirilen bu protezlerin içinde bir mekanizma bulunuyor. Mekanizma tamamen derinin içinde olduğu için dışarıdan hiçbir şey belli olmuyor. Protezi takan kişi ilişki öncesinde penisinin belirli bir yerine dokunarak mekanizmayı harekete geçiriyor ve böylece sertleşme sağlanıyor. Daha sonra yine aynı sistemle penisinde yumuşama sağlıyor. 

Pompalı protezler: İlişki sırasında şişirilerek sert hale getiriliyor. Penisin yanında elle kumanda edilen bir buton var. Buraya basılarak şişiriliyor ve yeniden bir düğmeye basılarak küçültülüyor. Bu buton ameliyat sırasında derinin altına yerleştirildiği için dışarıdan kesinlikle gözükmüyor. Hatta birçok kişi bunu partnerine belli etmeden kullanıyor. 
Partner erkekte protez olduğunun farkına bile varmıyor. Butona basıldığında protezin içindeki sıvı protezin ucuna doğru ilerlediği 
için sertleşme meydana geliyor. 
 

En iyisi pompalı veya bükülen protezler ise niye diğer protezi tercih edenler var? Fiyat farkı nedeniyle mi? 
Fiyat önemli değil, yani aralarında çok büyük fiyat farklılıkları yok. Ancak kişinin fiziksel durumu pompalı tipi uygulamaya yeterli olmayabilir. Örneğin elini kullanamayan bir kişi ilişki anında pompalı protezi şişiremez. Ya da çok şişman, çok yağlı veya diyabeti vardır, metabolik problemi vardır, bu gibi durumlarda da kişi pompalı ve düğmeliyi kullanamaz. Ayrıca yaşlı insanların fiziksel durumu böyle hareketleri yapmaya müsait olmayabilir. Biz bu durumlarda ameliyat öncesinde eşlerin de fikrini alıyoruz. 

Protez ameliyatı ne kadar sürüyor? 
Hasta ameliyata girdiği gün bile hastaneden çıkabilir. Ama yaşı ve diğer vücut fonksiyonları uygun değilse bir gün yatırıyoruz. Örneğin hasta diyabetikse bir gün hastanede kontrol altında tutmak istiyoruz. Ameliyat gününden bir gece önce akşam hastaneye yatan kişiyi sabah ameliyat ediyoruz. Ameliyathanede ilk hasta olmasına özen gösteriyoruz. 
Çok hassas bir ameliyat olduğu için mikrop kapmaması açısından böyle bir uygulamaya gerek duyuyoruz. Ameliyat bir saat civarında sürüyor ve genel anestezi yapılıyor. Bazen narkoz alamayacak durumda olan hastalara lokal anestezi de yapıyoruz. 

Protez kimlere takılmaz? 
İdrar yolu enfeksiyonu olan hastalara bu uygulama yapılmıyor. Ereksiyon oluşturacak nörolojik sebepler ortadan kaldırılmadan 
ameliyatı gerçekleştirmemiz mümkün değil. Ayrıca alerjik bünyesi olanlara da bu ameliyatı yapamıyoruz. Çünkü alerjisi olan kişi vücuda başka bir madde kabul edemeyeceği için protezin takılması sakıncalı oluyor. Yaşı çok ileri olanlara, 70'li yaşların ilerisinde olanlara bu protezi takmayı tercih etmiyoruz. Ayrıca kişinin bu ameliyatı olmadan önce eşinin onayını almış olmasına özen gösteriyoruz. Eğer eşinin onayını almazsa ameliyatı kabul etmiyoruz. Diyabetikse, kardiyolojik sorunu varsa kardiyologunun onayını almadan ameliyatı yapmıyoruz. 

Ne gibi riskleri var? 
Ameliyat sonrası alerji ve enfeksiyon bakımından çok önemli. Kan şekeri 400-500'lerde olan hastaya bu ameliyatı yapmıyoruz. Tansiyonu yüksek olanlarda risk var. Bir de her ameliyatta olduğu gibi anesteziden kaynaklanan riskler var. 

Protezin maliyeti nedir? 
Protezle ilgili maliyetler 1000-5 bin dolar arasındadır. Bu protezin kendi maliyetidir. Ayrıca buna hastanın seçtiği hastaneye göre bir de hastane masrafı eklenecektir. Örneğin biz devlet hastanesini mesela, Cerrahpaşa'yı örnek alırsak ameliyat 1.5 milyar lira civarındadır. Ameliyatı bir hocanın yapacağını düşünürsek 1 milyar lira civarında artı maliyet olur. 

Bunlar özel sigortalar tarafından kabul edilen ameliyatlar değildir. Emekli Sandığı protezin bazı modellerini ödüyor. Ancak bu uygulama protezin basit modelleri için geçerli. 

Protezin içinde ne var? 
Bu tam bir silikon değil. Ama alerji yapmayan ve silikona benzeyen bir madde. Bazılarının içinde sıvı, bazılarında ise özel gümüş tel var. İçinde hava da olabiliyor. 

Protez bir kere takıldığında kaç sene kullanılabiliyor? 
Protezler üretilirken sertleşme ve bükülme hesabı yapılıyor. Bir insanın ömür boyu kaç cinsel ilişkiye girebileceği, yüzde hesabıyla 
hesaplanıyor. Bu nedenle protezi takan kişi ekstra bir durum olmadığı sürece ömür boyu kullanabiliyor. 

Bu ameliyat için bir alt ve üst yaş sınırı var mı? 
18 yaşında kişi de bunu taktırabilir. Örneğin doğumsal diyabeti var, ayrıca bir kaza sonucu sinirlerinde veya damarlarında oluşan kesikler nedeniyle iktidarsızlık çıkmış olabilir. Bu nedenle yaşı küçük olsa da bu ameliyat yapılır. Üst yaş için de bir sınır var. 

Protez çubuk üremeyi olumlu veya olumsuz yönde etkiler mi? 
İlişkiye girmeye imkân sağladığı için olumlu yönde etki yapar. 

Uykuda ereksiyon testi 
Kişi mutlaka kliniğe geliyor ve uyuyor. İki veya üç gece klinikte kalması gerekiyor. Kalırken penisin uç kısmına ve dip kısmına iki tane prop takılıyor. Ve tıpkı kalp atımlarını tespit eden alet gibi minik bir alete bağlanıyor. Ereksiyonu tespit eden bu alet, hasta uykudayken ereksiyon olup olmadığını kaydediyor. 
Çünkü uykunun rüya fazında mutlaka sertleşme oluyor. Bu her erkekte yaşanıyor. Rüya fazına girince olan ereksiyon yaklaşık 15 dakika devam ediyor. Rüyadan çıkınca gevşiyor ve sonra rüyaya girince tekrar ereksiyon başlıyor. 
Penisin ucuna bağlı olan alet bunları kaydedince ertesi gün kaydettiği disket bilgisayara bağlanıyor ve hastanın gece boyunca yaşadığı ereksiyon durumu ortaya çıkıyor. 
Bu alet devlet hastanelerinde de var ama bütün bu sistemlerin hepsinin bir arada toplanması çok önemli. Yoksa zaman çok uzuyor ve kişi sıkıldığı için tetkikleri yarıda bırakabiliyor.

Riski düsürmek için! 
Doç. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu, Türkiye'de iktidarsızlık oranı ve iktidarsızlığa yol açan etkenleri anlattı. Doç. Dr. Kadıoğlu, iktidarsızlığın psikolojik etkenleri arasında 'ilk deneyimin kötü geçmesi, arkadaşların anlattığı abartılı cinsel hikâyeler ve çocuklukta geçirilen travmaların bulunduğunu söyledi. 

İktidarsızlığın Türkiye'de görülme sıklığı nedir? 
Toplumumuzda erkeklerin yüzde 10'unda bu sorun vardır. Sosyoekonomik durum, sağlık etkileri ve sosyal yapılardan bağımsız olarak birçok nedenden kaynaklanan sertleşme sorununun dünyada görülme sıklığı da yüzde 10 olarak belirlenmiştir. Yüzde 10 birçok kişiye son derece az bir oran gibi gelse de tıbben çok yüksek bir orandır. 

Kimlerde iktidarsızlık riski daha yüksek? 
Erkeklerde iktidarsızlık sorunu yaşla birlikte artar. Yaş 70'e çıktığında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'lere kadar uzanıyor. 55 yaşından sonra iktidarsızlık riski hızla artıyor. 

Cinsel yaşamın canlı olması iktidarsızlığı önler mi? 
Genç yaşlarda daha canlı cinsel yaşam sürdürenlerin cinsel aktivitesi yaş ilerleyince de canlı kalıyor. Cinsel yaşamı genç yaşlardayken de az olanların yaşlanınca cinsel aktivitesinde düşüş görülüyor. 70 yaşını geçen erkekler arasında yapılan bir istatistikte bunların yüzde 80'inin seksüel açıdan aktif olduğu gözlemlenmiş. Ama bu yüzde 80'inin hepsini eşli ilişkiler değil, mastürbasyon da oluşturmaktadır. İlerleyen yaşla birlikte vücutta bazı değişiklikler oluyor. Öncelikle meni miktarı azalıyor, boşalma şiddeti azalıyor, orgazm süresi kısalıyor ve arada ikinci sertleşmeye dek geçen süre de uzuyor. 

Sertleşme bozuklukları iki çeşit: 
1-Organik: Fiziksel bünyeye ait sebep. 
2-Psikolojik: 30 yıl önce sertleşme bozukluklarının psikolojik kökenli oldukları düşünülüyordu. 70-80'li yıllarda tersine döndü ve çoğunlukla fiziksel olduğu görüşü benimsendi. Şimdi bu iki faktörün etkileşimi ve bileşkesi ile ortaya çıktığı düşünülüyor. Tabii gençlerde daha çok psikolojik, 50 yaşın üzerinde ise fiziksel sorun olduğu düşünülüyor. 

'Birden olmaz' 
Bir fonksiyon birdenbire bitmiyor. Performans stresi, yaşlanma stresi bu durumda etkili oluyor. Bazen tren rayından çıkıyor ve o an için sorun görülüyor. Ancak kısa süreli tedaviyle cinsel aktivite tekrar rayına oturabiliyor. 

Sertleşme sorununun psikolojik nedenleri neler olabilir? 
Kapalı ortamlarda büyütülenlerde yani baskı altında yetiştirilenlerde bu sorun daha sık görülebiliyor. Çocukluğunda travma geçirenlerde, ensest ya da tecavüz girişimine uğrayanlarda ayrıca ilk cinsel deneyimini yaşadığı genelevde veya başka bir ortamda 
aşağılanma gibi bir durumla karşılaşanlarda bu sorun ortaya çıkabiliyor. 
Seksüel eğitim almamışlarda, aile ilişkileri kötü olanlarda, evhamlı insanlarda da sertleşme sorunu sıklıkla görülüyor. Eşle ilgili bir sadakatsizlik sorunu da etkili oluyor. 

Beklenti yüksekse 
Beklentileri normalin üzerinde olan insanlar da sertleşme riski altında. Örneğin kahvelerde abartılarak anlatılan cinsel ilişkiler bunu ciddiye alanlarda eksiklik hissi yaratıyor ve kişi kendine güvenini yitirerek iktidarsızlık sorunu yaşayabiliyor. 
Felaketler halinde örneğin deprem sonrası da cinsel sorunlarla ilgili artış gözüküyor. Birçok kişi iktidarsızlık şikâyetiyle kliniklere başvuruyor. 

Beyinle ters orantılı 
Aynı şekilde ekonomik kriz de cinsel sorunlarda etkili oluyor. Ayrıca dulluk, partnerin kaybı da bu durumlarda çok etkili. Başarısız olma kaygısı da sorunlara neden oluyor. 
Sistem şöyle gelişiyor: İnsanın beyni yumuşayınca penisi sertleşiyor. Beyni sertleşince yani herhangi bir nedenden dolayı strese girilince de penis yumuşuyor, yani sertleşme sorunları ortaya çıkabiliyor. 

Tansiyon ve kalp ilaçları da iktidarsızlık riski taşıyor mu? 
Kan basıncını düşürmeyi amaçlayan ilaçlar sertleşme bozukluğuna neden olabilir. Bu ilaçlar tüm vücutta olduğu gibi peniste de kanlanmayı azaltır ve penise giden kan miktarının azalmasıyla da erkekte ereksiyon sorunu ortaya çıkar. Damar genişletici etkisi olan kalp ilaçları da iktidarsızlığa neden olabilir. 

Sakinleştirici ilaçlar etkili mi? 
Sakinleştirici ilaçlar uyuşturucu etkilerinden dolayı insanda sertleşme sorununa neden olurlar. Zaten sürekli uyku halinde olan bir insanın libidosunun da düşeceği tartışmasızdır. 

Dikkat, her Viagra 'Viagra' değil 
Sertleşme tedavisinde ilacın rolü ne? 
Ağızdan alınan ilaçların çoğu geçmişte kaldı. 
Viagra artık tüm pazarı kapladı. Bütün iş bir denge meselesi, peniste sertleşme olduğu anda bile sertleşmeyi engelleyecek maddeler salgılanıyor. Daha sonra bu salgılar baskın hale geldiğinde sertleşme bitiyor. Viagra'nın içindeki aktif madde, sertleşmeyi sonlandıran salgıyı frenliyor. Cinsel istek olduğunda, sevişme başladığında sertleşmeye doğru etki oluyor. Bunu azaltan etkenler ise Viagra tarafından frenleniyor ve sadece pozitif etki ortaya çıktığı için daha güçlü bir ereksiyon yaşanıyor. 

En fazla 4 saat 
Viagra bu etkisiyle psikolojik kökenli iktidarsızlığa bile çare olabiliyor. Çok ağır bir organik durumda örneğin atardamarların penise kan taşıyamadığı bir durumda Viagra etkili olamaz. Viagra alındıktan bir saat sonra kişi cinsel ilişkiye girebiliyor. Etki iki-dört saat sürüyor ve sonra da yok oluyor. 

Viagra düzenli olarak kullanılınca mı etkili yoksa tek hap şeklinde mi? 
Tek hapta istenen etki sağlanıyor. İlacın etkisi geçtikten sonra da tekrar aynı etkiyi sağlamak için başka ilaç almak gerekiyor. Alındıktan bir saat sonra psikolojik olarak da kişinin kendine güvenini getiriyor. Ve kişi bunu düzenli olarak kullandığında sorunu da psikolojikse tedavi olabiliyor. Ancak fiziksel olarak uzun vadede iyileştirici bir etkisi yoktur. Bir de işleyen demir ışıldar mantığıyla hızlı bir cinsel yaşamı olan ve çok cinsel ilişkiye giren kişi ileride bunun ödülünü alıyor. Cinsel performansında düşüş yavaşlıyor. 

Viagra zararlı mı? 
Damarların genişlemesine yarayan ilaç sadece penisteki değil tüm damarları genişletiyor. Kalbe giden damarlarda da genişleme oluyor. Bütün damarlar genişleyince kalbe ve beyne giden kan miktarı da azalıyor. Böylece enfarktüs ortaya çıkabiliyor. 
Özellikle damar genişletme için dilaltı veya nitratlı ilaç alan kişilerde, uzun süredir seks yapmamış ileri yaşlardaki insanlarda ölümle sonuçlanan vakalar görülüyor. Ama insanlar cinsel ilişki sırasında ölüm riskinin zaten arttığı bir durumda oluyor. Kişi Viagra kullanmasa bile seks sırasında kalp ritmi artar, tıpkı spor yapar gibi. Siz yaşlı olan bir kişiye spor yaptırsanız da aynı şey oluyor. 

Partner genç olunca risk artıyor 
Örneğin 79 yaşında bir kişi Viagra alıp 69 yaşındaki eşiyle de birlikte olmuyor. Yani kişi yaşlı, partneri de genç olunca bir de Viagra ile aşırı performans gösterince sonuç tabii ki tehlikeli olabiliyor. Özellikle Viagra'nın dozu çok önemli. Doktor denetiminde hangi dozun alınacağına karar verilmesi gerekiyor. Viagra doping amacıyla da kullanılabiliyor. Kişi bir rekor denemesine gitmeye çalışıyorsa faydası olur. Ama normal ilişkiye ek keyif veya güç katmıyor. 

Viagra artık Türkiye'de işportada da satılıyor. Tezgâhtan ilaç almak doğru mu? 
Tahtakale'deki işportacılara gidip Viagra alıp kafasına göre kullananları da duyuyoruz. 
Öncelikle Viagra'nın dozu çok önemli. Ancak Tahtakale'de satılan ilaçların yüzde 90'ı zaten Viagra değil. Bir kısmı Viagra görünümünde ağrı kesici. Mavi olan Viagra şeklinde ilaçlar yapılıyor. Bunlar psikolojik olarak kişiyi rahatlatabilir. Ama içinde Viagra'nın aktif maddesi bulunmuyor. 

Bazı mide ilaçlarının da iktidarsızlığa neden olduğu doğru mu, hangileri? 
Evet, mideden fazla asit salgılanmasını engelleyen bazı ülser ilaçlarının uzun süreli kullanımında bu sorun görüldü, fakat daha sonra bu yan etkiyi azaltan ilaçlar kullanıma girdi. Şişkinliği azaltan ilaçlar için bu geçerli değil

'Acele'si olanlar doktora! 
Doç. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu, erkeklerin karşılaştığı 'erken boşalma, penis eğriliği, ilk gece korkusu' gibi sorunları ve tedavi yollarını anlattı: 

Erken boşalma nedir? 
Cinsel birleşme, gerçekleştikten sonra her iki partneri de tatmin edecek makul sürede ilişkinin sürmesidir. Pratikte bu duhulden sonra ilişkiyi en az beş dakika sürdürebilmek anlamına gelir. 

Erken boşalmanın kökeni fiziksel mi psikolojik mi? 
Çoğunlukla bu sorun psikolojik kökenlidir. Cinsel yaşamda acemilik, partnere alışık olmama, rahat ortamda bulunmama, fazla veya az istek duyma, suçluluk duygusu gibi çeşitli etkenlerden kaynaklanabilir. 

Tedavisi mümkün mü? 
Evet, altta yatan bir ürolojik sorun varsa düzeltilir. Hastaya durumuyla ilgili rahatlatıcı bilgi verilir, partneriyle birlikte uygulayacağı teknikler anlatılır. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi yapılır. 

Eğri penisin çaresi var mı? 
Biz bu duruma tıp dilinde 'peyroni' diyoruz. Penisin sertleşen bölümlerini sınırlayan kılıfın üzerindeki kireçlenmiş plaklar nedeniyle oluşan bir hastalık. Bu genelde ağrı ve penisin eğriliğine neden oluyor. Orta yaşlı erkeklerin yüzde 5 ile 1'ini etkileyen bir durum. Genelde 40- 60 yaş arasında görülüyor. Genetik bazı nedenlerle de oluşabiliyor. Travmaya bağlı olabiliyor. 
İltihabi durumlarda ya da şeker hastalarında sıkça görülüyor. Bu, gelişen bir durum, sabit bir durum değil. Sorun ne tarafta ise penis o tarafa doğru eğiliyor. Eğim belirli bir dereceye vardığında hasta cinsel ilişki sağlayamaz ve çok ağrı çeker duruma geliyor. 

Tedavisi nasıl yapılıyor? 
Bir süre destek (ilaç) tedavisiyle bekleme süresi koyuyoruz. Yaklaşık bir sene bekliyoruz. Eğer iyice şekil bozukluğu varsa düzeltici bir ameliyat yapmak gerekiyor. Destek tedavisi çok anlamlı bir tedavi değil. Hastaların yüzde 10-20'sinde eğrilikte azalma görüyoruz. Yüzde 60'ında da ameliyat gerektirebilecek eğrilikte artma görülüyor. Bu durum sertleşme sorunuyla birlikte de seyredebiliyor. Tedavisinde bazı özel yöntemler kullanılıyor. Penisin damarlarından alınan yamalar o bölgeye çıkarılarak konuyor. Bunda tek sorun var; penis boyunda bir santim kadar bir kısalma olabiliyor. Hastanın da bu durumu ameliyat olmadan önce bilmesi çok önemli. 

Bu ameliyat ne kadar sürüyor? 
Bir-iki saat sürüyor. Hastanın bir gün hastanede yatması gerekiyor. Damar sorunu olanlara bu ameliyatla birlikte protez de takılabiliyor. Çok yüksek maliyetleri yok. 1000-1500 dolar civarında. 

Penisi büyütmek, küçültmek, kalınlaştırmak için de estetik operasyonlar yapılıyor mu? 
Evet, böyle ameliyatlar yapılıyor. Kişinin kendi vücudundaki yağlar kullanılarak bölgeye yağ enjekte ediliyor ve kalınlaşma sağlanıyor. Ancak çok düzgün bir görüntü elde edilemiyor. En çok görülen, şişman erkeklerde penisin hemen önüne gelen yağ dokusunun alınmasıdır. Yağ dokusu alınınca organ ortaya çıkıyor ve sanki uzatma yapılmış gibi oluyor. Penisin kemiğe bir askı bağlantısı var onu kestiğinizde eskisine 
göre daha uzun ve sarkık durur. Ayrıca göbek altındaki yağların alınmasıyla da büyükmüş gibi görülebilir. 

İdeal ölçüler var mı? 
Türkiye'nin penis konusundaki ortalamaları Amerika ve Avrupa'nın ortalamasından biraz düşük olmakla birlikte Çin ve Japonya'nın ortalamasından daha yüksektir. Psikolojik olarak penisini küçük bulanların çoğu da aslında yanlış düşünüyor. Aslında ideal ölçü çiftlerin ilişkiden zevk aldıkları ölçüdür. Cinsel ilişki kurmaya yetecek ereksiyon halindeki penis boyu 10-11 santimetreden itibaren normal kabul edilir. Ortalaması 12-12.5 santimetreye oturuyor. Ancak bu ırklara göre farklılık gösterir. Ama aynı şekilde kadınların cinsel organlarıyla ilgili ölçüler de ırklara göre farklılıklar gösterir. 
Ama sonuçta burada amaca bakmak gerekiyor, amaç cinsel haz ve çocuk sahibi olmak ise bunların boyutla birebir ilgisi yoktur. 

Performansın ölçüsü var mı? 
Performans da göreceli bir kavram. Bir temas kurduktan sonra ikincisini kuramıyorum diye gelenler var. Ama bu kişi 50 yaşında ve 10 senedir evli. Yani kişinin beklentisi çok önemli. Doktora gidiyor ve 'Ben niye iki kez üst üste ilişkiye giremiyorum' diyor. Bu, kadınlar arasında da var. Erkekler gerçek cinsel yaşamlarını çok az konuşuyorlar, kadınlar daha fazla konuşuyor. 

Cinsel hayatta ortamın rolü nedir? 
Değişik ortamlar cinsel yaşam için çok önemli. Cinselliğin kökeni olan heyecan verici etkilerden en önemlisi de değişiklik. Partner değişikliği, cinsel isteği artıran etken. Çok uzun yıllar beraber olunan, doğumlar yapmış, fizik olarak çökmüş bir eş ne kadar fazla sevgi olursa olsun cinsel açıdan eski isteği uyandırmayabiliyor.

Başka bir ortamda erkeğin karşısına çıkan çok genç bir kadının libido uyarısı farklı oluyor. Türklerdeki kuma işlerinin nedeni de budur. Evlerine bir yeni versiyon alıyorlar ve cinsel yaşamlarını renklendiriyorlar. Bunlar toplum hayatında hep olan şeyler. 

İlk gece korkusu da ülkemizde önemli sorunlardan birini teşkil ediyor. Bu korku iktidarsızlığa neden oluyor mu? 
İlk geceye bağlı iktidarsızlıklara sıkça rastlıyoruz. Gece yarısı düğün kıyafetleriyle bir güruh acil servise girer. Hepsi de biraz çekingen ve sıkıntılıdır. Doktora 'Bunlar evlendi ama damat ilk gece başarılı olamadı' der. Çocuk denebilecek yaştaki damat önümüze gelir. Biraz soruşturduğumuzda daha önce bir kadınla birlikte olmadığını anlarız.

Bugüne kadar bildiği tek şey mastürbasyondur. Üstelik düğün gecesi içki içmiştir ve strese girmiştir. Tüm bunlar toplandığında başarısızlık söz konusu olur. Bu gibi durumlarda penise yapılan tek bir iğneyle tedaviyi gerçekleştiriyoruz. Kişinin kendine güveni gelince zaten böyle bir sorunu kalmıyor. Eşle birlikte konuşmak çok önemlidir. Bu hastalar bilgilendirici konuşma sonrasında bir daha doktora ihtiyaç duymaz. İlk gece sorunları ülkemizdeki baskıcı büyütme şeklinden kaynaklanan bir sorundur. Bu durum dünya literatürüne bile girdi. Avrupa veya Amerika'da böyle bir sorun yok. Çünkü kişi çocukluktan itibaren cinselliği normal şekilde yaşıyor ve kabulleniyor. Cinsel organını da bir tabu olarak görmüyor. Çoğu da cinselliği evlilik öncesi partneriyle birlikte yaşıyor. Hiçbir ülkede bizdeki gibi kızla çocuğu bir odaya koyup kapıda bekleme durumu yaşanmıyor. 

İktidarsızlık için bitkisel ilaçlar
Naneden kerevize 'Viagra' 
Nane: Cinsel isteği artırır. Erkekte psikolojik iktidarsızlığı giderir. 
Kuşdili: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde iktidarsızlığı giderir. 
Kekik: Vücudun savunma gücünü ve erkekte cinsel arzuyu artırır. 
Tarçın: Cinsel isteği artırır. 
Zencefil: Tüm vücudu uyararak bedenin ve zihnin çalışma gücünü artırır. Erkekte cinsel gücü artırır. 
Maydanoz: Bedenin yorgunluğunu ve ruhi bunalımını giderir. Libidoyu yükseltir. 
Kişniş: Erkeklerde cinsel arzuyu artırır. Günde bir kahve kaşığı kullanılır. Sinir sistemine de çok yararlıdır. 
Kırmızı biber: Cinsel isteği artırır. Ancak damar sertliği, üre ve tansiyonu olanlar yememelidir. 
Vanilya: Çeşitli nedenlere bağlı iktidarsızlığa karşı etkili. Erkeklere cinsel güç kazandırır. 
Sivribiber: Bol miktarda C, P, K vitamini içerir. Erkeklerde cinsel isteği artırır. 
Hardal: Cinsel arzuyu artırmanın yanı sıra sinirleri kuvvetlendirir. Midesi hassas olanlar, karaciğer, damar sertliği ve tansiyon rahatsızlığı bulunanlar kullanmamalı. 
Kereviz: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır. Bu yüzden erkeklerde cinsel faaliyeti artırır. 
Ayçiçeği: Bol protein ihtiva eder, içeriğinde bol miktarda E vitamini vardır. İktidarsızlığa engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarına karşı koruyucu. Cinsel arzuyu artırır. 
Greyfurt: İçerdiği bol C vitaminiyle dinçlik verir. Aynı şekilde cinsel yaşama da etkisi olur. 
Çam fıstığı: Bol E vitamini var. Cinsel tükenme, buna bağlı olarak ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarına karşı etkili. 
Antepfıstığı: Protein ve E vitamini içerir. Cinsel arzuyu artırır. 
Mesir macunu 
Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan, Manisa'da hastalanır ve hastalığına çare bulunamaz. Hafsa Sultan'ın yaptırdığı Sultan Camii Medresesi'nin başına getirilen Merkez Efendi, bitki ve baharat karışımından oluşan bir macun hazırlar. 41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macun sayesinde sağlığına kavuşan Hafsa Sultan, ilacın bütün hastalara dağıtılmasını ister. Ağrı, hazımsızlık ve iştahsızlıklara karşı da kullanılan mesir macunu, dünyada 'Türk Viagrası' olarak tanınıyor. 

Tarihi afrodizyaklar 
Eskiden Endülüslü kadınlar erkekleri etkilemek için eteklerinin altına kayısı yaprakları ya da kayısı çiçekleri koyarmış. 
Muz, 18. yüzyılda cennetin 'yasak meyvesi' olarak ün yapmış. 
17. yüzyılda enginar yiyenlere 'yoldan çıkmış' gözüyle bakılırmış. 
Eski bir Fransız atasözü: Kadınlar kerevizin erkekler üzerindeki etkisini bilselerdi, onu aramak için Paris'ten Roma'ya giderlerdi. Kereviz, 15. Louis'nin metresi Madam de Pompadour'nun da gizli silahıydı..

Bir testle prostat teshisi 
Doç. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu, erkeklerin korkulu rüyası olan prostat hakkında bilgi verdi. 

Prostat nedir? 
Doğuştan itibaren her erkekte bulunan ve idrar torbasının tam çıkışını çepeçevre saran bir salgı bezidir. İdrar yollarının savunmasını yapan ve meniye katılan değişik salgılar 
üretir. Yani prostat belirli bir yaştan sonra olan değil, doğuştan itibaren tüm erkeklerde bulunan bir organdır. Ancak belirli bir yaştan sonra prostat büyümeye başlar. Bu büyüme tamamen fizyolojiktir. Saçlara ak düşmesi, derinin kırışması gibi normal yaşamın bir parçasıdır. Prostatın büyümesi için iki şart lazım: 
1- İnsanın yaşlanması. 
2- Erkeklik hormonunun olması: Yani kişinin prostat sorunu olabilmesi için erkekliğinin olması gerekir. Hadım edilmiş kişinin yani yumurtalıkları alınmış bir kişinin prostat sorunu olmaz. 
Prostatın türleri var mı? 
Prostat erkeklerin baş belası. Üç önemli hastalığı var. Bu üç hastalık organda genellikle değişik zamanlarda olmakla birlikte birbirinden tamamen ayrı olup aynı anda üçü birden de olabilir. 
1- Prostatitler: Prostatın iltihabıdır. 
İnsanı acil olarak hastaneye koşturan, idrarı yapamaz hale getiren bir hastalık. Ağırlıklı olarak gençlerde görülür. Cinsel yolla bulaşır. Hijyene dikkat etmemek de prostat iltihabına neden olabilir. Yüksek ateş ve idrar yapamama gibi şikâyetlerle başlar ve kişiyi yatağa düşürebilir. Prostat iltihabının tam tedavisi zor. Çünkü antibiyotikler bu organın içine zor geçer. 

İltihap yıllarca insanı süründürebilir. Bu nedenle bilhassa cinsel yolla bulaşan hastalıklarda çok dikkatli tetkik yapılması ve doğru tedavi edilmesi gerekir. Doğru tedavi edilmezse yıllarca bu durum devam eder ve sonucunda da kısırlık bile ortaya çıkabilir. Hastalıklı kişiyle beraber olduktan bir-iki hafta sonra idrar yolunda sızlama, kaşıntı, akıntı görülebiliyor. Bu durumdaki erkeğin mutlaka doktora (ürologa) başvurması gerekir. 

2- Büyümesi: Büyüyerek çevresinde bulunan idrar yolunu sıkılaştırması ve idrar yapmada zorluk oluşmasıdır. Bu hemen hemen herkeste normal olarak görülür. Sonuçta erkeklerin yüzde 10'u hayatlarının belirli bir döneminde prostatla ilgili bir sorundan dolayı ameliyat olurlar. Herhangi bir şekilde idrar yapmakta rahatsızlık hissedenlerin ise yüzde 30'u ameliyatlık haldedir. 

Prostat belirtileri gösteren kişi ne yapmalıdır? 
60 yaşındaki birinde belirtilerin bir kısmı var diyelim. Bu durum böbreklerine, idrar yollarına bir zarar vermiyorsa, yani iltihaba neden olmuyorsa burada kişiye bağlı bir durum vardır. Kişinin sosyal hayatı, çalışma hayatı değerlendirilir. Mesela kişi bir çiftçi ise bu tür durumlarla daha kolay başa çıkabilir. Tarlada çalıştığı için istediği zaman tuvalete gider. Ama bu kişi bir hâkim ise, bir holding yöneticisi ise mahkeme sırasında, toplantı sırasında sık sık ara vermek zorunda kalır. Bir şoförse ikide bir benzinci arar. Ama bir emekli 
istediği zaman tuvalete gidebilir. Herkesin prostatı büyür ama sadece bazıları ameliyat olmak zorundadır. Gerçekten şikâyetleri olmayan kişileri lüzumsuz yere ameliyat edersek daha mutsuz olurlar. 

3- Prostat kanseri: İleri yaşlarda sık görülen bir başka türü de kanserdir. 60 yaşındaki insanlarda yüzde 30'unda, 70 yaşındaki insanların yüzde 40'ında kanser başlangıcı olacak kadar bozulmuş hücrelere rastlanır. Batı ülkelerinde trafik kazalarında ölen belirli yaşlardaki erkekler tarandığında 70 yaşındakilerin yarıya yakınında kanser görülür. Prostat kanseri erken aşamalarda yakalandığında tamamıyla yok edilebilir ve hastalıktan eser kalmaz. Ama geç teşhis edilirse, hastalık kemiklere yayılırsa sadece idare edici tedaviler yapılır. Batı ülkelerinde 40-45 yaşından itibaren PSA denilen bir tetkikle tarama yapılarak, kanser araştırılır. Kadınların meme taraması yaptırdığı gibi erkeklerin de bu testi yaptırması gerekmektedir. Basit bir kan testidir.
 
Sonraki aşamalar nelerdir? 
Prostat için başvuran insanı, tüm bu şikâyetleri değerlendirdikten sonra muayene ederiz. Bu muayene makattan parmakla yapılır. 
Hem kanser hem de prostatın ne kadar büyüdüğünü görmek açısından bu önemlidir. Mesela normalde bu kestane kadar bir organdır. Büyüyerek greyfurt kadar olur. Normalde 20 gram olan bu organ 200-250 grama kadar ulaşabilir. Dışarıdan bakılınca görülmez, makata doğru büyür. Kanser şüphesi varsa ultrason eşliğinde bir parça alınarak dokuda kanser olup olmadığı anlaşılır. 

Prostat sonrası iktidarsızlık sorunu oluşur mu? 
Bu tip ameliyatları olan insanlar genellikle yaş nedeniyle büyüyen prostatı küçültmeyi amaçlıyorlar. Bu nedenle yaşları ileri. Bir de ameliyat geçirince iktidarsızlık, en azından kendine güvensizlik dönemi olabiliyor. Kapalı prostat ameliyatı sonrası yüzde 10, açık prostat ameliyatı sonrası yüzde 15 bir iktidarsızlık riski var. Prostat kanseri ameliyatında ise iktidarsızlık riski çok yüksektir. Bir de bu ameliyattan sonra yaklaşık hastaların dörtte 
üçünde meni ileriye doğru değil arkaya idrar kesesine doğru fışkırıyor. Bu durumda da iktidarsızlık değil ama kısırlık ortaya çıkıyor. 

Önlemek için ne yapmalı? 
Sebze meyve ağırlıklı beslenme öneriliyor. Batı usulü fastfood tarzı beslenmenin prostat kanseri riskini artırdığı söyleniyor. 
Bu nedenle prostatı önlemek için yapılacak belirli bir tedavi şekli olmasa da doğal beslenmenin her türlü hastalığa olduğu gibi prostat kanserine de iyi geldiği belirtiliyor. Bitki kökleriyle ilgili ilaçlardan da bahsediliyor. Ancak bunların hiçbirinin yüzde 100 doğruluğunun kanıtlanmadığı da bir gerçek. 

Sık sık tuvalete koşturur 
Prostatı olan insanların bazılarının ya da bir kısmının yaşadığı belirtiler: 
1-İdrar yaptıktan sonra boşalamama hissi. 
2-Sık sık idrara gitme 
3-İdrarı kesik kesik yapma 
4-Sıkışık bir şekilde sık sık koşarak acil hissiyle tuvalete gitme 
5-İdrar yaparken akımın çok ince olması 
6-İdrar yaparken ıkınmak zorunda kalmak 
7-Geceleri iki ya da daha fazla tuvalete kalkma ihtiyacı 
8-İnce ve ayak dibine doğru idrar yapmak 
9-İdrar sonrası damlamalar olması 
10-İdrar kaçırma 
11-Mesanenin dolarak şişmesi ve idrar yapamama sonrası şiş bir karınla hastaneye koşturmak 

Prostat ameliyatı nasıldır? 
Kanser tespit edilmemişse hastaların çoğunu kapalı ameliyatla ya da gereğinde açık ameliyatla tedavi ediyoruz. Kapalı ameliyatlar 90 gramın altında olanlarda kullanılır. Kapalı ameliyat, cerrah uzmansa açık ameliyat kadar iyidir ve hasta daha az hastane de kalır, daha az rahatsızlık çeker. 
Prostat büyükse açık ameliyat zorunlu. Prostat ameliyatında prostat kanseri ameliyatından farklı olarak tüm prostat alınmaz. Bunu bir portakal olarak düşünün. Prostat, sulu dokunun şişmesiyle oluşur. Kanser ise bunun kabuğundadır. Kanser ameliyatında kabukla beraber tüm organ çıkıyor. 

Kapalı ameliyat nedir? 
Kapalı ameliyatta penisten fiberoptik bir aletle girerek prostatın, bir portakal oyulması gibi kazınmasıyla yapılır. 

Açık ameliyat nasıl olur? 
Açık ameliyatta prostata karından kesilerek ulaşılır ve prostat küçültülür. 
Ameliyat dışında tedavi var mı? 
Isı tedavisi, ultrason tedavisi, mikrodalga tedavisi, balonla germe tedavisi gibi birtakım ek tedavi yöntemleri deneniyor. Ama en başarılı yöntem cerrahi tedavi. Ameliyat olamayacak kadar ağır durumdakiler, kalp hastaları, anestezi alamayacak olanlar ya da çok ileri yaşlarda olup narkoz riski yüksek olanlar için ilaç tedavisiyle işemeyi düzenlemek mümkün. Ama genç yaşlardan itibaren ilaç vermek hem ekonomik olarak hem de kişinin bu ilaçları uzun süre kullanması gerektiğinden sakıncalı. 

Bu ameliyatların riski nedir? 
Bunlar, belirli komplikasyonları olan ameliyatlardır. Ama genelde kapalı prostat ameliyatının komplikasyonları açık ameliyata 
göre çok daha düşüktür. Günümüzde kapalı, açık prostat ameliyatları ve prostat kanseri ameliyatları emin ellerde yapılıyor. Gayet hızlı ve risksizler. Ölüm riski yüzde 1'in altına indirilmiştir. Bu, ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasındaki üç aylık dönem için geçerlidir. 

Prostat ameliyatı ne kadar sürer? 
Kapalı prostat ameliyatı bir saatin altında, açık prostat ameliyatı 1.5 saat sürer. Kanser ameliyatı da 1.5 saat alır. 

Hastanede kaç gün yatmak gerekir? 
Kapalı prostat ameliyatı sonrası hasta üç gün hastanede yatar. Bu süre açık prostat ameliyatından sonra beş gün. 
Ameliyatın maliyeti ne kadardır? 
Devlet hastanesinde ve bir öğretim üyesi tarafından yapıldığı takdirde 2 milyar lira civarındadır. Kanserle ilgili ameliyatların maliyeti biraz daha farklı.

Babalığa engel değil 
Bir çiftin çocuğu olmuyorsa ilk akla gelen, kadında bir sorun bulunduğu. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu, erkeklerde görülen kısırlık ile iktidarsızlık bağlantısı hakkında bilgi verdi. 

İktidarsızlıkla kısırlık birbirine karıştırılıyor. Doğru mu? 
Hayır bu kanı yanlış. İktidarsız, sertleşme yaşamayan kişiler de çocuk sahibi olabilirler. Spermin gelmesiyle, kalitesiyle ilgili bir durumdur. 

Bir erkek, 'Çocuğum olmuyor' diye size geldi? Ne yaparsınız? 
Biz olaya çocuğu olmayan insanlardan ziyade çocuğu olmayan çiftler diye bakarız. Çünkü çocuk kadın ve erkeğin katkısıyla oluşur. 

Ne gibi aşamalardan geçiyor? 
1- Kendisiyle konuşuruz, birtakım bilgiler alırız. Çocukluğundan itibaren geçirdiği hastalıklar, ameliyatlar, kadınlardan kapabileceği iltihabi ve mikrobik hastalıklar olabilir. Ayrıca meslek yaşamıyla ilgili, çevresiyle ilgili bilgileri alırız. Kullandığı ilaçlar ve eşiyle ilişkisinin sıklığını öğreniriz. 
2- Daha sonra muayene yaparız. Birçok sorun, muayenede ortaya çıkar. 
3- Diğer bir aşamada ise kişinin spermleriyle ilgili testler, gerekirse hormon ve kan testleri isteriz. Bazı genetik tetkikler isteyebiliriz. Ya da bazı ultrason, MR gibi görüntüleme tekniğiyle yapılan testler gerekebilir. 

Erkek kısırlığı ilaçlara bağlı olabilir mi? 
Eroin, morfin gibi maddelerin kullanımı ve vücut çalışan insanların doping için aldıkları maddeler, çocuk olmasını engelleyebilir ve zorlaştırıcı etkide bulunabilir. Çünkü bu tip ilaçlar kasları kuvvetlendirmek adına vücudun normal hormonal düzenini bozar. 
Şişmanlık kısırlık nedeni mi? 
Eğer şişmanlık hormonalsa ve obezite boyutlarındaysa etkili olabilir. Vücuttaki hormonal dengesizlik spermlerde de etkisini gösterir. 

Sigara kısırlık yapar mı? 
Sigara, sperm yapısı üzerinde de olumsuz etki yaratır. Sigara kullanan erkeklerde bu tip sorunların daha fazla olduğu gözlemleniyor. 

Alkol kısırlık nedeni mi? 
Hayır, alkol kullanımının spermler üzerinde bir etkisi yok. Alkol de uzun süreli ve sık kullanımında sorun yaratır. Ancak sigara daha zararlı. 
Başka hangi nedenler var? 
Çocuğu olmayan erkeklerin bir kısmının nedeni de 'ideopatik'tir. Yani kısırlıklarının nedeni belli değildir. Bunlar sadece bünyevi durumlar. Gerçi kısırlığın genetik kökenleri olduğu ortaya çıksa da yine de nedenleri tam olarak anlaşılmaz. Nedeni belli olmadığı için tedavisi de çok zordur. 

Kısırlık nedeni olan tüplerde tıkanıklık nasıl oluşur? 
Tüplerde tıkanıklık dört faktöre bağlı olarak meydana gelir: 
1- Zaman içinde gelişen kistlere bağlı olarak kısırlık sorunu ortaya çıkabilir. 
2- Doktor eliyle, yani vazektomi denilen bir doğum kontrol yöntemi sonucu tüplerin bağlanmasıyla gelişebilir. 
3- Doğumsal olabilir. Genetik nedenlerle, nakil yolları olan tüplerin gelişmemesi sonucu ortaya çıkar. 
4- Bir de cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar sonucu bu kanallarda tıkanmalar oluşur. Örneğin gonore, bel soğukluğu gibi gençlikte kadınlardan kapılan hastalıkların tedavi edilmemesi sonucu kısırlık ortaya çıkabilir. 
Tıkanıklık nedeni olan kısırlıkları artık özel mikrocerrahi ve endoskopik yöntemlerle başarıyla giderip normal yolla hamile kalınmasını sağlıyoruz. 
Bu tip hastalıkları kişi kaptığı günlerde anlayamaz mı? 
Bu hastalıklar her zaman olmasa da çoğu kez belirti verir. Mesela idrar yaparken yanma, tıpkı nezlede akıntı olması gibi. Tabii bu hastalığın ilerlemesinde yetersiz tedavi de etkili oluyor. Halkımız eczaneye gidiyor, bir ilaç alıyor. İlaç bir süre iyi geliyor ama sonra hastalık yine ortaya çıkıyor.  

Tüberküloz yani verem hastalığı da kısırlık yapabilir. 
Bu nedenlerden hangileri tedavi edilebilir, hangileri edilemez? 
Erkek kısırlığının en sık rastlanan ve tedavisi mümkün olan nedeni varikoseldir. Ergenlikte başlayan yumurta damarlarındaki varisleşme giderek ilerler ve spermlerin sayı, hareketlilik ve dölleme gücünü zamanla düşürür. Geç kalınmadan ve özel mikrocerrahi teknikle ameliyat edilerek ortadan kaldırılabilir. 
Bu teknikle hastaların yüzde 80'i ameliyattan fayda görür. Eski yöntemlerle başarısız varikosel ameliyatı geçirenlere de mikrocerrahi teknikle düzeltme ameliyatı yapabiliyoruz. 

Üniversitede son 10 yılda yaklaşık 2 bin kişiye uyguladığımız bu yeni yöntemle birçok hasta doğal yoldan çocuk sahibi oldu. Ayrıca bu teknikle aşılama ve tüp bebek yapılması gereken hastalarda döllenme oranı artıyor. 
Meni kanallarında tıkanıklık varsa bunu ortadan kaldırıcı mikrocerrahi ya da endoskopik ameliyatlar da yapılabiliyor. Sonuç alamadığımız durumlarda basamaklı olarak yardımlı üreme tekniklerini uygularız. Yani döllenmeye yardımcı oluruz. Erkeğin sperm üretimini maksimuma çıkarırız. Daha sonra aşılama ya da tüp bebekle döllenme sağlarız. Hormon eksikliğinin ilaçla tedavisi mümkün. 

Aşılama ne demek? 
Erkeğin spermi alınıp, laboratuarda iyileri seçilir. Bazı kimyasal maddelerle hareketliliği artırılır. Aynı şekilde kadının da yumurta sayı ve kalitesi ilaçlarla 
artırıldıktan sonra aşılama işlemi yapılabilir. Anestezi yapmadan erkeğin spermi bir çeşit enjektörle kadının rahmine bırakılır ve spermlerin yumurtayı döllemesi beklenir. Bu yöntem hem erkek hem de kadın kısırlığında kullanılır. Varikoseli olanların bu işlem öncesi tedavi olması, başarı şansını artırır. 

Sperme bağlı kısırlık nasıldır? 
Miktarın azlığı, kıvamı, hücre hareketliliği, 
hücrelerin ölü olması ve iltihap, yapısal bozukluk olabilir. Bunlar gözle saptanamaz, uzman laboratuarlarda değerlendirilir. 
Yaş kısırlık nedeni mi? 
Yaş doğurganlık açısından erkekler için önemli bir sorun teşkil etmiyor. Ancak varikoseli olan kişide, yaşla birlikte bu hastalık ilerlediğinden kısırlık etkisi olabilir. Erkek 80'li yaşlarda bile baba olabilir. 

Kimin çocuğu olmaz? 
Yumurtasında hiç sperm olmayan erkekler çocuk sahibi olamaz. Ancak ilerleyen teknoloji ve insan kopyalanmasıyla erkek kısırlığı da son bulacak. Ancak bu çocuk erkeğin kendi hücresinden kopyalanacağı için kendisinin bire bir taklidi olacak. 
Erkek kısırlığı yüzde kaç oranında görülüyor? 
Dünya Sağlık Örgütü'nün rakamlarına göre kısırlık sorunlarının yüzde 30'u erkeklerden kaynaklanıyor. Yüzde 20 vakada da kısmen erkeğin etkisi saptanıyor. Evli çiftlerin yaklaşık yüzde 15'inde kısırlık sorunu vardır. 

Erkek kısırlığı tedavisinin maliyeti yaklaşık olarak nedir? 
Belli bir fiyat vermek mümkün değil. Çok basit bir doktor muayenesi ve spermiogram ücreti olabilir. Bizim üniversitedeki özel muayene ücreti 40 milyon lira. Sperm tetkiki 30 milyon lira civarında. Toplam olarak 250-300 milyon liraya tetkikler yapılır. Eğer ameliyat gerekiyorsa 1.5-2 milyar lira bir maliyet çıkar. Aşılama ortalama 200 milyon lira. Tüp bebek gerekiyorsa 2500-3000 dolar tutar. Eğer tüplerde tıkanma varsa mikrocerrahi ameliyatlarla açılması gerekir. Bunun maliyeti de 2-4 milyar lira. 

Türkiye'de yapılamayan kısırlık tedavileri var mı? 
Hayır, her ameliyat burada yapılıyor. Hatta biz daha yüksek sayıda hasta gördüğümüzden tecrübemiz fazla. Mesela mikrocerrahi varikosel ameliyatında dünyadaki en büyük sayı yaklaşık 2 bin ile kliniğimize (İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği) ait. 

Çocuğu olmayan bir erkek nereye başvurmalı? 
Ürologa hatta androloğa başvurması gerekiyor. 
İstanbul Tıp Fakültesi'nde Androloji Bölümü var. Androloji iki kollu bir bilim dalı. Bir kolu kısırlık yani infertilite, diğer kolu da impotans, yani erkeklik sorunlarıyla ilgili. Çiftler önce tüp bebek merkezlerine değil doktorlara gitmeli. Böylece birçok basit sorun tedavi edilir, doğal yoldan çocuk sahibi olunabilir. Tüp bebek gibi pahalı ve komplikasyonlu bir yöntem sadece gerek duyulan çiftlerde, son çare olarak uygulanmalı. 

Önce erkek mi, kadın mı doktora başvuracak? 
Aslında her ikisinin de aynı anda başvurması gerekli. Ama önce erkeğin tetkiklerinin yapılmasında fayda var. Oysa ülkemizde önce kadınlar doktora gönderiliyor. Kadınların kısırlığı son aşamasına kadar araştırılıyor. Hatta gereksiz yere tedavi görüyorlar. 

Kabakulak kısırlık yapar mı? 
Kabakulak hastalığı, ergenlikten sonra bu hastalığa yakalanan erkeklerin yüzde 30'unun yumurtalığında şişme yapar. O virüs yumurtayı da etkiler ve iltihaba yol açar. Bunun şiddetine göre yumurtanın tamamen iltihaplanması söz konusu. Eğer çift taraflı olursa döl hücreleri üreten yumurtalar tamamen zarar görür ve kısırlık ortaya çıkar. Tedavisi de mümkün değil. Ailelerin çok dikkatli olması gerekir. Ergenlik dönemi ve sonrasında kabakulak aşısı olmaları, eğer hastalığa yakalanırlarsa da yumurta iltihabını önleyen ilaçlar kullanmaları önerilir. 

Mesleğin etkisi var mı? 
Aşırı sıcak ortamda çalışanlar, ayrıca petrokimya türü kimyasalların dumanıyla iç içe olanlar kısırlık tehlikesiyle karşı karşıya kalır. 
Hangi meslek grupları risk altında? 
Çok sıcak ortamlarda ve sürekli oturarak çalışanlar. Örneğin fırıncılar, cam ve döküm atölyelerinde çalışanlar, tellaklar ve 
uzun süre hiç kalkmadan otomobil kullananlar risk altında sayılır. 

İlk çocukla gelen tehlike 
Psikiyatr Doç. Dr. Cem İncesu, karşılaştıkları cinsel sorunları anlatırken, 
'erken boşalmanın, kasları tutmayı öğrenmekle tedavi edildiğini, bebekle birlikte topyekûn değişen hayatların, erkeği cinsel isteksizliğe sürükleyebildiğini söyledi. 

Bir psikiyatris olarak sizce 'iktidarsız' kime denir? 
İktidarsızlığın tıbbi bir karşılığı yoktur. Doktorlar arasında yapılan bir araştırmada birçok farklı branştan doktora 'İktidarsızlık nedir?' diye sorduk. Karşılığında 'erken boşalma, sertleşme sorunu, cinsel birleşme kuramama, cinsel isteksizlik, kısırlık' gibi cevaplar aldık. Bazıları iktidarsızlığın kısırlık olduğunu düşünüyor. Hatta iktidarsızlığın eşcinsellik olduğunu düşünenler bile var. 1980'li yılların başına kadar iktidarsızlık dahil tüm cinsel işlev bozuklukları iktidarsızlık diye değerlendiriliyordu. Bütün cinsel sorunlar tek bir sorunmuş gibi algılandı ve bu yüzden tanı-tedavi aşamaları gereksiz yere uzadı. Ne zaman ki biz cinselliğin farklı hastalıkları olduğunu anladık, çok ileriye gittik. 

İnsanlar neden bu kelimeden bu kadar korkuyor? 
İnsanları hekime gitmekten alıkoyan en önemli etken, 'iktidarsız' dalgasını yemek. Birçok hasta cinsel açıdan sorunu olmasına rağmen 'iktidarsız' damgasını yememek için hekime gitmek istemiyor. 
Ülkemizde iktidarsızlık kelimesi aşağılayıcı bir damga ifade ediyor. Bu yüzden iktidarsızlık lafını dikkatli kullanmak gerekiyor. 
Toplumumuzda erken boşalma da önemli bir sorun ama çoğu kimse bunun farkında değil. Erken boşalmada psikolojik faktörler ne kadar etkili? 
Yüzde 99 diyebilirim. Tartışmasız bir şekilde erken boşalmanın organik nedenleri çok çok nadirdir.


Erken boşalmanın tedavisi psikiyatride çok kolaydır. Çünkü nedeni yüzde 99 psikolojiktir. Psikolojik nedenlerden kastedilen şudur. Hastanın psikolojik bazı sorunları var bu nedenle erken boşalıyor değildir. 
Burada sorun olan kişinin boşalma kontrolünü öğrenmesidir. Bu aynen yüzmeyi öğrenmek gibi bir şeydir. Bisiklete binmeyi öğrenmek gibidir. Ya da küçükken nasıl idrarımızı tutamayız ve zamanla bazı kasları kullanarak idrarımızı tutmayı öğreniriz, bunun gibi bir şey. Aynen bunun gibi boşalma kontrolü de bazı kasları kontrolde tutmayı öğrenmekle mümkün olur. Her erkeğin böyle bir yeteneği vardır. Ancak bunu cinsel deneyim kazandıkça öğrenir. Bu durum cinsel deneyimin yanı sıra, genel eğitim düzeyi ile de ilgilidir. 

Erken boşalmanın toplumsal etkenleri var mı? 
Bu konuyla ilgili ülkemizde çok yanlış mitler var. Mesela erken boşalmanın çok iyi olduğu düşünülür. Bir de en önemli etkiler arasında yer alan genelev faktörü var. İlk cinsel deneyimini genelevde yaşayan birçok erkek var. Bunlar, hızlı işleyen çark içinde hızlı çalışan kadınların kurbanı oluyor. İşini bitirip bir sonrakine geçmek isteyen kadın, kişiyi erken boşalmaya yönlendiriyor. İlk deneyimle birlikte bunun hep böyle olacağı anlayışı beyine yerleşiyor. Bu deneyimi yaşayan erkek, hızla ilerleyen bir sürecin beklentisi içinde oluyor. 

Toplumumuzda erken boşalmanın oranı nedir? 
Her dört ya da beş erkekten biri erken boşalma sorunu yaşar. Tıpta yüzde 1 bile yüksek bir oranken, birçok kişi yeterli cinsel deneyim yaşamalarına rağmen bunu normal sayıyor. 

Bunun bir standardı var mı? 
Birleşme başladıktan sonra ilk altı yedi dakika içindeki boşalma erken boşalmadır. 
İlk üç dakika da net bir şekilde erken boşalmadır. 
Bizim "Bu kişi düzeldi" dememiz için geçmesi gereken süre 8-10 dakikalık birleşme süresidir. Ama boşalma kontrolü geliştikten sonra bir erkek 15-20 dakika hatta yarım saat bile boşalmadan cinsel ilişki yaşayabilir. Bu mümkündür. Erkeklerin yaklaşık üçte ikisi de böyle yaşıyor. Geri kalan üçte bir içinse bunun öğrenilerek kazanılması mümkündür. 

Cinsel sorunlarla size başvuranlar nelerden şikâyet ediyor? 
Bize gelen her 100 kişiden yaklaşık 20'sinin cinsel işlev bozukluğu olmadığını görüyoruz. Bu gibi kişilerin aslında bir cinsel işlev bozukluğu yok ama kişinin birtakım kaygıları var. Toplumun yanlış bilinçlendirmesinden kaynaklanan yanlış düşünceleri var. Biz bu gibi durumlarda danışmanlık hizmeti veriyoruz. Ama yüzde 80'inde sorun oluyor. 

Erken boşalmanın tedavisi nasıl yapılıyor? 
Erken boşalmanın bütün dünyada uygulanan çok basit bir terapisi vardır. Boşalmayla ilgili özgün birtakım egzersizlerden oluşur. Basamak basamak hastaya özellikle de çifte verilen ödevler vardır. Kişi bunları uygulayarak boşalma kontrolünü öğrenebilir. 
Süre olarak iki ile dört ay alır. Seans süresi olarak altı ile 10 seans arasındadır. 
Sekiz saat olabilir. Kesinlikle çift olarak tedaviye gelmelerini öneriyoruz. Eşle beraber alındığında tedavinin başarı oranı yüzde 90'dır. Eş olmazsa yani biz kişiyi yalnız alırsak tedavi oranı yüzde 40'lara kadar düşüyor. Düzenli partneri olmayan kişide de duruma göre karar veriyoruz. 'Ben altı ay sonra evleniyorum' diyorsa 
'Evlendikten sonra gel' diyoruz. Ya da 'Bekârım ama düzenli olarak birlikte olduğu biri var' diyorsa partneriyle gelmesini öneriyoruz. 

Bu tedavinin maliyeti ortalama ne kadardır? 
Seans ücreti ortalama 50 milyon liradır. Laboratuar, ameliyat gibi şeylere bu tedavide gerek kalmaz. Bazen ek bir ilaç yazmak da gerekebiliyor. 
Halk arasında iktidarsızlık diye adlandırılan sertleşme sorunu neden oluşur? 

Bu biraz daha karmaşık. Erken boşalmaya göre organik faktörlerin daha ön planda olduğu bir konu. Ne kadarı organik ne kadarı psikolojik tartışması ürologlarla psikiyatrisiler arasında sürüyor. Eskiden yüzde 90 psikolojik, yüzde 10 organik deniyordu. Sonradan birtakım organik faktörleri saptayabilmek için gerekli olan teknoloji çok arttı ve organik etkilerin daha fazla olduğu çıktı. 
Ama bu yine de tartışmalı bir konu. 
Sadece organik bir nedenle mesela bir prostat ameliyatı sonrasında ortaya çıkan sertleşme sorununu bile tamamen organik bir nedene bağlamak ve bunun psikolojik nedenini göz ardı etmek mümkün değil. Sorunun altında yatan önemli nedenlerden biri, prostat ameliyatı sonrasında 'Acaba cinsel yaşamım eskisi gibi olacak mı?' kaygısı. Bu kişilerin yarısından çoğu depresyon yaşıyor. 

Tanı için psikiyatrisiler ne gibi incelemeler yapıyor? 
Kişinin ve eşinin çocukluğundan itibaren cinselliğe bakış açısı ve cinsellikle ilgili yaşadıkları, kültürel yapısı irdelenir. Ne zamandan beri bu sorunu yaşıyor, bir hastalıkla mı yoksa kişinin hayatındaki bir değişiklikle mi oldu? İlk çocuğun doğumu veya evlilikle ilgili sorunlar da etkili oluyor. Diğer önemli sorulardan biri de kişinin bu sorunu cinsel yaşamının her alanında yaşayıp yaşamamasıdır? Örneğin mastürbasyonda, evliliğinde, sevgilisiyle veya metresiyle ilişkisinde sorun farklılık gösterebilir. Yalnızca eşiyle birlikte sertleşme sorunu yaşayan bir kişi mastürbasyon yaparken böyle bir sorun yaşamaz. Bazıları da bu sorunu eşiyle değil sevgilisiyle yaşar. Sevgilisine kendisini ispatlama duygusu içindedir, strese girer. 

Psikolojik faktörler nelerdir? 
Yanlış inanışlar çok büyük bir etken oluşturuyor. Abartılı ereksiyon öyküleri, abartılı ereksiyon beklentileri erkeklerin başına bela olur. Çünkü bunun baskısı altında yaşıyorlar. Bu nedenle en ufak bir teklemede diyelim ki o gün alkol almış veya işyerinde tartışması olmuş kişi olumsuz etkiler içinde yatağa giriyor ve sorun yaşanabiliyor. Bu son derece doğaldır. Ama kişi bunu 'Eyvah ben iktidarsız oldum' diyerek sorun haline dönüştürür. Bizim 'performans beklentisi anksiyetesi dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Kişi bir beklenti içine giriyor ve sorun giderek büyüyor. Olmayan bir sorun bile var hale geliyor. 

Performans anksiyetesi nedir? 
Performans anksiyetesi başladığı zaman yatak, sorun yaşayan kişi için haz duyulan bir ortam olmaktan çıkıyor ve bir arenaya dönüşüyor. Kişi kafasında hep şu sorunla yatağa giriyor. Acaba olacak mı? Olursa devam edebilecek mi? Ereksiyonu yeterli sürede sürdürme de önemli. Birçok ereksiyon sorunu tam birleşme aşamasında olur. Birçok kişi sevgilisiyle performans anksiyetesini daha çok yaşar. Çünkü karısı yıllardır birlikte olduğu çocuklarının annesi ve garantide olan kadındır. Ama genç bir sevgilinin garantisi yok. Üstelik kişi kendini her zamankinden daha başarılı olma zorunda hissediyor ve bu aşamada performans anksiyetesi ortaya çıkıyor. 

Kıskançlık da etkiler mi? 
'Sen kiminle telefonda konuşuyordun?' ya da 'Bugün benden habersiz nereye gittin?' gibi bir soruyla başlayan kıskançlık, bir süre sonra şüpheye dönüşür ve kişide 'Benim erkekliğim acaba yeterli değil mi?' sorusu belirir. 'Karımı yeterince tatmin edemediğim için o başka erkeklere bakıyor' kuşkusuyla birleşince erkekte yine korku ve bunun sonucunda başarısızlık durumu ortaya çıkıyor. Kişinin hiçbir sorunu olmasa da bu sorun başlıyor. 

Sertleşme sorununun nedenleri nelerdir? 
Bu, üç aşamada ele alınır. 
1- Hazırlayıcı etkenler 
2- Başlatıcı etkenler 
3- Sürdüren etkenler 
Bir olayın oluşması için uygun bir zemin gereklidir. Obsesif kişilerde bu durum sıkça görülür. Obsesif kişiler her konuda mükemmellik arar. Aşırı temizlik, kuralcılık takıntısı olan kişilerde de seksle ilgili sorunlar yaşanır. Hele bir kez böyle bir sorun yaşanmışsa 'Bende nasıl olmaz, ben niye başaramadım' düşüncesi içine girer. Hemen performans anksiyetesi gelişir. Yanlış inançlar, eğitim sistemi de zemin oluşturabilir. Bu zemin içerisinde bir organik nedenle kişi sertleşme sorunu yaşarsa dünyanın sonu geldiğini ve artık ereksiyon olamayacağını düşünüyor. Birçok ilacın yan etkisi var. O başladığı an bunu sürdüren etken devreye giriyor. 

Sertleşme sorunu tedavisi ne kadar sürüyor? 
Eşle birlikte gelmek başarı şansını yükseltir. Sadece psikolojik tedavi altı-10 seans arası sürer. Başarı oranı yüzde 50'lerde dolanır. 
İktidarsızlık sorununun yaşanmasında eşin faktörü nedir? 
Eşin fazla eleştirisi, kendine özen göstermemesi, aldatması olabilir. 
Evlilikte 'ilk gece' ülkemizde niye soruna dönüşebiliyor? 
İlk gecede erkeklerin omzunda ağır bir yük var. Kapıda çarşaf için bekleyen birileri olduğu zaman strese girmemek mümkün değil. Kimileri ise daha önce hiç kimseyle beraber olmamış eşinin çok fazla acı çekeceğini düşünerek strese giriyor. Bu ve bunun gibi birçok nedenle evliliklerinin ilk gecesinde cinsel birleşmeyi erteleyen kişiler var. 

İktidarsızlığın çocukluktan kaynaklanan nedenleri nelerdir? 
Küçük yaşta anne-babayı cinsel ilişki sırasında görmek de cinsel bir travmadır. Kafasında çok farklı bir anne baba kavramı olan çocuk, bir anda farklı bir durumla karşılaşır ve bu onda derin bir iz bırakabilir. 

İlk çocuğun doğumu cinsel hayatı nasıl etkiliyor? 
Bu durum cinsel fonksiyon bozukluklarında hep gözden kaçan bir unsurdur. Aileye yeni bir bireyin katılması aslında çok mutlu bir olaydır. Ancak bu mutlu olayın altında gözden kaçan çok önemli bir başka etken 
vardır. Amerikan Psikiyatrik Sınıflandırma Sistemi'nin belirlediği 'Psiko sosyal Stres Faktörleri' sıralamasında; Yakınların ölümü, kaza gibi sorunların yanında evde ilk çocuğun doğumu da katastrofik stres faktörleri arasında yer alır. 

En ağır stres faktörüdür. 
Çünkü hayat topyekûn değişir. İlk çocuğun doğumundan sonra boşanma girişimleri, kavgalar, depresyonlar artar. Bunlarla birlikte cinsellik de etkilenir. Erkek açısından ek olarak bir de rol karmaşası yaşanır. O güne kadar cinsel partneri olarak gördüğü eşi o zamandan sonra bir anne ve ebeveyn rolünü üstlenir. Bu psikolojik olarak erkekleri çok etkiler. Kadınlarda da gebeliğin sonucunda hormonal değişiklikler ortaya çıkar. Emzirme dönemi boyunca beyinden prolaktin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda cinsel isteksizliğe neden oluyor. Kadında bu dönemde cinsel isteksizlik başlar. Bu erkeği daha da kötü bir duruma iter. 

Erken Boşalma ve Tedavisi

Erken boşalma bir cinsel problem değildir. Cinsel yetersizlik ve cinsel uyumsuzluktur. Cinsel ilişkide en önemli şey uyumdur. Erkeğin kadının orgazmından önce boşalması bir cinsel uyumsuzluk göstergesidir. Kadın geç orgazm oluyorsa sorunu sadece erkeğe bağlamak doğru değildir. Bu durumda erkekte cinsel yetersizlik yoktur. Sadece uyumsuzluk vardır. Sonuçta bu sorun çözülmelidir. Uyumsuzluk ortadan kaldırılmalı ve tedavi edilmelidir. 

Erken boşalma sınıflandırılması şu şeklidedir.
1 -Penis vajina ya girmeden önce boşalma olursa; İleri derecede erken boşalma.
2 -Penis vajina da iken 1 dakika veya daha altı zamanda boşalma; Orta derece erken boşalma.
3- Penis vajinada iken 1 ila 5 dakika arası boşalma; Erken boşalma olarak kabul edilir.
İlişki süresi penis vajinada iken en az 5 dakika ve üstü normal olarak kabul edilir, ideali 5 ila 15 dakika arasıdır. 

 

Erken Boşalma Nedenleri:

Erken boşalmanın %99 sebebi psikolojiktir. %1 lik bölümü ancak bedensel ve yapısal bozukluklardan ileri gelir. Sebep kontrol etmeyi bilmemektir.
Bedensel nedenler:
1- Prostat büyümeleri ve prostat iltihapları, dış idrar yolu iltihapları erken boşalmaya neden olabilir. 
2 – Şeker hastalığı. Sinir ve damar uçlarını bozduğu için olumsuz etki gösterir. 
3- Bölgesel üreme ve idrar yolu hastalıkları 
4- Bölgesel duyu hasarı, sinirlerin hastalıkları
5- Karın ameliyatlar sonrası.

Psikolojik nedenler:

1- En sık neden ergenlik ve gençlik çağlarında yapılan mastürbasyonlardır. Masturbasyon yaparken yakalanma korkusu bir an önce boşalmayı sağlamak ve işi bitirmek isteği erken boşalmaya neden olur.
2- Aile baskısı, içe kapanıklık, sıkıntılı ruh hali Erken boşalmaya neden olabilir. Mastürbasyon yapamamış kişilerdeki aşırı duygu birikimine bağlı erken boşalma görülebilir.
3- Partnere aşırı ilgi, bağlılık ve sevgi, heyecanı arttırıp erken boşalmaya neden olabilir. Aşırı duygu birikime sahip ve aşırı heyecanlı olanlarda erken boşalma sık olarak görülür.
4- Uzun süreli cinsel perhiz sonucu erken boşalma normal kabul edilebilir. Burada yine heyecan büyük rol oynar.
5- Genelevde para karşılığı kurulan ilişkilerde tıpkı mastürbasyon gibi tek taraflı hazza yönelik duygular içerdiğinden orgazm zamanlaması gibi bir sorun ortada yoktur, gene amaç boşalıp rahatlamaktır.
Kişi çok defa ilk cinsel deneylerinde problem yaşar. Erkeklerin ilk gençlik cinsel deneyimleri genelev veya masturbasyon olduğu için bu durumda çok defa hayat kadının aceleci olması, bir an önce işi bitirmek istemesi erkekte tek taraflı hazın gelişmesine neden olur. Bu nedenlerle kişide erken boşalma meydana gelebilmektedir.
6- Yanlış kanaat, Gençlik yıllarında, sık sık, birden fazla orgazm olup sertleşme sağlanıldığından boşalmanın geciktirilmesi akla getirilmemiştir. Kadının geç tatmin olabileceği düşünülmediğinden amaç sadece en erken şekilde boşalıp rahatlamaktır. Evlenince de bu fikir sabitleşir ve beyinde yer yapar.

Tedavi: 

Cinsel eğitim çok önemlidir. Kişi boşalmayı kontrol edebilmelidir. Bunun yollarını ve metotlarını araştırmalıdır. Bir defa öğrendikten sonra artık alışkanlık haline gelir.

Erken boşalma için uygulanan metotlar veya ilaçlar fayda vermeyince hastalar hayal kırıklığına uğramakta bu da sertleşme sorunları yapmaktadır. Eşler gittikçe seksten uzaklaşma, cinsel hayata küsmekte psikolojik sorunlar başlamakta hatta evlilikler bitmektedir.  

Erken boşalma tedavisinde profesyonel destek almak çok önemlidir. Seks terapi merkezine eşlerin beraber baş vurarak bu sorunu daha kısa sürede çözmeleri mümkündür.

Hastalığı kabul edip psikiyatri uzmanına başvurmak tedavi yönünden atılacak ilk ve önemli adımdır. Psikiyatri uzmanı duruma göre psikanaliz ve ya psikoterapi yapacaktır. Çok defa vereceği vücudu gevşetecek rahatlatacak ilaç hastanın bütün sıkıntılarını giderecektir. Erken boşalmayı önleyici ilaçlarla veya geciktirici spreylerle çok defa fayda yerine zarar verir. Bunlar problemi daha çok büyütebilir. Yan etkileri olarak cinsel isteksizlik yapacak ve psikolojiyi daha çok bozulabilir. Cinsel ilişkide safhalar vardır. Boşalma anına geldiği zaman hiç kimse bu boşalmayı engelleyemez ve önleyemez. Ancak bu boşalma safhasında girmeden sistemi yavaşlatmak, durdurmak veya kontrol altına almak erken boşalmayı da önlenir.

Cinsel uyum kadının ve erkeğin karşılıklı birbirleri ile ilişkisi ve anlayışı ile sağlanır. Erkeğin yaklaşımı, sevecenliği, ön sevişme süresinin uzun olması ile kadın orgazmı öne alınabilir. Kadının yardımı erkeğin orgazmının geciktirilebilinir. Sonunda çiftler ortak bir noktada buluşurlar.

Erken boşalmasını engellemek için çeşitli yöntemler ve metotlar uygulanmaktadır. Bazı kimseler bu metotları kulaktan dolma veya internet ortamında okuyup uygulamaya kakmaktadır.  olamayınca hayal kırıklığına uğramakta ,panik olmaktadırlar,bu sorunun çözümü bir uzmandan destek almaktır. 

 

Erkeğin erken boşalmayı önleyecek bazı metot ve eksersizler:

1- Kegel Eksersizi: 1948 Yılında konuya ilk dikkat çeken Dr. Arnold Kegel oldu. Eksersiz yapılacak kaslar pelvik tabandaki pubokoksijus (PC) kaslarıdır. (Leğen kemiklerinin tabanını yapan kaslar) Bu kaslar anüsü (Makat, büyük tuvaletin çıktığı delik) çevreler oradan penis kök ve vajina çevresine uzanır. İstemli çalışan kaslar olduğu için idrar istemli tutmamızı ve büyük tuvalet yapmamızı sağlar. Bu kasları çalıştırmakla bazı durumlarda ve hastalıklarda idrar ve büyük tuvalet kaçırmanın önüne geçilebilir. Eksersizlerin faydalı erken boşalmayı da önleyebileceği görülmüştür. Problem bu kasların yerinin tam tespiti ve doğru kasları çalıştırma zorluğudur.
Profesyonel ve deneyimli terapist bazı aletler yardımı ile ve bu kasları uyaracak elektrik vermek yöntemiyle %06-70 başarılı olmaktadır.
Kişinin kendi başına evde yapacağı eksersiz şu şekildedir.

Ayakta, yatarken veya otururken dizler hafif açılır. Bacak hareket ettirilmez. Büyük tuvalet gelmişte tutuyormuş gibi yapılır. Ve makat (dübür) içe doğru çekilir. bir müddet böyle tutulur ve gevşetilir. Bu aynı idrar yaparken idrar akımını kesme ve tekrar yapma hareketidir. İdrar yaptığınızı düşünün ve idrar yaparken durdurmayı düşünün ve idrar yolunu kasın ve bırakın. Aynı eksersizi idrar tuvalette idrar yaparken de deneyebilirsiniz. Bu hareketi günde en fazla 1-2 defa yapın fazla yapmayın. Çünkü aşırı yük binen kasta gevşeme olur ve idrar kaçırmaları başlayabilir.

Bu eksersiz aynı gözü sıkıca yumak tekrar açmak gibidir. Kaslarınızı şiddetli kasın saniye bekleyin sonra gevşetin. Bu işlemi 5 defa yapın. Sonra 5 defa hızı bir şekilde arkası arkasına yapıp gevşeyin. Bu eksersizi günde en fazla 5 defa hızlı 5 defa tutarak günde 10 defa yapın. Günler ilerledikçe 5 saniyeyi uzatabilirsiniz. Etkili olabilmesi için 15 gün belki de 1 ay gerekebileceğini unutmayın. 
Kilo fazlalığı ve az su içmek kaslar üzerine olumsuz etki yapacağı için eksersizler faydalı olmayabilir.

2- Masters ve Johnson Metodu: Erken boşalmayı gidermek için orgazm ikinci plandır. Birleşme anında erkek, boşalmanın yaklaştığını hissettiği an kadına kendi aralarında anlaştığı bir şekilde işaret eder. Bunun üzerine kadın, penisin başını 4 saniye kadar kuvvetlice sıkar. Bu, boşalma dürtüsünün zayıflamasına neden olacaktır. Otuz saniye kadar sonra kadın yine eliyle eşinin penisini uyarmaya başlar. Erkek boşalmak üzere olduğunu haber verince kadın yine sıkma yöntemini uygular. Bu, erkek boşalana kadar 10-15 kez uygulanmalıdır. Erkeğin bundan önce orgazma ulaşmasında bir sakınca yoktur. 

Çift, bu yöntemle, orgazm olmadan uyarılma süresini uzattıktan sonra, sıra penisin dölyoluna girişine gelir. Bunun için 7-15 günlük bir "sıkma" uygulamasının geçmesi gerekir. Artık kadınla erkek cinsel birleşmeye geçebileceklerdir. Bu, erkeğin sırtüstü yatması ve kadının üste çıkarak penisi içine alması şeklinde olur. Ama bu noktada hiçbir zorlama ve sürtmenin olmaması önemlidir, çünkü amaç erkeğin dölyoluna girme duygusuna yavaş yavaş alışmasıdır. Boşalmanın yaklaştığını anlayınca kadına işaret edecek ve o da gövdesini erkeğin üstünden biraz kaldırarak yine sıkma hareketine geçecektir. Böyle birkaç uygulamadan sonra penisin dölyolu içine hareket ettirilmesi ve sürtme aşamasına geçilebilir. Masters ve Johnson, on yıllık araştırma dönemi içinde, bu yöntemi uygulayan 186 hastadan 182'sinin olumlu sonuç aldığını bildirmektedir.

DİĞER YAZILARIMIZ:
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel
Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz.
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi 
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik
Porno ve Zararları
Böbrek Hastalıkları
Böbrek ve Oruç 
Sünnet 

Mutlu Cinsellik

Mutlu Cinsellik – Cinsellik doğamızın bir parçası. Ancak bu doğal 'eylem' Türkiye'de otoriter baba figürleri, katı yetiştirilme tarzları, ezik anneler, zayıf iletişim, tecrübesizlik gibi nedenlerle gerektiği gibi yaşanamıyor. Bu nedenle Türkiye'de cinsel işlev bozukluğu nedeniyle doktora başvuranların yarısını vajinismuslu kadınlar oluşturuyor. Uyarılma, cinsel istek ve orgazm bozukluğu ise her üç kadından birinin sorunu. bu durumların hepsi "mutlu cinsellik" kavramını etkiliyor.

Uzmanların anlatımları her ne kadar cinsellik konusunda tabuların yavaş yavaş kırıldığını, özellikle kadınların doktora başvuru sayılarında artış olduğunu gösterse de hâlâ taşrada ve büyük şehirlerin varoşlarında bildik kurallar işliyor. Kapı önünde 'kanlı çarşaf bekleyenler', evlendiği erkekle ilk temasını 'ilk gece' yaşayanlar hâlâ çoğunlukta. Bu da aslında en büyük devrimin yatak odasında yapılması gerektiğinin bir göstergesi. Çünkü dokunmayı, sevişmeyi, doğamızın bir parçası olan cinselliği yaşamayı keşfedememiş olmak aslında insanın kendini keşfedememesi anlamına geliyor. Sağlıklı bir beden ve ruh için cinselliğin doyumlu olması gerekiyor. 

Uzmanların anlatımları ve araştırmalar iyi gitmeyen bir cinsel yaşamın iş hayatını, sosyal hayatı etkilediğini, depresyon ve panik bozukluk başta olmak üzere çeşitli ruhsal sorunlara yol açtığını gösteriyor. 
Oysa ki mutlu bir cinsel hayat insanı daha sağlıklı yapıyor. Bu bile tek başına konunun önemini gösteriyor aslında. O halde mutlu bir cinselliği yaşamak çok mu zor? Aslında değil. Bu konuda kişilerin bilgisi arttıkça, iletişim kuruldukça hem sorunlar daha kolay atlatılıyor hem de mutlu cinselliğin kapısı aralanıyor. 

Dünyada yapılan bir araştırma cinselliğin önemli olduğunu şöyle ortaya koyuyor: Cinsel özgüven güçlü bir aşk için de gerekir… Mutlu cinsellik ise kadın ve erkeğin karşılıklı tatminiyle mümkün. Türk Androloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Mersin Üniversitesi Tıp Fak. Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selahattin Çayan, "Bir tarafın cinsel mutsuzluğu diğerini etkiliyor" diyor. 

Mutlu cinselliği nasıl tanımlayabiliriz? Bunun kuralları var mı? 

En güzel tanımı cinselliği paylaşan iki tarafın da cinsel yaşamlarından tatmin olmasıdır. Cinsel yaşamdan karşılıklı alınan mutluluk çiftlerin günlük hayatlarını da etkiler. Çünkü cinsel mutluluk kişinin yaşam kalitesinin en önemli belirleyicilerinden biridir ve mutlu bir cinsel yaşam, çiftlerin hayat kalitesini yükseltir. Cinsel hayatta yaşanan mutluluk insanların gündelik yaşamlarındaki genel sağlık durumlarını iyileştirir. Mutsuz bir cinsel yaşam insanların günlük hayatlarını olumsuz etkiler, farklı psikolojik sorunlar doğurur. Kısaca mutlu bir cinsel yaşam mutlu bir hayat demektir. 
Cinsel mutluluk her bireyin hakkıdır ve bu doğrultuda bireyler isteklerini ve problemlerini ertelememeli. Cinsellikten iki tarafın da mutlu olmasını sağlamak için, çiftlerin cinsellikle ilgili var olan tabularını kırmaları, birbirleriyle kuvvetli bir iletişime sahip olmaları, isteklerini ve varsa sorunlarını karşılıklı olarak konuşmaktan çekinmemeleri gerekir. Her şeyde olduğu gibi cinsel yaşamda da zaman zaman sorunlar yaşamak normaldir. Önemli olan bu sorunların ne olduğunu bilmek, bunlar için çözüm aramaktan çekinmemektir. Çiftler çözemedikleri sorunları için mutlaka doktora başvurmalı. 

Kadın ve erkek için mutlu cinsellik farklı mı? 

Mutlu cinsellik, ancak kadın ve erkeğin karşılıklı mutlu olması ve tatminiyle sağlanır. Eşlerin aynı derece zevk aldığı bir cinsel yaşam çiftlerin hayatlarını zenginleştirir, günlük yaşamlarını olumlu etkiler. Mutsuz ve problemli bir cinsel yaşam insanların günlük hayatlarını olumsuz etkiler, farklı psikolojik sorunlar doğurur. 
Özellikle sertleşme sorununun erkeklerin sadece cinsel yaşamlarında bir problem olarak kalmadığı günlük hayatlarında çok farklı problemler doğurduğu gözlemleniyor. Bu sorun erkeklerde özgüven kaybı, agresif tavırlar, depresyon gibi farklı psikolojik problemlere sebep olur. Özellikle Türk toplumunda sertleşme sorununun 'iktidarsızlık' 
olarak algılanması bu sorunları daha da büyütüyor. Erkekler iktidarsız olarak algılanmaktan korktukları için bu sorunlarını kimseyle paylaşamaz hale gelmiştir. Oysa ki 'iktidarsızlık' terimi, ereksiyonun hiç olmaması ve boşalma sorununu da içeren cinsel işlevin birçok aşamasındaki sorunu kapsar. Sertleşme sorununu, 'iktidarsızlık' olarak tanımlamak doğru değil. 

Nasıl tanımlanmalı o zaman? 

Sertleşme sorunu, tatmin edici bir cinsel performans için yeterli penis sertleşmesinin olmaması veya ilişki boyunca sertleşmenin sürdürülememesidir. 
Sertleşme sorunu, hafif derecede olabileceği gibi tümüyle yitirilen sertleşme fonksiyonuna kadar geniş bir yelpazede olabilir. Türkiye'de sertleşme sorunu bulunan erkeklerin yüzde 80'inden fazlasında tam bir işlev kaybı değil, hafif ya da orta derecede sertleşme sorunu bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca sertleşme sorununun ürolog gözetiminde etkili ve güvenilir tedavisi mümkündür. 
Harris Interactive tarafından Türkiye dahil dünyanın 27 ülkesinde, 40-80 yaş arası erkek ve kadınların cinsel yaşam hakkındaki tutum ve inançlarını belirlemek amacıyla 27 bin 500'den fazla kadın ve erkek arasında yürütülen 'Daha İyi Cinsel Yaşam Global Araştırması'nın sonuçlarına göre, partnere çekici gelebilmek, cinsel birleşme, ön sevişme ve cinsel mutluluk hem erkekler hem de kadınlar için 'çok önemlidir. Çiftlerin yüzde 90'ı 'cinsel özgüvenin' güçlü bir aşk yaşamı için gerekli olduğunu belirtiyor. 

Tabuları kırın, iletişim kurun: Çiftlerin mutlu cinsellikten beklentileri ne? 
Genel olarak kadın ve erkek cinsel yaşamlarında karşılıklı tatmini bekler. Çünkü bir tarafın mutsuzluğu, isteksizliği veya problemi mutlaka diğer tarafı da olumsuz etkiler. Böyle durumlarda çiftler tabularını kırmalı, isteklerini ve sorunlarını karşılıklı konuşmalı. 'Global araştırma' erkeklerin yüzde 62'sinin ve kadınların yüzde 41'inin cinsel yaşamlarını iyileştirmeyi istediklerini göstermiştir. 
Bir çift veya çiftlerden biri cinsel hayatından memnun değilse ne yapmalı? 
Bir ürologa başvurmalı ve doktor gözetiminde cinsel işlev bozukluklarına yol açabilecek risk faktörleri araştırılmalıdır. 
Cinselliği olumsuz etkileyen ve erkekten kaynaklanan faktörler nelerdir? 
Cinsel arzuda azalma, erken boşalma gibi sorunlar ve sertleşme bozukluğu cinselliği olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler. Erkeklerin hayatları boyunca ereksiyon ile ilgili sorunlu dönemleri olabilir, ancak 40 yaşın altında sertleşme bozukluğu daha az olarak görülür. Sertleşme sorunu yaşla birlikte giderek artar. 70 yaşındaki erkeklerde yüzde 65 oranında sertleşme bozukluğu vardır. Bu artış özellikle damarsal bozukluklara bağlıdır ve diyabetik erkeklerde sertleşme sorunu yaklaşık 10 yıl daha erken ortaya çıkar. 

Cinsellik beyinde başlar: "Sertleşme" nasıl oluşur? 
Uyarıldığınız zaman beyniniz bir dizi olayı başlatmak için sinyal gönderir. Penis içindeki kan damarları gevşeyip genişleyerek penise gelen kan akımını hızlandırır. Aynı anda penis içinde uzanan, korpora kavernoza adı verilen süngersi oluşumlar da şişer ve toplardamarlar üzerinde baskı oluşturarak penis dışına çıkan kan akımını kısıtlarlar. İçeri giren kanın dışarı çıkandan daha fazla olması sonucunda penis büyüyerek sertleşme oluşur. 
Sertleşme, beyin, kan damarları, sinir ve hormonların mükemmel bir denge içinde çalışmasının bir sonucudur. 
'Sertleşme' sorunu ne kadar yaygın? 
40 yaş ve üstü her 10 erkekten 7'si faklı şiddetlerde sertleşme sorunu yaşıyor. 
Ancak Türkiye'de sertleşme sorunu yaşayan 8 milyon erkek var. 10 hastadan birisi doktora başvuruyor. 
Hangi durumlarda sertleşme sorunundan söz edilebilir? 
Penis sertliği dört kategoride incelenebilir: 
Derece 1: Penis daha büyük ama ilişki için yeterli sertlik yok 
Derece 2: Penis sert ancak birleşme için yeterli sertlikte değil 
Derece 3: Penis birleşme için yeterli sertlikte ancak tam olarak sert değil 
Derece 4: Tam olarak sert penis İlk iki derecede sertleşme kalitesine sahip olan erkeklerde sertleşme sorunundan bahsedilir. 

İktidarsızlık (Empotans) Sertleşme Sorunu ve Cinsel İsteksizlik Soru/Cevap


Türkiye'de cinsellik hem kadın hem de erkek için hâlâ önemli bir sorun. Çünkü genellikle sorun dile getirilmiyor. Örneğin, sertleşme sorunu yaşayan her 10 erkekten sadece biri doktora başvuruyor. Hastaların çoğu ya utandığı ya da bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğü için doktora gitmiyor. Oysa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Alıcı, "Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme başka bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor" diyor. Prof. Dr. Alıcı, sertleşme sorunları konusunda soruları yaıtladı.
 
İktidarsızlık nedir? 
İktidarsızlığın kelime anlamı gücünü kaybetmektir. Çok olumsuz bir ifade olan iktidarsızlık yerine bilimsel olarak da kabul gören doğru tanım 'sertleşme sorunu'dur. Sertleşme sorunu bir erkeğin sürekli veya tekrarlayan biçimde, cinsel ilişki için yeterli sertliği sağlayamaması ya da sertliği sürdürememesidir.


Sertleşme sorunu sık görülen bir durum mu? 
Bilimsel veriler erkeklerin yarısının hayatlarının herhangi bir döneminde en az bir kez hafif ya da şiddetli sertleşme sorunu yaşadığını gösteriyor. Yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe sertleşme sorununun sıklığının da arttığını görüyoruz. Ortalama olarak 40'lı yaşlarda yüzde 40, 50'li yaşlarda yüzde 50, 60'lı yaşlarda yüzde 60 sertleşme sorunu görülüyor.
 
Sertleşme sorunu bu kadar sık görülmesine karşın hep aynı şiddette yaşanmıyor. Hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin Türkiye'de yapılan bir çalışmada 40-70 yaş arası sertleşme sorunu yüzde 69 oranında olmasına rağmen şiddetli sertleşme sorunu yaşayanların oranı sadece yüzde 10. 
Bu kadar sık görülen sertleşme sorunu hastalarca dile getiriliyor mu? 
Cinsel güce verilen önemden dolayı sertleşme sorunu yaşayan bir erkek bu durumu hemen kabullenip ortaya koymuyor. Sorunun sadece kendinde bulunduğunu düşünüyor ve konuyu başkalarına veya doktora açmaktan çekiniyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin ancak 10'da biri doktora başvuruyor. Bunun nedenleri araştırıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: 
Hastaların yüzde 75'i utanma nedeniyle, yüzde 70'i sertleşme sorununu tıbbi bir sorun olarak görmediği için, yüzde 68'i ise bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğünden doktora gitmiyor.

Sertleşme nasıl oluyor? 
Sertleşmenin olabilmesi için öncelikle cinsel isteğin olması gerekir. Cinsel isteği uyaran ise erkeklik hormonu olan testosterondur. Testosteron olmadan cinsel isteğimiz olmaz. Cinsel istekle birlikte uyarılma gerçekleşir, yani peniste sertleşme olur.
Sertleşmenin gerçekleşmesi için penise giden sinirlerin normal olması, çalışması, penis içinde kan damarlarının genişlemesi gibi bazı koşullar gerekli. Cinsel uyarı olmadan gece uyku sırasında da sertleşme olabilir. Sağlıklı kişilerde gece uykusu sırasında rüyanın görüldüğü dönemde penise kan akımı artar ve sertleşme olur.
 
Sertleşme sorunu neden kaynaklanır? 
1980'li yıllara kadar sertleşme sorununun çoğunlukla psikojenik (ruhsal kaynaklı) olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalarla sertleşmenin nasıl oluştuğu tam olarak anlaşıldığında sorunun çoğunlukla psikojenik olmadığı, organik (fiziksel) sebeplerin daha fazla olduğu görüldü. 
Yani gerekli hormon, sinir, damar ve adale sisteminde meydana gelen bozukluklar sertleşme sorununa yol açabiliyor. Sorunun kaynağı sadece fiziksel olabileceği gibi, hem fiziksel hem de psikojenik olabilir.
 
Penis boyutunda bir ölçü var mı, cinsel ilişki sıklığı ne kadar olmalı? 
Sönük haldeyken penis çekildiğinde boyu dokuz santimin altındaysa fiziksel yetersizlikten söz edilebilir. Cinsel ilişki sıklığı bakımından psikolojik olarak doğru miktar her iki kişiyi de mutlu edecek miktardır. 
Fiziksel olarak gençlerde sıklık serbest zaman ve enerjiyle sınırlıdır. 30'lu yaşlarda haftada iki-üç kez ilişki normal kabul edilirken yaşla birlikte bu sıklık haftada bire hatta 15 günde bire iniyor. 

Psikolojik sebepler sertleşme sorununa nasıl yol açıyor? 
Kişinin fiziksel yapısında yetersizlik olduğunu düşünmesi, cinsel bilgi eksikliği, deneyimsizlik, başarılı olamama korkusu, cinsel taciz veya yaralanma, ekonomik problemler, ailevi sorunlar, depresyon gibi birçok durumda sertleşme sorunu görülebilir. Bu kişiler fiziksel olarak sağlıklı olsalar da beyinde cinsel uyarı engellenir ve sertleşme bozukluğu ortaya çıkar.
 
Psikolojik sebepler en çok kimlerde görülüyor? 
Türkiye'de cinsel eğitim eksiği çok fazla olduğundan genç erkeklerde daha fazla görüyoruz. Örneğin, ilk gece korkusunun altında başaramama korkusu, aşırı heyecan ve cinsel bilgi eksikliği yatabiliyor. Gençlerde nadiren fiziksel neden saptıyoruz. 
Tedavi için ne kadar erken başvurulursa başarı o kadar yüksek oluyor. Yaş ilerledikçe fiziksel nedenler daha fazla görülüyor. 

Fiziksel nedenler neler? 
Normal sertleşme için gerekli olan hormonlar, sinir sistemi, penisteki damar ve iç adale yapısı gibi sistemlerin birinde ya da birkaçında bozukluk olduğunda sertleşme sorunu ortaya çıkar. En sık kalp-damar sistemi hastalıkları, diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, depresyon hastalarında sertleşme sorunu görülür. Kişide sertleşme sorununa bağlı olarak başka problemler de ortaya çıkabiliyor. Örneğin sinirsel gerginlik, özgüven kaybı, hayat kalitesinde azalma, insan ilişkilerinde olumsuz etki gibi.
 
Sertleşme sorunu için başvurmak ve araştırmak niçin önemli? 
Sertleşme sorununun nedenini aramak, altta yatan ve hasta tarafından bilinmeyen başka hastalıkların tanısını sağlayabilir. Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme sorunu bir başka hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. 
Bunlar, yüksek kan yağları, kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet ve depresyondur. Yüksek tansiyonu olanların yüzde 68'inde sertleşme sorunu olabiliyor. Sertleşme sorunu olanların ise yüzde 60'ında yüksek kan yağları, yüzde 40'ında koroner damar tıkanıklığı, yüzde 20'sinde diyabet ve yüzde 11'inde depresyon görülüyor. 

Sertleşme sorunu yaratabilecek risk faktörleri var mı? 
Öncelikle yaşlanmayla cinsel fonksiyonlarımız azalır. Ancak sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değildir. Yaşlanmanın yarattığı psikolojik durum olumsuzluk yaratabilir. Esas olarak kronik hastalıklardan olan yüksek tansiyon, diyabet, kalp damar hastalıkları ve depresyon risk faktörlerindendir. 
Sağlıksız yaşam koşulları, sigara kullanımı, stres ve alkol bağımlılığı da sertleşme sorununa yol açabilir. Bazı tansiyon düşürücüler (beta-blokerler, tiazid diüretikler) ve antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da sertleşme sorununa neden olabilir. 

Altında başka hastalıklar yatabilir 
Hastalıklara göre sertleşme sorunu yaşama riski ne kadar artıyor? 
Diyabet varsa dört, prostat hastalığı varsa üç, damar sertliği, yüksek tansiyon ve depresyon varsa iki kat fazla risk yaşanıyor. 
Kalp-damar hastalıkları nasıl etkiler? 
Kalp-damar hastalığına yol açan sebepler arasında yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan yağları ve genetik yatkınlık sayılabilir. Özellikle tansiyon ve kan yağları damar cidarında kalınlaşma ve sertleşmeye yol açar. Sertleşme için gerekli olan kan akışı azalır. Sigara ve stres damar cidarlarını ve penis iç dokusunu kötü etkileyerek sertleşme bozukluğu yaratır. 

Sertleşme sorunu olan hastalar hangi şikâyetlerle doktora başvuruyor? 
Hastaların bir kısmı sorununu doktora doğrudan söylüyor, bir kısmı da dolaylı yoldan aktarıyor. Mesela prostat şikâyeti olduğunu söylüyor. Uygun sorular sorunca asıl sorununun sertleşme problemi olduğunu görüyoruz. 
Sertleşme sorunu başka bir hastalığın belirtisi olabilir mi? 
Sertleşme sorunuyla gelen hastanın incelenmesi sırasında kendisinin farkında olmadığı diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarında yükseklik ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları ortaya çıkıyor. Yani sertleşme sorunu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Bu yüzden hastalar bilinçli olmalı ve sertleşme sorunu olduğunda doktora başvurmalı. 

Sigara tiryakiliği de seks hayatının düşmanlarından. Sigara hem damar tıkanıklığı hem de damar cidarında kasılma yaparak cinselliği olumsuz etkiliyor. Uzun ve renkli seks için bir önlem de kolesterolü düşürmek

Cinselliğin önündeki engeller bir değil: Sigara, stres, yüksek tansiyon, aşırı alkol tüketimi, işkolik olmak… Bunlar bir araya geldiğinde, mutlu bir cinsel hayattan bahsetmek pek mümkün olmuyor. Oysa bu risk faktörlerinden bir bir kurtulmak, hem seks hayatını, hem de kalp ve beyin sağlığını korumada çok önemli.  

Kimler sertleşme sorunu yaşayabilir? 
Yaş ilerledikçe sertleşme sorunu artıyor, fakat sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değil. Yaşla birlikte sıklığı artan kronik hastalıklar (yüksek tansiyon, diyabet) sertleşme sorunu yaratabilir. Bu hastalıkların dışında çok sayıda risk faktörü de var. Örneğin, kilolu, sigara içen, işkolik, yüksek tansiyonu nedeniyle ilaç kullanan, sık alkol alan, eşi ya da partneriyle sık tartışan bir kişiyi düşünelim. 
'Bunlardan hangisi sertleşme sorunu yaratıyor?' diye sorarsak, cevap 'Hepsi' olacaktır. 
 

Sigara bu sorunda nasıl bir rol oynuyor? 
Sigaranın kötü etkisi iki şekilde ortaya çıkıyor. Birincisi, sigara damar sertliği yaratır. Bunun sonucunda kalp ve beyin damarları daralarak ölümcül sonuçlar doğurabilir. Sertleşme sorunu ölümcül değildir ama cinsel hayatınızı öldürür. Sigaranın içindeki kimyasal maddeler penise giden küçük damarların tıkanmasına yol açarak sertleşmeyi engelleyebilir. 
İkinci olarak, sigara damar cidarında kasılmaya yol açarak penise giden kan akımını azaltır ve sertleşme güçlüğü başlar. Bazen penise kan normal gelse bile damar sertliği olan kişilerde cinsel ilişkideki hareket sırasında kan bacak ve kalça bölgesine kaçar ve sertleşme devam edemez. 

Sorunun hormonlarla ilişkisi var mı? 
Özellikle erkeklik hormonu olan testosteron cinsel isteğimizle ilişkilidir. Testosteronun penis iç yapısı üzerine de etkisi var. Testosteron düzeyindeki düşüklük hem isteği, hem de penis iç yapısını olumsuz etkileyerek sertleşme sorununa yol açabilir. Diğer hormonal bozukluklar, örneğin diyabet, tiroid bezi, böbrek üstü bezi veya hipofiz bezi hastalıklarında da hormonal değişiklikler oluşarak sertleşmeyi etkilerler. 
Diyabetle ilişkisi nedir? 
Diyabeti olan erkek hastaların yarısında zaman içinde sertleşme sorunu gelişiyor. Tip 1 diyabeti olan, ensülin bağımlısı genç hastalarda bu problem daha erken ortaya çıkabiliyor. 
Tip 2 diyabeti olan ensüline bağımlı olmayan ve daha geç yaşlarda ortaya çıkan diyabette sertleşme sorunu daha yavaş gelişiyor. Diyabeti olan erkeklerde birkaç nedenle sertleşme sorunu meydana geliyor. Öncelikle diyabet küçük kan damarlarına zarar vererek penise kan akımını azaltıyor. İkinci olarak çevre sinirlerde bozukluk oluşturarak penise sertleşme için gerekli uyarının iletilmesini engelliyor. Bu hastalarda penisten beyne giden uyarılarda da azalma oluyor ve sertlik elde etmek güçleşiyor. Son olarak diyabette genel sağlık daha kötü seyredebiliyor. Buna karşı en iyi yol kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutmaktır. 
Kan yağları sertleşmeyi nasıl etkiliyor? 
Kolesterol ve trigliserid gibi kan yağlarındaki yükseklik kalp-damar hastalığı yaratıyor; penise giden kan akımını azaltarak sertleşme bozukluğuna neden oluyor. Özellikle yüksek kötü huylu kolesterol sertleşmeyi olumsuz etkiliyor. 

Başka neler sertleşme sorunu nedeni? 
Penise gelen sinirlerde hasara yol açabilecek MS gibi rahatsızlıklar veya kaza, hastalık sonucu oluşan omurilik sinir hasarları sayılabilir. 
Prostat kanseri ameliyatları, kolon, rektum ameliyatları gibi bazı operasyonlardan sonra da sertleşmeyi sağlayan sinirler etkilenerek sertleşme bozulabilir. Penisin eğrilmesine yol açan bir hastalık olan peyronie de sertleşmeyi bozabilir. Bu hastalıkta penis sertleşse bile eğrilir ve ilişkiyi engelleyebilir. Bir başka neden, ilaç kullanımı. Bazı ilaçlar sertleşme sorunu yaratabilir. Bunlar arasında antidepresanlar, tansiyon düşürücüler ve mide koruyucularından bazıları sayılabilir. Yine bir başka sebep priapizm sonrası sertleşme bozukluğunun gelişmesidir. Priapizm cinsel uyarı olmaksızın istek dışı uzun süreli sertleşmenin olmasıdır. Bu durumda penis içinde kan uzun süre hapsolduğu için oksijen azalır ve doku kalıcı biçimde zarar görebilir. 
Bu nedenler önlenebilir mi? 
Omurilik sinir hasarı gibi bazı sebepler geri dönüşsüzdür. Sertleşme sorununa yol açabilecek birçok kronik hastalığın iyi tedavi edilmesi koruyucu olabilir. Örneğin, kan yağları yüksek olan bir kişi diyet ve egzersizle kan yağlarını normal seviyeye indirir, sigara veya alkol alışkanlığından vazgeçer, stresten uzak kalırsa sertleşme sorununu geciktirebilir. Keza yaşlanmayla ortaya çıkan kısmi hormonal yetersizlik durumunun düzeltilmesiyle bu sorun önlenebilir. Ayrıca şekeri olanların kan şekerini, tansiyonunu iyi kontrol etmesi koruyucu olabilir. 

Birçok hastalıkta olumsuz faktör olan stres, erkeklerin cinsel yaşamını da kâbusa çevirebiliyor. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler damarlarda sigara gibi kasılma yapıyor

Stres cinselliği nasıl etkiliyor? 
Erkekler bu sözü duymak istemiyor ancak stres pek çok hastalık için risk faktörü. Stres yoğun olmazsa direncimizi artıran bir etki gösterebilir ama yoğunlaştığı zaman başta sertleşme sorunu olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler önce sigara gibi damarlarda kasılmaya neden olur, uzun zaman içinde de kan basıncını yükselterek damarlarda kalıcı hasara yol açar. Penise, kalbe, beyine kan az gider. Stresle eşler arası ilişkide de bozulmalar olur. Kısırdöngü haline gelebilen bu durumda hem fiziksel hem de ruhsal etkilenme ortaya çıkar. Dolayısıyla stresimizi azaltacak tedbirlere başvurmak genel sağlığımızla birlikte cinsel sağlığımız için de koruyucu olacaktır. 
Sertleşme sorununda teşhis kolay mı? 
16'ncı yüzyılda Avrupa'da bir kadın eşindeki sertleşme sorunu nedeniyle boşanmak istediğinde hâkim, erkeğin sertleşme yeteneğini kontrol için mahkemede bir grup tanık önünde eşiyle ilişki kurmasını istermiş. 
Neyse ki günümüzde gelişmiş tanı yöntemleriyle sertleşme sorununa yol açan nedenler ortaya çıkarılabiliyor. Tanı için en önemli nokta, tıbbi ve cinsel hayata ilişkin hikâyenin iyi alınmasıdır. Hasta-doktor arasındaki bu konuşma sorunun tedavisinin temel taşıdır. Sorunun ruhsal veya fiziksel kaynaklı olup olmadığı tahmin edilebilir. 
Bazen hastanın anlattıkları gerçek durumu yansıtmayabilir. İlk görüşmede olmasa bile bir sonraki görüşmede hastanın eşiyle birlikte hikâyeyi doktora anlatması daha doğru bir yaklaşım. Şikâyetin ne şiddette olduğu, kişinin kendi kendine doldurduğu bazı sorgu formlarıyla anlaşılabilir. Psiko-seksüel hikâye, fizik muayene ve bazı laboratuar testleri tanı için çoğunlukla yeterlidir. 
Özel durumlarda intrakavernöz enjeksiyon, penil doppler ultrasonografi, NPT testi gibi ileri tanı yöntemleri gerekebilir. 

Hepsini yaptırmak gerekmez 
Teşhis için bu saydığınız testlerin hepsi yapılmalı mı? 
Günümüzde 'hedefe yönelik tanı ve tedavi' yaklaşımı daha çok benimseniyor. Hedefe yönelik demek, hastanın isteği doğrultusunda tanı için gerekli testlerin bir kısmının veya hepsinin yapılmasıdır. Sertleşme sorununun fiziksel kaynaklı olup olmadığını ve şiddetini yapılacak temel testlerle anlayabiliriz. Tedavi buna göre seçilebilir. 
Hasta sebebi bilmek istemiyorsa, sadece tedavi talep ediyorsa testlerin hepsinin yapılması gerekmez. 
Hangi durumlarda ileri testler yapılmalı? Buna hasta mı karar veriyor? 
Üç durumda ileri testler yapılabilir. Birincisi, yapılan temel testlerde doktor normal olmayan bir durum gördüğünde gerekli olduğu için ileri testleri yapar ve yaptırır. 
İkincisi, bazı hastalarımız sertleşme sorununa yol açan asıl sebebi öğrenmek istediklerinde penil doppler ultrasonografi, kavernozometri, grafi, gece uyku testi gibi ileri tetkikler yapılabilir. Bu tetkikler tedavinin sırasını ve şeklini değiştirmez. 
Ama durumu kabullenmekte zorluk çeken hastalar için belgelendirme ve kişinin merakını tatmin için kullanılabilir. Özellikle genç hastalar, fiziksel bir sorunları olmadığı belgelendiğinde, sorunun psikolojik olduğunu görerek altta yatan sebebi çözme yolunda adım atıyor. 
Son olarak, akademik araştırma amacıyla ileri testler yapılabilir. 

Tanı için mutlaka yapılması gereken testler hangileri? 
Hastalık hikâyesi, semptom skorlaması, fizik muayene, açlık kan şekeri, testosteron, kan yağlarının ölçümü mutlaka yapılmalı. Bir de orta yaş ve üzerinde prostat hastalıklarının teşhisinde kullanılan PSA testi yapılmalı. Cinsel hikâyenin büyük önemi var. 
Sorunun ne kadar zamandır devam ettiği, aniden veya uzun zaman içinde gelişip gelişmediği, sabah uyandığında peniste sertlik olup olmadığı, eşin soruna nasıl tepki verdiği, penisin yapısında bozukluk veya ağrı olup olmadığı sorularak sorunun psikolojik veya fiziksel kaynaklı oluşu ayırt edilebilir. 

Peki sertleşme sorunu nasıl tedavi ediliyor? 
Sertleşme sorunu tedavisinde asıl amaç normal bir cinsel yaşam sağlamak. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sertleşme sorununun ortadan kaldırılmasında koruyucu hekimlik, birinci, ikinci ve üçüncü basamak tedavi adımları var. Koruyucu hekimlik kişide değiştirilebilir risk faktörleri ve sebep varsa bunların düzeltilmesini kapsıyor. 
Bu şekilde durum düzelmiyorsa birinci basamak tedavi, cinsel danışmanlık, eğitim ve oral (ağızdan kullanılan) ilaçlarla yapılır. Durum düzelmemişse vakum cihazı, penise iğne uygulamaları gibi lokal tedaviler uygulanır. Yine durum düzelmemişse üçüncü basamak tedavi olan cerrahi tedavi (penil protez) uygulanır. 

Koruyucu hekimlik ile sertleşme sorunu giderilebilir mi? 
Yaşam stilinde değişiklikler sertleşme sorunu şiddetli değilse etkili olur. Bunlar sigarayı bırakmak, alkol alımını sınırlamak, uyuşturucu madde alımından kaçınmak, sağlıklı yeme alışkanlığı kazanmak ve düzenli spor yapmaktır. Bu şekilde cinsel fonksiyonlarda önemli düzelme sağlanabilir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitimin rolü nedir? 
Cinsellik bireysel değildir. Kişiler arası problemlerin çözümü özellikle psikolojik sorunları nedeniyle sertleşme sorunu yaşayanlarda önemlidir. Bilgi eksikliği veya yanlış cinsel bilgi korku yaratır, kişide başaramama korkusunu yerleştirir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitim bu hastalarda tek başına tedavi için yeterli olabiliyor. Depresyonu olanlarda, depresyonu tedavi etmek sertleşme sorununu çözebilir. Ancak bazen ilacın kendisi sertleşme sorunu yaratabilir, bu nedenle bu ilaçlar dikkatli ve uzman kişilerce kontrollü verilmelidir. 

İlaçlar yüzde 60-85 etkili 
Sertleşme sorunu için ağızdan kullanılan ilaçlar nelerdir? 
Fosfodiesteraz-5 inhibitörü denilen ilaçlar kullanılıyor. Bunlar sildenafil sitrat (Viagra), vardenafil (Levitra) ve tadalafil (Cialis)'tir. Türkiye'de üçüde var. Cinsel uyarı olduğunda sertleşmeyi sağlayan maddenin hücrede yıkılmasını geciktirerek daha fazla sertlik oluşmasını sağlarlar. Bu ilaçların etkinlik ve güvenilirlikleri kanıtlandı. Gerek fiziksel gerekse psikolojik nedenli sorunlarda yüzde 60-85 oranlarında etkili oluyorlar. 

İlaçları kimler güvenle kullanabilir? 
Ağızdan alınan ilaçların farklı özellikleri mi var? 
Evet. Farklı molekül yapıları özelliklerinin de farklı olmasına yol açıyor. 
Viagra ve Levitra'nın molekül yapıları birbirine benzer olduğundan etki ve yan etkileri de birbirine benziyor. Cialis ise diğerlerinden farklı moleküle sahiptir. Etki süresi 36 saate kadar çıkıyor. 

Bu ilaçlar ne kadar güvenli? 
Bazen damarlarda yarattıkları genişlemeye bağlı geçici yan etkiler olabiliyor. Ancak yan etkiler şiddetli değil, bu nedenle tedaviyi bırakma oranı düşüktür. Her 100 hastadan sadece üçü tedaviyi bırakmak zorunda kalıyor. Ayrıca bu ilaçlar kalp üzerine yük eklemiyor. İki kat merdiveni rahat çıkabilen kişi bu ilaçları da kullanabilir. Kalp krizi riskini artırmıyor. Bu ilaçları kullananlarda kalp krizi görülme oranı, ilaç kullanmayan toplumdaki normal kalp krizi riski ile aynıdır. 

Kimler bu ilaçları kullanmamalı? 
Nitrat içeren ilaç alanlar kesinlikle kullanmamalı. Yüksek riskli kalp-damar hastalığı olan hastalar bu ilaçlardan uzak durmalı. AIDS için kullanılan ilaçlarla birlikte alınmamalı. Eritromisin (Antibiyotik), simetidin (Mide ilacı) gibi ilaçlarla da dikkatli kullanılmalı. 

Ağızdan kullanılan ilaçlar etkili olmazsa ne yapılmalı? 
Bu ilaçların nasıl kullanıldıkları çok önemli. Günde sadece bir tane ve ilişkiden ortalama bir saat önce alınmalıdır. Cinsel uyarı olmadan etkilerini gösteremezler. Bunların haricinde testosteron hormonu düşük olan kişilerde de etkileri azalır. Bu tip hastalarda eksik olan testosteron yerine konulduğunda aynı ilaç daha etkili olur. Bu koşullarda etkili olmadıklarını söyleyebilmek için ilaç en az altı kez değişik zamanlarda denenmiş olmalıdır. Etki olmaz veya yetersiz olursa, ikinci tedavi basamağına geçilebilir. 

Sertleşme sorununda ilaçlardan fayda görmeyenleri vakum, iğne gibi 'ikinci basamak' tedaviler bekliyor. Ancak bu yöntemleri de tercih etmeyenler bir saatlik operasyonla protez taktırabiliyor

Sertleşme sorununa karşı ağızdan alınan ilaçlar etkisiz kaldığında devreye vakumdan kendi kendine iğneye kadar birçok seçenek giriyor. 

İlaçlar etkisiz olursa ne yapılabilir? 
İkinci basamak tedavilere geçilebilir. Bunlar sırasıyla vakum cihazı, kendi kendine iğne tedavisi, idrar yoluna sıkılan ilaç kullanımıdır. Vakum cihazı denilen araç, penis üzerine geçirilen bir fanus ve bu fanus içindeki havayı emen bir pompadan oluşur. Penis üzerine silindir şeklindeki fanus yerleştirildikten sonra pompa aracılığıyla fanus içindeki hava emilir. Bu şekilde penis kanla dolarak fanus içinde büyür. Sebep ne olursa olsun, yüzde 90 başarıyla sertleşme sağlar. Ağızdan ilaç veya penise iğne kullanamayacak hastalarda rahatlıkla kullanılabilir. Dezavantajı ise şu: Hazırlığı zaman alır. Bu yöntemi Türkiye'de hastalarımız pek benimsemedi. 

Kendi kendine iğne tedavisi nedir? 
İlaç kullanarak başarı sağlanamayan hastalarda penis içine insülin iğnesiyle sertleşme sağlayan bazı ilaçlar uygulanabiliyor. Bu ilaçlar prostaglandin E1, papaverin ve fentolamin olmak üzere üç tane. 
Tek başına ya da karışım şeklinde kullanılabiliyor. İlaç uygulandıktan beş-10 dakika sonra sertleşme oluşur. İlacın cinsine ve dozuna, hastanın sertleşme sorununun şiddetine göre etki süresi değişir. 
İlacın seçimi ve etki süresinin ayarlanması doktor tarafından uygulanarak ayarlanır. Hasta önerilen dozu ihtiyaç hissettiğinde kendi kendisine yapabilir. Yan etkileri şunlardır: 
İlacın etkisi uzun sürerek sertlik devam edebilir. Sertliğin dört saatten uzun sürmemesi gerekli. Aksi takdirde penis içinde oksijen azalarak dokuya zarar verebilir. 
Bu tedavi yöntemiyle ortalama başarı yüzde 60-65 arasında. Gelelim kullanılan ilaçların özelliklerine… Papaverin en az etkili olandır, ancak en ucuzudur. Prostaglandin E1 en etkili ve pahalısıdır. Papaverin daha fazla yan etki yaratıyor. İkili-üçlü karışımlar kullanarak yan etki oranı düşürülebilir. Ayrıca karışımla hem ilacın etkinliği artar hem de maliyeti azaltılır. 

İğneyi herkes kullanabilir mi? 
Kan hastalığı veya kanama problemi olanlar, penis içinde doku sertliği bulunanlar (Peyronie hastalığı), el becerisi düşük olanlar kullanmamalı. 
İğne korkusu olanlarda tedaviye alışmak mümkün olmayabiliyor. Avantajı hızla sertlik oluşması. Dezavantajı ise ilacı üzerinizde taşıma zorluğu, iğne yapılan yerde kısa süren ağrı hissi veya sertlik olması. 
İdrar yoluna yapılan ilaçlar nedir? 
İdrar yolu içine sertleşme sağlayan 'prostaglandin E1' denilen bir madde jel gibi uygulanıyor. Türkiye'de bu ilaç yok.
 
Bu yöntemlerden fayda görmeyen hastaların tedavi şansı var mı? 
Ağızdan kullanılan ilaçlar, vakum cihazı veya kendi kendine iğne tedavisinden fayda görmeyen ya da kabul etmeyen hastalara, psikojenik (ruhsal) sertleşme sorunu olup psikiyatrik tedaviden uzun süre yarar görmeyen hastalara, şiddetli peyronie hastalığı olanlara ve orak hücreli anemide penis protezi (mutluluk çubuğu) ameliyatı öneriliyor. Penis protezleri silikondan yapılır. Bükülebilir ve şişirilebilir olan iki türü vardır. 
Bükülebilir penis protezi nedir? 
Penisin kanla dolan iki silindir şeklindeki yapısı içine yerleştirilen ve sertleşmeyi sürekli sağlayan bir protezdir. Büküldüğünde hasta giysilerini giyebilir. Ucuz ve kullanımı kolaydır. Penisin sönük haline dönememesi ve doğal görünmemesi ise dezavantajıdır. 
Ya şişirilebilir protezler… 
Hidrolik sistem esasına göre çalışır. Penis içine yerleşen iki silindir, deposu ve pompası olan sistemler. Şişirilebilen protezler iki ve üç parçalı olmak üzere iki çeşit. İki parçalı penis protezinde iki silindir ve bir pompa var. Üç parçalı da bir de depo kısmı var. Şişirilebilen iki silindir penis içine, depo karın içine pompa ise torba içine, testis (yumurtalık) yanına cilt altına yerleştirilir. Bu parçaların hiçbiri dışardan görülmez. Pompa kısmı sıkılarak depodan sıvı penise dolar. Pompa üzerindeki bir düğmeye basılınca da sönük haline döner. 

Protez kimlere takılabilir, ameliyat riskli mi? 
Penis protezi erişkin, kanser tanısı ve enfeksiyonu olmayan, beklentisi yüksek hastalara takılabilir. Psikiyatrik rahatsızlığı olanlar ve el becerisi olmayanlarda uygun değil. Ameliyat sonrası enfeksiyon gelişmesi ve vücudun protezi reddetmesi mümkün. Enfeksiyon riski yüzde 2-3. Yeni geliştirilmiş protezlerin dışı antibiyotik kaplı. Bu da enfeksiyon riskini çok azaltıyor. 
Ameliyat ne kadar sürüyor? 
Yaklaşık bir saat. Hastanede kalma süresi bir-iki gün. İlk 1.5 ay bakım çok önemli, ilişki önerilmiyor. 
Protezlerin ömrü var mı? 
Protezler hayat boyu kullanılabilir. Mekanik parçalarda bozukluk gelişme riski yüzde 5 civarında. 
Protezlerin fiyatı ne kadar? 
Modele göre değişiyor. Hastane ve doktor ücreti hariç olarak bükülebilir protezler 1000-1500 YTL. Şişirilebilir (balonlu) protezler 3.5-5 YTL. Şişirilebilir penis protezlerinin yüzde 80'ini devlet karşılıyor. 

Sertleşme sorunu yaşayan bazı erkeklerin eşleri bunu görmezden geliyor. Bir kısmı, mevcut ilişkinin kendisine yettiğini söylerken, sertleşme sorununu eşinin kendisini sevmemesi olarak algılayan da var

Yatak odasındaki sorunlar, genellikle tek taraflı olmuyor. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bazı durumlarda da kadın, sertleşme sorunundan kendisini sorumlu görür, eşinin artık kendisini sevmediğini düşünür


Erkekte görülen sertleşme sorununda kadının rolü var mı? 
Cinsel ilişki daima iki kişiyi ilgilendiren bir durum. Cinsel işlev bozukluğu şikâyetiyle gelen bir çiftte erkeğe yoğunlaşmak kolay, ancak erkeğin cinselliğinin bir kısmı eşiyle iletişimine bağlı. Kadının cinsel ilişkiye nasıl yaklaştığı önemli. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bu durum özellikle sertleşmesi sınırda olan erkeklerde daha belirgin. Sık görülen bir durum da şu: 
Çoğu zaman sertleşme sorunu yaşayan bir çift şehir dışında veya rahat bir ortamda sorun yaşamıyor. Stres ve sorumluluklardan uzaklaşmak, kadının daha istekli ve aktif olmasını sağlayabilir. Bu da erkeğin uyarılma derecesinin artmasıyla sonuçlanır. Erkeğin sertleşebilmesi ve kadının cinsel olarak buna cevap verebilmesi ancak sakin ortamda ve cinselliğe zaman ayrıldığında mümkün.
 
Tedaviye eşler birlikte mi gitmeli? 
Mutlaka gerekli değil. Ama ilk basamak tedavilerine cevap alınamazsa kadının da görüşmeye gelmesi uygun. Bazen durumu izah ederken erkek farklı, kadın tamamen farklı değerlendirmede bulunabilir. 
Erkek için kısmen yeterli gördüğü bir sertlik, kadın için hiç yeterli olmayabilir. Veya kadının hiçbir şikâyeti yokken erkek kendisini yetersiz görüyor olabilir. Kadının erkek için önerilen tedaviyi, davranışları bilmesi sorunu birlikte kabullenmeleri ve tedaviye uyum açısından çok önemli. 

Kadının eşe yaklaşımı nasıl olmalı? 
Erkekte sertleşme sorunu başladığında eş veya partnerinin üç davranış biçimi var. 
İlk ve en sık görülen, kadının sorunu görmezden gelmesidir. Erkek durumundan bahsettiğinde de 'Sen söyleyene kadar farkına bile varmadım. Ancak, benim için önemli değil' diyebilir. İkincisi, kadın mevcut sertleşmenin kendisi için yeterli olduğunu ama sorun erkek için önemli olduğu takdirde yardımcı olacağını söyleyebilir. 
Son olarak, kadın bu olaydan etkilendiğini yıkıcı bir biçimde belli edebilir. Olayı da genellikle iki biçimde yorumlar. Ya 'Cinsel cazibemi yitirdim ve sorun benden kaynaklanıyor', ya da 'Eşim enerjisini başka bir alanda ve başka kişiyle kullanıyor' şeklinde düşünür. Birinci ve üçüncü yaklaşım mevcut durumu daha da kötüleştirebilir. Burada erkeğin ihtiyacı anlayışlı ve destekleyici olan ikinci yaklaşımdır. 
Peki bu durumdaki bir erkek kadına nasıl davranmalı? 
Aslında kadının cinsel sorun yaşama riski, erkeklerin sorunundan daha az ya da önemsiz değil. Ancak sertleşme sorunu olduğunda kadın tarafından önem verilen nokta, eşinin kendisini hâlâ sevdiğini ve istendiğini bilmesidir. Kadın, sertleşme sorununun kendi hatası olmadığını ve eşinin hâlâ kendisiyle ilişki istediğini bilmek ister. Kadının ikinci ihtiyacı kişisel cinsel tatminidir. Çoğu erkeğin kafasında 'Seks eğer orgazmla sonlanmamışsa seks değildir' düşüncesi var. Bu kadın için her zaman doğru değil. Kadınların dörtte biri hayatında hiç orgazm yaşamazken, her 
ilişkide orgazm yaşayan kadın sayısı çok az. 
Erkeğin amacı her seferinde eşine orgazm yaşatmak olduğu takdirde başarısızlık kaçınılmaz. Kadın için yakınlaşma daha ön planda. Ancak, orgazm için bilinmesi gereken şey şu: Sadece vajinal uyarıyla orgazm olabilen kadın sayısı az. Uyarının vücudun diğer noktalarına da yoğunlaşması gerekir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu nedir? 
Geçmişte kadının pasif rolü olduğu ve kadın cinsel işlev bozukluğunun olamayacağı düşünülürdü. Erkek sertleşme ve sorunlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda hem sistemin nasıl çalıştığı hem de sorunların sebepleri çok iyi aydınlatılabildi. Bu nedenle son beş-altı yıldır kadın cinsel işlevi ve bozukluklarıyla ilgili çalışmalar yoğunlaştı. Erkekte olduğu gibi kadında da cinsel işlev döngüsü istek, uyarılma, orgazm ve gevşeme (memnuniyet) olmak üzere dört aşamalıdır. Cinsel işlevi ilgilendiren istek, uyarılma, orgazm bölümlerinden biri veya birkaçının oluşmaması ve cinsel ilişki sırasında ağrı, kadın cinsel işlev bozukluğu olarak tarif edilir. 
Kadının cinsel yanıtı nasıl olur? 
Kadın cinselliği cinsel isteğin olmasıyla başlar. Cinsel isteği erkeklerde olduğu gibi kadında da testosteron denilen erkeklik hormonu sağlar. Kadında erkekten çok daha az miktarda erkeklik hormonu var ve bu cinsel istekle alakalı. İstek olduğunda uyarılma başlar. Uyarılma aşamasında cinsel organa kan akışında artış olur. Dış dudaklar ve klitoris büyür, vajen (hazne) kayganlaşır. Göğüs duyarlı hale gelir. Vücut ilişkiye hazır olur. Haz yoğunlaşmasıyla orgazm oluşur. Kadınlarda orgazm sırasında rahimde ve tüm vücutta kasılmalar oluşur ve prolaktin, oksitosin gibi hormonlar salgılanır. Beyinde salgılanan seratonin maddesi mutluluk yaratır. Son olarak da gevşeme olur. 

19 soruda kadınların cinsel işlevi test ediliyor 

Kadın cinsel işlev bozukluğu sık görülen bir durum mu? En sık hangi şikâyetler görülüyor? 
Erkeklerde olduğu gibi yaş ilerledikçe sıklığı artıyor ve ilerleyici özelliği var. Toplumda genellikle yüzde 40-45 oranında görülüyor. En sık görülen şikâyet cinsel istek azlığıdır, her üç kadından birinde bu soruna rastlanıyor. Cinsel uyarılma bozukluğuna bağlı gelişen kayganlıkta azalma her dört kadından birinde; orgazm bozukluğu ise kadınların yüzde 30'unda görülüyor. Bunların dışında ilişkiye bağlı ağrı, vajinismus, cinsel tiksinti bozukluğu ve ilişki dışı ağrı şikâyetleri görülebiliyor. 
Kadınlardaki cinsel sorunların sebepleri neler? 
Diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, menopoz, geçirilmiş cerrahi tedaviler, cinsel travmalar, stres ve eş/partner ilişkileri en sık 
görülen sebeplerdir. Pek çok sorunun temelinde erkeklerde olduğu gibi fiziksel bozukluğun yanı sıra psikolojik sebepler de yer alır. 
Kadındaki cinsel işlev bozukluğu nasıl teşhis edilir? 
Tıbbi ve cinsel işlev hikâyesi en önemli tanı aracıdır. Cinsel işlevin hangi aşamasında sorun olduğunun belirlenmesi için geliştirilmiş sorgu 
formlarından yararlanıyoruz. Bu formda cinsel istek, uyarılma, kayganlık, orgazm, genel tatmin ve ağrıyla ilişkili 19 soru yer alıyor. Bu form diyabet, kardiyoloji gibi değişik polikliniklerde şikâyetini dile getirmeyen hastaları bilinçlendirmek üzere hazır bulunduruluyor. Hemşireler aracılığıyla yardım talep edenlere formu doldurmaları teklif ediliyor. İleri tetkik olarak kan testleri (kan şekeri, kan yağ düzeyleri, östrojen, testosteron, tiroid hormonları gibi) ve gerekli olduğu takdirde vajen asiditesi, kan akışının ölçümü, sinir iletisi gibi bazı özel testler de yapılıyor. 

Kadınlarda cinsel isteksizliğin hem psikolojik hem fiziksel nedenleri var. Hormon eksikliği, tedavisi kolay fiziksel nedenler arasında

Kadınlardaki cinsel sorunların fiziksel sebepleri var mı? 
Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da cinsel işlevi etkileyen fiziksel sebepler var. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadının hem sinirlerinde hassasiyet azalabilir, hem de damar yapısı bozulabilir. Bu da genital organların kanlanmasında ve his algılamasında azalmaya yol açar. Ortaya çıkan sorun kayganlığın oluşmasını zorlaştırır; ilişki sırasında kuruluk, ağrı yaratabilir. 
Bir başka örnek, sık vajinal enfeksiyon geçiren kadınlardan verilebilir. Örneğin mantar enfeksiyonları klitorisi örten deride büzülmeye, klitorisin gömük kalması sonucu uyarılmada azalmaya neden olabilir. Bunlar fizik muayenede teşhis edilebilir.

Yaygın isteksizlik nedenleri ne? 
Cinsel isteksizlik hormonal dengesizlikten, kronik hastalıklardan olabileceği gibi psikolojik nedenlerden, kullanılan ilaçlardan ve eş ilişkilerindeki bozukluktan kaynaklanabilir. Erkeklik hormonu olan testosteron kadınlarda da cinsel istekten sorumludur. Özellikle yaşla birlikte bu hormon azalabilir, bu da cinsel isteksizlik ortaya çıkarabilir. Kadında androjen (testosteron) eksiği olduğunda cinsel isteksizliğe depresyon da eşlik edebilir. Cinsel isteksizlik olduğunda vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki ve orgazm olamama görülebilir. 

Kadında androjen eksikliğinin belirtileri var mı? 
Evet. Kendini iyi hissetmeme, açıklanamayan sürekli yorgunluk hali, hafızada zayıflama, cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk belirtiler arasında. Daha ileri dönemde kas gücünde azalma ve kemik erimesi oluşur. 
Cinsel sorunların psikolojik nedenleri neler? 
Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği cinselliği benimsemeyi, bundan keyif almayı engeller. Eş/partner iletişimindeki yetersizlik ya da bozukluk da cinsel sorunlara yol açabilir. Ayrıca depresyon ve kaygılar da cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açar. 
Menopoz cinselliği nasıl etkiliyor? 
Menopozda östrojen hormonunun ani düşüşü söz konusu. Böylece vajinal kan akımında azalma, ciltte incelme ve genital duyularda azalma meydana gelir. Vajinal kuruluk oluşur. Tüm bunlar ilişkiyi zorlaştırır. 

Kadınlardaki cinsel sorunlar nasıl tedavi ediliyor? 
Altı başlıkta toplanabilir. Öncelikle cinsel bilgi eksikliğinin giderilmesi için danışmanlık, gerekirse seks terapisi yapılır. Hormon eksikliklerinin giderilmesi için hormon tamamlama tedavileri, damar genişletici ilaçlar, merkezi sinir sistemine etkili ilaçlar, mekanik araç kullanımı ve alternatif tedavi yöntemleri seçenekler arasında.
 
Hormon tamamlama tedavisi nedir? 
Hormon tedavisi genellikle menopoz sonrası kadınlara kullanılır. Kullanılan başlıca hormonlar östrojen ve androjendir. Östrojen menopoz döneminde görülen sıcak basmasını giderir, osteoporozu azaltır, vajen duvarını kalınlaştırır, kan akışını artırır, vajinal kayganlıkta artışı sağlar. Östrojenle testosteron birlikte kullanıldığında cinsel istek de olumlu etkilenir. Östrojen ve testosteronun birlikte kullanıldığı pek çok çalışmada cinsel istekte, uyarılmada ve orgazmda artış olduğu bildiriliyor. DHEA kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisi için kullanılan bir başka androjendir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisinde ne tür cihazlar kullanılıyor? 
Uyarılmada zorluk yaşayan kadınlarda EROS adı verilen klitoral vakum cihazı kullanılabiliyor. Bu cihazın klitoris üzerine uyan bir başlığı var; kişinin ayarladığı şiddette vakum yaratarak klitorisin kanla dolmasını sağlıyor. Bu cihaz dışında radyoterapi görmüş ve vajinal darlık gelişmiş kadınlarda vajinal genişleticiler kullanılabiliyor. 

Uzunca bir süre sekse ilginin azalması, hiç cinsel hayal kurulmaması, istek olmaması durumunda kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğundan söz ediliyor. Çaresi, seks terapisi…
Birçok kadın her ne kadar sekse ilgilerindeki azalmayı sorun olarak görmese de, aslında bu tedavi gerektiren bir sorun sayılıyor.
 

Kadınlarda ne zaman cinsel istek bozukluğundan bahsedilir? 
Uzun süre cinsel fantezi, arzunun olmaması veya zayıf olması durumunda kadında cinsel istek bozukluğundan bahsederiz. Sevişme isteğinin yanında cinsel hayaller kurmak, cinsel konularla ilgilenmek gibi bir istek de ya hiç yoktur ya da seyrektir. Sevişme veya mastürbasyon sırasında uyarılma belirtileri ya zayıftır ya da hiç gerçekleşmez. Ayrıca cinsel haz da ortaya çıkmaz veya çok zayıftır. Orgazm genellikle olmaz. 
Hangi yaşlarda ortaya çıkar? 
Erişkinliğin başından beri olabileceği gibi sonradan da çıkabilir. Başlangıçta normal bir isteğin bulunduğu bir dönemin olması, cinsel isteksizliğin sonradan gelişen bir nedene bağlı olduğunu düşündürür. Bu durum büyük olasılıkla tedaviye iyi yanıt verir. Ergenliğin başından beri olan cinsel isteksizlikte daha ciddi etkenler vardır. 

Cinsel istek bozukluğu niye olur? 
Nedenleri biyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Biyolojik nedenler içinde hastalıklar ve ilaçlar bulunur. Koroner yetmezlik, kalp krizi, böbreküstü bezlerinin fazla ya da az çalışması, cinsellik hormonlarının azlığı, tiroid hormonlarının azlığı ya da artışı, epilepsi, beyin kanamaları gibi rahatsızlıklar cinsel ilgiyi azaltabilir. Ayrıca depresyon ilaçları, lityum, bazı tansiyon ilaçları, psikoz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel isteği azaltabiliyor. 

Peki psikolojik nedenler nedir? 
En önemlilerinden biri kişilik bozuklukları. Bazı kişiler genel olarak haz almaktan, mutlu ve keyifli olmaktan kaçınırlar. Kendilerini acılarla dolu, talihsiz bir kurban olarak hissederler. Bu kişiler keyifli olan ve zevk veren birçok şeyden olduğu gibi cinsel haz almaktan da kaçınırlar. Bu kişilerde cinsel isteksizlik çoğunlukla ergenliğin başından beri vardır. Böyle bir durumda kısa seks terapisi yararlı olmayabilir ve daha uzun süreli terapi gerekebilir. Bir diğer önemli neden, cinsel kimlik veya yönelim sorunlarıdır. Cinsel ilgileri kendi cinsine yönelik olarak gelişen bazı kadınlar bu arzularını bastırırlar veya gizlerler. 
Depresyon isteksizliğe yol açar mı? 
Evet. Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şöyle sıralanabilir: Yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle anksiyetenin yoğun olduğu dönemlerde şizofreni. 

Stres neden olabilir mi? 
Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşantılar cinsel isteksizlikte önemli rol oynayabilir. Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi olaylar cinsel isteği azaltabilir. 
Yaş faktörü ne kadar etkili? 
Belli yaş dönemlerinde cinsel yaşamlarının biteceğine ilişkin yanlış düşünceleri olan ya da yaşın getirdiği değişikliklerden utanan kadın isteğini göz ardı etmeye çalışabilir. Ayrıca kilo alımı, sarkmış göğüsler gibi fiziksel değişikler ve çekiciliğin kaybı gibi düşünceler sekse ilgiyi azaltabilir. 
Eşe ilgi kaybı isteksizlik nedeni mi? 
Birçok çift birlikteliklerinin ilerleyen dönemlerinde birbirlerine eskisi kadar cinsel ilgi duymamaya başlar. Birbirinde aradığını bulamamak, eşiyle mutlu olamamak, kızgınlıklar, hayal kırıklıkları gibi genel ilişkideki sorunlar cinsel isteğe olumsuz yansır. 

Cinsel isteksizlik nasıl tedavi edilir? 
Kadın işlev bozuklukları seks terapisine çok iyi yanıt verir ve başarıyla tedavi edilebilir. Seks terapileri haftada bir olmak üzere ortalama sekiz seans sürer, yani iki ayda tamamlanır. İstek bozukluğunda eğer sorun güncel nedenlerden değil de daha eski yaşantı ve çatışmalara bağlıysa başarı oranı biraz düşebilir. Ancak standart cinsel tedaviyle iyileştirilemeyen kadınlarda daha uzun süreli terapilerle oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlıysa, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa seks terapisi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir. 

Hiç orgazm olmamış kadına iki ayda tedavi 

Orgazm bozukluğu tanısı ne zaman konulur? 

Eğer ilişkide sürekli ve tekrarlayan biçimde orgazm gerçekleşmiyorsa ya da çok nadiren oluyorsa bu durumda orgazm bozukluğundan söz ederiz. Hayatında hiç orgazm olmamış ya da çok nadir orgazm olmuş kadınlar var. Kadınların bir kısmı mastürbasyonla orgazm olabilir ama aynı şeyi cinsel birleşme sırasında yaşayamazlar. Mastürbasyonla orgazm olabilen kadınlar tedaviye daha kolay yanıt verir. 
Sık görülen bir sorun mu? 
Cinsel birleşmeyle orgazm olamama kadınlarda çok yaygın bir sorun. Birçok araştırma kadınların yüzde 40-60 kadarının orgazm olamadıklarını gösteriyor. Sorun bu kadar yaygın olmasına karşın bir uzmana başvuru oranı yüksek değil. Kadınlar cinsel haz alma ve doyuma ulaşmayı pek önemsemiyor. Eğer cinsel birleşme oluyor ve erkek açısından bir memnuniyetsizlik yoksa kadınlar da bir sorun yokmuş gibi davranmayı, hatta orgazm taklidi yapmayı tercih ediyor. Birçok araştırmaya göre cinsel sorunu olan kadınların evlilikleri yüzde 83 oranında mutlu. 
Bazı kadınlar neden orgazm olamaz? 
Ameliyatlar nedeniyle vajinanın yapısı bozulan ya da omurilik lezyonu olan kadınlarda orgazm bozukluğu gelişebilir. Ancak orgazm yetisi vajinanın boyutu veya pelvis kaslarının (vajina bölgesi kasları) gücüyle bağlantılı değil. Bir de psiko-sosyal nedenler var. 
Nedir bunlar? 
Örneğin orgazm bozukluğu olan kadınlarda yetersizlik duyguları ve olumsuz beden imgesi daha sık görülür. Bu kadınlar cinselliklerinden, ilişkilerinden ve cinsel aktivitelerinin tipinden pek memnun değildir. Yine baba-kız ilişkisindeki olumsuzluklar orgazm bozukluğuna neden olabilir. Ayrıca geleneksel kadın rolünün dışına çıkamamak da orgazm bozukluğunda önemli rol oynuyor. Bu gruptaki kadınlar cinsellikle ilgili her türlü duygu ve davranışlarını kontrol eder, cinselliklerini sadece eşlerine yanıt vermekle sınırlar. 
Orgazm yetisi yaşla birlikte artar mı? 
Evet. 20'li yaşlarda fazla cinsel deneyimi olmayan kadınlarda cinsel birleşmeyle orgazm daha azdır. 

Bozukluk nasıl tedavi edilir? 
Tedavinin iki basamağı var. Önce kadının yalnız başına sonra da eşiyle birlikte orgazm olması planlanır. Tedavide önce çiftin sevgi ve yakınlık konusunda iletişim ve deneyimlerini artıracak ödevler verilir. Hiç orgazm yaşamamış bir kadınla terapinin ilk hedefi, engelleyici tüm çevresel etkenleri yok etmektir. Orgazm sorunu seks terapisiyle iki ayda tedavi ediliyor. 
 

Radikal gazetesi Arşivinden Alıntıdır.

Stresle Nasıl başa çıkılır?

Kasılmanıza, midenize ağrılar girmesine, başınızın zonklamasına, cinsel isteğinizin azalmasına neden olan stres fırsata da dönüştürülebilir mi? Mücadeleci bir ruhla bu mümkün

Şu modern hayatın getirdiği keşmekeş hangimizi strese sokmuyor ki! Sabahları işe gitmek için kaçımız yatağımızdan şarkılar söyleyerek uyanıyoruz? Hangimiz randevumuza yetişmeye çalışırken sıkıştığımız trafikte mutlu olabiliyoruz? Herhalde hiçbirimiz…

Hayat artık eskisine göre çok daha hızlı akıyor. Şehir yaşamında bu hızı ikiyle çarpmak gerekiyor. Hız ise eşittir stres. Ne beynimizin ne de bedenimizin bu hıza çok kolay adapte olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Belki de bu yüzden, yani biriken stresler nedeniyle trafikte veya sokakta ufak tartışmalar sonu ölümle biten kavgalara varıyor. Stres sırasında vücudumuzda pek çok değişim meydana geliyor. Adrenalin ve kortizol hormonlarının dengesi değişiyor.

Stres kolayca hastalanmamıza da yol açıyor. Nasıl mı? Bağışıklık sistemimizi zayıflatarak, hatta çökerterek. Bağımlılığı olanlar stres nedeniyle daha fazla sigara içiyor, kimi alkole sarılıyor. Gerekçe tabii ki gevşemek, rahatlamak.

Peki stresin etkilerini azaltmak mümkün mü? Okuyacağınız yazı dizisi doktor anlatımlarıyla bu soruya yanıt vermeye çalışıyor.

Mükemmeliyetçi, sabırsız, kuyrukta beklemeye dahi tahammülü olmayan, karşısındakinin sözünü kesen, başarıyı maddi kazançla ölçen, hayatın güzelliklerine yüzeysel ilgi duyan biri misiniz? Yoksa hayattan tat almaya çalışan, her şeyin para olmadığını, yaşamın küçük mutluluklarının armağan olduğunu düşünen ve mücadeleyi seven bir insan mısınız? Verdiğiniz yanıt, hastalık yaratan, mutlu olmanızı bile engelleyen strese yaklaşımınızı da belirliyor. Çünkü eğer ilk grupta yer alıyorsanız stres sizde öğrenilmiş karamsarlığa hatta depresyona dahi yol açabilir. İkinci gruptaysanız stresi bir fırsata dönüştürebilir, kendinizi geliştirme aracı olarak kullanabilirsiniz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, kişiliğin strese verilen yanıtı belirlediğini vurgulayarak, stresin kadın ve erkekte cinsel işlev bozukluklarına yol açtığını belirtiyor.

Stresi nasıl tanımlıyorsunuz?

Stres organizmanın dengesini bozabilecek herhangi bir uyarana fizyolojik (travma, sıcak- soğuk gibi), psikolojik (her türlü psikolojik gerilim, sorunlar) veya sosyal (kişilerarası ilişkilerde yaşanan gerilimlere karşı verilen bir cevaptır. Stres Latinceden türemiş bir terim. 19. ve 20 . yüzyıllarda stres bedensel ve psikolojik hastalıkların nedeni olarak düşünülmüştür.

Stres bir hastalık mı?

Stresin kendisi hastalık değildir. Ancak psikolojik ve fiziksel hastalıklara neden olabilir. Stres bedenin herhangi bir uyarana karşı verdiği tepkidir. Stres, çağdaş toplum yaşamının, büyük kentlerin getirdiği (trafik, kalabalık, gürültü, yalnızlık, açlık, her türlü tehlike ve endişeler) bir sonuçtur. Beden bir stres durumunda, bütün sistemlerini harekete geçirir. Dolaşım, solunum, sindirim organları ve beyin karşılaştıkları bu zorlu duruma adapte olmaya çalışır. Kalp atışları hızlanır, kan şekeri yükselir, eller terler, kasların tonusu artar, yani mücadeleye hazır hale gelir. Beyin adrenalin ve nöradrenalin hormonlarını artırır. Dolayısıyla kan basıncı yükselir, kalp atışları artar, deriye giden kan akışı kısıtlanır, midenin fonksiyonları sınırlanır, terleme artar. Bu arada kortizol hormonu da artar. Kortizol, sisteme fazladan besin sağlar ve bağışıklık sistemlerini yeniden düzenler, stresle başa çıkmak için hazırlık yapar.

Kortizolun fazla salgılanması zararlı mı?

Kortizol, insülinin beden hücreleri üzerindeki etkisini azaltır. Kortizol yüksekliği testosteron sentezini engeller, cinsel istek azalır. Libido azalmasıyla kadında ve erkekte cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Kronik streste kandaki kortizol seviyesi değişir. Bazen kortizol eksikliği nedeniyle bağışıklık sistemi fazla çalışır. Bu, duygu durumunda ve davranışlarda değişikliklere ve depresyona neden olur.

Stresin fazlası bizi nasıl etkiliyor?

Aşırı stres, bedensel ve zihinsel sağlığı bozar. Baş ağrısı, uykusuzluk, çeşitli ağrılar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Sonuç olarak bedenin sürekli olarak stresin neden olduğu, uyarılmışlık durumunda kalması, biyolojik sistemlerin yıpranmasına neden olmakta, bedenin kendi kendisini onarma ve koruması tehlikeye girmekte, hastalanma riski ortaya çıkmaktadır.

Stresi yaratan faktörler nelerdir?

Olaylara karşı herkes stresi hisseder, ancak etkilenme düzeyi farklıdır. Ağır ve yorucu iş temposu, ilişkilerde yaşanan sorunlar, yalnızlık maddi kaygılar, çevresel faktörler, iş yerinde yaşanan gerginlikler stres kaynağıdır.

Kişilik yapısı stresi nasıl etkiliyor?

Stresle ilişkili olduğu düşünülen kişilik özellikleri A tipi davranışlar diye adlandırdıkları özelliklerdir. Bunlar, başarılı olmaya ve fark edilmeye ihtiyaç duyan, sinirli, öfkeli, zamana büyük önem veren, sabırsız yapıda kimselerdir. Yüksek hedefler koyarlar, yaşamda her oyunu kazanmak isterler, hızlı hareket ederler, sıkça karşılarındakinlerin sözlerini keserler, kuyrukta beklemeye tahammül edemezler, başarıyı maddi kazançla ölçerler, yaşamın güzelliklerine karşı yüzeysel bir ilgi duyarlar.

Bir olayın stresli olarak algılanması, olayın yapısına ve kişinin kaynaklarına, psikolojik savunmalarına ve baş etme mekanizmalarına bağlıdır. Bütün bunlar egoyu içerir. Egosu uygun çalışan kişi, iç ve dış dünyayla uyumlu, denge içerisindedir. Ego uygun şekilde çalışmıyorsa ve dengesizlik yeteri kadar devam ederse kişi kronik anksiyete yaşar.

Bazı kişilik yapılarının, çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine yakınlaştırabileceği bildiriliyor. Mükemmelliyetçi kişilik ve öğrenilmiş karamsarlık buna örnektir. Kendisi hakkında devamlı mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan, yaşayacağı olumsuzluklar nedeniyle bazı reaksiyonlar gösterir. Olumsuz olayların kişinin kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilmesi, olayların devamlı bu şekilde süreceğine inanması (öğrenilmiş karamsarlık) depresyona neden olabilir. Strese farklı tepkiler ve-rilmesi, kişilerin tutumlarındaki, algılarındaki farklılıktan ve stresli durumlarla başa çıkmada başvurdukları yolların çeşitliliğinden kaynaklanır. Mücadeleci kişiler, olayları tehdit değil, kendilerini geliştirme fırsatı olarak görürler.

Alkol ve madde kullanımını artırır

Stres yaratan faktörler nelerdir?

Fiziksel: Travma, gürültü, ısı, nem, çevre kirliliği vb.

Sosyal: Birey-çevre ilişkisi, çatışması.

Psikolojik: Fiziksel ve sosyal etmenlerin sonucu olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkan, genellikle yinelenen, hayal kırıklığı, izolasyon gibi durumlardır.

Stresi nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Bugün en çok kullanılan stres sınıflaması şöyledir:

·  Anlık stres (Brief stres)

·  Akut kontrol edilebilen stres

·  Akut kontrol edilmeyen stres

·  Kronik kontrol edilmeyen stres

Her strese yanıt verilmeli mi?

Birey ne tür stres yaratan faktörle karşılaşırsa buna yanıt vermek durumundadır. Bu yanıt 'Genel adaptasyon sendromu (GAS)', ''Biyolojik stres sendromu' olarak tarif edilmiştir. Stressör, stres cevabıyla sonuçlandığında bir çok problem ortaya çıkar.

Stres ne tür hastalıklara yol açar?

Stres sonucunda birtakım ruhsal hastalıklar, tıbbi hastalıklar ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, iştah bozulması, baş ağrısı, yorgunluk ve tükenme hali karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçı.

Stresin davranışsal belirtileri nelerdir?

·  İş arkadaşlarına karşı olan ilgisizliğin artması.

·  Tehlikeli davranışlara düşünmeden girme eğiliminin artması.

·  Mizaçta ani ve kontrolsüz dalgalanmaların olması.

Peki ya stres uzadığında, kronik hale geldiğinde ne olur?

·  Alkol ve madde kullanımı artar .

·  Aşırı sigara kullanımı görülür.

·  Kafeinli içecek tüketiminde aşırı artma olur.

·  Düşüncede esneklik ortadan kalkar.

·  Yönetime, organizasyona ve kendine olan güveninde ileri derecede azalma olur.

·  Daha az üretken hale gelinir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (2)

İşyerinde stres yaşayan çalışanların sağlık giderleri stres yaşamayanlara göre yüzde 50 daha fazla. Stres her ne kadar insanı olumsuz etkilese de başarının temelinde yer alıyor

12/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Bir işadamı için stres, borsadaki dalgalanma, ev hanımı için eve gelen misafirlerine yemek yetiştirme, öğrenci için ise sınav olabilir. Bir grup öğrenciyle yapılan çalışmada stresi nasıl tanımladıkları sorulmuş. Öğrenciler stresi, "Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginliğin uzaması",

"Bunalım, gerginlik", "Genelde anlamlı olan şeylerin anlamsız gelmesi" ve "Bir şey yapmak istememe" şeklinde tanımlamış. Bu öğrenciler iş yaşamına atıldıklarında muhtemelen tanımlamaları değişecek. Çünkü bugün iş hayatı en büyük stres kaynağı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, "Stres, insanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanmasıdır. Ancak çalışmaya başlamak ve sürdürmek için bir miktar stres gereklidir" diyor.

İş neden bu kadar önemli?

İş, insan için çok önemlidir. Yaşamın amacı, anlamıdır. Kişinin kimliğidir, potansiyelini kullanmadır. Kendine saygıdır, sosyal destektir, maddi kazanımdır, zaman geçirmedir.

İş yaşamı stresli olmak zorunda mı?

Günümüz çalışanı hangi konumda olursa olsun, çok fazla stres faktörüyle karşı karşıya. İş stresi ve tükenmişlik sendromu üzerine yapılan araştırmada, iş stresini çalışanların yüzde 86'sı 'çok önemli', yüzde 13'ü 'orta önemli' ve yüzde 1'i 'az önemli' bulmuştur. Yapılan çalışmalarda, 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin yüzde 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. İlerleyen yaşla birlikte strese tolerans da azalmaktadır. Bunda bireyin değişken hormonal yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.

Stres iş yaşamını nasıl etkiliyor?

Çalışanlar ve kurumlar için ciddi sonuçlara yol açıyor stres. İş stresi, işin insan üzerinde oluşturduğu baskıdır. İş stresi çalışanı üzer, yakın çevresini etkiler, verimini düşürür. Sağlık harcamalarını artırır, enerji düzeyini düşürür. Stresli çalışanların sağlık harcamaları, stresli çalışmayanlara göre yüzde 50 fazladır. Stres zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı eritip tüketen bir olgudur. Aşırı stres insanı iş göremeyecek duruma getirebileceği gibi, ciddi tıbbi sorunlar da yaratabilir. Her türlü değişiklik zorlanma yaratır, her zorlanma bir uyum çabası doğurur. Bunun adı da strestir. Stres, işini veya sevdiğini kaybetmek gibi olumsuz olayların doğurduğu bir durum değil. Terfi, evlenmek de stres kaynağı olabilir.

Stres, başarıyı engellemiyor mu?

Her başarının temelinde stres vardır. Gerçek başarı sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkar. Sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayanlar başarısız olabilirler, bu durum da onlar için stres kaynağı oluşturur.

İşyerinde neler stres yaratıyor?

Teknoloji: Bilgisayar kullanımı ve teknoloji geliştikçe insanların bu hıza uyumları ve verimleri de arttı. Bu hıza ayak uydurmak için yaşanan strese 'Teknostres' denilir.

Kazanç: Firmalar büyüdükçe, kazançları arttıkça stres oranı da yükselmektedir.

Personel seçimi, rol ve iş tanımlarının iyi yapılmaması: Kişinin yapacağı işin tanımı, kişinin rolü ve kişiden beklenenlerin net olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde kaos oluşur. Kişi de, kurum da stres yaşar.

Kötü yönetim: Sebepsiz baskılar, uzun çalışma saatleri, belirsiz kariyer planlaması, kötü iletişim stres düzeyini artırır.

Kontrol: Çalışanların işyerinde aktif rol almaları, her durumdan haberdar olmaları, iş yerine güven duymalarına, geleceğe yönelik hedeflerini oluşturmada pozitif etki sağlar.

Sürekli değişim: Yeni firma prosedürleri, yeni bilgisayar sistemleri, yeni yöneticiler, yeni alınan personel, yeni iş sorunları, yeni rakipler stres yaratan faktörlerdir.

Uzun çalışma saatleri: Uzun çalışma saatleri çalışanda fiziksel ve psikolojik sorunlar yaratır. Genellikle, yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk, sinirlilik ve öfke halleri olur.

Fiziksel koşulların iyi olmaması: Çalışandan yeterli verim alınması için ihtiyaçlarının karşılamamız gerekir. Bunun için yeme, içme ve çalışılan yerin fiziksel koşulları uygun olmal (Mekân, ısı, ışık ses, vb.).

Maddi tatmin: Çalışanlar arasındaki küçük bir ücret farkı bile çalışanın motivasyonunu etkiler. Uygulanan ücret politikaları ve performans değerlendirmeleri hakkında tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır.

Manevi tatmin: Manen de çalışanlar ödüllendirmeli, motivasyon artırıcı çalışmalar yapılmalı. Belirsizlik ve güvensizliğin yaratacağı stres faktörleri ortadan kaldırılmalı.

Çalışanlar arasında sağlıklı iletişim: Sağlıklı iletişimin kurulamaması; tartışma ortamı, zıtlaşma, kıskançlık, dedikodu ve rekabet önemli stres kaynaklarıdır.

Evdeki stres: Çalışanın ev ortamındaki (ailedeki) eşi ve çocuklarıyla yaşadığı sorunlar işe taşınırsa yoğun stres oluşturabilir.

Bunlar dışında işyerinde stres yaratan binlerce faktör daha bulunuyor. Yapılan araştırmalarda en yoğun iş stresi yaşayan meslek grupları arasında üst düzey yöneticiler, güvenlik, pazarlama ve sağlık alanında görev yapan personel geldiği ortaya çıkmıştır.

Strese yanıt vermede cinsiyet ayrımı önemli mi?

Cinsiyet de strese karşı koymada belirleyici faktörlerden. Kadınlar, erkeklere göre strese daha az fizyolojik yanıtlar veriyor. Bunun sonucunda daha uzun yaşıyorlar.

İşyerinde stres nasıl azaltılır?

Stres faktörlerinin azaltılmasında insan kaynakları departmanlarına önemli roller düşüyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

·  İş alımlarında pozisyona en uygun kişinin alınmasına dikkat edilmeli.

·  Kişilerin yapacakları işler, kişiliklerine uygun olmalı.

·  Performans değerlendirme sistemi uygun olmalı.

·  Her şey hiyerarşik düzene uygun bir biçimde olmalı.

·  Çalışanlara söz hakkı verilmeli.

·  Çalışanlar, maddi ve manevi açıdan tatmin edilmelidir.

İş stresi belirtileri

·  Rekabete karşı koymayı becerememe.

·  Güvensizlik, "Fikrim bu" diyememe.

·  Karışık durumda başarısızlık, panik.

·  Sorunlara aşırı duygusal tepki verme.

·  Başarısızlık.

·  Kararsızlık.

·  Dayanışma eksikliği.

·  Katılımcılığın azalması.

·  İş kazalarının artması.

·  İş performansında düşme.

·  Hataların artması.

·  Hatalara karşı duyarsız davranma

Stresin olumsuz etkileri

·  Stres, çalışanın beden ve ruh sağlığını,

·  Ailesini, yakın çevresini,

·  İş verimini,

·  İçinde bulunduğu organizasyonu,

·  İş arkadaşlıklarını,

·  Yaratıcılığını, motivasyonunu, enerji düzeyini ve dikkatini olumsuz etkiler.

Fiziksel ve ruhsal belirtileri

·  Yorgunluk

·  Halsizlik, bitkinlik

·  Baş ağrısı, mide, bağırsak sorunları

·  Kilo kaybı veya kilo alma

·  Uyku bozuklukları

·  Sabırsızlık, çabuk sinirlenme

·  Konsantrasyon bozukluğu

·  Sık öfkelenme

·  Alınganlık

·  Kendini yararsız, değersiz hissetme

·  İşinde başarısızlık korkusu

·  Hipertansiyon

·  Depresyon

·  Kalp hastalıkları

·  Cilt hastalıkları

·  İletişim eksikliği

·  Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (3)

Yaşama uğraşının zorluğu, bir de üzerine eklenen iş stresi sizi tükenme noktasına getirebilir. Bunu önlemek için gerektiğinde 'Hayır' demeyi bilin, her şeye ara verin ve mutlaka bir hobi edinin

13/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stres sadece bedenimize ve ruh sağlığımıza zarar vermiyor. Uzun sürdüğünde hem işe hem de çevremize yabancılaşmamıza neden oluyor. Ayrıca stres uzadığında tükenmişliğe yol açıyor. Tükenmişliğin temelinde ise iş yaşamındaki acımasız rekabet, gerçekçi olmayan beklentiler, çalışana ulaşamayacağı hedefler yüklenmesi yer alıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan psikolog Dr. Mualla Oktay, iş stresinin tükenmişliğe dönüşmesinin engellenebileceğini, bunun için çalışanın kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini belirtiliyor. Nasıl mı? Hayır demeyi bilmek, gektiğinde her şeye ara verip dinlenebilmek…

İş yaşamı insanı nasıl tükenmişlik noktasına getiriyor?

İşle ilgili olumsuzluklar uzun süreliyse kişi işine yabancılaşır ve duygusal olarak tükenme yaşar. Bu durumu yaşayan kişiler, sorunlarını anlatamazlar. Eğer kişinin önüne işle ilgili ulaşamayacağı hedefler konulursa, tükenmesi daha kolay olur.

Gerçekçi hedefler koyun

Tükenmişliğin belirtileri nelerdir?

Kişide işe ve ortama karşı alaycı bir tutum ve yabancılaşma gözlemleniyorsa ve kişi kendini izole etmeye başlamışsa, tükenmişlik durumunun başladığını anlayabiliriz.

Tükenmişliğin nedenleri nelerdir?

Kişilere ulaşamayacakları hedefler konulması, fazla iş yükü, düşük motivasyonlu kişilerle çalışma, kişinin karakteriyle yaptığı işin uyuşmaması, sosyal desteğin az olması gibi nedenlerle tükenmişlik oluşabilir.

Buna karşı ne yapılabilir?

Gerektiğinde hayır demeyi bilmeli ve her şeye ara verebimeli kişi. Gerçekçi hedefler konulmalı. Sağlıklı yaşamalı ve sosyal hayatını daima canlı tutmalı.

İş stresinin tükenmişliğe dönüşmesini engellemek mümkün mü?

Bunun için kişinin uyum kapasitesi yüksek olmalı. Kişi, kendisinin ve durumunun farkında olmalı, yeni seçenekler üretebilmeli, kişinin mesleği ne gerektiriyorsa, en iyisini yapmalı. Çalışanların iş stresiyle tükenmesini önlemek için yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Öncelikle yöneticiler çalışanlar arasında ayrımcılık yapmamalı, herkese eşit davranmalı, çalışanların da ayrı bir dünyaları olduğunu unutmamalı ve onları anlamalı. Onlarla empati kurmalı.

Peki stres, vücudumuzda nasıl değişikliklere yol açıyor?

Zorlanma (stres) kişinin kısa ve uzun vadede uyumunu bozan olaylardır. Hangi olayların veya durumların kişiyi zorlama potansiyeli olduğu kişiden kişiye değişir. Aynı zamanda aynı tür bir zorlayıcı da her zaman aynı etkiyi meydana getirmez. Organizmanın durumu, kişinin önceki deneyimleri, çevrenin zorlayıcı kabul biçimi, başa çıkma düzenekleri hep birlikte kişinin tepkisini belirler. Zorlanma karşısında meydana gelen tepkiler standart değildir. Çeşitli bedensel ve psikolojik semptomlar ortaya çıkar. Bir uyaran beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde bazı subkortikal alanlar harekete geçer ve bedenin normal fonksiyonunu regüle etmeye çalışır. Birinci harekete geçen sistem hipotalamustur ve hemen hormon salgılamaya başlar. Burada bilinen en önemli hormon kortizol ve betaendorfinlerdir. İkinci sistem, sempatik sinir sistemi yoluyla epinefrin, norepinefrin salgılanmasıdır. Her iki sistem geçici streslerde yararlı ve dokularda koruyucu, aynı zamanda destekleyicidir. Ancak stres uzun sürer ve sık sık tekrarlanırsa salgılama periyodu uzar. Bu durumda immün sistem baskılanır. Sonunda sistemlerde fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar hipertansiyon, diabet, peptik ülser gibi sorunlar oluşabilir.

İşe yaramayan tepkileri belirleyin

Stresle başa çıkabilmek için neler yapabiliriz?

Stresle başa çıkmada, strese verilen yanıtları bilmek önemlidir. Strese duygusal, düşünsel, davranışsal, bedensel tepkiler verilir. Duygusal tepkilerin arasında huzursuzluk, öfke, üzüntü, gerginlik, kaygı, ümitsizlik, ağlama; düşünsel alanda ise yoğunlaşma güçlüğü, bellek sorunları, kararsızlık, obsesyonlar, fobiler ortaya çıkar. Davranışsal tepkiler arasında, kaçınma, saldırganlık, alkol, madde tüketimi, aşırı yeme, bedensel sorunlarla aşırı uğraş söz konusudur.

Stresle başa çıkmada, öncelikle işe yaramayan ve bireye zararlı olan tepkilerin belirlenmesi, bunların nelere yol açtığının farkına varılması gerekir. Stresle başa çıkma yöntemleri bireyin bu tepkilerini değiştirebilmesini sağlayacak özgül beceriler kazandırarak stresi azaltmayı hedefler. Stresle ortaya çıkan ruhsal sorunlar çeşitli psikoterapi yöntemleri ve ilaç tedavisiyle, organik sorunlarda ortaya çıkan hastalık tablosuna göre ilgili dalların uzmanlarınca tedavi edilir.

Beslenme şekli de stresi etkiliyor mu?

Günümüzde beslenme ayaküstü ve karın doyurma şeklindedir. Halbuki vücudun ihtiyacı olan vitaminler, proteinler, mineraller içeren besinlerle düzenli beslenmek gerekir. Bunun yanı sıra sigara, çay, kahve, alkol gibi maddelerin fazla tüketimi stresin beden üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artıra-caktır. Düzenli ve sağlıklı beslenme strese dayanıklılığı artırır. Yapılacak çeşitli bedensel aktivitelerin (yürüyüş, yüzme, koşu, bisiklete binme, yoga gibi) düzenli olarak yapılması bedensel gerginliği azaltır, gevşemeyi kolaylaştırır. Duygular üzerine etki yapar. Stresle ortaya çıkacak olan fizyolojik belirtiler için gerekli eşiği yükseltir. Uyku eksikliği de bir stres kaynağıdır. Uykusuzluk performansın düşmesine, bu da stres düzeyinin daha da artmasına neden olur.

Sevdiğin işi yap, kendine zaman ayır…

·  Kas gerginliğini azaltmak ve fazla enerjiyi boşaltmak için düzenli spor yapın.

·  Aşırı çay ve kafeinli gıdalardan uzak durun. Çünkü bunlar stresi artırır.

·  Kişisel muhasebenizi günlük yapın, erteleme alışkanlığını terk edin.

·  Duygusal zekânızı, özellikle empati yeteneğinizi geliştirin. (Duygusal zekâ: Yaşamda mutlu olmanızı sağlayan becerilerdir. Bu becerileri, kendimizi ve karışımızdakileri tanımak ve farkında olmak, olumsuz duygularla başa çıkabil-mek, kendimizi olumlu yönde motive etmek edebilmek olarak tanımlayabiliriz.)

·  Düzenli ve dengeli beslenin, şeker ve tuz tüketimini azaltın.

·  Düzenli ve yeterli uyuyun, yaşam alanlarında dengeyi gözetin.

·  İş yükünüzü dengeleyin, zaman ve enerjinizi önem ve önceliklerinize göre yönetin.

·  Hobiler edinin, kendinize, ailenize ve çevrenize vakit ayırın.

·  Değişime açık olun, değişimi tehdit değil, bir fırsat olarak görün.

·  Ya yaptığınız işi sevin ya da sevdiğiniz bir işi yapın.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (4)

Genetik açıdan bazı hastalıklara yatkınsanız stres, bunların erken görülmesine yol açabilir. Örneğin ailede kalp hastalığı varsa, sürekli stres altındaysanız, 30-40 yaşında kalp krizi geçirme riskiniz var

14/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese karşı dayanıklı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ancak bedeninizin isyanına kulak vermelisiniz. Çünkü stres, tansiyon, kalp hastalıkları, sindirim sorunları, saç dökülmesi, sivilce hatta kansere kadar pek çok hastalığa neden olabiliyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, stresin, kanseri önleyen 'katil hücreler'i baskılayıp sayılarını azalttığını söylüyor.

Stres sağlığı nasıl etkiliyor?

Öncelikle beynimiz stresten etkileniyor. Korteks (gri cevher) dediğimiz bölümden, hipolatalamustan salgılanan kimyasal aracı maddeler diğer organları etkileyerek stresten etkilenmemize yol açıyor. Öfkelenince korteks vasıtasıyla hipolatamus ve hipofizden gelen emirlerle böbreküstü bezinden birtakım hormonlar salgılanıyor. Bunlardan biri kortizol, diğeri de adrenalindir. Her ikisi de tansiyonu, şekeri yükseltir. Kişide kalp veya şeker hastalığı varsa çok öfkelendiğinden kalp krizi geçirebilir, şeker komasına girebilir.

Refleksleri de bozuyor

Stres nedeniyle uykumuz bozuluyor. Örneğin gürültü bizi etkileyen bir stres faktörü. İnsan gürültülü ortamlarda uyku derinliğini sağlayamıyor. Buna bağlı olarak kişide uyku bozuklukları ortaya çıkıyor. Uykusuzluk beraberinde sabahları kalkamama, konsantrasyon sağlayamama, verim alamama gibi sorunlara yol açıyor. Özellikle korteksin kognitif fonksiyon dediğimiz bilişe ait faaliyetlerinde aksama oluyor, dikkatte dağılma, hafızayı toplayamama, incelik gerektiren işlerde refleksleri kullanamama oluşabilir.

Gürültü bizi çok etkiler ve öfkelenmemize yol açar. Tolerans eşiğimiz düşer, bazı olayları yanlış algılarız. Gürültü insanları o kadar geriyor ki ilaç kullanımını artırıyor, hatta intihara teşebbüse neden oluyor. Gürültü nedeniyle kişi çevresine şüpheci yaklaşmaya başlıyor.

Stres beyni küçültür mü?

Fiziki anlamda küçültmez. Stres iş verimliliğini düşürür. Bir sekreter düşünün, bir yanda telefonlar, bir yanda emirlerle uğraşır ve farklı uyaranlara maruz kalır. Uyaranlar arttıkça insanın verimliliği azalır. Zamanla, strese bağlı olarak beyinde birtakım kimyasal bozukluklar ortaya çıkabilir. Dinlenememe, uykusuz kalma, beslenememeye bağlı olarak unutkanlık gelişebilir. Kişi strese girip bunun etkisini azaltmak için sigara içiyorsa veya alkol alıyorsa verimi düşer. Beyin fonksiyonları bozulan kişilerden madde bağımlısı olanlar da var. Özellikle sigara, alkol kullananan bazen de kolay elde edilebilir diye esrar ve kokaine sıcak bakan, kullanan insanlar da oluyor.

Kalp-damar sistemine etkisi nedir stresin?

Kalıtımla ilgili hastalıkların daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını bekleriz. Örneğin hipertansiyon, kalp sorunu genetikse bunun 70 yaşından sonra görülmesi gerekir. Ancak strese maruz kalanlarda bu çok erken olur. 30-40 yaşlarında bu sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Kişi sigara içiyor, fazla stres yaşıyorsa böyle bir risk var. Hatta genç yaşta enfarktüs geçirebiliyor. Stres nedeniyle sigara içimi arttığı için kalp damar sistemi etkileriyor. Strese bağlı olarak daha fazla sigara içimi astım, bronşit gibi sorunlara yol açabiliyor.

Sindirim sistemini nasıl etkiliyor stres?

Sırf strese bağlı olan sindirim sistemi rahatsızlıkları var. Ülser, gastrit, bağırsak tembelliği bunlardan bazıları. Spastik kolon hastalığı da stresle bağlantılı. İnsanların üreme, böbrek fonksiyonlarında da sorunlara yol açabiliyor stres. Özellikle büyük şehirdeki strese bağlı olarak insanların cinsel hayatı bozuluyor.

Stres bağışıklık sistemini zayıflatır mı?

Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması kişinin kanser olmasını engeller. Oysa stres, insandaki yararlı hücreleri etkileyerek bağışıklık sistemini bozuyor. Bağışıklık sistemi bozulduğunda insan daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Kansere kadar giden bir tablo oluşturur. Stres bağışıklık hücrelerini baskılıyor. Kanser hücrelerini öldüren katil hücreler var bağışıklık sisteminde. Strese maruz kalma sonucunda bunlar baskı altında kalıyor ve yenileri yapılamayarak sayıları azalıyor. Bu durumda vücut hastalığa açık hale geliyor. Stres sonucunda insanlarda kansızlık ortaya çıkabilir.

Ne kadar sürede oluyor bu?

Genelde uzun vadede oluşuyor. Kısa vadeli stres nedeniyle ağzınızda uçuk oluşabilir. Bir insan büyük bir şok yaşadığında böyle bir şey yaşar ve bu bağışıklık sisteminin etkilenmesinin sonucudur. Stres uzadığında diğer organlarda da hastalanma olur. Şeker hastalığı, tansiyon, kanser gibi hastalıkların kalıtım yönü var. Stres bu hastalıkların daha erken dönemde görülmesine yol açar.

Stres saç dökülmesi ve sivilce oluşumuna neden olur mu?

Cildiye kliniğine gidenlerin bazen psikiyatriye yönlendirildikleri olur. Saç dökülmesinin kalıtımla, başka bir hastalıkla ilgisi yoksa kişiyi üzen, strese sokan olayların etkisi vardır. Sivilce ise vücutta yağlanmayla ilgili. Ama biliyoruz ki stres karaciğeri, hormonları, kalp-damar sağlığını etkiliyor. Stres kaşıntıya da sebep olabilir. Hatta bu nedenle psikiyatri başlığı altında dermato-psikozlar diye bir bölüm vardır. Psikiyatrik hastalıklar, stres deri hastalıklarına neden oluyor ya da mevcut deri hastalıklarını artırabiliyor. Sedef hastalığının psikiyatrik yönü de var. Stres, bu hastalıklarda tetiği çekiyor.

Ağrıda stresin rolü var mı?

Stresin baş ağrısı dışında bel, sırt ağrısı yapma özelliği de var. Ağrı şikâyeti olan kişide öncelikle organik nedenler aranır. Eğer bulunmazsa psikolojik kökenli ağrı söz konusudur. Şehre göç etmiş, kente adapte olamamış, kelime haznesi zayıf olanlarda soyut kavramlarla şikâyetini ifade etmede sorun vardır. Bu kişiler, stresleri varsa ve kendilerini dilleriyle ifade edemiyorlarsa bedensel sorunlar yaşarlar. Stresli birinin kan basıncı artar. Horlama, yatarken diş gıcırdatma, yeme bozukluğu da stresten kaynaklıdır.

* * * * * * * * * *

Stresi yeneyim derken kendinizi hırpalamayın

Strese karşı sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Stresin etkilerini aza indirmek mümkün. Stresle baş etmek hekimlikle ilgili. Kişi tek başına mücadele edemeyebilir, profesyonel yardım alması gerekebilir. Çünkü kişi bir yandan stresle mücadele ediyorum derken diğer yandan vücudu harap olabilir. Mutlaka bir psikiyatri uzmanından yardım almalı ve stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmeli. Ancak hekimlerin tavsiye ettiği ve günümüzde stresle mücadelede en etkin olduğu bilinen bir yol var, o da spor. Sporun üç faydası var: problemsiz bir uyku, duygusal sükûnet ve küçük tansiyonu düşürme.

Hangi sporlar stresle mücadeleyi kolaylaştırıyor?

Yürüyüş her yaşta faydalıdır. Ancak hekim kontrolünde olmalı. Çünkü yürüyüş her yaşta farklı yapılmalı. Yüzme de stresin etkilerini azaltır.

60 yaşında spor yapan birinin bedensel fonksiyonları 30 yaşında spor yapmayan birine eşdeğerdir. Ani ölüm oranları spor yapanlarda 200 bin kişide bir, yapmayanlarda 30 bin kişide birdir. Sporu tavsiye ediyoruz.

Stresle mücadelede mutlaka kişinin zihinsel olmayan bir meşguliyeti bulunması gerekir. Köydeki bir kadın inek sağarak mutlu olduğunu söylemişti. Dikkat, duyumun şiddetini artırır. Bu, bir kuraldır. Bir gramlık ağrıya dikkat ederseniz şiddeti 100 grama çıkar. Ama zihinsel olmayan bir meşguliyet edinirseniz dikkatiniz dışarı yönelir ve mevcut rahatsızlığınız size fazla rahatsızlık vermez. Sosyal amaçlı derneklerde çalışmak da önerilebilir. Kısa orta ve uzun vadeli planlarınız olmalı. İnsanların 24 saatlerini, bir haftalarını nasıl dolduracaklarını bilmeleri, planlamaları gerekir.

Meşguliyet terapisinin (occupation therapy) psikiyatride yeri var. Günümüzün önemli sorunlarından biri de intiharlar. Bu sorun da bize stresin bir hediyesi. Özellikle göç, intihar olgusu üzerinde etkili. Depresyon, kaygı bozuklukları, panik atak gibi rahatsızlıklar da stres sonucu oluşuyor.

  

Stresle nasıl başa çıkılır? (5)

Stresinizin çoğaldığı dönemlerde rahatlamak için aradığınız çare uzak olmayabilir. C vitamini deposu yeşil sebzeler, meyveler strese dayanma gücünüzü artırır

15/03/2007 -RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresi yenmemizi sağlayacak mucize bir reçete olabilir mi? Bir ilaç ya da bir besin? Örneğin, patronumuza öfkelendiğimizde ya da eşimizle tartıştıktan sonra yiyeceğimiz bir mandalina veya içeceğimiz bir bardak süt stresimizi geçirebilir ya da azaltabalir mi? Yazık ki yiyeceklerin böyle bir etkisi yok. En azından direkt olarak etkisi olan bir besin bulunmuyor. Ancak genel olarak iyi bir beslenmeyle stresle mücadele etmek mümkün. Bunu işin uzmanı söylüyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle yaz mevsiminin yaklaşmasıyla ve kilo vermenin moda halini almasıyla pek çok insanın zayıflamak istemesi nedeniyle strese girdiğini belirtiyor. Gür, ayrıca "Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar" diyerek stres altındakileri uyarıyor.

Savaş ya da kaç!

Beslenme ve stres arasında nasıl bir bağlantı var?

Stres ve beslenme arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu iyi bir beslenmenin günlük stresi azalttığı anlamına gelmez. İyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve hastalığa yenilmemesinde yardımcı olur.

İnsanın strese genel tepkisi evrenseldir. Stres kaynakları farklı olabilir, stres düzeyleri ve sonuçları da insandan insana değişebilir. Ancak stres tetikçisi olumsuz bir etki yapıyorsa, tepki genelde hemen hemen aynıdır. Dr. Walter Canon, stresin biyolojik etkilerini belirleyen ilk kişi olmuştur. Bu da 'Savaş ya da kaç tepkisi'dir. Mağara devri insanları yabani hayvanlar, yangın, sel gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında iki seçenekleri vardı. Savaşacak ya da kaçacaklardı. Vücutlarının biyokimyası yaptıkları seçimle başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde değişirdi. Bu, hayatta kalabilmek için mükemmel bir uyumdu.

Bu 'Savaş ya da kaç' tepkisi sırasında kan dolaşımına katılan bazı hormonlar da vücudu hareketlendirir ve enerji düzeyini artırır. Kalp hızla çarparak kaslarımıza kan ve oksijen akışını artırır. Tansiyon yükselir. Hızlı nefes alınır ve verilir. Besinlerin emilim hızı azalır, vücut için gerekli şeker ve yağları kaslara yönlendirebilir. Vücut harekete geçmeye hazırlanırken kas gücü artar. Vücut ısısını normal düzeyde tutmak için daha fazla terlenir. Bu bedensel tepkiler insanoğluna binlerce yıl ötesinden insanın var kalması için genetik olarak iletilmiştir.

Bugün ise stresin nedenleri değişti…

Bugün artık stresin nedenleri değişmiştir, stres tetikçilerinin birçoğu bedensel değil duygusal ve psikolojiktir ama aynı biyokimyasal tepkimeler yaşanır. Bedenimiz tıpkı atalarımız gibi kendini bedensel bir strese hazırlar. Bedenimiz, üzerine gelen tehdide karşı üç aşamalı tepki gösterir. Alarm tepkisi, direnme dönemi ve tükenme dönemi. Son aşamada stres devam ediyorsa organ dokuları ve sistemleri bozulabilir. Uzun vadede bu, hastalıklara, hatta ölümlere bile neden olabilir.

Stres, pek çok hastalığın nedenidir. İlk akla gelenler kalp hastalıkları, inme, kanser, solunum yolları hastalıkları, eklem iltihapları, mide-bağırsak bozuklukları, uykusuzluk, depresyon, psikosomatik rahatsızlıklar, deri hastalıklar, kronik ağrı ve sancılardır.

Stres nedeniyle aşırı yeme de söz konusu. Bununla nasıl mücadele edilebilir?

Strese bağlı yemek yemekle mücadele etmenin sırrı, doğru zamanda doğru yiyecekler seçmektir. Üniversite sınavları yaklaşırken bir öğrenci veya işyerinde sorunlar yaşayan biri, her şeyin kötü gittiğini düşünerek kaçmak, uzaklaşmak isteğinin arttığı dönemlerde masada duran şekerleri hırsla ve hızlıca tüketir ya da bir sigara daha yakar. Ancak buna rağmen stres geçmemiştir ama vücuduna gereksiz birkaç fazla kalori eklenmiş ve ayrıca nikotin girmiştir. İnsan kendini daha iyi hissetmek için yemek ister, atıştırmadan duramaz. Atıştırma tepkisinin bir kısmı beynin kimyasından kaynaklanır.

Protein de iyi gelir

Stres altında olanlar nasıl beslenmeli?

Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Her fazla kilo, vücudun ekstra birkaç miligram C vitaminine ihtiyaç duyması anlamına gelir. Kandaki triptofan seviyesi ciddi, mutsuz ve depresif olup olmadığınızı, hayatınızı akıntıya kürek çekerek geçiriyormuş hissine kapılıp kapılmadığınızı belirler. Vücut triptofandan serotonin üretir. Triptofan stresi uzaklaştırır, uyku bozukluğunu önler. Tek şart yağsız protein (yağsız et, süt, peynir çeşitleri, yumurta, kurubaklagiller) yemenizdir.

Daha çok tatlı, daha çok mutluluk hormonu

Stres yüzünden tatlı besinlere yönelmemizin nedeni ne?

Beyin hücreleri fazla stres altındayken daha çok serotonine (mutluluk hormunu) ihtiyaç duyar. Bu, karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu yiyecekler serotonin üretimini teşvik eder. Pizza, makarna ve çikolatayı stresliyken ve endişeliyken tercih etmemizin nedeni budur.

Rafine şekerlerin fazla tüketilmesi vücuttaki B vitaminlerini tüketir. Yorgunluk, sinirlilik ve tepkili hale gelmeye neden olur. Glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş besinler hormonları harekete geçirerek kan şekerinin yükselmesine neden olur. Tatlı, şekerli, unlu besinler vücuda girer girmez, içlerindeki şeker kana hücum eder ve kan şekerini yükseltir. Pankreas paniğe kapılır ve kan şekeri hormonu (insülin) salgılamaya başlar. İnsülin kaslara "Haydi çabuk, tatlı ye" mesajını verir. Kaslar da şeker tüketmeye başlayınca beyindeki şeker seviyesi düşer. Kendimizi yorgun hissederiz. Kan şekeri seviyesi başlangıçtakinin altına düştüğü için vücut şeker yeme ihtiyacı hisseder. Çikolatadan alınacak ikinci bir parça kısa zamanda kan şekerini tekrar yükseltir. Streste şekerli besinlerin daha kolay tüketilmesi çağın hastalığı şişmanlığın da nedenidir. İnsülin aynı zamanda şişmanlama hormonudur. Çünkü glisemik endeksi yüksek bir besin, yağlı yiyeceklere birlikte yendiğinde, insülin besindeki yağları doğrudan gitmelerini istemediğimiz bir yere, yağ hücrelerine gönderir. Yağlar buraya yerleşir ve yakılmazlar, çünkü yağ hücrelerinde yağ yakıcı 'fırınlar' yoktur. Sindirim süresince kandaki insülin seviyesi yüksek olursa, yağlar yağ hücrelerinde hapis kalır ve kilo alırız.

Kilo vermek için de strese gireriz…

Açlık hissedilmemesine rağmen aç olduğunu sanarak yemek yemek, atıştırmak gerçek stres nedeni olabilir ve sonunda stres yiyicisine dönüşülebilir. Sağlıklı olma ötesinde 'modanın dayattığı ölçülerde' fazla kilosu olduğunu varsayanlar yaz gelirken kilo verebilme stresine girerler. Şişmanlık, kısa sürede mucize diyetlerle çözülemeyen, mevsimsel önlemlerle giderilmesi mümkün olmayan ciddi bir hastalıktır. Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede iki kat olarak geri alındığından yaşam boyu çözülemeyen stres kaynağı olabilirler.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (6)

Stresle mücadelede yediğiniz yiyecekleri zenginleştirin. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durun. Özellikle kahvedeki kafein ve çaydaki tein, stres hormonlarının salgılanmasına yol açıyor

16/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese girmenizde kilonuzun, beden kütle indeksinizin, atladığınız öğünlerin bile etkisi olabileceğini biliyor musunuz? Gerçekten tüm bunlar ya strese girmemizi ya da derecesini etkileyebiliyor. Strese karşı beslenmeyi ön plana çıkarırken ise denge göz ardı edilmemeli. Tek tip beslenmenin sağlıklı olmadığı biliniyor. Bunun için her şeyden dengeli bir şekilde yemek gerekiyor. Bunu sağlamak için ise yağlardan, tatlı şeylerden uzak durmanız gerekmiyor. Yeter ki neyi, ne kadar yemeniz gerektiğini bilin. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle beslenmede çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Her besin grubunda, her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemelidir. Yeter ki seçmesini bilelim" diyor.

Stresle mücadele edebileceğimiz bir beslenme tarzı var mı?

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam boyu süren bir davranış değişikliğine dönüştüğünde stresle daha etkin başa çıkabilirsiniz. Bu alışkanlıklar çocukluk yaşlarından itibaren benimsenmelidir. Çeşitlilik yaşamın tadıdır. Yiyecek çeşitliliğini zenginleştirin.

Her besinin değeri aynı değil

Yiyecek seçimindeki çeşitlilik aynı zamanda sağlıklı beslenmenin temelidir. Doğanın bize sunduğu her türdeki yiyeceği yeme olanağımız yok. Yememiz de gerekmez. Yenmediği zaman strese girmenin de anlamı yoktur. Ayrıca, her yiyecek, enerji ve besin öğesi bakımından aynı değerde değildir. Bazıları karbonhidrat, bazıları protein, bazıları vitamin ve minerallerden ya da yağ açısından zengindir. Hatta bir mineralden zengin olan yiyecekte diğer bir mineral bulunmayabilir. Örneğin süt kalsiyumdan zengin ama demir miktarı anlamlı değil. Bilmemiz gereken nokta, hangi yiyeceğin hangisinin yerini tuttuğudur. Bunu kolaylaştırmak için, yiyecekler, besleyici değerleri yönünden dört temel grupta toplanır. Her grubun içinde yer alan yiyecekler birbirinin eşdeğeridir.

Bu grupları öğünlere nasıl paylaştırmalıyız?

Her öğün her gruptan uygun bir ya da birkaç yiyecek seçilir ve gereksinime uygun miktarlarda tüketilirse yeterli ve dengeli beslenilmiş olunur. Her besin grubunda; her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her kültürel alışkanlığı sürdürecek, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemeli. Yeter ki seçmesini bilelim.

Vücut ağırlığının strese etkisi var mı?

Sağlıklı vücut ağırlığında olmak önemli. Beden Kütle İndeksiniz 22-24 aralığında olmalıdır. Vücut yağının fazla olması yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, felç, bazı kanserler, artrit, solunum problemleri ve başka birçok hastalık riskini arttırmaktadır.

Neler yememizi öneriyorsunuz?

Tahıl ürünleri, sebze ve meyveden zevk alın. Birçok insan özellikle tahılların şişmanlatıcı oldukları düşünerek yemekten kaçınma eğilimine girer. Halbuki vücudumuzun günlük enerjisinin yarısını bu yiyeceklerden sağlamalıyız. Ayrıca bu yiyecekler pek çok besin öğesinin, özellikle sebze ve meyveler antioksidanın, C vitamininin ve posanın kaynağıdırlar. Rafine edilmemiş karbonhidrat içeren tam tahıl seçeneklerinden günde 6-12, sebze meyveleri de en az beş porsiyon tüketmeliyiz. Bir elmayı toprağa gömersiniz, bir ağaç oluşur. Bu hayattır. Elmalı kekle aynı sonuca ulaşamazsınız. Bir fasulye tanesini su dolu bir kaba koyarsanız, çimlenmeye başlar. Su hayattır. Fasulye tanesi sadece şarap ve sert içkilerde ölür.

Aşırıya kaçmadıkça şekere 'evet'

Yağ tüketimi streste fark ediyor mu?

Doymuş yağ ve kolesterolü azaltın. Yağların vücudumuzda çok önemli fonksiyonları vardır. Buna rağmen fazla tüketimi sağlığımızı olumsuz etkiler. Genel eğilim olarak yağsız et ve düşük yağlı yiyecekler seçilmelidir. Düşük yağlı pişirme yöntemleri kullanılmalı, fazla yağlı soslar, süslemeler ve salatalardan kaçınılmalıdır. Sevdiğiniz restoranlarda az yağlı ürünleri tercih edin, şefe az yağlı yiyecek olarak neyi önerebileceğini sorun ve kızartmalardan uzak durun.

Şekerli gıadaları hayatımızdan çıkarmalı mıyız?

Şekerleri aşırıya kaçmadan tüketin. Sadece enerji içeren sofra şekerinin 16. yüzyıldan itibaren sofralarımıza geldiğini unutmayalım. İnsanoğlunun milyonlarca yıllık serüveninde bu tarihe gelinceye dek şekeri doğal kaynaklarından aldığını bilelim.

Tuzla nasıl bir denge kuralım?

Tuzu az kullandığımızdan emin olun. Sodyum birçok yiyeceğin doğal bir parçası ve önemli işlevleri olan bir besin öğesidir. Fazla tüketimi birçok hastalığın risk faktörüdür. Bu nedenle günlük tüketilen altı gram tuz herkes için yeterli bir miktardır.

Sigara ve alkol kullanmayın. Sigara, alkol kendimizi kısa bir süre iyi hissetmemizi sağlar. Ancak, çay, kahve, kolanın sürekli, fazla tüketimi kafein ve tein alımını arttırarak bazı stres hormonlarının salgılanmasına ve aşırı duyarlılığa yol açar. Bu durumda olaylar daha da stresli boyutta yorumlanarak stresin şiddeti artar.

Yemek yerken beş duyunuzu kullanın!

Öğün atlamak vücudumuzda nasıl bir etki yaratır?

Öğünlerinizi düzenli yapın. Öğün atlama, vücut için gerekli olan besin öğelerinin günün diğer saatlerinde karşılanmasını güçleştirmekte ve besin öğeleri eksikliklerine neden olabilmektedir. Yine öğün atlanırsa açlığın kontrol edilmesi güçleşmekte, sonraki öğünde fazla yenmesine dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır. Kahvaltı en sık atlanan ya da ihmal edilen öğün olmaktan çıkarılmalıdır.

İşe giderken yanınıza taze veya kuru meyve, fındık, ceviz, leblebi gibi besin değeri yüksek atıştırmalıklar götürün.

Yiyecekleri seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yiyeceklerin güvenli tüketimini sağlayın. Yiyeceklerin güvenliği markette başlar. Kalite güvence sertifikaları olan yiyecekleri satın alalım. Mutfakta bakteri, virüs, parazit ve kimyasalların bulaşmasını engelleyelim. Dışarıda yemek yerken yemeğin cinsinden önce güvenli mutfak konseptine ve zorunluluklarına uyan mekânları tercih edelim. Yeterince protein tüketin. Farklı protein kaynaklarından yararlanın. Protein kalitesini artırmak için tahılları süt ve ürünleryle veya tahılları kuru baklagillerle tüketin. Yiyeceklerle aldığınız enerjiyi her gün 30 dakikalık spor yaparak dengeleyin.

Sağlıklı beslenirken tarih boyunca bizleri etkilemiş yeme-içme kültürünün hazzından uzak kalmayalım. İyi yemek, beslenme, sağlık ve lezzetin bir sentezidir. Doğanın sunduğu yiyecekleri tanır, uygun şekilde hazırlar ve uygun miktarda yersek bir yandan haz duyarız bir yandan da yaşam kalitemizi artırırız ve stresle baş edebiliriz. Yerken ve içerken beş duyumuzun beşini de kullanırsak yaşamdan tat almayı bilir, yiyeceklerle uzlaşma sanatını geliştirebiliriz. Hem stresle baş edebilmek hem de sağlıklı kalmak için yaşam boyu sağlıklı beslenilmelidir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (7)

Stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmak onunla mücadeleyi kolaylaştırır. Günlük yaşamı planlamak da olası aksilikleri ve belirsizliği önlediği için uzmanlarca öneriliyor.
 

17/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. International Hospital'dan pskiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas, stresle mücadele de sorunu tanımlamanın, çözümün en önemli aşaması olduğunu söylüyor.

Stresle karşılaştığımızda öncelikle ne yapmamız gerekir?

Kabaca stres uyarıcılarıyla karşılaştığımızda içimizde genel bir değerlendirme yapıyoruz. Stres yaratan nedir? Biz ne yapabiliriz ve bununla baş edebilir miyiz?

Eğer baş edebileceğimize inanıyorsak vücudumuzda stres tepkileri dediğimiz bedensel belirtiler oluşmuyor. Eğer baş edemeyeceğimize inanıyorsak beynimiz bir tehlike algılıyor ve bu durumda da bedenimizde stres tepkisi oluşuyor. Bu algılamada kişisel farklılıklar çok önemli. Kişilik yapısı ve önceki deneyimler tepkimizin yönünü tayin ediyor. Genetik mirasımız, çocukluk yaşantılarımız bizim kaygı düzeyimizi belirliyor. Bazı kişilerde bu kaygı düzeyi hemen her zaman yüksek seyreder. Bu nedenle bu kişilerin stres yaratan olaylara verdiği tepki çok daha şiddetli olur.

Verdiğimiz tepki stresin büyümesini ya da küçülmesini sağlayabilir mi?

Stres yaratan faktörleri inceler ve daha baş edebilir değerlendirmeler yapabilirsek stres yanıtını azaltabiliriz. Problem çözebilme yeteneği gelişmiş kişiler stresle baş etmede daha avantajlıdırlar. Problem çözme yeteneği ise geliştirilebilir. Stresle mücadele etmek öğrenilen bir davranıştır. Çevrenizdeki insanlar karşılaştıkları olaylar karşısında daha kolay çözümler üretebiliyorlarsa siz de bu becerileri model alarak öğrenebilirsiniz. Problem çözme becerisi zaman içinde geliştirilebilir. Bunun için uygun modellerin bulunması ya da geliştirilmesi faydalıdır. Sorunu tanımlama, çözmenin en önemli aşamasıdır. Tanımlamanın önşartı da stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmaktır.

Peki zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?

Günlük yaşamımızın planlanması stresle baş etmemizde avantaj sağlar. Planlı olmak bizi iki şeyden korur; birincisi yapacağımız işleri kafamızda toparlayarak bizi önemli ölçüde rahatlatır, ikincisi ise yapılacak işlerden arta kalan zamanlarda bizim daha rahat dinlenmemize yardımcı olur. Çalışma ve dinlenme zamanlarını bize hatırlatması yönünden faydalıdır. Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Özellikle zaman baskısının daha çok hissedildiği bankacılık ve medya çalışanları için planlama hayati önem taşır. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.

Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinizden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. Ayrıca şiddet içeren haberlerden ya da filmlerden uzak durmak gereksiz gerginlikleri azaltır.

Stresi kendi kendimize nasıl yenebiliriz? Bu mümkün mü?

Her insan günlük stres nedenleriyle baş etmeye çalışır. Ancak stresle baş edebilme kapasitesi kişiden kişiye değişir.

Bazıları için çok yoğun stres yaratan bir faktör bazı kişiler için üstesinden gelinmesi kolay sorunlar olabilir. Zamanı iyi planlamak, uyku ve beslenmemize özen göstermek, spor yapmak stresle baş etmede işimizi kolaylaştıracaktır.

Uzmanlar stresi nasıl tedavi eder?

Başvurulan uzman stresi tedavi etmez. Çünkü sizin üzerinizde stres yaratan olay güncel bir olaydır. Geçici ya da süreğen sorunlar olabilir. Evlilik, iş sorunları, duygusal sorunlar ya da maddi sorunlar olabilir. Uzman sizin bedeninizin strese verdiği yoğun tepkiyi azaltmak için bazen ilaç tedavisinden yararlanabilir. Diğer taraftan olayları algılama ve yorumlama konusunda size yardımcı olarak sizin bu streslerlerle daha kolay baş etmenize yardımcı olmaya çalışır. Ruhsal gücümüzün karşılaştığımız olayları bir hazmetme süreci vardır. Eğer stres yaratan bir olay bu gücü aşıyorsa iki olasılık ortaya çıkar. Travma çok ağırdır. Deprem, ölüm vb. ya da travma ağır olmamasına rağmen ruhsal baş etme gücümüz zayıftır. Ağır travmalarda kişinin baş etme yöntemleri desteklenirken, diğer durumda kişinin ruhsal iç güçleri (gizli güçleri ) harekete geçirilip, bunları kullanması öğretilir. Kişi, bedeninin strese verdiği tepkiyi tanımalıdır.

Tedavide psikoterapinin yeri var mı?

Psikoterapide stresle baş etmede kişilik özellikleri, sorun çözme beceriniz, olayları kontrol algınız ve olaylarla ilgili yapmış olsduğunuz atıflarınız değerlendirilir. Bu değerlendirme sonrasında gelişim açısından seçenekler oluşturulur. Amaç kişinin problemini çözmek değil, o problemle baş edebilecek beceriye sahip olmaya çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca stresli uyaranlara karşı otomatik yanıtların yanlışlığı kişiyle tartışılır ve bunlar olumlu, aynı zamanda da uyumlu yanıtlarla değiştirilir.

Gevşemek için neler öneriyorsunuz?

Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gergin hale gelir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş gösterir. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Gevşeme halinde vücut daha az enerji harcar ve dinlenme pozisyonuna gelir. Bu amaçla gevşeme egzersizleri stres yönetiminde yaygın kullanılıyor. Stresten kaçmak mümkün değildir. Stres modern çağın bir gerçeğidir, kaçmak yerine çözüm yolları aramak faydalıdır.

Egzersizleri önerildiği şekilde her gün uygulayın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarf ettiğinizi göreceksiniz. Kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin, vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

* * * * * * * * * *

Gülün, acılarınızı paylaşın, doğaya yakın olun…

·  Stres kaynaklarınızı tanıyın: Neler sizde stres yaratıyor? Bunlar hakkındaki düşünceleriniz neler? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz?

·  Duygularınıza kulak verin: Beyniniz, yani siz, strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Kendinizde baskın olarak fark ettiğiniz duygu, sinirlenme ve yorgunluk mu? Bu duygular neler düşündürüyor? Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltir de yıkar da. İstediğiniz sonucu almak için onları besleyin, güçlendirin.

·  Fizyolojik tepkilerinizi anlayın ve düzenleyin: Stres karşısında yapılması gereken, fizyolojik tepkileri normale çevirmeye çalışmaktır. Bedeninize rağmen yaşayamazsınız. Bedenin sağlıklı faaliyet düzenini koruyun. Yavaş ve derin nefes alarak nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Rahatlama teknikleriyle kaslarınızı gevşetin. Fizik egzersiz yaparak stresin salınımına sebep olduğu glikoz ve lipidleri (şeker ve yağları) yakın. Çeşitli besinleri dengeli yiyin, hızlı kilo alıp vermeyin. Yeterli ve düzenli uyuyun.

·  Gülün: Gülmek vücudun doğal 'mutluluk hapı' olan endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Yani mutluyken güldüğünüz gibi, güldüğünüzde de mutlu olursunuz. Gülmek tedavi eder: Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği bilindiği gibi, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı da bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kahkahalarla gülmek, vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların 'egzersiz yapmasını' sağlar Eğer bir saat boyunca kahkahalarla gülebilseydik 500 kalori harcardık.

·  Müzik dinleyin: Araştırmalar, kalp atışlarının müzikle senkronize olduğunu ve beynin elektrik ritminin müzikle değiştiğini gösteriyor.

Müzik, kortizolun salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.

·  Doğaya yakın olun: Doğayı yaşamak insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Hastanelerde yapılan araştırmalara göre, odalarından doğa manzarası gören hastaların iyileşme hızı, başka bir binayı gören hastaların iyileşme hızından daha yüksek. Bir akvaryumu seyretmek dahi kişinin tansiyonunun düşmesine ve rahatlamasına yol açıyor.

·  İletişim kurun: İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarla kanıtlanmış. Nazi kamplarında yaşamış 33 kişiyle yapılan bir araştırmada bu kişilerden yaşadıklarını her gün iki saat boyunca anlatmaları, daha önce söylemedikleri ayrıntıları dahi paylaşmaları istenmiş. 14 ay süren araştırmada , arkadaşlarına daha fazla ayrıntı verecek kadar güvenen kişilerin sağlığının diğerlerinden çok daha iyi olduğu tespit edilmiş.

Kaynak: Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres Prof. Dr. Zuhal Baltaş

Empotans (Sertleşme Sorunu)

İktidarsızlık kavramı bir çok kavramı içinde barındırır. Erken boşalma, sertleşme sorunu, cinsel birleşme kuramama, cinsel isteksizlik, kısırlık gibi kavramlar bu hastalık başlığı altında toplanabilir. Çok kimse eşcinselliği bile sertleşme sorunu olarak görür.1980'li yılların başına kadar iktidarsızlık dahil tüm cinsel işlev bozuklukları iktidarsızlık diye değerlendiriliyordu. Bütün cinsel sorunlar tek bir sorunmuş gibi algılandı.

Bir çok erkek bu sorunu için doktora gitmeye çekinir. Bunun nedeni hastanın iktidarsız dalgasını yemek istememesidir. Çünkü ülkemizde iktidarsızlık kelimesi aşağılayıcı bir damga ifade ediyor. Bu yüzden iktidarsızlık lafını dikkatli kullanmak gerekiyor.

İktidarsızlık, erektil disfonksiyon, cinsel işlev bozukluğu, empotans denilen sertleşme bozukluğu penisin erekte yani dikleşme fonksiyonunu yerine getirmemesidir. Penisin cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliği koruyamamasıdır. Dikleşmeyen penis cinsel faaliyetini yerine getiremiyor demektir. Ereksiyon fonksiyonu kanın penisin sünger dokusuna dolması sonucu meydana gelir. Fakat fonksiyona ekili bir çok etken vardır. Ereksiyon için beyinden, omurilikten ve bölgesel sinirlerden uyarıcı gelmesi gerekir. Buna göre penis damar, sinir ve kasların, beyin, omurilik ve kanın normal olması gerekir. Bunlardan her hangi birinin bozuk olması sertleşme sorununa neden olur.

Bunun yanında psikolojik nedenler, ruhi gerginlik, bedensel ve ruh yorgunluğu, stres sertleşme sorunu yapabilir. Bazen hiç sebep yokken sertleşme sorunu olabilir. Bu nedenle erkekte sertleşme sorunu var demek için 3 aylık bir geçmişi olması gerekir. Erkeğin üç ay boyunca cinselliği arzuladığı halde ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması durumunda sertleşme sorunu var denir. Yaşla ilgisi vardır. İktidarsızlığın görülme oranı 70 yaşında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'ye kadar yükseliyor. Erkeklerin %80 hayatlarının bir döneminde bu şikayete maruz kalabiliyor.

İktidarsızlık, erektil disfonksiyon, cinsel işlev bozukluğu, empotans denilen sertleşme bozukluğu penisin erekte yani dikleşme fonksiyonunu yerine getirmemesidir. Penisin cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliği koruyamamasıdır. Dikleşmeyen penis cinsel faaliyetini yerine getiremiyor demektir. Ereksiyon fonksiyonu kanın penisin sünger dokusuna dolması sonucu meydana gelir. Fakat fonksiyona ekili bir çok etken vardır. Ereksiyon için beyinden, omurilikten ve bölgesel sinirlerden uyarıcı gelmesi gerekir. Buna göre penis damar, sinir ve kasların, beyin, omurilik ve kanın normal olması gerekir. Bunlardan her hangi birinin bozuk olması sertleşme sorununa neden olur.

Bunun yanında psikolojik nedenler, ruhi gerginlik, bedensel ve ruh yorgunluğu, stres sertleşme sorunu yapabilir. Bazen hiç sebep yokken sertleşme sorunu olabilir. Bu nedenle erkekte sertleşme sorunu var demek için 3 aylık bir geçmişi olması gerekir. Erkeğin üç ay boyunca cinselliği arzuladığı halde ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması durumunda sertleşme sorunu var denir. Yaşla ilgisi vardır. İktidarsızlığın görülme oranı 70 yaşında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'ye kadar yükseliyor. Erkeklerin %80 hayatlarının bir döneminde bu şikayete maruz kalabiliyor. 

Sertleşme probleminin sebepleri nelerdir?

  1. Hormonal Nedenler: Beyin ve testis dokusunun salgılamış olduğu hormonların eksiklikleri. Testosteron (erkeklik hormonu), Prolaktin ve FSH (yumurtayı uyarıcı hormon) eksikliği sertleşme den sorumlu hormonlardır.
  2. Guatr ve tiroit bezi hastalıkları dolaylı olarak sertleşme sorunu yapabilir.
  3. Norojenik Nedenler: Beyin ve omurilikten gelen sinirlerin penis kaslarını çalıştırmaması sonucu meydana gelir. Bu sinirlerin alkol, şeker hastalığı, vitamin yetersizliği gibi etkenlerden dolayı yapısal bozukluklarda penis sinir, kas ve damar çalışma düzenini bozar.
  4. Damarsal Nedenler:
    4.a. Atardamar sebepleri: Penise gelen kan miktarının azalması sonucu olur. Bir penisin sertleşmesi için penis kan akımının 7 kat artması gerekmektedir. Tam sertleşmede damar basıncı 100 mmHg dır. Bu kanın gelmesini engelleyen damar cidarının kalınlaşması veya herhangi bir seviyede tıkanıklık sertleşme bozukluğuna neden olur.
    4.b. Toplar Damar Sebepleri: Sertleşmede toplar damarlarında rolü büyüktür. Bu damarlarda kan birikmeyecek olursa sertleşme olamayacağı gibi erken boşalma gibi şikâyetlerde meydana gelir.
  5. Psikolojik Sebepler: Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, ön sevişmenin kısıtlılığı, travmatik cinsel deneyimler, bozuk aile ilişkileri, ortam şartları uygunsuzluğu, utangaçlık, çekingenlik, kültürel özellikleri, cinselliğe bakış açısı, eşiyle ilişkisi, işyerindeki problemler, sertleşme sorununa neden olan psikolojik nedenlerdir. 
  6. İlaçlar: Tansiyon için kullanılan ilaçlar bu duruma sıklıkla yol açar. Bazı kalp krizi önleyici ilaçlar, idrar söktürücü ilaçlar, depresyon önleyici ilaçlar, sinirleri yatıştırıcı bazı ilaçlar, bazı hormon ilaçları sertleşme sorununa neden olur. Uyuşturuculardan kokain, eroin, marihuana sertleşme problemine neden olur.
  7. Ayrıca sigara damar sertliği yaparak, alkol sinirlerin yapısını bozduğundan dolayı empotans nedendir.
  8. Alkol sinir uçlarını bozduğu için beyinden gelen uyarılara cevapsız kalan penis sertleşme sorunu yapar.
  9. Dış müdahale ile meydana gelen empotans: Karın büyük ameliyatları, böbrek nakli, şua tedavileri, bel fıtıklarının ameliyatları, mide barsak ameliyatları, prostat kanserlerinden sonra prostatın tümden çıkarılması., penis ameliyatları sonucu empotans meydana gelebilir.
  10. Diğer Hastalıklar: 
    Şeker hastalığı: Sertleşme problemi yapan en sık görülen hormon hastalığıdır. Hem sinirleri hem de damarları bozarak olumsuz etki yapar.
    Kolesterol damar sertliği yapığı için sertleşme sorunlarına neden olur.
    Kan hasatlıkları, kansızlık, aneminin bazı şekilleri sertleşme sorunu yapar.
    Böbrek hastalıkları: Böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize (Böbrek makinesi) giren hastaların % 50 sinde empotans meydana gelir. Kanda erkeklik hormonunu düşmesi ve birçok ilaç kullanımı nedeni ile olur.
    Diğer hastalıklar: Kalp krizi geçirenlerde, safra kesesi ameliyatı olanlarda, Karaciğer hastalığı olanlarda, bazı kanser hastalıklarında sertleşme problemleri olur.


Sertleşme Probleminin Tedavi nasıl yapılır?

Tedavi her şeyden önce nedene yöneliktir.

  1. İlaçlar: Atar damar yetersizliklerinde damar içerisine damar büzücü ilaçlar verilir. Amaç daha çok kan gelmesi ve kanın penis içerisinde daha çok kalmasını sağlamaktır. Birleşmeden hemen önce yapılır. 30 dakika ile 1 saatlik sertleşme sağlanır. Bu da amaca uygundur.
  2. Vakum yöntemi: Vakum meydana getiren bir alet ve kavanoza benzeyen bir aygıtın içerisine penis konulur. Aletin vakumu sayesinde kan penis içerisine dolar. Bu sırada penis kök kısmına elastik bandajlar yerleştirilerek kanın geri kaçması önlenir. Yapılan bu işlem penisin sertleşmesini sağlar. % 60- 70 başarı sağlasa da kullanımı pratik değildir. Yan etkileri fazladır.
  3. Cerrahi Yöntemler: Şayet damar darlığı varsa ameliyat ile bu giderilir. Şant ameliyatları denilen bazı ameliyatlar ile penisin içyapısındaki damarlar karnın çeşitli damarları ile ağızlaştırılarak penisin daha çok kanlanması sağlanır.
  4. Penis Protezleri: Protezden önce mutlaka diğer metotlar uygulanmalı ve sonuç alınamazsa denenmelidir. Penis içerisine takılan çok çeşitli protezler vardır. Hidrolik prensiplerine göre çalışan protezler de vardır. Protezin bir ucuna balon konulur.Alet içerisinde sıvı vardır. Penisin sertleştirmek istendiği zaman bu balon pompalanarak protez şişirilir ve sertleşme sağlanır. 
  5. Hormonsal Tedavi: Erkeklik hormonu ve diğer hormonlar ancak bu hormon yetersizliğinde kullanılır.
  6. Psikolojik Tedavi: Psikoanalitik, hipnoz, davranış bozukluğu tedavileri bir psikiyatrisi uzmanı yardımı ile sağlanır. Eşi ile birlikte yanlış bildikleri bir şey varsa bunun doğrusu öğretilir. 
  7. İlaç tedavisi: Günümüzde bu amaçla kullanılan iki ilaç vardır 
    7.a. İndoialkilamin: Cinsel iştah açıcı bir ilaçtır. Penisin kanlanmasını sağlar.
    7.b. Sildenafil: Çok popüler olarak kullanılmaktadır. Sonuç % 60 olarak bildirilmişti. Damar genişletici kalp ilaçları ile birlikte kullanılmamalıdır. En iyisi bir doktor gözetiminde alınmasıdır.

 

Özetleyecek Olursak:

Sertleşme nedenleri 3 ana başlık altında toplanır.

  1. Patolojik: Penisin damar veya yapısal bir bozukluğu.
  2. Fizyolojik: Penis fonksiyon bozukluğu.
  3. Psikolojik: Stres ve heyecan gibi sebepler 

Bu sebeplerin ayrımını yapmak için bazı tetkik ve tahlillere ihtiyaç vardır. Sertleşme şikâyetleri olan kimselerde hemen psikolojik teşhisi konulmamalıdır. Yapılabilecek tetkik ve tahliller şunlardır. Penis doppler ultrasonu, penisin uyaranlara cevap verme testleri, kanda bilhassa testosteron hormonu olmak üzere bütün hormon tahlilleri, geniş biyokimya ve kan sayımı tahlili.

Bu tetkik ve tahlillerde bir şey bulunursa tedavi buna göre yapılır. Ama bir şey tespit edilmezse psikolojik kabul edilir. Bu durumda da bir psikiyatri uzmanından yardım alınır.

 

Cinsel Hastalıklar

CİNSELLİĞİN FİZYOLOJİSİ

Masters ve Johnson (1966) cinsel yanıtın dört basamaklı bir modelini tanımlamışlardır: 

Uyarılma: Uyarılma fiziksel olabileceği gibi cinsel fantaziler gibi psikolojik ya da hem psikolojik hem fiziksel uyarıcılar aracılığıyla sağlanabilir. Kadında vajinal lubrikasyon (ıslanma) ve küçük dudakların kanla dolması ile oluşan uyarılma sonucu erkekte peniste, kadında ise klitoriste ereksiyon (sertleşme) oluşur. Uyarılma birkaç saate kadar sürebilir. 

Plato: Uyarılmanın tepe noktasına ulaşması sonucu oluşan bu ikinci basamakta erkekte testisler büyüyerek yükselir; kadında vajinal duvarın dış dörtte üçünde orgazmik platform adı verilen tipik kasılmalar oluşur ve meme büyüklüğü dörtte bir oranında artar. Penis ve vajina hacminin artmasıyla renk değişiklikleri de belirmeye başlar. Plato basamağı 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir. 

Boşalma ve orgazm: Erkekte semenin (sperm, meni) güçlü bir şekilde dışarı atılması ile boşalma ve çoğu kez orgazm oluşur. Erkek orgazmına prostat, seminal veziküller, vaza deferens ve üretranın 4-5 ritmik kasılması eşlik eder. Kadında vajinanın alt bölümünde istemsiz kasılma ile uterusda güçlü ve sürekliliği olan kasılmalar olur. Dış ve iç anal sfinkterde de kasılmalar oluşur. Ayrıca büyük kas gruplarında istemli ve istemsiz hareketler olur. Kan basıncı yükselir, kalp hızı artar. Orgazm 3-15 saniye sürer ve bilinçte hafif sislenme görülür. Üretradan sıvının geçişi erkeğe doruk doyum duygusunu verir. Prostat bir kez kasıldıktan sonra “boşalmanın kaçınılmazlığı” adı verilen durum oluşmakta ve orgazm bu boşalmaya paralel olarak yaşanmaktadır. 

Çözülme (Rezolüsyon): Genital organlardan kanın çekilmesiyle bedenin uyarılma öncesi durumuna dönüşü olup, buna sübjektif bir rahatlama (gevşeme) duygusu eşlik eder. Orgazm oluştuğunda çözülme hızlıdır, ancak bazen 2 ila 6 saat sürebilir. Çözülmenin hızı aynı zamanda cinsel yanıt döngüsünün hangi hızda tamamlandığına bağlıdır. Masturbasyon gibi döngünün hızlı tamamlandığı durumlarda çözülme de hızlıdır. Buna karşın cinsel yanıt döngüsünün uzadığı durumlarda çözülme de yavaş olmaktadır (Hawton 1985). Çözülme döneminden sonra kişiye göre değişen sürelerde refraktör döneme girilir bu esnada yeni bir uyarılma sağlamak mümkün değildir. Erkekte bu dönemin birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürmesine karşın, kadında çoklu ve ardı ardına orgazm kapasitesi olduğu bilinmektedir. 

Masters ve Johnson cinsel yanıtın fizyolojik döngüsü içindeki evreleri tanımlamakla birlikte, bu döngünün ön koşulu olan “cinsel istek” kavramına değinmemiş, cinsel ilgi ve istek aşamasının tanımlaması daha sonra Kaplan (1979) tarafından yapılmıştır.

Cinsel işlev bozuklukları

A.Tanımı 

Cinsel işlev bozuklukları, cinsel ilgi veya yanıtın normal biçiminin sürekli bozulması durumu olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre daha önceleri, “cinsel sapma” olarak tanımlanan cinsel yönelim bozukluklarından farklı bir gruptur. Yukarıdaki tanımlamanın şu nedenlerden dolayı tatminkar olduğu söylenemez: Birincisi, çeşitli zamanlarda ve farklı insanlarda hatta aynı bireyde farklı zamanlarda cinsel ilgi ve performans spektrumu o kadar geniştir ki, “normal” deyimi neyin normal sayılacağı sorusunu akla getirmektedir. İkincisi herhangi bir bireyin cinsel işlevlerinde bozulma var diyebilmek için o kişi veya partnerinin bir sorun olduğunu düşünmesi gerekir; ancak bu düşünceye arkadaş çevresi, medya, farklı tıbbi görüşler gibi çevresel faktörlerden kolaylıkla etkilenebilmektedirler (Hawton 1989). 

Cinsel işlev bozukluğu deyince aklımıza bedensel bir hastalığa bağlı olmayan, kısa bir sürede kendiliğinden düzelmeyen veya kısa süreli de olsa sık tekrar ederek süreklilik kazanmış, transseksüalite ya da homoseksüalite gibi cinsel kimliği ilgilendiren sorunları veya teşhircilik, röntgencilik gibi cinsel eğilim ve dürtü kontrolü sorunlarını içermeyen normal cinsel döngüyü bozan rahatsızlıklar gelmelidir. Bu tanıma örneğin ilk defa geneleve gitmiş aşırı heyecanlı, gitmeden alkol almış, uygunsuz bir ortam ve tavırla karşılaşmış bir delikanlının o gün veya devam eden ve birkaç kez daha ortaya çıksa da sonrasında düzelen sertleşme sorunu dahil edilemez. Ancak o günden sonra bu kaygıyla bir çok ilişkisinde sertleşme sorunu tekrarlıyorsa bu durumda cinsel işlev bozukluğundan söz edilebilir. 

B. Cinsel İşlev Bozukluklarının Sınıflandırılması: 

DSM IV’de (APA 1994) Masters ve Johnson’un (1966) tanımlamasından değişiklikler yapılarak (uyarılma ve plato evreleri, uyarılma adı altında birleştirilmiştir) ve Kaplan’ın sınıflaması gözönünde bulundurularak cinsel yanıt döngüsü : 

  1. Cinsel istek
  2. Uyarılma
  3. Orgazm
  4. Çözülme şeklinde tanımlanmıştır. 

DSM IV’e göre CİB, cinsel yanıtların bu fizyolojik döngüsünde oluşan bozulmalar veya cinsel birleşme aşamasında oluşan ağrıyla karakterizedir ve CİB birden fazla aşamada görülebilir. 

İstek aşamasında her iki cinste cinsel ilgi ve istek bozukluğu (CİİB) veya cinsel kaçınma bozukluğu görülebilir. Uyarılma aşamasında kadında cinsel uyarılma bozukluğu, erkekte ise ereksiyon bozukluğu; orgazm aşamasında kadında veya erkekte orgazm bozukluğu (geç veya ağrılı boşalma/boşalamama) ve erken boşalma; cinsel ağrı bozuklukları ise kendisini her iki cinsiyette disparenü veya kadında vaginismus biçiminde gösterebilir. Ayrıca bu işlev bozuklukları birarada da bulunabilirler 

Cinsel İşlev Bozukluğu Nedenleri 

Organik (bedensel hastalık) nedenler önemli yer tutmaktadır. Ancak organik nedenler genellikle tek başına değil, psikolojik etkenlerle birlikte cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında rol alır. Organik nedenler temelde: 

  • Vasküler (damarsal) nedenler 
  • Hormonal nedenler 
  • Nörolojik nedenler biçiminde sınıflanabilir. 
  • Hawton’a göre (1989) cinsel işlev bozukluklarının psikolojik nedenleri. 
  • Hazırlayıcı (yatkınlaştırıcı) nedenler. 
  • Yasaklayıcı bir biçimde yetiştirilme, bozuk aile ilişkileri, travmatik cinsel deneyimler, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler (cinsel mitler). 
  • Ortaya Çıkarıcı (başlatıcı) nedenler. 
  • Eşler arası ilişkide bozulma, doğum, partnerde CİB, sadakatsizlik, başarısız deneyim, depresyon ve anksiyete, travmatik cinsel deneyimler, yaşlanma, organik hastalıklara tepki, yetersiz ve yanlış bilgiler. 
  • İdame Ettirici (sürdüren) nedenler. 
  • Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, partnerin abartılı istekleri, partnerler arasında iletişim bozukluğu, suçluluk duyguları, partnerler arasında çekicilik kaybı, cinsel alan dışındaki ilişkilerde bozulma, yakın ilişkiye girme korkusu, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler, ön sevişmenin kısıtlılığı, depresyon ve anksiyete.

 

CİNSEL İSTEKSİZLİĞİN NEDENLERİ

Türkiye için hala kapalı kutu görümünde olan cinsellikle ilgili sorunlar, kadın ve erkekleri farklı etkiliyor. 40 yaşını geçen erkeklerin yüzde 52’ sinde değişik düzeylerde cinsel fonksiyon bozukluğu görülüyor. Kadınlarda ise, cinsel soğukluk orgazm olamama ve vaginusmus sorunları en önemli hastaneye başvuru nedenleri arasına yer alıyor. Uzmanlara göre cinsel sorunlar birçok nedenin bir araya gelmesinden doğuyor. 
Cinsel deneyimin yetersizliği, cinsel bilgilenmenin eksikliği yada yanlışlığı, eşle olan genel ilişkinin zayıflığı, katı yetiştirilme tarzı, yerleşik yanlış inanışlar, kalıp yargılar ve başarısızlık endişesi başlıca psikolojik faktörler arasında yer alıyor. 

Erkeklerin cinsel sorunlarının başında ereksiyon olamamak geliyor. Araştırmalar bu sorunun önümüzdeki 5 yıl içinde dünyada 400 milyon erkeği ilgilendireceğini gösteriyor. 

5 Milyon erkekte ereksiyon güçlüğü sorunu var. 

Dünya verileri Türkiye’ ye uyarlandığında, ülkemizde değişik düzeylerde ereksiyon güçlüğü olan 5 milyon erkeğin bulunduğu ortaya çıkıyor. 

Kadınların cinsel sorunlarının çözümünde yaşanan en önemli eksiklik ise Türkiye’ deki cinselliğin hala tabu olmasından doğuyor. 

Ülkemize genç kızların hala evlenmeden önce jinekoloğa gitme yüzdesi çok düşük. Bu nedenle var olan hastalıklara zamanında müdahale edilemiyor. 

Cinsel konularda eğitimsiz olan kadınlar, cinsel isteksizlik duydukları konusunda bir karara dahi varamıyorlar ya da bilgisizlikten doğan nedenlerle isteksizlik duymalarına neden olacak travmatik deneyimler yaşıyorlar. Özellikle kadınlar için en önemli sorun; cinsel isteksizliklerini doğal kabul etmeleri… 

Her 10 Erkekten 3’ ünde Cinsel İşlev Bozukluğu Var 

Türk erkekleri için cinsellik hayatlarının çok önemli bir parçası. Ancak cinsel sorunları yok sayıyorlar. Hem erkek hem de kadınların çoğu bu sorunları hafife alıyor, tıbbi sorun olarak algılamıyor, çoğu zaman geçici olduğunu düşünüyor ve yaşlanmanın doğal bir parçası olarak görüyor. Toplumumuzda her 10 erkekten 3’ ünde , yaşa bağlı olarak da her 100 kadından 19-50’ sinde cinsel işlev bozukluğu bulunuyor. Yapılan araştırmalar; cinsel sağlık sorunlarının 40-80 yaş arasındaki erkek ve kadınların üçte birinden fazlasını etkilediğini ancak bu sorunları partneri ile ya da doktoruyla konuşmanın sayısının az olduğunu ortaya çıkardı. 

Cinsellikle ilişkili, fiziksel, ruhsal ve sosyokültürel sağlık ve esenlik sürecinin kesintisiz olarak yaşanması olarak değerlendirilen cinsel sağlık; hem erkek hem de kadında ilişkileri, mutluluğu ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. 

40-80 yaş arasındaki kadın ve erkeklerin cinsel sağlıkları ile ilgili tutum ve inanışlarını öğrenmek, seksin ve cinsel yaşamın önemini ve yaşamımızdaki rolünü tespit etmek, kadın ve erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu konusundaki tedavi arayışlarını belirlemek ve cinsel yaşama ilişkin tutumları değişik toplum ve kültürler ile karşılaştırabilmek için Prizer İlaç "Global Cinsel Tutum ve Davranışlar" konulu dünya çapında bir araştırma yaptırdı. Aralarında Türkiye’ nin bulunduğu 32 ülkede 40-80 yaş arasındaki 27 bin 500’ den fazla kadın ve erkeği kapsayan bu araştırmanın sonuçları dikkat çekti. 

Türkiye ayağında; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Diyarbakır ve Erzurum illerimizdeki 1500 kadın ve erkekle yüz yüze görüşme yapıldı. 
Araştırmaya göre, tüm yaş gruplarındaki kadınlar arasında cinsel ilişkiye girme sıklığı ayda 1-4 kez arasında değişiyor. Türk erkeklerinin ve kadınlarının diğer ülkelere kıyasla daha büyük bir bölümü (yüzde 60) , cinsel performanstaki azalmanın ikili ilişkileri etkileyeceğine inanıyor. Diğer ülkelerdeki erkeklerden farklılık gösteren sonuçlardan biri , Türk erkeklerinin yaklaşık dörtte üçünün , erkeğin cinsel ilişkiye girebilmesinin ilişki açısından önemli olduğunu düşünmesidir. 

İlişkiye girme yaş ilerledikçe azalıyor.

Cinselliğin yaşamlarının önemli bir parçası olduğunu düşünen Türk kadınlarının oranı, erkeklere göre daha düşük olmakla birlikte, diğer ülkelerdeki kadınlarla benzerlik gösteriyor. Diğer dünya ülkelerinden farklı olarak, Türk erkekleri arasında cinselliğin yaşamlarının önemli bir parçası olduğunu düşünenlerin oranı çok daha yüksek bulunuyor. Özellikle 40-49 yaş arasındaki kadınlardaki cinselliğe önem verenlerin oranı anlamlı şekilde düşüyor. 

Araştırmaya göre, Türk erkek ve kadınlarının ortalama olarak yüzde 71’i son bir yıl içinde cinsel ilişkiye girmiş. Erkekler arasında son bir yıl içinde cinsel ilişkiye girdiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 83. Cinsel ilişkiye girme sıklığı yaş grubu yükseldikçe azalıyor. 

Araştırma’ da Türkiye’de partneriyle ilişkisinin fiziksel olarak zevk verici ve duygusal olarak tatmin edici olduğunu düşünen erkeklerin oranı kadınlara kıyasla daha yüksek bulundu. Erkeklerin bu konudaki memnuniyet düzeyleri yaş ilerledikçe düşüyor. Kadınlar arasında ise özellikle 40-49 yaşından sonra, memnuniyet düzeyinde anlamlı azalma görülüyor. Türk kadınlarının memnuniyet düzeyleri diğer ülke kadınlarına kıyasla daha düşük. 

Erkekler arasında herhangi bir nedene bağlı cinsel işlev bozukluğu sorunu yaşayanların oranı yüzde 28, kadınlarda ise yüzde 43 civarında oluyor. Erkeklerin tüm yaşlarda yaşadığı sorunlar genelde erken boşalma ve cinsel ilişkiden zevk almama olarak açıklanıyor. 
Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi Türk erkek ve kadınları da, cinselliğe olan ilginin kadınlarda 50’ li yaşlarda, erkeklerde ise 60’ lı yaşlarda azaldığını düşünüyor. 

Araştırmanın en çarpıcı sonucu ise cinsel işlev bozukluğu için çare arama yaklaşımları oldu. Cinsel sorun yaşayanların sadece yüzde 12’si bu sorununu doktor ile konuşuyor. Cinsel sorunlar eş, partner veya arkadaş ile paylaşılan kitap, dergi vb. kaynaklardan bilgi edinilmesi gereken bir sorun olarak algılanıyor. Çünkü cinsel sorunlar ciddi olmayan, geçici olduğu düşünülen, tıbbi bir sorun olarak görülmeyen ve yaşlanmanın doğal bir parçası kabul edilen bir süreç olarak algılanıyor.

 

CİNSEL UYARILMA BOZUKLUĞU

Bu grupta erkek erektil bozukluğunu ve kadın uyarılma bozukluğunu kapsar. Tanıda hastanın cinsel aktivitesinin süresi, yoğunluğu, odağı göz önüne alınmalıdır. Eğer cinsel uyaran odağa yönelik değil ise, yoğunluk ve süresi yetersiz ise tanı konmamalıdır. Kadınlar: Evliliğini göreceli olarak mutlu şekilde yürüten kadınlarda %33 oranında uyarılma problemi tanımlanmıştır. Uyarılmayı sürdürmedeki zorluk psikolojik çatışmaları (anksiyete, suçluluk ve korkular) veya fizyolojik değişmeleri yansıtabilir. Testesteron, östrojen, prolaktin ve tiroksin gibi hormon seviyelerinde değişmeler ve antihistaminik ilaç kullanımının uyarılma bozukluğunun etiyolojisinde rol oynadığı ileri sürülmüştür. Erkekler Bu hastalık erkeklerde erektil disfonksiyon veya impotans olarak adlandırılmaktadır. 

Cinsel güçsüzlük (Empotans) erkekte penisin sertleşememesidir. Hekimlerin karşısına sık çıkan bir yakınmadır ve hastaya büyük sıkıntı yaşatır. Genç erkeklerdeki prevalansı %8 olarak tahmin edilmektedir. Bununla beraber daha geç yaşlarda da ilk kez görülebilir. Değişik yöntemlerle impotansın organik mi yoksa psikolojik mi olduğu anlaşılır.

Bu yöntemler nokturnal penil tumescence (geceleri kendiliğinden olan ereksiyonlar) izleminden , ultrasonografi ve penis içerisine ereksiyon sağlayıcı madde (papaverin ) enjeksiyonuna kadar uzanabilir. Nedeni anlamakta iyi bir hastalık öyküsü son derece değerlidir. Kendiliğinden olan ereksiyonlar (REM uykusunda olan) oldukça değerlidir. Böyle bir durumda impotansın psikolojik faktörlerle meydana geldiği düşünülmelidir. İmpotansın psikolojik nedenleri çözülmemiş ödipiyal veya preödipiyal çatışmalar, cezalandırıcı süper ego, güven duygusunun gelişmemesi ve yetersizlik duyguları olabilmektedir. Erektil disfonkısiyon denilen bu durum eşler arası ilişki sorunlarının varlığını da gösterebilir. …

Burada ilke olarak hasta öncelikle bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilir ve bedensel bir neden olup olmadığı araştırılır. Eğer böyle bir neden saptanmazsa veya ruhsal bir neden düşünülürse bir psikiyatri uzmanına yollanır. Bazen her iki nedende mevcut olabilir ve bu nedenle her iki branştaki hekim tarafından tedavi gereklidir. Bazen ortaya çıkan bedensel hastalıklar nedeniyle hastanın bir iç hastalıkları veya beyin cerrahi uzmanı tarafından da tedavisi gerekebilir. Bedensel hastalık olarak çeşitli hormon hastalıkları, şeker, böbrek, karaciğer, kalp-damar hastalıkları gibi nedenler bulunabilir. Kullanılan çeşitli ilaçlar nedeniyle olabilir. Sonuçta erkeklik organının damarlarında veya sinirlerinde hasar meydana gelir.

 

CİNSEL GÜÇSÜZLÜK

Ülkemizde ve dünyada erkeklerin daha çok ileri yaşlarda olsa da artık genç yaşlarda da sık karşılaştığı bir hastalıktır. Cinsel güçsüzlük çok çeşitli şekillerde tanımlanabilir ama kısaca erkeğin cinsel gücünden memnun olmaması olarak da tarif edilebilir. Bazen bu durum gerçek bir cinsel güçsüzlük değilse de kişi hekime başvurmaktadır. Özellikle şehir yaşantısının getirdiği stres ile bu hastalığın hem sıklığı artmış hem de daha genç yaşlarda görülmeye başlamıştır. Cinsel güçsüzlükte neden ya ruhsal ya da bedenseldir.

Genelde bu hastalıklarda yakınmalar yavaş yavaş gelişir. Kavga, ani stres gibi durumlarda başlangıç anidir ve çoğu zaman bu neden hasta tarafından da fark edilir.

 

İKTİDARSIZLIK

Belirtiler Diğer İsimleri: Erektil disfonksiyon, sertleşme bozukluğu. Erkeğin cinsel isteğinin olmasına karşın penis damarlarında kan toplanamaması ve sertleşmemesi (ereksiyon olmaması) veya cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliği koruyamamasıdır. Her erkeğin her zaman ve bütün koşullarda yeterli ereksiyonu sağlaması beklenemez. Ruhsal gerginlikler, yorgunluk, ilişkideki problemler zaman zaman ereksiyonun başarısız olmasına sebep olabilir. Ancak ereksiyon problemi ısrarcı olursa ve cinsel birleşmeyi sık sık engellerse bir doktordan yardım alma gerekliliği var demektir. Bazı araştırmalara göre hafif ve orta derecede empotans da dahil edilirse 40-70 yaş arası erkeklerin % 70 'ini etkiler. 

NEDENLER:

Birkaç yıl öncesine kadar impotans' ın en büyük nedeninin psikolojik ve yaşam tarzı ile ilgili olduğu düşünülürdü. Aşırı sigara ve alkol kullanımı, bazı ilaçlar yan etki olarak ereksiyon bozukluklarına sebep olabildiği gibi son zamanlarda yapılan araştırmalarla sinirler, arterler veya toplardamarları etkileyen herhangi bir hastalığın ereksiyon bozukluğuna sebep olabileceğini göstermiştir.Penisin içinde idrar yoluna paralel iki adet süngersi silindir vardır. Erkek cinsel açıdan uyarıldığında sinir sistemi penisi sertleşmesi için uyarır. Penise gelen kan damarları bu süngersi silindirleri kanla doldurmak için gevşerler. Bu da ereksiyonu sağlar.

Eğer herhangi bir sebeple bu aşamalardan birisi engellenirse ereksiyon bozukluğu oluşur. Bu sebepler şunlar olabilir. Fiziksel Hastalıklar ve Bozukluklar: Akciğer, karaciğer, kalp, böbrek, sinir, arter veya venlerin kronik hastalıkları impotansa sebep olabilir. Özellikle şeker hastalığı gibi endokrin hastalıklar bir sebeptir. Damar sertliği penise yeterli kanın girmesine engel olabilir. Bazı erkeklerde testesteron (erkeklik hormonu) azalması da empotansa neden olabilir. Ameliyat veya travma:Leğen kemiği veya omurgalardaki yaralanmalar bazen empotans sebebi olabilir. Prostat, mesane veya rektum kanseri sebebi ile yapılan ameliyatlarda empotansa sebep olabilirler. İlaç Tedavileri: Antidepresanlar, antihistamimikler, hipertansiyon ilaçları veya prostat kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ereksiyon bozukluğuna sebep olabilir. Madde kullanımı: Alkol, esrar veya diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı ereksiyon bozukluğuna sebep olabilir. Aşırı sigara içilmesi de penise giden arterlere zarar verebilir. Stres, anksiyete veya depresyon: Psikolojik bozukluklar ereksiyon bozukluğunun sebeplerinin % 10-15 ini oluşturur. 

TEŞHİS: Empotans tanısında en önemli şeylerden biri doktorunuza tıbbi ve seksüel hikayenizi ayrıntılı biçimde anlatmanızdır.Doktorunuz şunları bilmek isteyecektir:

  • Ereksiyon ile ilgili probleminiz ne zaman başladı?
  • Ereksiyon probleminiz bazen mi oluyor yoksa sürekli mi? Hangi şartlarda problem kötüleşiyor.
  • Hayatınızda ereksiyon bozukluğuna sebep olabilecek faktörler var mı?
  • İş hayatınızda veya eşinizle ilişkilerinizde gerilimleriniz var mı?
  • Ereksiyon bozukluğunu sadece eşinizle mi yaşıyorsunuz?
  • Masturbasyon yaptığınızda ereksiyon yeterli oluyor mu?
  • Ereksiyon esnasında ağrınız oluyor mu?
  • Eşinizden tedavi olmanız gerektiğine dair bir uyarı aldınız mı?
  • Ayrıca doktorunuz geçmişte geçirdiğiniz ameliyatları, ilaç, alkol, sigara veya uyuşturucu kullanıp kullanmadığınızı, yakın zamanda kilo kaybı veya alımı olup olmadığını, geçirdiğiniz ruhsal sıkıntıları bilmek isteyecektir. Daha sonra detaylı bir fiziksel muayene yapılır.Bu muayenede boyun, göğüs, karın ve penis ve testisler ağırlıklı olmak üzere genital bölgenizi inceleyecektir.

Rektal muayene de işlemin bir parçasıdır. Laboratuvar Testleri: Prolaktin hormon düzeyi, testesteron düzeyi, kan sayımı, kandaki kolesterol ve kan şekeri düzeylerini belirleyebilmek için laboratuvar testleri yapılır.Bunların dışında daha uzak organlarda empotansa neden olabilecek bir hastalığın var olup olmadığının tesbiti için karaciğer, böbrek ve tiroid ile ilgili bir takım testleri yapılabilir. Bazen de penisinize bir ilaç enjekte edildikten sonra oluşan ereksiyon esnasında kan akışının ölçülmesi için bir ultrason tetkiki yapmak gerekebilir.

Laboratuvar Testleri: Prolaktin hormon düzeyi, testesteron düzeyi, kan sayımı, kandaki kolesterol ve kan şekeri düzeylerini belirleyebilmek için laboratuvar testleri yapılır.Bunların dışında daha uzak organlarda empotansa neden olabilecek bir hastalığın var olup olmadığının tesbiti için karaciğer, böbrek ve tiroid ile ilgili bir takım testleri yapılabilir. Bazen de penisinize bir ilaç enjekte edildikten sonra oluşan ereksiyon esnasında kan akışının ölçülmesi için bir ultrason tetkiki yapmak gerekebilir.

TEDAVİ: Beslenme, egzersiz ve kişisel alışkanlıklar: Sigara ve alkol alımı sınırlandırılmalı, ilaç alışkanlıklarından kurtulunmalıdır. Düşük kolesterol içeren besinlerle beslenmeli ve kolesterol düzeylerinizi takip etmelisiniz. Egzersiz empotans için risk faktör olabilecek kalp-damar hastalıklarının önlenebilmesi için çok önemlidir. İlaç Tedavileri: Son zamanlarda oldukça iddialı olarak piyasaya çıkan birtakım ilaçlar ereksiyon konusunda yardımcı olabilmektedir.

Ancak kişilere normal ereksiyon yeteneğini kazandırmadıkları akıldan çıkarılmamalıdır. Birkaç yıl önce piyasaya çıkan ve tüm dünyada sansasyon yaratan sildenafil, verdenafil, tadalafil etken maddeli ilaçların penis içindeki kan dolaşımını arttırdığı ve ilişkiden 30 dk önce alındığında ereksiyonu sağlayarak hastaların % 80 inde etkili olduğu iddia edilmektedir. Ancak bazı yan etkileri vardır. Hastaların % 10 unda ilişkiden saatler sonra dahi devam eden yüz kızarması, %17 sinde baş ağrısı şikayetleri bildirilmiştir.Mide yanmaları ve görme bozukluğu da rapor edilmiştir. Ender vakalarda 3 saat kadar süren ereksiyon oluşmuştur. Bu ilaçları anginası veya kalp-damar rahatsızlıkları olan kişiler kullanmamalıdır.Bu ilaçlar nitrogliserin içeren ilaçlar (monoket, monolong, isordil gibi) ile birlikte alınmamalıdır. 

İlgili uzmanın muayenesinden sonra ancak reçete ile alınabilirler. İntauretral Tedavi: İdrar yaptıktan sonra bir aplikatörle idrar yoluna konulan küçük fitillerdir.Fitil uygulandıktan sonra kolay çözünebilmesi için penis hafifçe ovalanır. Penis içindeki kan dolaşımını arttırarak etki eder.Başarı oranının % 40’ lara yakın olduğu rapor edilmiştir. En sık görülen yan etkileri penis, testisler, idrar yolunda ağrı duyulmasıdır (kullananların yaklaşık yarısında görülür). Nadiren idrar yolunda kanama, tansiyon düşmeleri, sersemlik ve bayılma görülebilir. İlişkide bulunulan eşin vajeninde yanma hissi yaratabilir.

İlişkide bulunulan eş hamile ise kesinlikle kullanılmamalıdır. Prostoglandin alerjisi olanlar, lösemi ve orak hücreli anemi hastaları kullanmamalıdır. Enjeksiyon Tedavisi: Süngersi tabaka yanından penise enjekte edilen bir takım ilaçlarla 15 dakika içinde yarım saat sürecek bir ereksiyon sağlanabilir. Enjeksiyon küçük iğnelerle yapılır. Enjeksiyon yerinde ağrı, morarma, tansiyon yükselmesi, baş ağrısı, sersemlik gibi yan etkileri vardır. Pompa Tedavisi: 1900 yıllarında keşfedilmiş basit bir pompa ile penis içindeki kan akışı arttırılarak ereksiyon sağlanır. Pompa kullananların % 80 i sonucun tatmin edici olduğunu söylemektedirler. Penil Protezler: Oldukça pahalıya mal olan bu yöntemde penise yerleştirilen protez ile ereksiyon sağlanmaktadır. Hasta istediği zaman ereksiyonu sağlayabilir. Çeşitli tipleri mevcuttur. Bazılarında penis sürekli ereksiyonda kalır. Bazılarında ise ilişkiden sonra yumuşama sağlanabilir. Cerrahi bir işlem gerektirir. Uygulanan hastaların % 80’ i olumlu sonuç almıştır.

 

CİNSEL İLİŞKİ SAYISI 

Birinci grup hislerini başkalarına göre ayarlayanlar, İkinci grup ise hissettiklerinin dolayısıyla yaşadıklarının yeterli olmadığını düşünen veya bunu hissedenlerdir. İkinci grup bir sorunun varlığını hisseden veya yaşayanlardır ki bunlar bir hekime baş vurup nedenini öğrenip çözüm sağlamalıdırlar,bunu da çekinmeden yapmaları gerektiğini neden çekinmemeleri gerektiğini yazının devamında okuyacaklar. Üreme içgüdüsünün sonucu olarak cinsel istek vardır ve cinsellik yaşanır,yaşanmak zorundadır.Çünkü içgüdüler doğuştan vardırlar.

Canlının yaşamını devam ettirebilmesi için bunları yapması gerekir.(Yemek yemek gibi) İçgüdüler değiştirilemez.Yok edilemez ve birinin yerine diğeri konulamaz. Yaşamak demek kabaca insan bedeninin canlı olarak dünyada bulunmasıdır.Her canlı yaşamının bitmesini istemez.Bedeninizi dünyada devamlı bırakmak istersiniz.O zaman bedeninizi dünyada bırakmak için tek yolunuz kopyalama şansınızdır bu kopyalamayı da çocuk yaparak sağlarız,bedenimizin kopyası çocuğunuz sizden sonrada bedeninizin canlı olarak dünyada kalmasını sağlayacaktır.

Siz değil misiniz çocuğunuzu, o benim kanım canım diye seven. Cinselliği evet zevk için de yaşarız.Ama bu zevk üreme içgüdünü giderebildiğimiz doyurabildiğimiz içindir.Yemek yemenin karnımızı doyurması bu doygunlukla açlık hissinin kaybolup o süre için bedenimize gerekli enerjiyi sağlayıp yaşamda kalabilmeyi garantilediğimiz içindir ve bu bize zevk verir. Cinsel güç miktarı 3 ana nedenden dolayı değişebilir.

1) Bedensel nedenler: Cinsel isteğin az olması bazen bedensel nedenlerden dolayı olmaktadır.Bunun içinde belirtilen hormon eksiklikleri,bedensel bazı hastalıklar veya başka bir hastalık için kullanılan ilaçların yan etki olarak kalıcı veya geçici cinsel isteksizlik yapmasıdır. #Burada önemli bir ayrımı vurgulamak isterim.Cinsel isteksizlik dedik cinsel yetersizlik değil.Cinsel yetersizlik cinsel arzunun olup bunun bedensel bazı eksiklilikler bozukluklar yüzünden gerçekleştirilememesidir.Mesela erkekte cinsel birleşme arzusu var ama bir hastalık yüzünden penisinde sertleşme olmuyor.Cinsel isteksizlikte ise bunu yapmak için zaten istek yok.

2 )Psikolojik nedenler: İnsanın içgüdülerinde öncelik sırası vardır.

Birinci sıradakiler yaşamınızı devam ettirmek için yapmak zorunda olduğunuz şeylerdir.Mesela su içmek gibi.Su içmezseniz kısa sürede ölürsünüz.Kişinin birinci hissi o günkü varlığını sürdürebilmek için gerekli şeyleri yapma zorunluluğudur.Bunu tamamladıktan sonra ancak diğerlerine sıra gelir.Bunun en basit komik örneği '' fakirin karnı doyunca nokta noktası kalkar'' örneğidir.Sağlıklı bir cinsel arzu duyabilmek ve cinsellik yaşayabilmek için bir kişinin önce o gün için çözmesi gerekli olan şeyleri çözmesidir.Uykusunu uyuması, yemeğini yemesi ,barınacak yerini sağlaması gibi ve yarını için de en azından çok fazlaca kaygı duymamasıdır.Demek ki gelecek sorunlarınız kadar gündelik sorunlarınız cinsel isteğinizi etkilemektedir.Bunun yanı sıra cinsellik-cinsel istek bir hesaplar zinciridir.

Cinsellik isteyerek yaşandığında her zaman zevk verecektir.Ama bununda bir bedeli vardır.Bu bedel bazen getirdiği hazdan daha fazla acı ve mutsuzluk verebilir.Bu gibi durumlarda beyin kişiyi koruma altına alarak negatif etkilerden koruyup daha fazla acı çekmesini engellemek için cinsellik dürtüsünü bir süreliğine baskılayabilir veya başka yerlere yönlendirir.Ama bu bir çözüm sağlamaz çünkü güdüleri yaşamak zorundayız ve başka yere yönlendiremeyiz.Kısa sürede bunu çözmek gerekir. Cinsellikteki negatif etkiler kızlık zarı korkusu, gebe kalma kaygısı can acısı duyma kaygısı cinsel yasaklamalar cinselliği kötü kabul etme anne baba ve çevrenin ne düşüneceği fikri çirkin beden veya herhangi bir organ kaygısı utanma mukayese edilme korkusu kullanılma kaygısı daha önceden cinsel tacize uğramış olmak yetersiz olup alay edilmesi fikri cinsel hastalık veya bulaşıcı hastalık kapma korkusu pişmanlık korkusu aldatılma aldatma partnerin; kendisi hakkında ne düşüneceği ona nasıl davranacağı başkalarına anlatıp anlatmayacağı, bu ilişki yüzünden bir sorun yaşatıp yaşatmayacağı gibi nedenlerdir.Bu nedenlerin baskın olduğu durumlarda insan bunların getireceği negatif etkileri yaşamamak için cinsellikten uzaklaşırlar. 

Partneri beğenmemek veya istememek veya zorunluluktan beraber olmakta cinsel isteği azaltıcı nedenlerdendir. 3)Bedensel ve psikolojik nedenlerin birbiriyle etkileşimde olduğu dönemler: Yukarıda saydığımız nedenlerin herhangi birinin diğeriyle beraber olmasıdır. Bahsettiğimiz bütün nedenlerden dolayı kişilerin cinsel istek duyma seviyeleri zamandan zamana partnerden partnere koşuldan koşula farklılık gösterecektir.Bunun belirli bir sayısı yoktur.Nasıl acıkınca yemek yiyorsanız isteğiniz varsa ve koşullarınız da uygunsa yaşayabileceğiniz kadar yaşayacaksınız.Zorunlu bir rakam yok. 

Bu konuda elde var olan sayılar belli miktarda aynı yaştaki kişilerin cinsel yaşamlarının istatistiksel ortalamalarıdır.Sizin için hiç bir gerçeklik ifade etmez.Var olan sizin kendi gerçeğinizdir. Cinsel istekte ve ilişkideki sınır, partnerinize ve kendinize bir şeylerin eksik kalmadığını hissettiğiniz andır. İşte bu yeterliliktir ve koşullara ve kişiye göre değişir.Şunu da unutmamak gerekir ki her partneri tatmin edemezsiniz.Bunu yapmaya çalışırsanız yıldızları yakalamaya çalışan hayalperestler gibi olursunuz. Gelelim özellikle erkeklerin merak konusuna

  1. Erkeklerde cinsel istek nasıl arttırılır?
  2. Yine erkeklerin sorduğu bir soru kadınlarda cinsel istek nasıl arttırılır?

Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı bir beslenmeyle yani düzenli yaşayıp stresten, gerekli sorunlardan uzak durup beslenmenize de özen gösterirseniz spor yaparsanız ve de akıllı olursanız daha evvel yazmış olduğumuz cinsel isteği azaltıcı nedenlerden kurtulmuş olur daha arzulu ve daha güzel bir cinsel yaşantıya sahip olursunuz. En önemli şeylerden biri beslenmedir.Cinsel isteği artırıcı özel bir gıda rejimi yoktur.Sağlıklı beslenip gerekli protein ve vitamini alırsanız faydasını göreceksiniz. Bu arada hemen piyasada satılan ilaçlar gündeme gelebilir,bu tip haplar cinsel isteği olup çeşitli nedenlerden dolayı yeterli sertleşme sağlayamayan kişilerde faydalıdır.Penis sertleşmesi sağlar.Cinsel arzusu olmayan kişiye bu tip haplar verildiğinde herhangi bir cinsel istek gelişmeyecektir.Bu yüzden cinselliği çevrenizdekilerin söylediklerine göre değil kendi hissettiğinize göre yaşamalısınız.Doğrusu budur yoksa dilin kemiği yok.Yaşadığınızı yaşayın istediğinizi söyleyin.Bu sefer onlarda sizin gibi düşünüp dursunlar. Cinsel isteği arttırıcı bazı özel maddeler vardır ama bunlar gerekli görüldüğü zamanlarda doktor tarafından verilen ve kontrol altında verilen maddelerdir.Kendi başınıza kullanamayacağınız kullandığınızda fayda yerine zarar göreceğiniz şeylerdir. -Cinsel isteksizlik duyduğunuzu ,yaşadınız veya hissettiğiniz cinselliğin yeterli olmadığını hissediyorsanız bir hekime baş vurabilirsiniz.Sorun varsa ortaya çıkarılır bedensel veya psikolojik tedavisi yapılır ve çözüme kavuşursunuz.Bunda utanmaya veya çekinmeye gerek yoktur.Rahatlıkla bu konuda destek almaktan çekinmeyiniz. Lütfen cinselliği bu güzel hissi kendi kendinize etraftan duyduklarınızı zehir etmeyiniz.Çünkü cinsellilik insan hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır;güzel bir cinsel ilişki sonrası hayata daha olumlu baktığınızı ve daha pozitif düşündüğünüzü ve daha başarılı olduğunuzu biliyorsunuz.Bu hislerin getirdiği mutluluğu yaşamak istiyorsanız başkalarının düşüncelerine göre değil hissettiğiniz gibi ve doğru kaynaklardan bilgi alıp yönlenerek yaşamalısınız.Sağlıklı daha mutlu güzel günlere.

 

SERTLEŞME SORUNU

Sertleşememe birçok erkeğin özellikle de orta yaş ve üstü erkeklerin birçoğunun ciddi bir kaygısıdır. Erkek sekste daha çok penisiyle değerlendirilmektedir. Kadın yapısı gereği, istemese de uygun olmasa da erkeğe vereceği cinsel hizmet yönünden özel bir hazırlık yapmasına gerek yoktur. Her zaman her yerde her şekilde ilişkiye girebilir. Bundan zevk alıp almayacağı ayrı bir konudur. Erkek ise cinselliği yöneten ve bitiren taraf olarak hazırlanmalı ilişkiye uygun ve de bu ilişkiyi sürdürebilecek halde olmalıdır; bu da basit açıklama ile erkeğin penisinin sertleşmesi ve bu sertliği sürdürme sürecidir( tabii ki ideali bu süreye kadının hazırlanma süresini de eklemektir!!) 

Erkekte genç yaştaki her koşulda sertleşme imkanı yaş ilerledikçe bedensel eskimeye, sosyal ve ekonomik koşullara, strese de bağlı olarak azalacaktır. Sertleşme yetersizliği veya sertleşememe sorunu üç nedenden oluşabilir. 1- Bedensel durumlar 2- Psikolojik durumlar 3- Hem bedensel hem de psikolojik nedenlerin beraber olduğu durumlar Sorunun nerede olduğunu bulmak ilk önce sorgulama ile olur. Cinsel ilişkide sertleşme problemi olan kişinin mastürbasyon yaparken veya sabah sertleşmelerinin olup olmadığı sorunun kaynağına yol gösterebilir. Diğer bir yöntem de bedensel bir takım testlerin mesela penisteki kan akımının ölçülmesi, penise çeşitli ilaç uygulamaları gibidir.

Bunların sonucu kişiyi muayene eden hekimce değerlendirerek sorunun nereden kaynaklandığı ilk önce bulunur, bulunmalıdır. Bedensel ise, çeşidine ve koşullara göre ilaç veya ameliyat önerilir. Sorun psikolojik ise uygun terapi yapılır veya terapiye yönlendirilir. Psikolojik baskılar erkek sertleşme faktörünü önemli ölçüde etkilemektedir Bunlar ekonomik yetersizlik, sosyal ilişkiler, penis büyüklüğü kaygısı, erken boşalma korkusu, partneri tatmin edememe şüphesi, partnerinin zevk almaması, suç işlediğini düşünme kaygısı, aldatma veya aldatılma korkusu, veya da başka erkeklerle karşılaştırılma korkusu gibi nedenlerdir. Psikolojik sorunların kaynağa yönelik çözümü ile erkekteki sertleşme sorununun çözümünde başarı yüksektir. Sorun nereden kaynaklanırsa kaynaklansın çözümünü en kısa sürede bulmak gerekir.

Basit bir sertleşme korkusunun başlattığı sertleşme problemi çözülmezse, neden yokken günbegün artacak daha ağırlaşacaktır. Bedensel bir sorunun uygun yöntemlerle çözülmemesi ise erkekte gene psikolojik baskıyla bedenselin yanına psikolojik sorun da ekleyebilecektir. Sertleşme kaygısı yaşayan erkeklerin birçoğunun daha sonra gerçek anlamda sertleşme sorunu yaşadıkları görülmektedir. Sertleşme sorunu olan erkek cinsel açıdan yetersizliğini hissedip kendini zavallı ve güçsüz görüp kadınlardan ve toplumdan uzaklaşacak, sosyal ilişkilerinden, iş hayatında başarısızlık yaşayacaktır. Hatta eşcinsellik kaygılarına bile kapılabilecektir. Bu yüzden nedeni ne olursa olsun çözümü büyük oranda olan bu sorun için kısa zamanda uygun yerlere başvurmak erkek sağlığı ve gelecek nesiller için faydalı olacaktır.

 

MASTURBASYON

İnsanların yüzde doksan beşi (%95'i) mastürbasyon yapar, peki kalan yüzde beşi (% 5'i) ne yapar? Kalan % 5'i yalan söyler! Biraz yumuşatırsak bunu ;yaptıkları şeyi masturbasyon olarak kabul etmemeye çalışırlar ,yada masturbasyon yaptıklarını bilmezler. Cinsel organlarla ilgili haz verici her şey masturbasyon sayılabilir, mesela bir kadının heyecanlanıp bacaklarını sıkıştırıp bırakması bile,ve masturbasyonda illa orgazma ulaşmak gerekmez.

Masturbasyon kelimesi Latince ''masturbare=(elle bozmak )'' fiilinden türemiştir. Günümüzde kullanımı; kişinin (kadın veya erkek) kendi kendine cinsellik yaşaması veya cinsel doyuma ulaştırması için yaptığı eyleme denir. Daha modernize bir açıklama ile ; bir cinsel tepki üreten istemli kendi kendine uyarım olarak tanımlanabilir. Masturbasyon hayal gücünün veya fantezinin sonsuz kullanımı ile gerçekleşir,kişi bu sırada kendisini ve karşıdakini dilediği gibi düşünür ve sonsuz bir güce sahip olur, bu yüzden de hiç bir cinsel eylem bu sınırsızlıkta ve mükemmellikte gerçekleşmez. Bu da ilk cinsel eylemlerde bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ama hiç bir düşünce de tensel dokunmanın veya hissetmenin ve de sevginin yerini de tutamaz.

Masturbasyon zararlı mıdır ?

Eğer kişinin sosyal yaşantısını ,normal seksüel ilişkilerini bozacak düzeyde değil ise zararsızdır. Kişi eğer bir seksüel partneri varsa o olmadığı zamanlarda masturbasyon yapabilir ama bunun sayısı ve sıklığı partnerine olan arzusunu etkilemeyecek şekilde olmalıdır. Eğer kişinin düzenli seks partneri yoksa veya hiç partneri yoksa, arzu ettiği sürece, hissettiği sıklıkta mastürbasyon yapabilir. Mastürbasyonun kadında veya erkekte hiç bir fiziksel (bedensel) kötü tesiri yoktur ,aksine rahatlamayı ve gevşemeyi sağlar. Ayıp değil bir gerekliliktir. Toplumda söylenen diğer her şey tamamen uydurmadır; – yok sivilce yapar, -gözleriniz kör olur, -boy uzamasını durdurur, -ileride çocuğunuz olmaz, -kızlarda adet düzenini bozar, -erkeklerde ileride sertleşme sorunu yaratır, -penis boyunun uzamasını durdurur gibi söylentiler ve bilgiler ve buna benzer her şey tamamen uydurmadır. Dilediğiniz yer ve zamanda tabi ki başkalarının haklarına (kişisel veya kanuni) saygı duyarak, kimseye zarar vermeden masturbasyon yapabilirsiniz.

Bu sizin hakkınız ve bedensel özgürlüğünüzdür. Özellikle bazı gençler mastürbasyon sonrası suçluluk duygusuna kapılırlar, bu yaptığınızdan suçluluk duymak anlamsız ve de gereksiz bir duygudur,ayıp,yasak,kötü,size veya başkasına zarar vermeyen, yalızca sizin bedeninizi ve hislerinizi ilgilendiren bir şeyden huzursuz olmanın gereği yoktur,bu bir ihtiyaçtır, bundan utanmayınız,suçluluk duymayınız. Yalnız masturbasyon sizin için kaçınılmaz bir olay , bir tutku haline gelmişse, normal cinsel ilişkiye tercih ediyorsanız, veya normal seksten partnerinizden zevk alamayıp masturbasyona yöneliyorsanız bir cinsel tedavi merkezine baş vurup bu alışkanlığınızı veya tercihinizi değiştirmek için öneri ve tedavi almalısınız. Mastürbasyon konusunu biraz yaşa ve cinsiyete göre ayırırsak; Genç erkeklerde özellikle cinsel hayatı olmayan gençlerde, masturbasyon neredeyse bir zorunluluk halindedir, bunun nedeni ise: Sperm (meni – er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz, üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler, arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır, bu kesenin bir hacmi, bir kapasitesi vardır, bu hacim dolunca cinsel istek artar, yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı, aşırı cinsel istek başlar, bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar veya idrar sonrasında sümüksü bir akıntı olarak penisten gelir (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar).

Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir( 4 ila 15 gün), erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir. Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu ve de toplumsal öğretilerin yani tabuların erkeğe kuralsız cinsellik yaşamayı bir hak ve övünç kaynağı olarak hissettirmesi olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır. Erkeklerde uyarı ve doyuma ulaşma daha çok penisin etrafının kavranma hissinin tatmini ve özellikle penisin baş kısmında bulanan zevk hücresi diye isimlendirilen sinir uçlarının sürtünmeye ve karşıdan gelen basınca karşı taşıdıkları hislerden oluşur. 

Erkekler genelde elleriyle cinsel organlarını okşayarak masturbasyon yaparlar, bunun için elleri kuru olabilir, genelde kayganlaştırıcı bazı maddeler; tükürük, krem, sabun (sabunun penis içine kaçtığında acıya yol açacağı unutulmamalıdır) kullanılır. Gene erkekler masturbasyon yaparken penislerini başka cisimlere sürerek de veya kavrama hareketini sağlayıcı bir takım boşluklara penislerini sokup çıkararak yaparlar. Veya sertleşmiş penise su tutarakta masturbasyon gibi çeşitli yöntemlerde kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de satılan yapay vajina benzeri araçlarda erotik malzeme satılan dükkanlarda bulunmakta ve kullanılmaktadır. 

Kısaca kişiye zevk veren her şey bu amaçla kullanılabilir. Kadınlarda ise; bakire olanlar veya olmayanlar olarak değerlendirmeliyiz çünkü toplumumuzda bekaret hala önemli bir konu olarak kabul edilmektedir . Kadınlarda masturbasyon erkeklerdeki kadar fiziksel dokunma gerçekleşmeden düşünce bazında da gerçekleşebilir.Sadece göğüslerine dokunarak dahi masturbasyon yapabilirler. Fiziksel istek kasık bölgesine yayılan sıcaklık orada bir basınç hissinin duyulmasına ve klitorise dokunulmasının ihtiyacı ve vajen içinde doldurulması gerekli bir boşluk hissi ile ortaya çıkar. 

Vajende ki boşluk hissi daha önce cinsel ilişkiye girmemiş bayanlarda çok az veya yoktur.Cinsel ilişki yaşamış kadınlarda ise bu vücut tarafından tanınmıştır ve hissedilir. Genelde ya klitoris (bızır) elle okşanır veya iki bacak açıp kapanarak sıkıştırılır veya kadına zevk verebilecek bir şeye sürtülür. Bakire olan kadınlar genelde bu şekilde masturbasyon yaparlar. Ve bunun kızlık zarına hiç bir zararı yoktur. Daha az olarak klitoris okşanırken vajen girişine parmakla baskı uygulanabilir veya vajen girişi veya küçük dudaklar okşanabilir. Bunun da kızlık zarına hiç bir zararı yoktur. Ve bazı bayanlar kızlık zarı olmayanlar veya önemsemeyenler vajen içine parmak veya parmaklarını sokarlar veya içeriye doluluk hissi verebilecek herhangi bir şey (deodorant kutusu,salatalık,muz,kalem gibi) kullanırlar.Son zamanlarda ülkemizde de bulunan yapay penisler de veya titreşim sağlayan bazı seks oyuncakları da yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı bayanlar ise hem klitorise sürtünme veya baskı hem de vajen içine doluluk sağlayarak masturbasyon yaparlar. 

Duşta basınçlı suyun klitorise tutulması ile masturbasyon ise bayağı yaygın bir yöntemdir, bu da kızlık zarına zarar vermez. Anne ve babalara ve de herkese ; cinsellik içgüdüsel bir duygu olup soyunu sürdürme, hayata ve kendinden sonraya bedeninden bir parça bırakma hissinin bir uzantısıdır. Yani frenlenemez,önlenemez ve yok edilemez.Belki baskılayabilir veya başka bir hisse veya uğraşa yönlendirebilirsiniz ama bunun sağlıksız sonuçları ve acısı daha sonra çok fazla olarak başka yerlerde ve konumlarda ortaya çıkmaktadır.Kuşumuzun, kedimizin veya köpeğimizin cinsel arzularını düşünüp dikkate aldığımız halde kendimizin ,yakınlarımızın veya çocuklarımızın bu tip ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmeye veya anlamamaya çalışmak kendimizi kandırmaktır. Özellikle cinsel yaşantıya sahip olamayan veya olamamış gençlerde bu istek frenlenemez.Bu yüzden gerekli olan masturbasyon için onları yanlış bilgilendirip korkutmayınız. Yaş ve kişinin sosyal konumu bu arzuyu yok etmez bu bir ihtiyaçtır.

Yalnız bebekler de de bazen masturbasyon benzeri davranışlar görülebilir bu onları korkutmadan önlenebilir,anlayabilecek yaşta olanlar doğru yönlendirilip bilgilendirilmelidir.Bu konu ilerdeki yazılarımızda ele alınacaktır. Peki çocuklarımıza nasıl davranalım; ilk önce onlara bu konularda sağlıklı bilgiler verelim eğer sizde bilmiyor veya bu konuları konuşamıyorsanız çekinmeden destek alabileceğiniz yerlere baş vurabilirsiniz veya okuyup öğrenebilecekleri bazı bilgi kaynakları sağlayabilirsiniz.En önemli olan şey yanlış bilgi vermemektir.Ufak bir kızken annesi tarafından anal (arkadan-popodan – makat-rektum ) ilişkiye girmesin diye arkadan ilişki kuranlar kanser olur diye korkutulup yönlendiren bir hastamın kabız olursam da aynı etki olur kanser olurum ölürüm fikri ile yaşadığı ve hissettiklerini, bu yüzden yeme içme problemi yaşadığını, uzun süre psikiyatrik tedavi alıp halen de tam olarak iyileşemediğini ve de iyileşemeyeceğini düşünürseniz yanlış bilginin bir insanın hayatına, yaşantısına nasıl bir etki yaptığını anlarsınız. 

Onları kendileri ile kalabilecekleri ruhları ve bedenlerini tanıyabilecekleri mekanlarda rahat bırakalım.Odasının kapısını kilitlemesine izin verin veya kapısını çalıp onun olurunu almadan odasına girmeyiniz.Kötü bir şey yapacaksa zaten yapar, sertlikle hiç bir şey engellenmez sadece inanarak doğruyu anlatın oda anlayacaktır.Veya banyoda gereğinden fazla kalırsa onu rahatsız etmeyiniz, orayı gerçekten kullanmaya ihtiyacınız olana kadar onu rahat bırakınız, bir insan banyoda ne yapabilir ki veya ne yapar sizce? En önemli şey ise onlar her ne kadar sizin bedeninizin bir parçası olsalar da onlarında bir ruhlarının olduğunu unutmamak, onların kişiliklerine saygı duymaktır.

 

PENIS HASTALIKLARI 

Penisin erkekte iki önemli fonksiyonu vardır. 1-İdrar atılımı:Böbrekten süzülen idrarın dış idrar kanal yolu ile dışarı atılımını sağlamak 2-Üreme fonksiyonu: Tesiste yapılan tohum hücrelerini meni vasıtası ile kadın haznesine ulaştırmak. 

PENİSİN YAPISI: Penis kök gövde ve baş olmak üzere 3 kısma ayrılır. Kök kısmı torbanın ön yüzünde makata kadar uzanan bölge içerisinde kaslara gömülü vaziyette durur. Gövde deri ile kaplı ve içerisinde 3 tane sertleştirici kıkırdak dokusundan yapılmış organdan meydana gelir. Kıkırdaktan daha ince yapılıdır. Bu yapıya kan dolması neticesinde sertleşme meydana gelir. Baş kısmı penisin en uç kısmında yer alır. Penisi ucunda bir şapka gibi durur. Bu bölge sünnet olmamışlarda deri ile kaplıdır. Sünnet ile kesilen kısım bu deridir. Penisin kan dolaşımı atardamar ve toplar damar sistemi sertleşmede dolayısıyla döllenme ve seksüel aktifte çok önemlidir. 

PENİSİN YAPI BOZUKLUKLARI: Çok defa testis mesane gibi başka yapı bozuklukları da vardır. Penisin hiç olamaması nadirdir. Nadiren çift penis olur. Penis doğuştan kıvrık olabilir. Bunun yanında yine doğuştan büyük ve küçük penis olabilir. 

  1. Penis Sünnet derisinin dar olması: Sünnet derisinin uç kısmı çok dardır. Toplu iğne başı kadar bir açıklık vardır. Derinin iç yüzeyi penisin baş kısmına yapışıktır. Deri başın gerisine çekilemez. Ya doğuştan olur veya daha sonra iltihabı bir olaydan sonra gelişir.   Şayet çok darsa hasta idrar yapamaz. Hatta idrar deri altında toplanması ile sünnet derisi balon gibi şişer. İdrar damlalar halinde akar. Tedavi edilmezse idrarın tahrişi sonunda iltihap gelişir ve bu iltihap penis baş bölgesinde yaralara neden olur. Tedavi sünnettir.
  2. Sünnet derisinin geriye kaçması: Sünnet derisi penis baş kısmının gerisine çekilmesi ile tekrar öne gelememesidir. Genellikle sünnet derisinin darlıklarında oluşur. Çocuk veya anne babası tarafından temizlik amacı ile deri geriye çekilir, daha sonra deri burada şişer ve kızarır, penis başını boğar. Tedavide şayet erken devreyse deri öne çekilmeye çalışılır. Fakat geç kalmışsa sünnetten başka çare yoktur. Sadece ufak bir deri parçasını kesmek ve iyileşmeye bırakmak çok defa sonuç vermez. 
  3. Penis yaralanmaları: Penis oynak bir organ olduğundan darbelere karşı kendini korur Tamamen kopma kazalardan sonra veya kasti olarak (kıskançlık ve intikam nedeni ile) kesilmesinden sonra oluşur. Darbelerde penise kan oturur. Penis kırılmaları ise sertleşmiş haldeki penisin ani ve sert bir şekilde bükülmesi sonucu meydana gelir. Sertleşme problemlerine meydan vermemek için erken tedavi önemlidir.
  4. Penis iltihapları: Çocuklarda darlık nedeni ile büyüklerde ise temizliğe riayet etmemeden ileri gelir. Sünnet derisinin ve/veya penis başının iltihabı şeklinde olur. 5-Penisin kireçlenmesi: (Peyroni hastalığı) Penisin kıkırdağımsı doku içerisinde plak şeklinde bağ dokusunun oluşmasıdır. Sebebi belli değildir. Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Penis sırtında veya her iki yan tarafında olabilir. Nerede olursa sertleşmiş penis aksi istikamette bükülmüş olarak durur. Ağrı vardır. Bazen birleşme mümkün olmaz. El ile hissedile bilinir. Zararsız bir hastalık olmasına rağmen hastanın şikayeti varsa tedavi edilmelidir. Nadiren kendiliğinden kaybolur. E vitamini faydalıdır. Ameliyat tavsiye edilmez. Plağın içerisine kireç giderici ilaçların verilmesi fayda sağlar 6-Penisin kendiliğinden ağrılı sertleşmesi: Penis seksüel istek duymadan ve uzun süren sertleşmesidir. Hasta çok ağrı duyar. Her yaşta meydana gelir. Damar sistemi bozulmuştur penisin kıkırdak dokusu içerisinde kan pıhtıları oluşur. Sinir sistemi hastalıklarında da meydana gelebilir. Bazen sebep tümoral bir oluşumdur. Birden bire meydana gelir. Ağrılıdır. İdrara yapılamaz veya damlalar halinde gelir. Meni boşalsa bile sertlik devam eder. Sertleşme 1-2 gün bazen aylarca sürer. Normal haline dönse bile sonunda iktidarsızlık meydana gelir. Tedavide enjektör ile pıhtılaşmış kan boşaltılır. Pıhtıyı giderecek ilaçlar verilir. Ameliyat ile bu pıhtılar boşaltılır. 7-Penis Tümörleri Penis siğilleri çok görülür. Penisin sırtında veya değişik yerlerinde olur. Tek veya çoktur. Küçük ben şeklinde fakat karnabahar gibi girintili çıkıntılıdır. Zararsızdır. 

Tedavide elektrik ile yakılır veya ameliyat ile çıkarılır. Penis Kanseri: Çok defa sünnetsizlerde görülür.Penis başı iltihaplarından sonra gelişebilir. Müzmin tahriş edici maddelerden sonrada oluşabilir. Görünüşte yarayı andırır. Sert nodül şeklinde de olabilir. Teşhis parça alınıp patolojide incelenmesi ile konur. Erkan teşhis konulacağı için ameliyat ile alınır. Sonuç diğer kanserlere nazaran iyidir.

 

PROSTAT HASTALIKLARI

Prostat sadece erkeklerde bulunan bir salgı bezidir. Kadınlardaki rahmin karşıtı bir organdır. 

PROSTATIN YERLEŞİMİ: Prostat erkeklerde dış idrar yolunun ilk kısmını çevreleyen bir organdır. Mesane tabanında yer alır. Yetişkinde yüksekliği 20-25 mm kaidesinde ön-arka çapı 25 mm ve enine çapı 40 mm civarındadır. Ağırlığı 20-25 gramdır. Şekerli koniye benzer. Bir tabanı, tepesi, arka ön ve iki yan yüzü vardır. Tabanı: Mesane yüzüdür. Enine bir çıkıntı ile ön ve arka iki parçaya ayrılır. Ön parça mesane ile komşu olup, önünden dış idrar yolunun prostatik parçası geçer.

Arka parçada prostatik bir oluk bulunur. Bu oluk içerisinde Meni yolu borusu yer alır. Tepe: Anüsten itibaren 3-4 cm öndedir. Arka yüz: Konveks ve arka aşağıya bakar. Dikey bir oluk gösterir, prostatı iki yan parçaya ayırır. Prostatın İç komşuluğu: Prostatın içinde bez dokusundan başka dış idrar yolu kanalı prostatik parçası, bunun üst kısmı çevresinde mesane büzücü kası bulunur. 

PROSTATIN VAZİFESİ: Prostat bir dış salgı bezidir. Aynı zamanda organizmanın ikincil seks organıdır. En önemli vazifesi meninin %95 ini teşkil ederek spermayı sulandırır. Böylece ejekulatın miktarını çoğaltarak döllenmeyi kolaylaştırır. Prostatik dokuda yüksek konsantrasyonda çinko vardır. Çinkonun karbonik anhidraz ve dehidrogenez enzimleriyle ilişkisi vardır. Çinko yetmezliklerinde prostat dumura uğrar. Prostatik Sekresyon: pH 6,5 olup süt görünüşünde özel bir kokusu olan bir sıvıdır. İçerisinde fibronilizin, asit fosfotaz ve beta glukuronidaz enzimleri tespit edilmiştir. Ayrıca plazmadan daha fazla miktarda Na, K, Ca ihtiva eder. Anyon bakımdan daha fakirdir. Bol sitrat bulunur. 

Bunlardan başka aminoasitler, proteinler, lipitler, kollestrol bulunur. Prostat ergenlik yaşına kadar faal değildir. Ergenlikte faaliyet göstermeye başlar 25 yaşına kadar artar daha sonra faaliyetinde yavaş yavaş düşme görülür. 

PROSTAT İLTİHAPLARI: Prostat iltihapları hâd (âcil) ve müzmin olmak üzere ikiye ayrılır. 

1- Hâd (Acil) Prostat iltihabı: Adi mikropların meydana getirdiği iltihaptır. Prostata kan yolu veya direkt olarak gelir. Sıklıkla dış idrar kanalı vasıtası ile gelen mikroplar prostatta iltihaba neden olurlar. Belirtileri: İdrar yaparken huzursuzluk vardır. İdrarda yanma, sık idrara çıkma şikayetleri olur. İdrar bulanıklaşır. İdrarın başında veya sonunda 1-2 damla kan gelir. Prostat şiş ve gergin olduğundan idrar yapmada güçlük ortaya çıkar. Torbaların alt kısmında ağrı vardır. Yüksek ateş olur. Titremeler bulantı ve kusmalar buna eklenir. Günlerce ve haftalarca devam edebilir. İdrar dış deliğinden çok defa akıntı olmaz. Daha sonra tedavi edilmezse şikayetler hafifler veya apseye dönüşür. Böylece müzminleşir. Teşhis: Akıntı varsa bu akıntının mikroskobik muayenesi yapılır. İdrar ve kan tahlilleri yapılır. Doktorun yapmış olduğu parmak ile makat muayenesinde prostat şiş, sıcak olarak parmağa gelir ve çok hassastır. Tedavi: 1- Yatak istirahatı. 2- Sıvı ihtiyacını karşılamak için serumlar verilir. 3- Kabızlık varsa o düzeltilir. 4- Ağrı giderici fitiller kullanılır. 5- İdrar kültürü ve akıntıdan yapılacak tahlil ile mikrobun cinsi tespit edilerek uygun antibiyotik verilir. 6- Ön şikayetler geçtikten sonra prostat mesajı yapılır. 

2- Müzmin Prostat iltihabı: Çok defa bir belirti vermez. Orta yaşlılarda ve genç olgunlarda görülür. Acil prostat iltihabından sonra veya daha önce hiç belirti vermemiş prostat iltihabından sonra ortaya çıkar. 

  • Belirtileri:
    1- İdrar yapmada huzursuzluk, sık idrara çıkma, idrarda yanma, bazen idrarda kanama şikayetleri olabilir. En önemli belirtisi idrar dış deliğinden gelen bir akıntıdır. Sabahları ilk idrardan önce çok fazladır. Rengi beyaz saydamdır. (Yeşil olmaması ile bel soğukluğundan ayrılır) Yapışkan bir sıvıdır. Salyaya benzer.
    2- Çabuk yorulma, uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları vardır. Belin alt kısmında ağrı olur.
    3- Seksüel arzu azalır. Sertleşme problemleri vardır. Erken boşalma görülür. Teşhis: Akıntının mikroskobik muayenesinde mikroplar ve iltihap hücreleri görülür. Kan idrar tahlilleri yapılır. Ayrıcı teşhis için filmler çekilir. Ultrasonografi yapılır. 
  • Tedavi:
    1- Hastalık müzmin olduğu için çok defa antibiyotik fayda vermez.

    2- Ağrı giderici fitiller kullanıla bilinir. 
    3- Sinirleri yatıştırıcı ilaçlar ve vitaminler verilir.
    4- İstirahat sağlanır.
    5- Sıcak su banyoları veya torbaların alt kısmına tatbik edilecek sıcak (Termofor) çok defa faydalıdır.
    6- Doktor tarafından haftada 2 defa uygulanacak prostat mesajı ile prostat içerisindeki salgı ve iltihap dışarı atılacağı için hasta rahatlar. 

PROSTAT BÜYÜMESİ: 50 yaşının üzerindeki erkeklerin 1/3 ünde meydana gelir. Tümör olarak telaki edilse de Tümör değildir. Kadınların rahim büyümelerine benzer. Hormonal etki ile meydana geldiği düşünülmektedir. Prostatın selim büyümesini kanser ile karıştırmamak lazımdır. Her ikisinde oluşum mekanizması değişik olup, biri meydana geldikten sonra diğeri onun devamı şeklinde olmaz. Fakat %15 oranında ikisi beraber bulunabilir. 

  • Oluşum Sebebi: 
  1. Çok defa kesin sebep belli değildir.
  2. Müzmin iltihaptan sonra, damar sertliği, aşırı seksüel yaşam, beslenme faktörleri eskiden beri neden olarak gösterilse de prostatın büyümesinde bu etkenlerin rolü ispat edilememiştir. 
  3. Ayakta idrar yapma: Direk olarak prostat oluşumunda etkisi yoktur. Ancak ayakta idrar yapma sonucu idrarın bir kısmı idrar kesesinde (mesane) kalacağı için, bu artık idrara bağlı iltihap v.s gibi şikayetler gelişir. Bu nedenle mesanede idrar bırakmamak ve tam boşalmayı sağlamak için oturarak idrar yapmak gerekir. 
  4. Hormonal Sebepler. Prostatın gelişmesinde testosteron (erkeklik hormonu) gibi bir çok hormonun etkisi vardır. Bilhassa ergenlik çağındaki hormonal aktivite ile prostat gelişir. Erkeğin 50 yaşından sonra hormonlarında (testosteron) bir azalma meydana gelir. İşte bu hormonun eksikliği dolayısıyla prostatın belirli bölgelerine etki yapamayacağı için prostatın lopları büyür ve içerisinden geçen idrar dış kanalını sıkıştırır. 
  • Etkisi: Prostat büyüdükten sonra idrar dış kanalını dışarıdan tazyik ile sıkıştırır ve hasta idrar yapamaz duruma gelir. Dış kanalın boyu uzar, yer değiştirir. Mesane içerisindeki idrarı boşaltamadığı için iç basıncı artar. İdrar kesesi kası aşırı büyür.İleriki safhalarda gevşer ve içerisinde daima bir miktar artık idrar bulur. İdrar atılamadığı için böbreklerde önceleri şişme ve büyüme meydana gelir. Böbreğin havuzcuğu idrar ile dolar ve bu idrarın basıncı ile böbrek dokusu erir. Daha sonraki safhada böbrek dokusu ince bir kağıt haline gelerek balon gibi şişer. Fonksiyonunu kaybettiği için atması gereken zararlı maddeleri atamaz. Kanda ürenin yükselmesi ile böbrek yetmezliği oluşur.
     
  • Belirtiler:  
  1. İdrar belirtileri: İdrar yolları tıkanma derecesine göre belirtiler verir. Önceleri idrar çapı azalır ve idrar akımı yavaşlar. Ayakta veya oturarak idrar yaparken hasta ileriye doğru idrarını yapamaz. İdrar kesik kesik gelir. İdrar damlalar halinde akar. Tuvaletten dönüşte tam rahatlama yoktur. Mesanede hala idrar varmış hissi olur. İdrar gelmesi için bir miktar beklenir. İdrar yapma yavaşladığı için idrar yapma süresi uzar. Mesanede idrar kaldığı için idrar varmış gibi olur. Sık sık idrara çıkılır. İdrarda kanamalar meydana gelir. Tabloya iltihapta karışırsa şikayetler daha çok artar. Gece idrar kalkmalar olur. Normal insan geceleyin ya idrara çıkmaz veya bir defa kalkabilir. Fakat prostatı büyüyen hastada 3 den fazla gece idrara kalkma olur. 
  2. Genel Belirtiler: İdrarın tam yapılmaması sonucu böbrekler kadar varan bir idrar durgunluğu vardır. Bu nedenle bele vuran ağrılar meydana gelir. Kanda üre yükseleceği için buna bağlı belirtiler gelişir: Bulantı, kusma, uyku hali, kilo kaybı olur. İdrar kesesi çok şişecek olursa karın alt tarafında şişkin olarak ele gelir. Üzerine bastırılırsa idrar kaçırması olur. 
  3. Laboratuar bulguları: İdrarda kanama veya iltihap hücreleri görülür. Kanada üre ve kreatinin artmıştır. 
  4. Rontgen Tetkiki: Düz böbrek filmi fazla bir şey göstermezse de ilaçlı film idrar kesesinin doluluğunu prostatın büyüklüğünü ve hepsinden önemlisi artık idrarı gösterir. Film çekildikten sonra hasta idrar yaptırılır ve tekrar film çekilir. Bu son filmde ne kadar idrar kaldığı görülmüş olunur. (Artık idrar) 
  5. Sistoskopi: İdrar yolundan sokulan ışıklı bir aletle idrar kanalına ve mesane içerisine bakılır. 
  6. Ultrasonografi: Bu tetkikte prostatın büyüklüğünü ve artık idrarı göstermesi bakımından önemlidir. Aletin makattan sokularak yapılan bir çeşidi daha vardır ki daha detaylı bilgi verir. Ayrıca prostatın kanseri ile normal büyümesi arasındaki farkı ortaya koyar …
  • Tedavi: Selim prostat büyümeleri her ne kadar ilerleyici bir hastalık olsa da yan etkileri ortaya çıkmadıkça ameliyat gerekmez. Fakat tıkanma fazla ise, şikayetler varsa, kanama oluyorsa, tıkanma nedeni ile üre yükselmişse ameliyat uygulanılır.  
  1. Koruyucu Tedavi: Bu tedavi şekli aslında geçici bir tedavi olup hastayı rahatlatmak amacı taşır. İltihap varsa bu giderilir. Alkol gibi tahriş edici maddeler alınıyorsa bunlar yasaklanır. Sonda takılarak tıkanıklığın önüne geçilir. 
  2. İlaç Tedavisi: Hormon tedavileri eskiden beri denenmektedir. Son zamanlarda çıkan bazı ilaçlar mesanenin boşalmasını kolaylaştırmak amacı ile kullanılmaktadır. Prostatın büyümesi veya küçülmesine etkisi yoktur. Ancak hastayı büyük oranda rahatlatır. Yan etkisi olarak tansiyon düşüklüğü, halsizlik, ağız kuruluğu yapmaktadırlar. 
  3. Cerrahi tedavi (Ameliyat) En etkili tedavi şeklidir. Ameliyat yapılması sebepleri şunlardır. Tam tıkanıklık: Prostat çok büyüdüğünden tam tıkanıklık yapar ve yan etkiler başladığından dolayı ameliyat düşünülür. Mesanede taş da varsa hem prostat ameliyatı hem de taş ameliyatı yapılır. İlaç ile önlenemeyen iltihaplar ve kanamada, Hastanın şikayetleri çok fazlaysa, Şayet hastanın üresi çok yüksekse idrar yollarına bir sonda konur ve 2-3 hafta beklenir, daha sonra ameliyat uygulanılır. 
    Ameliyat 2 şekilde yapılır 
    3.1. Açık ameliyat: 60 gramdan büyük prostatlarda açık ameliyat düşünülür. Bunu yanında mesane ile ilgili ameliyatlık bir durum varsa açık ameliyat tercih edilmelidir. Açık ameliyatta genellikle göbek altından kemiklere kadar olan kısım kesilerek karın içerisine girilip yapılır. Kanama kontrolü daha kolaydır. Prostatın büyüyen kısmı olduğu gibi çıkarılır. Hastanede yatma süresi biraz daha fazladır. 
    3.2. Kapalı ameliyat: TUR aleti denilen bir alet ile yapılır. Bu alet ışıklı düz bir borudan meydana gelir. Kesici ve gözleyici kısımları vardır. İdrar dış deliğinden sokularak prostat dokusu ince dilimler halinde kesilir ve yıkama ile bu parçalar dışarı alınır. 45 gram olan prostatlarda uygulanmalıdır. Bundan daha fazla olan ameliyatlarda ölüm oranları artmaktadır. Kanam daha çoktur. Hastanın yatakta yatma süresi daha kısadır.
    4. Balon ile genişletme: Balonlu bir sonda dış idrar yolundan geçirilir ve prostatın olduğu yerde şişirilir. Deneme safhasındadır.
    5. Lazer ameliyatı: Lazer ile prostatın yakılması esasına dayanan bir metottur.

 

PROSTAT KANSERLERİ: Prostat kanserleri erkeklerde en sık görülen kanserlerdir. Akciğer ve bağırsak kanserlerinden sonra 3 cü sıradadır. 

  • Sebebi: 
  1. Sebebi çok defa belli değildir. Prostat kanserleri bir yaşlılık hastalığıdır. 50 yaşın altında çok nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür ve yaş ilerledikçe sıklığı artar. 
  2. Hormonal sebepler: Prostat kanserli hastalara kadınlık hormonu verilirse kanserin gerilediği görülmüştür. Bu nedenle oluşumunda da erkeklik hormonu etken olarak düşünülmektedir. 
  3. Hava kirliliği, fazla yağla beslenme, sebepler olabilir. 
  4. Müzmin prostat iltihaplarından sonra kanser vakaları görülmüştür. Yayılımı: Direk olarak çevre dokulara yayılabilir. Bir diğer yayılma yolu kan yoluyladır. Kanserli hücreler bu yol ile kısa zamanda Akciğere ve kemiklere yayılır.
  • Belirtiler: Erken devrede belirti vermediği için şikayetlere yol açmaz. Belirtiler ancak idrar yolunu tıkadıktan sonra ortaya çıkar. İdrar şikayetleri vardır. Zor idrar yapma, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma şikayetleri daima bulunur. Ağrı kesiciler ile geçmeyen bel ağrıları olur.
  • Tetkikler:
  1. Kan ve idrar tahlilleri yapılmakla beraber özel bir belirti vermez. 
  2. Tümör Belirleyiciler: Bir çok maddenin kanda aranması ile prostat kanseri teşhisi konmaya çalışılır. Asit fostataz, Prostatik Asitfosfataz (PAP), Prostat Spesifik Antijeni (PSA) bunlardan bir kaçıdır. Bu maddeler hem teşhis koyucu hem de tedavinin seyri hakkında bilgi verir. 
  3. Röntgen İncelemeleri: Düz ve ilaçlı böbrek filmleri bir fikir verebilir. Kanserin kemiklere veya Akciğerlere yayılıp yayılmadığını anlamak için kemik ve akciğer filmleri çekilir. 
  4. Ultrason ve Bilgisayarlı Tomografi: Hem prostat kanserini gösterme hem de yayılma derecesini anlamada önem arz eder. 
  5. Prostattan parça alma: Prostat kanserinden şüphelenildiği zaman gerek iğne ile gerekse başka bir yöntemle prostattan parça alınıp patolojide incelenilir. Sonucun negatif çıkması kanser olmadığı anlamına gelmez.
  • Tedavi:
    Uygun tedavinin yapılabilmesi için tümörün durumu çok önemlidir. Kanser prostat içinde mi yoksa etrafa yayılmış mı? Akciğer ve kemikler gibi uzak yerlere sıçramış mı? Soruları önem kazanır.
  1. Cerrahi Tedavi: İki yolla yapılır Açık ameliyat: Prostat dokusu ve çevre dokuları ve organlar olduğu gibi çıkarılır. Kapalı ameliyat: Kanserin ancak bölgesel kaldığı durumlarda TUR denen aletle yapılır. 
  2. Işın Tedavisi (Radyoterapi) Dışarıdan belirli derecelerde rotgen şuaları verilir. Böylece kanser hücreleri öldürülmeye çalışılır. Diğer bir metotta ise radyoaktif maddeler prostat dokusu içerisine yerleştirilerek kanser yayılımı önlenir. 
  3. Hormon Tedavisi: İleri devre prostat kanserlerinde uygulanılır. Bu amaçla kadınlık hormonu olan östrojen verilir 
  4. Testislerin alınması: Erkeklik hormonu (Testosteron) un prostat kanseri oluşumunda direk etkisi vardır. Erkeklik hormonu da testislerden salgılandığı için ameliyatla testisler alınır. Böylece prostat kanserini alevlendiren erkeklik hormonu kaynağı kurutulmaya çalışılır 5- İlaç tedavisi: (Kemoterapi) Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar prostat kanserinde de kullanılır. Başarı şansı % 48 dir.

 

KADINDA CİNSEL İSTEKSİZLİK

Canlı doğarken tek bildiği şey ölüm dür ve yaptığımız her şey hayatta kalmak için,yaşamak için yaptığımız şeylerdir. Yaşamak, dünyada kalmak bir haz ve zevktir, ölüm ise elem ve kederdir, insan ve tüm canlılar elemden kaçar hazza yönelirler. Her canlı yaşamda kalmayı ister ve bunun için çaba gösterir. Yaşamda kalabilmek yani ölmemek için doğuştan var olan bazı yeteneklerimiz vede hislerimiz vardır,bunlar sonradan öğrenilmez,değiştirilemez şeylerdir.

Hayvanlarda bunlara iç güdü diyoruz,insanlardakine ise DÜRTÜ ismini veriyoruz. Dürtüler bilinç altından gelir.Çok kabaca bir örnek verirsek yeni doğmuş bir bebeğin meme emmeyi bilmesi veya acıkınca ağlaması bir dürtüdür. Evet cinsellikte bir dürtüdür,hayatın ve de neslin devamını sağlamak için var olan bir dürtüdür.Ama cinsellik ikincil-ikinci sırada bir dürtüdür. 

Birincil dürtüler kişinin o gün için yaşamda kalmasını sağlayan dürtülerdir ki;bunlar yemek yemek ,su içmek,uyumak gibi yapılması gereken yapılmazsa kişinin hayatını kaybetmesine neden olacak dürtülerdir. Canlıların hayatta kalmaktan haz duyduklarını ve her şeyi bunun için yaptıklarını biliyoruz.Ama gerçek olan bir şey var,oda her canlının sonunda öleceği,ama biz yaşamaktan bu dünyada olmaktan mutluyuz ve daha uzun kalmak istiyoruz,bunun için ne yapabiliriz?

Yapabileceğiniz tek şey ama tek şey bir şeyler üretip sizden sonraya bırakmak ,bununda en doğru,basit ve de tatminkar yolu bedeninizden bir parça üretmek ve bunu sizden sonraya bırakmak yani çocuk sahibi olmaktır. Sahip olunan çocukla canlı bedeninden olan bir parçanın kendinden sonrada dünyada kalacağını bilir ve bir huzur,mutluluk duyar ve de dürtülerini tatmin eder.Neden torunların şimdi insanın kendi çocuklarından daha fazla sevildiği hakkında bir fikriniz oluşturur, çünkü torun o kişinin kendinden sonra dünyada kalacak ama kendi çocuğundan daha fazla dünyada kalacak parçasıdır ,garantisidir. Bu yüzden insanlar kendi çocuklarını kendileri gibi görüp yapamadıkları şeyleri onların üzerinden yaşamayı isterler ve kendi istediklerinin dışında hareket etmesinden mutlu olmazlar,kabul edemedikleri şey çocuklarının da bir beyni ve de hisleri olduğudur,sorunda buradan yaşanır. O zaman cinsellik nedir?

Cinsellik; bir dürtüdür, ikincil öneme sahip bir dürtüdür,amacı neslin devamını sağlamaktır. Neden cinsellik yaşarız; -Üremek için; -Zevk duyduğumuz için; -İletişim ,paylaşım olduğu için; (aynı sinemaya gitmek gibi,el ele tutuşup yürümek gibi bir paylaşım,insanların bir birini tanımasıdır) -Nosyon olduğu için;yapılması gerekli olduğuna anladığımız bir şeydir, ne kadar çok sıklıkta yapılırsa o kadar iyi olduğu öğretilir veya öğrenilir.

Bazen gelen maillerde veya telefonda sorulur ben haftada şu kadar seks yapıyorum yeterlimi? Neden bana günde 3 veya 4 öğün yiyorum yeterlimi diye sormuyorsunuz,acıkınca yiyorsunuz,sekste acıkınca yapılır,sayısı standardı yoktur,bizse bazı tabularda sıkışıp sekse bazı gereklilikler yüklemişizdir. Cinsel arzu nedir? Cinsel arzu kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusu olup bedensel (hormonal) problemi olmayan herkeste mevcuttur. Ne zaman cinsel arzu duyarız sorusunu yukarıda anlattığımız konuların ışığında şöyle tanımlayalım isterseniz; 

Bedensel olarak yeterli olgunluğa erişmiş kadın veya erkek o gününü yaşamsal olarak garantiye aldığında cinsel arzu duyar,bunu açıklayan en güzel ata ''sözü fakirin karnı doyunca pipisi kalkarmış ''sözüdür. Cinsel arzu kavramı kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişmekle beraber genel anlamda bir eşle seks ilişkisine girmeyi istemektedir. Ne kadar isteğin yeterli olduğu ,ne kadarının az olduğu kadından kadına değişir. Bizim toplumumuzda kadınların istek ile ilgili sıkıntılarını çeşitli gruplarda incelemek gerçekçi ve faydalı olacaktır; Erkekler ve kadınlar kabaca aynı ölçüde cinsel istek duyarlar ama yetiştirilme şartları ,içinde bulunulan koşullar,aile baskısı,ahlaki ve de dini etkiler kadınların bu isteklerini baskılamalarını,başka kanallara yönlendirmelerini,veya gösterememelerine neden olur. Bu yüzden bu konuda rahat olan erkekler genelde cinsel ilişki arzusunu kadınlardan daha sık duyarlar; bir bayan olarak eşinizin seksi sizden daha sık ve de daha fazla arzu etmesi sizin seks isteği yönünden bir probleminiz olduğu anlamına gelmez. 

Cinsel istek nerelerden doğar; binlerce uyarı cinsel istek doğurabilir, -görme, -koku, -duyma, -dokunma, -tatma, -düşünce ve de – duygular Genel olarak neler cinsel isteksizlik yapar; -en başta gebe kalma korkusu , -ikinci olarak bakire kadınlarda kızlık zarını kaybetme korkusu özellikle evlilik öncesi ilişkilerde -üçüncü sırada eğer kadın seks isterse veya bunu gösterirse partnerin kadın hakkında ne düşünebileceği -canının acıyacağı korkusu veya şüphesi -çevrenin baskısı ve düşünceleri -ahlaksal  dinsel yasaklamalar -aile baskısı  yetişme tarzı -fiziki olmayan nedenler arasında, eşle anlaşmazlık (uyumsuzluk) çok görülen bir nedendir, -depresyon -partnere güvenmeme -erkek partnerin erken boşalması -ilişki sırasında acı duyma veya kuruluk -cinsel ilişkiye zorlanmak -taciz veya tecavüz yaşamak -fiziki olarak hormonsal bozukluklar -çeşitli hastalıklar -ilaçların yan etkileri bulunmaktadır. – hayatın ileri yıllarında (ileri yaşlarda) bir ölçüde azalır. Cinsel isteği olmayan kadın var mıdır? 

Normal hormon yapısına sahip her kadında cinsel istek vardır,cinsel isteksizlik veya zevk alamama veya orgazm olamama gibi şikayetlerle baş vuran kadınların yapılan tetkiklerinde de görülmüştür ki ancak bunların %1'inin gerçekten bedensel problemi vardır.Geri kalan %99'luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir. Cinsel isteksizlik,zevk alamama veya orgazm olamama düzeltilebilinir mi?(eğer bedensel bir neden yoksa) Evet ,gerekli zaman ve maddiyat sağlandıktan sonra problemi düzeltilemeyecek kadın yoktur,her kadına istek duyması,ilişkiden zevk alması veya orgazm olması öğretilebilinir. Ne kadar zamanda düzelir bu sorun? Sorunun düzelmesi kişiden kişiye göre farklılık gösterir,yetiştirilme tarzı,işi,eşi,içinde bulunduğu ortamlara göre bu çok çok değişiklikler gösterir. Bedensel sorun olup olmadığı nasıl anlaşılır? Yapılacak basit bir jinekolojik muayene ve de bir kaç hormon tahlili her zaman fazlasıyla yeterli olmaktadır. Cinsel isteksizliği,zevk alamamayı ve orgazm olamamayı isterseniz farklı sosyal gruplarda inceleyelim; Bekarlarda; en büyük korku kızlık zarının zarar görmesi veya acımasıdır, -aile baskısı da çok çok önemlidir(bununla ilgili açıklama ilerde vardır) gebe kalma korkusu da önemli bir yer teşkil eder. 

Partnerin sizi kötü kadın olarak görüp görmeyeceği düşüncesi de önemlidir tabiî ki, Ve de toplumsal baskılar vazgeçilemez bir istek yok edicidir. bu yüzden bir çok genç kız ya cinsel arzularını baskılar yada masturbasyona yönelir.Masturbasyonda zara zarar vermez,gebe kalamaz,günah işlememiş,ailesini üzmemiş olur ve ailesindeki erkekleri başka bir erkekle aldatmamış olur,çünkü o yaşlarda sevgi farkı ayırt edilemez,partnere sevgi duyarsa ailesine vereceği sevgiden çalıyormuş gibi hissedebilir bazen genç kızlarımız. 

Evli kadınlarda; evli kadınlar uzaydan mı geliyor hayır onlarda yıllarca bunları yaşayarak yada yaşatılarak büyüyorlar ve bu hisler bir alışkanlık haline geliyor ,daha sonra evleniyorlar. Evlilikte sosyal uyumsuzluk,koca ile olan sorunlar ve maddi sıkıntılar isteksizliği yaratabiliyor veya arttırabiliyor.Sizi döven,sevmeyen veya aşağılayıp kötü davranan birisiyle sevişmek için istek duyabilir misiniz?

Bir çok kadın aile evindeki baskıdan sıkıntılı hayattan kurtulmak için evlenir ve koca evinde daha fazla baskı ile karşılaşır. Korunmayı kabul etmeyen çok çocuk sahibi olmayı erkeklik gibi gören kocalar yüzünden gebe kalma ve kürtaj olma korkusu yaşayan bir kadın nasıl cinsellik duyabilir ki. 

Adatılmak ta kadında cinsel soğukluk yaratır. Ayrıca seksi kadının bir vazifesi ,erkeğe vermesi gereken bir hizmet olarak gören bazı erkekler yeterli veya hiç uyarı sağlamadan kadınla ilişkiye girmektedirler buda kadına acı verir ve cinsellikten soğutur. Yukarıda yetiştirme tarzı demiştik;düşünün küçük bir kız çocuğusunuz dünyadaki en önemli varlıklar anneniz ve babanız,onlar olmadan yaşayamazsınız, onların sevgisi ve ilgisi sizin için hayatta en önemli şey;anne ve babanız veya aile çevresi size söyle bir mesaj veriyorlar daha doğrusu pırıl pırıl daha boş sayılabilecek bir hafızaya şöyle bir şifre ,işletim sistemi koyuyorlar; bizim kızımız canımızdır, bizi hiç üzmez,biz ona çok güveniriz,a sla bizi üzecek hiç bir şey yapmaz.İleri yaşlarda ara sıra mesaj tazelenir,yenilenir,ben kızıma güvenirim,başka kızlar gibi değildir,doğruyu bizi neyin üzeceğini bilir. Tamam ana mesaj verildi,yani işletme programı beyne konuldu,anne baba üzülmeyecek,onları üzecek bir şey yapmayacaksınız,onlar üzülürlerse sizi sevmezler sizde onların sevgisi ilgisi olmadan yaşayamazsınız.

Şimdide işletme programının alt şifrelerini koyalım; iyi kızlar erkeklerle beraber olmazlar, aile şerefimiz çok önemlidir, konu komşu ne der? kızımın bakire olmadığını duyacağıma öleyim daha iyi(bu çok yaygındır ,üniversite düzeyinde yaptığım anket çalışmalarında genç kızlara sorulan eğer aileniz bakire olmadığınızı bilse ne olurdu sözüne verilen ilk cevap; ''kalp krizi geçirip ölürlerdi her halde'' ikinci cevap;''beni evden atarlardı'' üçüncü sıklıkta verilen cevap ise ;''beni öldürürler 'olmuştu. 

Programlama şöyle devam eder; çevreden ve televizyonlardan verilen haberlerle alt yapı kuvvetlendirilir,mesela şöyle; Ayşe hanımın kızı şöyle yapmış,ailesi kahroluyormuş,babasına felç gelmiş veya kalp krizi geçirmiş.Televizyondan ise ,bak aile sözü dinlemeyen kızların sonu budur gibi mesajlar verilir. Üçüncü aşamadaki programlama:sen iyi bir kızsın(cinsellik isteyen veya yaşayanlar kötüdür)beyaz gelinlikle evlenecek,çocuk doğuracaksın.-kadının görevi eşine hizmet ve çocuk doğurmaktır,iyi kadınlar bunu yapar,kötülerin ise hayatlarını yaşama hakkı vardır.

Daha ağır olarak eğer ki onların istemediği şeyleri yapmaya yönelirseniz size soğuk davranıp sevgilerini kısarlar ve siz dünya bu şekilde yaşanamaz zannedersiniz,küçükken ben annem ve babam olmadan hayatta kalamayacağımı -hiç bir zaman için-ve eğer onlar beni sevmezlerse hayatımın biteceğini zannederdim ki, bu bütün çocuklarda böyledir.

Bir de kız çocuklarının babaya olan sevgisinin paylaşılması gibi hissettirilir karşı cinse olan ilgisi ve kız çocuğu sanki babasından olan sevgisinden çalıyormuş gibi zanneder eğer bir erkeğe ilgi duyarsa ,halbuki ikisi ayrı ayrı hisler ve sevgilerdir. Arabamızı aynı yere park etmeyi,aynı yere oturmayı bile alışkanlık haline getirmişken yıllarca çocukluğundan itibaren şartlanmış olarak yetiştirilen bir kişinin tamam sen evlendin 25 yıl sana verdiğimiz mesajları,baskıları ve alışkanlıklarını unut,baskıladığın,ayıp, günah olan hislerini,yönlendirdiğin hislerini canlandır ve düzelt,cinselliğini yaşayabilirsin demekle olmuyor bütün bunlar. 

Ya bu hisler düzelmiyor yada geri gelmiyor veya kadın yıllarca alıştığı dost olduğu zararsız olan masturbasyon alışkanlığından kurtulamıyor,evliliği bambaşka hayal eden erkeğini prensi kendini de pamuk prenses olarak gören kadın gerçek hayatla hele birde erkeğin kaba ve de anlayışsız davranışlarıyla karşılaşınca karşı cinsten iyice soğuyor ve cinselliği ya hiç yaşamıyor ve hissetmiyor yada masturbasyonla yaşayıp ilişkiden zevk almıyor.

Masturbasyon hayal gücünün veya fantezinin sonsuz kullanımı ile gerçekleşir,kişi bu sırada kendisini ve karşıdakini dilediği gibi düşünür ve sonsuz bir güce sahip olur, bu yüzden de hiç bir cinsel eylem bu sınırsızlıkta ve mükemmellikte gerçekleşmez. Bu da cinsel eylemlerde bazen hayal kırıklığı yaratabilir.Kadın alıştığı bu düzenin dışına çıkıp normal cinsellikten zevk alamaz. Kadında orgazm nedir? Teknik terimleri bırakıp gerçekçi olalım.Kadın orgazmı erkekten çok çok farklıdır.Erkekteki gibi orgazm ile gelen bir sıvı görsel bir olay yoktur kadın orgazmında.Ve bu her kadından kadına çok çok farklılık gösterir.

KADIN İÇİN ORGAZM TANIMI: ''Yaşadığınız bir cinsel eylem veya ilişki bittikten sonra gergin kalmıyorsanız,boğazınızda yutamadığınız bir lokma varmış gibi hissetmiyorsanız,kendiniz mutlu ve de rahat hissediyorsanız ve sizin için yeterliyse siz orgazm olmuşsunuz demektir.'' Bırakınız başkaları ne derlerse desinler,ne yazılırsa yazılsın fark etmez,mühim olan sizin gerçeğinizdir. Peki bunları yaşayamayan yada hissedemeyenler ne yapacaklar? Erişkin kişilerde bunu kendi kendine çözümü çok zordur,en basit ve kolay yolu destek almaktır. Nereye başvurup destek alabilirler? Gerek bize gerekse bir seksüel terapi merkezine baş vurup destek alıp tedavi olabilirler. Yani tedavisi vardır ve bu durum düzeltilebilinir mi? Evet tedavisi vardır,gerekli koşullar sağlandıktan sonra her türlü sıkıntı gibi buda düzeltilir,kişinin cinsel istek duyması ,veya cinsel ilişkiden zevk alması veya orgazm olması öğretilir. Bu konuda çok başvuru oluyor mu?

Maalesef Türkiye koşullarında bu kadınlarımız içinde sıkça yaşanan bir durum. Bize de bu konuda sıkça başvuru oluyor ve destek verip terapiye aldığımız bir çok hastamızın şimdi mutlu ve sağlıklı cinsel hayatı var. Mühim olan kadın olmaktan utanmamaktır,cinsellikten utanmamaktır. Hayat güzeldir, kadın olmak ayrıcalıktır. Güzelliği ayrıcalıklı olarak yaşamanın keyfini çıkarın ! Geliniz size destek olalım,sizde sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayata sahip olunuz!! Biz kadına saygı duyuyor,cinselliğin her kadının hakkı olduğuna inanıyoruz.

 

ERKEKTE ORGAZM

Erkeklerin meni akıtması, daha doğrusu meni akıtma anında ortaya çıkan duygusal ve gövdesel olaylar. Kadınlarda meni akıtmak diye bir şey söz konusu olmadığı halde, kadın orgazmı ile erkek orgazmı bir çok noktalarda birleşmektedir. 

Erkeklerde meni gelmesi anında oluşan gövdesel değişimler iki bölüme ayrılabilir. Birinci bölüm prostatın, testislerin ve tohum iletici kanalların kasılmasıdır. Bu an çok kısa sürer ve o andan sonra erkek artık menisini zapt etme olanağının ortadan kalktığını hisseder. İkinci ve son bölüm ise, kalça kaslarının ve idrar borusunu çevreleyen kasların kasılması; bunun sonucu olarak da meninin idrar borusu yoluyla dışarı fışkırtılmasıdır. 

W.H. Masters’e göre, duyulan cinsel coşkunun derecesi bu gerilimlerin şiddetine ve sayısına, ayrıca tohumların idrar borusunun prostat tarafından doldurulan bölümündeki öznel korunmasına bağlıdır. Burada sperm miktarı önemli bir rol oynamaktadır. Fazla meni fışkırtmak az miktarda meni fışkırtmaktan çok daha büyük bir zevk verir. Meni akımının başlangıcında kasılmalar 0,8 saniyelik aralarla iki üç kez tekrarlanır, daha sonra aralıklar büyür kasılmaların da baştaki şiddeti kalmaz. Makat kasları (makatın açılıp kapanmasına yarayan esnek kaslar) da öteki kasların gerilmesine paralel olarak 0,8 saniyelik aralarla gerilmeye başlar. Bu olay hem erkekler hem de kadınlar için geçerli olan ve orgazmın şiddetini ölçmeye yarayan bir işarettir. 

Yalnızca iki üç kasılma ile orgazmları sona eren erkekler olduğu gibi, makat kapatma kaslarının aralıklarla on beş kez üst üste gerilip gevşediği görülen erkekler de vardır. Bu fışkırtılan meninin miktarına ve duyulan cinsel hazzın şiddetine bağlıdır. Kadında, erkekteki meni akımını gerçekleştiren kasların kasılması yerine döl yolunun üst üçte birinin kasıldığı görülmektedir. 5 ilâ 8 kez kasılma normal bir orgazma, 3 ilâ 5 kez kasılma zayıf bir orgazma 8 ilâ 12 kez kasılma ise şiddetli bir orgazma işaret ederler.

Ancak fizyolojik olarak ölçülebilen ve orgazm şiddetinin saptanmasına yarayan bu olaylar hiçbir zaman orgazmın tek ölçeği ve değerlendirilmesi olarak ele alınmamalıdır. Orgazm erkeklerde ve —meni akıtma söz konusu olmadığı halde— kadınlarda nesnel olarak saptanabilen bir çok önemli gövdesel değişimlere yol açmaktadır. Nabız atışının hızlanması, kan basıncının yükselmesi, derinden gelen çabuk çabuk fakat kesikli olarak soluk alma, gözbebeklerinin irileşmesi, kavrama ve kontrol yeteneğinin yitirilmesi gibi olaylar öncelikle sayılabilecekler arasındadır. Penis döl yolunun ya da makatın içine girer girmez gövdelerin sıcaklığı birleşir ve kişisel sınırlar ortadan kalkar. Erkekte penis kadında ise döl yolu aracılığı ile omuriliğe ulaştırılan uyarımlar tüm gövdeyi kaplar böylece ruhsal ve gövdesel bir «bir olma duygusu» (tek vücut olmak) ortaya çıkmış olur. 

Orgazm anında erkek, yalnızca penisi ile değil tüm gövdesi ile kadının gövdesine girmiş gibi hisseder kendisini. Kadın ise eşinin yalnızca penisini ve tohumlarını değil tüm bedenini içeri aldığını ve emdiğini hissetmeye başlar. Kadının cinsel organı daha cinsel gerilimi artırmak için yapılan aşk oyunları sırasında şişmekte ve genişlemekte aynı zamanda dış etkilere karşı duyarlı bir hâl almaktadır. Klitorisîn ritmik olarak uyarılması bir çok kadınlarda döl yolunun titreşmesine neden olur. Bu titreşim tıpkı erkeklerdeki kalça kaslarının kasılmasına benzemektedir. 

Bu arada döl yatağı bir değişikliğe uğrar ve serviks bezi salgı yapmaya başlar. Sözü edilen bezin salgısı erkeklerde çok az kadınlarda ise oldukça fazladır. Erkeklerde bundan bir fışkırtma olarak söz edilemez. Orgazm yönünden kadınla erkek arasındaki en belirgin ve en önemli ayrılık ise, kadınların bir çoğunun bütün bu inceliklere karşın cinsel birleşme sonucu sık sık orgazma ulaşamamalarıdır. Oysa erkeklerin %99′u aynı koşullar altında orgazma ulaşabilirler. Henüz bu döneme ulaşmamış ya da bu dönemi geride bırakmış olan kadınlarda orgazma ulaşma yeteneği oldukça azdır.

 

KADIN ORGAZMI:

Cinsel uyarılma ve takip eden orgazm, Masters ve Johnson’un 1966′da gönüllü bireylerde yaptıkları orijinal çalışmada hem erkekler, hem de kadınlarda ayrıntılı olarak incelenmiştir ve dahası, bu orijinal çalışmayı günümüze kadar daha ayrıntılı olan bir çalışma takip etmemiştir. Cinsel uyarılma ve orgazm ile ilgili bilgilerimizin tümüne yakınını bu iki bilim adamının çalışmasından edindiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Orgazm nedir? Orgazm olgusunu tarif etmek zordur. 

Orgazm, çeşitli cinsel uyaranlarla beynin uyarılması ile başlayan ve uyaranların etkisiyle kişide hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan bir “histir”. Orgazm oluşumu için en önemli uyaran dokunsal olanlar olmasına karşın (cinsel ilişki ve kendi kendini tatmin dokunsal uyaran türleridir) sadece görsel veya işitsel uyaranlarla orgazm olunması da özellikle kadınlarda imkan dahilindedir. Orgazmın işlevi nedir? Orgazm oluşumu için cinsel uyaranlarla cinsel birleşmeye hazırlanan beden ve ruh ikilisi, kendi kendini tatminle veya cinsel ilişkiyle kişinin haz almasını sağlamaktadır. 

Erkekte orgazm sperm kanallarının açılarak spermin dışarı boşalmasını sağlar ve bu nedenle orgazm erkeğin üreme işlevlerinin çok önemli bir parçasını oluşturur. Bilimsel olarak gebelik oluşması için kadının orgazm olmasının şart olduğu şeklinde bir bilgi yer almamakla beraber son veriler orgazm esnasında oluşan rahim kasılmalarının spermlerin Fallop tüplerine daha kolay geçtiğini göstermektedir. Orgazma giden yolda kadın cinselliğinin evreleri

Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda kadında cinsel uyarılmayla başlayan ve orgazm ile sonuçlanan sürecin dört ayrı evreye bölünebileceğini saptamışlardır. Gerek normal cinsel işlevlerin anlaşılması, gerekse cinsel işlev bozukluklarının sınırlarının çizilebilmesi açısından bu evreleşme kendini tanımak isteyen bir kadının olduğu kadar, konuyla ilgilenen diğer kişilerin de faydalanabileceği net bilgiler içermektedir.

Bu evreleşmeye göre kadın cinsel ilişki esnasında aşağıdaki evrelerden geçer Uyarılma Evresi Plato Evresi Orgazm Evresi Çözülme Evresi Bu evreler kadında ve erkekte oldukça benzerdir. Her bir evrenin devam etme süresi kadından kadına bariz değişiklikler gösterebilir ve birbirini ardı ardına takip eden bu evrelerden biri yaşanmadan diğerine geçiş olamayacağı kabul edilir. Bu evre cinsellik dürtüsünün kişide cinselliği yaşama ihtiyacı ortaya çıkarmasıyla başlar. Kişide hayali veya gerçek uyaranlar cinsellik arzusunu ortaya çıkarmıştır. 

Kadın fiziksel (partneri veya kendisi tarafından direkt uyarılma) veya psikolojik (görsel, düşsel ve benzeri uyaranlarla uyarılma) olarak uyarıldığında ortaya çıkan cinsellik yaşama arzusuyla başlayan evredir. Cinsellik arzusu ortaya çıktığında eğer bu arzu engellenmezse tüm bedende cinselliğe hazırlık için değişiklikler başlar. Kadının vajina salgıları cinsel uyaranın başlamasıyla saniyeler içinde belirgin olarak artar, vajina girişindeki Bartholin salgı bezleri faaliyete geçer. Klitoris ve dudaklarda büyüme ve şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Vajina uzar ve genişler, dış dudaklar birbirinden uzaklaşır, rahim yükselir. Genital sistemdeki bu değişikliklerin genel amacı kadının bedensel olarak cinsel ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır. Kadında bu evrede kalp atışları hızlanır ve solunum sayısı artar, kan basıncı yükselir. 

Vücuttaki kas grupları kasılmaya başlar. Memeler ve meme uçları da büyüyerek daha belirgin hale gelir. Bazı kadınlarda yüzde, boyunda ve göğüste kızarmalar meydana gelir. Erkekte uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir. Uyarılma evresinin temel amacı kadının bedensel olarak cinsel ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır. Genital bölgedeki bu değişikliklerin tümü bölgede kan akımının belirgin bir şekilde artması sonucunda ortaya çıkar. Bu evrede cinsel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, memeler ve meme uçları daha fazla dikleşir.

Dudaklar da daha çok şişerek koyu kırmızı bir renk alırlar. Vajinanın alt 1/3′lük kısmı şişip kalınlaşarak “orgazmik platform” adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Vajinanın üst kısmında genişleme ve uzama meydana gelir Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur. Erkekte plato evresinde penisten berrak ve kaygan bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan bile (”geri çekme” yönteminde olduğun gibi) gebe kalması imkan dahilindedir. Plato evresi cinsel ilişkinin en aktif dönemlerinden biridir ve uyarılmayla başlayan cinsellik dürtüsü ve takip eden cinsellik dışavurumu (kendi kendini tatmin veya cinsel ilişki) bu evrenin sonunda orgazmla sonuçlanır. Plato evresinin dıştan gözlenebilen en önemli özelliği orgazm evresine yaklaşıldıkça bir önceki evrede büyümüş olan klitorisin küçülme eğilimi göstermesidir. Plato evresinin sonlarına gelindiğinde klitoris orijinal boyutunun yarısına kadar küçülebilir. 

Bu küçülme, orgazmın yaklaştığını gösteren önemli bulgulardan biridir. Bu evrenin süresi kadından kadına, hatta bazen aynı kadında bir cinsel eylemden diğerine belirgin değişiklikler gösterebilir. Orgazm evresi, önceki evrelerde “artmış olan gerginliğin boşaltılması” şeklinde tarif edilebilir. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platformda yer alan kaslardan kaslarda istemsiz ve şiddetli kasılmalar ortaya çıkar. Bu kasılmalar ortalama 0.8′er saniyelik aralıklarla ortaya çıkarlar ve toplam dört saniye kadar kısa sürebilecekleri gibi, 15 saniye kadar uzun da sürebilirler. Kasılmalara vajinanın daha da genişleyerek boyunun uzaması eşlik eder ve nihayet rahimde de kasılmalar ortaya çıkar. Rahim kasılmaları bazı kadınlar tarafından belirgin şekilde hissedilirler. Yukarıda bahsedilen kasılmalar kadının orgazm hissi yaşamasını sağlar.

Orgazm oluştuğunda cilt kızarıklığı en üst seviyeye ulaşır. Kadının yüz kasları da kasılır ve acı çekiyormuş gibi bir görünüm arz edebilir. Orgazm esnasında kadın vücudu adeta “kaskatı kesilir”. Kalp hızı, solunum hızı ve kan basıncı yüksek seyretmeye devam ederler. Kadınların çoğu bu aşamada bel bölgesinde, “beyinlerinde” ve genital bölgelerinde değişik bir karıncalanma hissinden bahsetmişlerdir. 

Refrakter peryod Orgazm sonrası erkeklerde oluşan refrakter periyod (cinsel uyaranlara kayıtsız kalınan, yani yeni bir cinsel ilişkiye başlamanın mümkün olmadığı dönem) genç erkeklerde bir kaç dakika sürerken, daha ileri yaşlarda birkaç saate kadar çıkabilir. Bu süre bireyler arası belirgin farklılıklar gösterebilir. Kadınlarda genellikle refrakter peryod yoktur veya çok kısadır ve kadınlar ardı ardına defalarca orgazm olabilirler. 

Kadınların yalızca az kısmı vajinal yolla orgazm olabilir. Birçok kadında, orgazma ulaşmak için direkt klitoris uyarısı gereklidir. Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur. Kişi beyinden orgazm esnasında salgılanan endorfinlerin (”mutluluk hormonları”) etkisiyle gevşer ve kendini iyi hisseder. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü “çözülerek” geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer. Çözülme evresinde tüm değişiklikler geri döner. Kadınların çoğunda orgazm sonrası klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı hale gelir.

 

BİRLİKTE ORGAZM

Kadınların ve erkeklerin cinsel yanıtlarının fizyolojisinde bazı farklılıklar vardır. Genellikle erkekler daha çabuk, kadınlar daha yavaş uyarılırlar. Yaşları ilerledikçe erkeklerin uyarılması biraz uzar, kadınlar ise yaşları ve cinsel deneyimleri arttıkça daha hızlı uyarılmaya başlarlar. Çoğu erkek için en uyarıcı durum, cinsel birleşmedir. Kadın orgazmının tetiğini çeken klitoris ise, cinsel birleşme sırasında uyarılmaya uygun bir yerde ve konumda değildir. 

Bu nedenle de cinsel birleşme sırasındaki dolaylı cinsel uyarılar, çoğu kadının orgazm olması için yeterli olmaz. Birçok kadının orgazmı için, cinsel birleşmeden önce klitorisin doğrudan uyarılması, bazı kadınlar için de cinsel birleşme sırasında da klitorisin doğrudan uyarılmasının sürdürülmesi gerekir. Genellikle erkekler hızlı, sert ve dikey hareketleri daha uyarıcı bulurken, kadınlar yavaş, yumuşak, yatay ve kesintisiz uyarıları tercih eder. 

Elbette, iki insan arasındaki cinsellik, fizyolojik özelliklerin çok ötesinde birçok faktörden etkilenir. Ancak cinsel davranışlarımız sonucunda oluşan cinsel yanıtlar, fizyolojik temele dayalıdır. Cinsel ilişkiyi, sevişmeyi, bedensel fizyolojimiz, kişisel durumumuz kadar cinsel eşimizle genel ilişkimiz de etkiler. Aynı zamanda iyi bir cinsel ilişkinin nasıl olması gerektiği hakkındaki düşüncelerimizin de hem sevişmemize etkisi vardır, hem de cinsel yaşantımızı değerlendirmemize. 

Birçok kişi, birçok çift, iyi bir cinsel ilişkide eşlerin mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Oysa, kadın ve erkek cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı, kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememeleri, birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle, çiftler nadiren aynı anda orgazm olurlar. 

Ancak birbirlerini çok iyi tanıyan çiftler, arada bir birlikte, aynı anda orgazm olur. Ayrıca birlikte orgazm olmak, iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Ama birlikte orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi, birçok insanın kendi cinsel ilişkilerinden hoşnutsuz olmasına neden olur. Birçok çift cinsel yaşamlarını bu yanlış inanış yüzünden doyumsuz olarak değerlendirebilir. 

Saatlerce sevişebiliriz, cinsel birleşme dakikalarca sürebilir. Ancak orgazm saniyeler süren bir cinsel yanıttır. Orgazm sırasında, çevremize olan farkındalığımız geçici olarak bozulur, azalır. Kendi bedenimizden aldığımız cinsel hazza odaklanırız. Orgazm olma anında bir kişinin, kendisinin veya cinsel eşinin davranışlarını, cinsel yanıtlarını izlemesi pek de kolay değildir. Dolayısıyla bir yandan orgazm olurken, bir yandan cinsel eşimizin orgazmından ayrı bir keyif almamız da pek söz konusu olamaz. 

Üstelik sevişme sırasında, aynı anda orgazm olma beklentimiz nedeniyle, kendimizin ve cinsel eşimizin cinsel yanıtlarıyla gereğinden fazla ilgilenmemiz, sevişmenin keyfini kaçırabilir. Hem bizi sevişen kişi olmaktan çıkarıp, sevişmenin gözlemcisi haline getirebilir, hem de birlikte olması hedeflenen orgazmı kişisel olarak da yok edebilir. 

Orgazm yanıtı, kendimizi sevişmeye bıraktığımızda, başka bir şeye değil yalnızca sevişmeye ve aldığımız cinsel hazza odaklandığımızda, kendiliğinden ve kolayca gelebilecekken, cinsel eşim orgazm olacak mı kaygısıyla bozulup kaybolabilir. 

İki insan arasındaki cinsellik, fizyolojik yanıtlar temelinde gelişen, çok boyutlu ve keyifli bir süreçtir. Gerçek dışı beklentiler ve yanlış inanışlar, cinsel doyumumuzu olumsuz etkilemekten başka bir işe yaramazlar.

Kadın cinselliği oldukça karmaşıktır ve bu özelliğiyle erkeklerden belirgin şekilde ayrılır. Kadınlar cinsel ilişkide erkeklere göre çok daha fazla seçicidirler ve bir erkeği yeterince tanımadan onunla cinsel bir beraberliğe "sıcak bakmazlar". Kadınların çoğunun erkeklerden farklı olarak duygusal anlamda "bir şeyler hissetmeksizin" bir erkekle beraber olmaya istekli olmayacakları rahatlıkla söylenebilir.

 

KADINDA CİNSEL UYARILMA BÖLGELERİ

Ünlü psikanalist Karen Horney eserlerinde insanın doğasının temelde sevgi veya güç arayışı içerisinde olduğunu ve bir insanın davranışlarını yönlendiren en önemli etkenlerden birinin bu arayışını tatmin etmek olduğunu ima etmiştir. Bu görüşe göre insanların bazıları diğerlerinin kendilerini sevmesine önem verirken, diğerleri sevilmekten çok güçlü olmak peşindedirler. Bu görüşün devamında Horney, kadınların yapısal olarak daha çok sevgi odaklı, erkeklerin ise güç odaklı olduğu görüşünü taşıdığını ifade etmiştir. 

Yani Horney'e göre kadın için bir erkeğin sevgisini kazanmış olmak ön plandayken, bir erkek için ön planda olan kadının onu güçlü görmesidir. Karen Horney sevgi ve güç arayışının cinselliğe de yönlendiğini, kadının cinselliği daha çok "seviliyor olmanın" bir ifadesi olarak gördüğünü, erkeğin ise cinselliği "güçlü olmanın, kadına sahip olmanın" bir ifadesi olarak görme eğiliminde olduğunu belirtmiştir. Cinsel Uyaranlar Uyaran, beynimizin bilinçli bölgesinde bize bir duygu yaşatan ve bizi belli bir davranışa yönlendiren bir mesajdır. 

Refleks uyaranlar bizi otomatik davranışlara yönlendirirken karmaşık uyaranlar öncelikle bir "his" yaşamamızı sağlar ve daha sonra bizi harekete geçirir. Beynimiz çok çeşitli uyaranları algılama yeteneğine sahiptir. Tüm uyaranların ortak özelliği duyu organlarımız vasıtasıyla alınması ve bir kimyasal mesaja dönüştürülerek beynimize aktarılmasıdır. Gözler, kulaklar, burun, tad alma organlarımız ve cildimizle algıladıklarımız yukarıda anlatılan bir şekilde beynimize ulaştırılır ve bir tepkinin doğmasına neden olur. Sevdiğimiz birinin görüntüsü veya sesi bize daha farklı bir duygu yaşatırken, sevmediğimiz birini görmek veya sesini duymak bize yaşattığı olumsuz duyguyla bizi o kişiden ruhsal veya fiziksel olarak uzaklaşma davranışında bulunmaya yönlendirir. NLP adı verilen ve son zamanlarda giderek yaygınlaşma eğiliminde olan öğretiye göre insanlar duyularında seçici davranmaktadırlar. 

Bazı insanlar dokunsal, bazıları işitsel, bazıları ise görsel uyaranlardan daha fazla etkilenmekte ve daha çok etkilendikleri uyaran onlarda daha bariz davranış değişikliği oluşturmaktadır. Bu görüş cinsel uyaranlara aktarıldığında çıkan sonuç şudur: Bazı insanlar dokunulmaktan, bazıları cinsel içerikli konuşmalardan ve seslerden, bazıları ise cinsel içerikli görüntülerden diğer uyaranlara göre daha fazla etkilenmekte ve kişinin tercih ettiği uyaran onu cinsel açıdan daha fazla uyarmaktadır. Bir örnek vererek bu teori daha iyi anlaşılabilir hale getirilebilir: 

Bir erkek, daha önceden beraber olduğu bir kadını yalnızca sözleriyle etkileyebilmeyi başarmış, bir başka kadın ise ona "dokunulmaktan çok hoşlandığını, ancak sözlerin onu fazla etkilemediğini" söylemiştir. Bu iki kadından ilki duysal yönelimli, ikinci kadın ise dokunsal yönelimli bir kadındır. Genel olarak söylemek gerekirse erkekler daha çok görsel ve işitsel eğilimli, kadınlar ise daha çok dokunsal ve işitsel eğilimlidir. 

Kadınlar erkeklerden farklı olarak pornografik yayınları seyretmekten fazla zevk almaz, duygusal olarak "bir şeyler hissettikleri" erkeğin ona temas etmesinden hoşlanırlar. Kadınların Dokunulmaya Duyarlı Bölgeleri Sinir uçlarının diğer bölgelere göre belirgin bir şekilde yoğun olması nedeniyle kadınların çoğunda genital bölgenin en duyarlı bölgesi klitoristir ve en güçlü orgazmlar bu bölgenin uyarılmasıyla ortaya çıkar. Her kadının yapısı diğerine göre farklıdır ve kendini iyi tanıyan bir kadın dokunulduğunda kendisini en çok uyaran bölgeyi iyi tanır. Kadınların çoğunda memeler, meme uçları, dudaklar ve vajina dokunulmaya duyarlı diğer bölgelerdir. Yine boyun bölgesinde bazı noktalar, kulak memeleri, bacakların iç yüzeyleri ve karın cildi çoğu kadın için cinsel açıdan oldukça uyarıcıdır. Kadınların sıklıkla işitsel yönelimli olmaları nedeniyle eşleri tarafından kulaklarına fısıldanan güzel sözler de kadınları etkiler. Kadınların dokunulmaya duyarlı bölgelerini belirlemeleri, cinsel ilişkiye hazırlık aşamasının en güzel şekilde yaşanabilmesi ve kadının cinsel ilişkiye mükemmel bir şekilde hazırlanabilmesinin sağlanabilmesi açısından önemlidir. Her duyarlı erkeğin eşinin dokunulmaktan hoşlandığı bölgeleri iyi bilmesi gerekir. 

Bazı kadınların dokunulmaya duyarlı bölgeleri o kadar "hassastır" ki, kadın bu bölgeye uygulanan bir uyaranla orgazm olabilir. G Noktası ( G Spot) G noktası, Graefenberg adlı bilim adamı tarafından 1944 yılında tarif edilen ve vajina ön duvarının ortalarında yer alan bir bölgedir. G noktasının varlığı veya orgazmdaki önemi bazı doktorlar tarafından reddedilmekte, bazıları ise G noktasını vajina orgazm oluşumunun merkezi olarak kabul etmektedir. Kadının Ejakulasyonu (Boşalması) Kadında orgazmı sonrasında bazen aynen erkekteki ejakulasyona (boşalmaya) benzer bir sıvı geldiği saptanmış olmakla beraber bu sıvının aslında idrar olduğu ve kadındaki "ejakulasyon" yani "boşalma" olarak tarif edilen olayın muhtemelen orgazm esnasında idrar kaçağı olduğu sonradan anlaşılmıştır. Gerçekten de hiçbir idrar kaçırma şikayeti olmayan bir kadında güçlü bir orgazm sonrasında istemsiz idrar kaçağı olabilmektedir.

 

CİNSEL İLİŞKİ SIRASINDA AĞRI

Cinsel yaşamda tüm duygu ve coşkular türlü roller oynarlar. Bunların, sonuçlan kişiden kişiye ve de cinsel faaliyetin şekline göre değişen etkileri vardır. Acı ve ağrı duyma da bunlardan biridir. Bir çok hekimler, acı duyma ile cinsel coşku arasında çok yakın bir benzerlik ve bağ olduğunu öne sürmüşlerdir Özellikle kadının cinsel yaşantısının her bölümünde acının kesin ve kaçınılmaz bir yeri, bir payı olduğu ileri sürülür. Erginlik çağına girdiği ve ilk adet görmeğe başladığı dönemlerde kasık bölgelerinde zaman zaman ağrılar duyar. Hattâ bunlara gelişme ağrıları gibi adlar verilmiştir. Daha sonra, cinsel ilişkiler kurmaya yeni başladığında, erdenlik zarının yırtılması az ya da çok acı uyandırabilir. 

Gebeliğin ve doğumun da ayrı ayrı acılı devreleri vardır. Normal sayılmayan ya da tam bir cinsel doyuru ile sonuçlanmayan birleşmeler de kadına acı çektirebilir. Buna karşılık, bazı kadınlar olağan acıları da, bilgisizlik ya da cinsel eğitimin yetersizliği yüzünden gözlerinde fazla büyütürler. Bu kadınlarda cinsel birleşmeye karşı bir «acı duyma korkusu» yerleşir. 

Birçok kadınların cinsel birleşmelerden herhangi bir tat duymayıp, tam tersine yalnızca acı duymalarının bir nedeni de işte bu acı duyma korkusudur. Öte yandan, cinsel coşkuya kendilerini tüm derinliği ile salıveren kadın ve erkeklerde de acı duygusuna çok benzeyen birtakım belirtiler görülür. Cinsel birleşmenin en yüksek coşku noktasında, kadın ve erkeğin yüzleri, büyük acı çekmekte olan kişilerin yüzündeki ifadeleri taşır.

Can acıtan bir takım sevişme hareketleri bu cinsel coşku içerisinde hoşa bile gidebilir. Kişinin cinsel yaşantısını ilk olarak bilimsel açıdan ele alan ve bu nedenle de modern cinsellik biliminin babası sayılan Havelock Ellis, bir kitabının «aşk ve ağrı» başlığını taşıyan bölümünde şöyle demektedir: «Erkeğin kadına karşı gücünü göstermek için onun canını acıtmaktan zevk alışı, onun cinsel içgüdüsünün olağan unsurlarından biridir.

Normal bir erkek, sevdiği kadını biraz hırpalar ve ona bir dereceye kadar bedenî acı verirse, bunu o kadına zulüm ya da işkence yapmak isteği ile yaptığı söylenemez. O yalnızca, hattâ belki de bilinçsiz olarak, sevdiği kadını hırpalamanın ona karsı duyduğu sevginin bir sonucu olduğunu kabul eder. Zaten bu gibi durumlarda ters tepki gösteren kadınların sayısı çok azdır. Cinsel coşkunun baskısı altında bedenî gücünü böylece açığa vuran ve sevdiği kadını hırpalayan erkek, bu hırpalamadan kadının hoşlanacağına inanır. Bundan başka, unutulmaması gereken, dikkate değer bir nokta daha vardır. 

Cinsel coşku- içinde bulunan bir kadında görülen belirtiler ve davranışlar, can acısı duymakta olan bir kişide görülen belirtilere son derece benzer. Bir kadın yazarın da pek doğru olarak belirttiği gibi «bir zulüm ya da işkencenin meydana getirdiği acı ve ağrıların dış belirtileri, gözyaşları, çığlıklar, inlemeler, vb., cinsel zevk ve coşku içinde kendini yitirmiş ve erkeğe artık yapmamasını yalvardığı halde, aslında gerçek istediğine kavuşmuş olan bir kadının gösterdiği belirtilerden pek değişik değildir.» Ancak, acı duyma ya da acı vermenin bu olağan sayılan biçim, ve sınırları dışına çıkıldığı zaman yalnızca ezilmekten tat duyma Algolagni, yalnızca can acısından tat duyma Dulolagni, işkence etme sadizm ya da işkenceye uğramayı mazoşizm tek cinsel haz kaynağı haline getirme gibi sapıklıklar meydana çıkar. 

Erkekte kısırlık nedenleri çok fazladır. Genellikle evlenmiş çiftlerin hiç bir doğum kontrol yöntemi uygulamazsalar 2 sene içerisinde çocukları olur. 2 sene geçtiği halde kadın hamile kalmamışsa bir kısırlıktan bahsedilir.

 

ERKEKTE KISIRLIK

Kadının kısırlık nedenleri Ürolojinin mevzusunun dışıdır. Üroloji erkeğin kısırlık nedenlerini araştırı ve tedavi etmeye çalışır. Son zamanlarda kısırlık bölümü ürolojinin bir alt bölümü olmuş ve kendi başına müstakil bir bilim dalı haline gelmiştir. Bu bölüm (İnfertilite Anabilim) çiftlerden sadece erkek veya kadını incelemeyip her ikisini beraberce incelemeye alıp teşhis ve tedavi uygulamasını birlikte yürütmektedir. 

  • Sebepleri:
  1. Hormonsal Sebepler: Kısırlığın % 5 sebebi hormonaldır. Bu durumda meni sayısı 5 milyondan aşağıdır. Testisler hormon yapma bakımından beyindeki hipofiz iç salgı bezinin kontrolü altındadır. Bu bezde gene beyinin hipotalamus denen kısmından salgılanan hormonların etkisi altındadır. Testis ve bu son iki bezin faaliyetlerindeki bir bozukluk ve aksaklık hormonsal kısırlık nedenidir. Hipotalamus ve hipofiz arızalarındaki kısırlıkta aynı zamanda bu arızaya bağlı olarak çeşitli belirtiler meydana gelir. 
  2. Testise bağlı nedenler: Burada testisin hormonu olan testosteron düşüktür. Olay tamamen testisten kaynaklanmaktadır. Bu hormonu salgılayan hücrelerde arza vardır. Kromozom bozukluklarında, doğuştan testisin olmaması veya vücudun erkeklik hormonsal dirençli olmasından meydana gelir. 
    2.a. Bir çok vakada hiç bir sebep olmaksızın menide tohum hücreleri sayısı azdır. Bunun sebebi bilinmemektedir. 
    2.b. Testisin gelişme bozuklukları: Testisin normal yerinde olmaması halinde testis gelişemeyeceği için kısırlık meydana gelir. Normalde testis doğumdan sonra torbaların içerisinde bulunur. Herhangi bir sebepten dolayı testisler torbaya inmeyip yukarıda ve kasıkta kalırsa testis gelişemez,kıvamı azalır boyutu küçülür. 
    2.c. İlaçlar: Bir çok tümör ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, alkol, bazı tansiyon ilaçları testise toksik etki yaparak spermaların gelişmesini önler. 
    2.d. Radyasyon: Film çekmek için kullanılan X ışınları ve kanser tedavisinde kullanılan radyasyon ışınları direk testise etki ederek kısırlık nedeni olabilir. 
    2.e. Çevre Ekenleri: Endüstriyel bazı kimyasal maddeler 
    2.f. Sperma oluşumunu engelleyen nedenler: Aşırı yükseklik, sıcak iklimler, ateşli hastalıklar, 60 yaşından sonra ve stres 
    2.g. Testis iltihapları: Testisin adi iltihabı çok ağır seyrederse testisin yapısını ve tohum üreten hücrelerini bozacağı için kısırlık yapar. Erişkinlerin kabakulaktan sonra iki taraflı testis iltihapları başlı başına kısırlık sebebidir. Erişkinlerin kabakulağından sonra % 15- 25 oranında testis iltihabı gelişir. Bu iltihabı kabakulaktan 4-6 gün sonra başlar 1-6 ay sonrada testis harap olur.
    2.h. Varikosel: (Torbanın toplar damarlarının varisi) Kısırlıkta önemli olmakla beraber her varikosel vakasında kısırlık görülmez. Varikoselin kısırlık yapmasının nedeni testis ve torbanın ısı değişimine engel olmasıdır. 
  3. Testis Harici nedenler: 
    3.a. Meninin boşalma bozuklukları: Meninin boşalmasını engelleyen sebepler kısırlığa neden olur. Meninin azlığı buna bir örnektir. Prostat ve bazı karın ameliyatlarından sonra meninin geriye boşalması yani mesane içerisine dökülmesi bir örnektir.
    3.b. Meni yollarında tıkanıklık: Bu nedenin oranı % 10 – 20 dir. Meni yollarında meni kordonunu her hangi bir yerinde tıkanıklık vardır. İltihaplardan sonra olabileceği gibi dıştan bir baskı ile de oluşabilir. Darbeler, fıtık gibi ameliyatlar veya buraya cerrahi müdahaleler kordonu tıkar. Bazen de doğmalık olabilir. Çift taraflı olunca kısırlık kaçınılmazdır. 
    3.c. Penis yapı bozukluklarında bir etkendir. İdrar deliğinin aşağıda olması gelen meniyi ileri doğru fırlatamaz. Böylece tohum hücreleri kadının haznesine ulaşamaz. 
    3.d. Bağışıklık nedenleri : Şayet tohum hücreleri kanal dışına herhangi bir sebeple kaçacak olursa vücut bu hücrelere karşı antikor geliştirir ve kendi hücresini yabancı hücre sayarak bu hücreleri öldürmeye başlar. Bazense eşinde sperma hücrelerine karşı bir hassasiyet vardır. Bu hücrelere karşı duyarlı olup onları hareketsiz bırakabilir. 
  • Teşhis: Evli çiftlerin % 15 i kısırdır. Sebep olarak 1/3 oranında erkekte 1/3 kadında ve 1/3 oranında ise her ikisinde birliktedir. Kısırlık nedeni çok olduğundan ve bir çok etkene bağlı olduğundan dolayı bu sebepler teker teker araştırılmalıdır.
  • Laboratuar Muayeneleri: 
  1. Meni muayenesi: Kısırlıkta en önemli tetkik meni muayenesidir. Tahlil muayene materyali 40-72 saatlik bir sexsuel perhizden sonra yapılamalıdır. Meninin toplanması ve taşınması da sonucu etkiler. Meni masturbasyon ile geniş cam bir kavanoza alınmalıdır. Vücut ısısında ve en geç bir saat içerisinde incelenmelidir. Sperma muayenesinde akıcılığı, kokusu, miktarından ve mikrop olup olmadığını incelendikten sonra sayısına bakılır. Bugün kabul edilen değere göre tohum hücresinin sayısı 1 mililitrede 20 milyondur. Tohum hücrelerinin hareketi kadın yumurtasını dölleyebilmesi için önemlidir. Tohum hücrelerinin hareketi 0 ila 4 arasında değerlendirilir.
    Normalde % 50 – 60 dır. Şekilleri: Normalde tohum hücrelerinin (Sperm hücresi) oval bir başı boyun ve kuyruğu vardır. Bu şekilde olan tohum hücrelerinin oranı % 60 tır. Geri kalan % 40 oranında sperm hücresi çift kuyruklu çift başlı gibi değişik şekiller gösterebilir. Meni içerisinde fruktoz gibi şekerli maddeler, yağ, enzimler gibi maddelerde araştırılır. 
  2. Kan idrar ve prostat salgısı tetkikleri: Kan grupları araştırmaları yapılmalı. Eski bir iltihap olup olmadığını anlamak için idrar tahlili ve prostat sıvısı tahlilleri yapılmalıdır. 
  3. Hormon tetkikleri: Sperm sayısının 5 Milyondan aşağı olan durumlarda hormon tetkikleri yapılmalıdır. 
  4. Diğer tetkikler: Kromozom, alerjik testler, Radyolojik incelemeler kısırlığın sebebini araştırmak için yapılır. 5-Testis Biyopsisi: Testisten parça alıp patoloji laboratuarında incelemektir. Spermin az olduğu durumlarda testisin faaliyet gösterip göstermediğini anlamak için yapılır. Şayet menide hiç sperm hücresi yoksa ve testis biyopsisinde normal sperm hücreleri varsa kanallarda bir tıkanıklık olduğu düşünülür. Testis biyopsisi iki şekilde yapılır ya doğrudan küçük bir operasyon ile testis açılır ve parça alınır veya iğne ile girilip testis dokusundan alınacak parça patolojiye gönderilir.

 

GECE RÜYADA BOŞALMA 

Ergenlik dönemine gelmiş bir erkekte sperm (meni – er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz. Bu üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler,arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır ,bu kesenin bir kapasitesi, bir hacmi vardır bu kapasite dolunca kasıklarda dolgunluk hissi artar ve tabiî ki cinsel istekte artar ve yoğunlaşır eğer boşalma ilişki veya masturbasyonla gerçekleşmezse kasıklarda ağrı ,aşırı cinsel istek başlar. Bu sürecin devam etmesine rağmen boşalma olmazsa bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). 

Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir (ortalama4 ila 10 gün),vücut arkadan gelen spermlere yer açmak için uykudayken boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Bu boşalma genelde erotik rüyalar eşliğinde olur.Bazen bu rüyalar hatırlanır, bazen de hatırlanmaz. 

Genelde rüyada tam bir ilişki kurulamaz. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden isim almıştır. Bu cinsel yönden aktif olan erkeklerde yaşlılığa ,cinsel gücün kaybına kadar sürmektedir. Gece boşalmalarının sıklığı boşalma (masturbasyon veya cinsel ilişki ile ) sıklığı ile orantılıdır.Aynı zamanda yaşa, yaşanan cinsel uyarılırın yoğunluğuna vede cinsel yapıya (hormon düzeyine) bağlı olarak kişiden kişiye göre farklılıkta gösterir. Gece rüyada boşalmalar tamamen normal bir fiziksel olaydır, bir hastalık değildir. 

 

AIDS: HIV her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Güvenli cinsel yaşam kurallarına uyularak cinsel yolla bulaşmadan korunulur. Cinsel ilişkide KORUYUCU KILIF (prezervatif, kondom, kaput) kullanın. Kurduğunuz ilişkinin tehlikeli olmayacağını düşünseniz bile prezervatif kullanımını ihmal etmeyin. Koruyucu kılıf en büyük dostunuzdur. Çoğumuz HIV'in fahişelerde, uyuşturucu kullananlarda, eşcinsellerde bulunduğunu ve kendimize HIV'in geçmeyeceğini sanırız. 

 

CİNSEL İLİŞKİDE PREZERVATİF

Ancak AIDS belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. Hastalığın mikrobu olan HIV, cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeksizin herkese bulaşabilir. HIV, kontrolsüz kan verilmesi, HIV ile kirlenmiş alet kullanılması gibi kişinin elinde olmayan nedenlerle ya da kişinin kendisinin ya da cinsel eşinin HIV pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda kişiye ve eşine bulaşabilir. HIV pozitif olan kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkisinde prezervatif kullanmalıdır. Prezervatif doğru takılmalı ve kayganlaştırıcı kullanılmalı! 

Prezervatifi paketinden çıkarırken zedelenmemesine dikkat edin. Kesici aletler kullanmak ya da uzun tırnaklar prezervatife zarar verebilir. Prezervatifi penis sertleştikten sonra takın. Ucundaki (meninin akması için ayrılan bölümü) sıkarak havasını boşalttıktan sonra prezervatifi penisin başına yerleştirin. Prezervatifi alt kısmından aşağıya doğru açın. Son olarak, üzerine kayganlaştırıcı sürün. Kayganlaştırıcı hem alacağınız hazzı artırır hem de riski azaltır. Kayganlaştırıcı (lubricant) cinsel birleşmenin daha rahat gerçekleşmesini sağlayarak prezervatifin yırtılmasını engelleyen bir sıvıdır. 

Prezervatifi taktıktan sonra üzerine kayganlaştırıcı sürmek güvenli seks için gereklidir. İstenirse, parmak ile anüs deliğine de kayganlaştırıcı sürülebilir. Vazelin, el kremi, masaj yağı gibi maddeleri kullanmayın. Bunlar, kimyasal özellikleri yüzünden prezervatifin zarar görmesine neden olurlar. Doğru kayganlaştırıcı yağ içermemeli, su bazlı olmalıdır. Boşaldıktan sonra, prezervatifi alt kısmından tutarak çıkarın. Hiçbir zaman aynı prezervatifi ikinci kez kullanmayın. Son olarak penisinizi yıkayın. Bu, penisin üzerinde meni kalmamasını sağlar ve boşalmanın ardından olası sevişmelerde güvenli olursunuz. Açılmamış prezervatifi ısıdan, güneşten, flüoresan ışığından ve nemden koruyun. Bunlar, prezervatifin ana maddesi olan lateks'i zayıflatarak ilişki sırasında prezervatifin zedelenmesine, yırtılmasına neden olabilirler.

 

CİNSEL GÜCÜ ARTTIRMAK: DOĞAL AFRODİZYAKLAR

Eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini çeken afrodizyaklar, özellikle Uzakdoğu kökenli öğretilerde geniş biçimde yer alıyor. Sözgelimi, seks sanatı olarak bilinen Taoculuk’ ta besinler "yin" ve “yang" olarak ikiye ayrılıyor. Kadınlar için yin, erkeklere için yang türü besinler öneriliyor. 

Yin besinler; yeşil ve lifli sebzeler, az miktarda balık eti ile meyve ve baklagillerden oluşuyor. Yang gıdalar ise; tuzlu ve fazla pişmiş yiyecekler ile kök bitkiler, hayvansal besinler ve hububatları kapsıyor. Taocu felsefede, insanların tavsiye edildiği şekilde beslendikleri takdirde, her zaman mükemmel bir cinsel yaşam sürdürebilecekleri iddia ediliyor.

Hindistan’daki bazı yoga öğretilerinde fazla şekerli yiyeceklerden kaçınılması istenirken, Çinliler polen içeren gıdalar alınmasını tavsiye ediyorlar. 
Beslenmenin insan yaşamında doruğa çıktığı zamanın başlangıç noktası, anne karnındaki döneme rastlıyor. Yani cinsel hayatımızın ne kadar renkli ve etkili olacağı annemizin karnındayken şekillenmeye başlıyor. 

Diyabet ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık bu konuda şu bilgileri veriyor:

"Besinleri; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, su, vitamin ve mineraller olarak 6 gruba ayırabiliriz. Bunların çoğu, kalori sağlayan, günlük hareketi temin eden besin kaynaklarıdır. Yani bir tür yakıt. Ama vücudun kalıcı maddeleri protein, vitamin ve minerallerdir. Bunlar organizmanın esas yapı taşını oluştururlar. İşte, seksüel organların ve hormonların gelişimi de anne karnında, bu yapı taşlarının konmasıyla başlıyor. Bu evrede eksik ve kötü beslenme, açlık gibi durumlar, çocukta bir fonksiyon eksikliğine neden olabiliyor.” 

Prof. Dr. Bağrıaçık, seks yaşamı için ikinci önemli evrenin gelişme yaşı olarak adlandırılan ergenlik dönemi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: 

"Bu dönemde yetersiz beslenme kadar aşırı beslenmenin de olumsuzlukları görülüyor. Şişmanlık, oburluk, fazla yağlı gıdalarla beslenme gibi alışkanlıklar cinsel organların fonksiyonlarını engelleyen veya azaltan etki yapıyor. Bir erkek çocuk 7-12 yaş arasında birden bire kilo alırsa yumurtalıkları küçülüyor ve gelişmesi zayıflıyor. Kız çocuğunun ise adet görmesi gecikiyor, göğüsleri gelişmiyor. Rahimde ya da yumurtalıklarda gelişme bozuklukları ortaya çıkabiliyor." 

Uzmanlar, cinsel performansı artırmak için çeşitli ilaçlara yönelmektense, düzenli ve sağlıklı bir beslenme programı izlemenin çok daha yararlı olacağını savunuyorlar.

Domates ve kaysı cinsel isteği artırıyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesine yapılan bazı araştırmalarda domates ve kayısıda bulunan PP vitaminin cinsel performansı ve isteği artırdığını ortaya çıkardı. Bu durum, hem C vitamini hem de PP vitamini açısından zengin olan domatesi sofraların baş tacı ediyor.

Cinsel performansı artıran maddeler arasında başı, iyot ve B vitamini çekiyor. B vitamini en çok buğdayda bulunuyor. Ayrıca C vitaminini de unutmamak gerekiyor. C vitamini almanın en ideal yolu ise sabah kahvaltısında ya da ara öğünlerden birinde bir kase çilek yada kivi yemek.

Ayrıca yeşil sebzelerde portakal, mandalina ve greyfurtta da C vitamini olduğunu unutmayın. 

Özellikle erkekler günlük çinko alımına dikkat etmelidir. Çünkü çinko, erkeğin sperm üretimini artıran mineraller arasında yer alıyor. Erkeklerin pırasa, lahana türü sebzeleri bolca tüketmesi gerekiyor.

 

ERKEKTE CİNSEL SORUNLAR

1-Cinsel isteksizlik

Erkekler cinsel isteksizlikleri için nadiren yardım ararlar. Ancak cinsel isteksizliğe ikincil olarak ortaya çıkan performans (becerememe) sıkıntısı ve sonucunda ortaya çıkan sertleşme sorunu için başvurmaları daha sık görülür. Bu sorun için başvurma nedeninin azlığının diğer bir nedeni, erkekler arasında yaygın olarak inanılan ve “gerçek bir erkeğin sekse her zaman hazır olması ve her koşulda seksi yapabilmesi” ile ilgili olan yanlış bir inanıştır. Fiziksel nedenlerin dışında bu sorun çoğunlukla eşle yaşanan evlilik sorunlarından ya da depresyondan kaynaklanmaktadır.

2-Sertleşme sorunu-Ereksiyon sorunu: (Empotans) 

Cinsel ilişki için gerekli ve yeterli sertleşmeyi sağlayamama ve/veya sürdürememe olarak tanımlanır. 

Yaşla bu sorun artar ancak yaşlanmanın mutlak sonucu değildir. Sosyal, psikolojik ve bedensel yaşama ciddi olumsuz etkileri olabilir. Türkiye de

40 yaş üzeri erkeklerin %69’u bu sorunu kısmen ya da tamamen yaşamaktadır. Genel nüfusta bu oran %10-20 civarındadır.

Risk faktörlerinin en önemli ve sık olanları: 

Yaşlanma, Damar sertliği, Şeker hastalığı, Kalp, böbrek, Karaciğer hastalıkları, Bazı ameliyatlar, Omurilik yaralanmaları, uyuşturucu, alkol, sigara ve bazı tıbbi ilaçlar

Psikolojik sorunlar: aşırı stres (özellikle işe bağlı), depresyon, kötü bir çocukluk dönemi, cinsel bilgisizlik, geçmişte yaşanmış cinsel taciz, genelev yada benzeri deneyimdeki başarısızlık, eş ile yaşanan uyumsuzluk olarak sıralanabilir.

Sertleşme sorunum fiziksel mi yoksa psikolojik mi?

Sertleşme sorunu olan ve sorunun psikolojik olduğunu düşünen kişiler doktora başvurduğunda sorunun gerçekten psikolojik çıkma olasılığı yüksek. 

Uzun süreli bir hastalığınız, ilaç kullanım öykünüz yoksa sorununuz aniden başladıysa, sabah sertlikleriniz varsa sorununuz büyük olasılıkla psikolojik!!!! 

Ancak çoğu durumlarda ayırım yapmak oldukça güç 

Örnek: Toplumuzda ki yaygın kanının aksine şeker hastalığında cinsel sorunlar çoğunlukla hastalığın çok ileri dönemlerinde ortaya çıkar. Ama bazı erkeklerin bu olasılığı duymaları bile onlarda cinsel sorun yaratabilir. Bu şartlarda sorun psikolojik kabul edilir.

Bir erkek her ortamda ilişkiye girmeli (havada, karada denizde), tanımadığı bir kadınla her ortamda bu işi yapmalı, seksi erkek adam başlatır. Erkek seksi hiçbir ortamda reddetmemeli. Bu gibi erkeğin beynine işlenmiş yanlış inanışlar, aslında erkek cinselliğinin en büyük düşmanıdır. Örneğin aşırı alkollüyken bir kez başarısız olmuş bir erkek için yukarıdaki yanlış inanışlar geçerli ise artık her ilişki erkekliğini sınamak için bir sınav haline dönüşür. Kişi artık cinselliğin çekiciliğinden çok bu işi nasıl yaptığına odaklanır ve sorunu devam eder gider. 

Benzer şekilde yaşlılığa yada fiziksel sorunlarına bağlı olarak sertliği biraz azalan erkek eğer kadını ancak çok sert (taş gibi) bir penisle tatmin edebileceğine inanıyorsa, bu inancın doğuracağı sıkıntı onun elindekini de kaybetmesine ve cinsellikten kaçmasına neden olabilir.

3-Erken Boşalma:

Bu sorunun tam tatmin edici bir tanımı yoktur; bazı yazarlar erkeğin eşini tatmin edemeden boşalmasını erken boşalma olarak kabul etmişken, çoğunluğu erken boşalmayı penisin henüz ilişkiye girmeden ya da girdikten hemen sonra boşalmasını erken boşalmanın tanımı olarak kabul etmektedir. Erkeklerin üçte biri erken boşalmaktadır ancak anlaşıldığı kadarıyla bunu sorun edenlerin sayısı oldukça azdır, çünkü toplumda daha az görülmesine rağmen bizlere başvuran erkeklerin çoğunluğu ereksiyon yani sertleşme sorunları yaşayanlardır. 

Bu sorunu yaşayanların öykülerinde çoğunlukla hızla ve suçlulukla yapılan mastürbasyon vardır. 
Eşin haklı olarak erken boşalmadan şikayetçi olması erkeğin stresini daha da arttırır ve sorun daha fazla sürer ve kısırlık, eşler arası evlilik sorunları gibi sorunlar yaşanır. 

Erken boşalma yaşayanlar çoğunlukla dikkatini başka yere verme, geciktirici krem kullanma gibi yöntemlere başvururlar ancak bu sorunu çoğunlukla çözmediği gibi, alınan zevki de büsbütün azaltmaktan başka bir işe yaramaz. 

Ön sevişme yapmak bu grup için durumu daha da ümitsiz hale getirir. Bu gruptakilerin eşleri çoğunlukla azalmış cinsel istek, orgazm sorunu gibi sorunlar yaşarlar. 

Boşalma Yetmezliği ile ilgili detaylı bilgi 

Yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanır. Boşalmanın hiç olmaması (mastürbasyon, uyku ve cinsel ilişki sırasında), kısmen oluşması (mastürbasyonda oluşan ancak cinsel partnerle ilişkide gerçekleşmeyen boşalma) ya da uzun süren bir uyarılma veya cinsel birleşmeye karşın ejakülasyonda gecikme şeklinde ortaya çıkabilir. Boşalmanın hiç olmaması çoğu kez organik patolojiye işaret eder. Bazı ilaçların kullanımı boşalmayı geciktirebilmektedir. Benzer bir tablo olan retrograd ejakülasyonda orgazm duyumu alınmakta ancak penisten dışarıya bir ejakülat çıkmamaktadır. Mesanedeki iç sfinkter aktivitesinin inhibe olması sonucu ejakülatın mesane için atılmasıyla oluşan genellikle prostatektomi, diyabet, nöroleptik kullanımı gibi organik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir sorundur. Seminal sıvı içermesi nedeniyle ilişkiden sonraki idrarın bulanık gelmesi tanıda değerli bir bulgudur. …

Yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanır. Boşalmanın hiç olmaması (mastürbasyon, uyku ve cinsel ilişki sırasında), kısmen oluşması (mastürbasyonda oluşan ancak cinsel partnerle ilişkide gerçekleşmeyen boşalma) ya da uzun süren bir uyarılma veya cinsel birleşmeye karşın ejakülasyonda gecikme şeklinde ortaya çıkabilir. Boşalmanın hiç olmaması çoğu kez organik patolojiye işaret eder. Bazı ilaçların kullanımı boşalmayı geciktirebilmektedir. Benzer bir tablo olan retrograd ejakülasyonda orgazm duyumu alınmakta ancak penisten dışarıya bir ejakülat çıkmamaktadır. Mesanedeki iç sfinkter aktivitesinin inhibe olması sonucu ejakülatın mesane için atılmasıyla oluşan genellikle prostatektomi, diyabet, nöroleptik kullanımı gibi organik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir sorundur. Seminal sıvı içermesi nedeniyle ilişkiden sonraki idrarın bulanık gelmesi tanıda değerli bir bulgudur. 

Boşalma Yetmezliği tedavi yöntemleri 

Yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanır. Boşalmanın hiç olmaması (mastürbasyon, uyku ve cinsel ilişki sırasında), kısmen oluşması (mastürbasyonda oluşan ancak cinsel partnerle ilişkide gerçekleşmeyen boşalma) ya da uzun süren bir uyarılma veya cinsel birleşmeye karşın ejakülasyonda gecikme şeklinde ortaya çıkabilir. Boşalmanın hiç olmaması çoğu kez organik patolojiye işaret eder. Bazı ilaçların kullanımı boşalmayı geciktirebilmektedir. Benzer bir tablo olan retrograd ejakülasyonda orgazm duyumu alınmakta ancak penisten dışarıya bir ejakülat çıkmamaktadır. Mesanedeki iç sfinkter aktivitesinin inhibe olması sonucu ejakülatın mesane için atılmasıyla oluşan genellikle prostatektomi, diyabet, nöroleptik kullanımı gibi organik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir sorundur. Seminal sıvı içermesi nedeniyle ilişkiden sonraki idrarın bulanık gelmesi tanıda değerli bir bulgudur. …

Yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanır. Boşalmanın hiç olmaması (mastürbasyon, uyku ve cinsel ilişki sırasında), kısmen oluşması (mastürbasyonda oluşan ancak cinsel partnerle ilişkide gerçekleşmeyen boşalma) ya da uzun süren bir uyarılma veya cinsel birleşmeye karşın ejakülasyonda gecikme şeklinde ortaya çıkabilir. Boşalmanın hiç olmaması çoğu kez organik patolojiye işaret eder. Bazı ilaçların kullanımı boşalmayı geciktirebilmektedir. Benzer bir tablo olan retrograd ejakülasyonda orgazm duyumu alınmakta ancak penisten dışarıya bir ejakülat çıkmamaktadır. Mesanedeki iç sfinkter aktivitesinin inhibe olması sonucu ejakülatın mesane için atılmasıyla oluşan genellikle prostatektomi, diyabet, nöroleptik kullanımı gibi organik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir sorundur. Seminal sıvı içermesi nedeniyle ilişkiden sonraki idrarın bulanık gelmesi tanıda değerli bir bulgudur. 

4-Geç boşalma: 

Nadir görülen bir sorundur. Bunun birkaç biçimi mevcuttur. Bir grup hasta her koşulda (mastürbasyon ve uyku dahil ) geç boşalır, diğer bir grup ilişkiye girer ancak mastürbasyonla boşalır. Üçüncü grup ise oldukça uzun bir ilişki süreci sonucu boşalır. Bu gruptaki erkeklerin çoğunluğu genel hayatlarında oldukça kontrollü yaşamaya çalışan özelliktedirler. 

5-Ağrılı boşalma:

Çok nadir görülür fiziksel nedenlerin dışında sıkıntı ile bağlantılı olarak, o bölgenin kaslarının spazmından kaynaklanabilir. 

6-Cinsel fobi: 

Daha karmaşık ve çoğunlukla çocukluk dönemlerinden kaynaklanan sorunlara bağlı olabilir.

 

BOŞALMA GÜÇLÜĞÜ

Erkeklerin çoğu, sevişme sırasında, daha eşleri doyuma ulaşmadan, hatta yeterince heyecanlanmadan, kendilerinin hızla orgazm oldukları durumları yaşamışlardır. Sevişmenin daha başlangıcında meydana gelen böyle bir erkek orgazmına, erken boşalma denir. Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı budur. Bazılarında boşalma, penis daha dölyoluna girmeden bile olabilir. Çoğundaysa, bir iki sürtünmenin ardından hemen orgazm gelir. Teknik anlamda, cinsel birleşme gerçekleşmiştir. Eğer erkeğin orgazmı, penis vajinanın içindeyken olmuşsa, erken boşalmaya rağmen kadın gebe kalacaktır. 

Cinsel eylemin hangi aşamasında olursa olsun, boşalma erkeğe belli bir haz verir, zevkli bir gevşeme, rahatlama sağlar. Ama sevişme, heyecanlanma ve cinsel gerilim süresi ne kadar uzunsa, boşalma ve rahatlamayla gelen haz da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, erken boşalmanın getireceği fiziksel ve duyusal haz, uzun süreli bir sevişmenin ardından gene orgazmın vereceği hazdan daha az olacaktır. Bunun da ötesinde, bir şeyin daha başlamadan bitmesi anlamına gelen böyle bir durum, boşalmadan duyulan hazza mutlaka yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duyguları karıştıracaktır. Eşini doyuramamış olmak da erkeğin bu başarısızlık ve kaygı duygularını şiddetlendirecektir. 

Erken boşalma, genellikle, ilk cinsel deneylerini hep "aceleyle" yaşamış kişilerde görülür. Bu deneylerin esas amacı, erkeğin cinsel geriliminin fazla gecikmeden giderilmesidir ve kadın da, eğer varsa, sadece bu amaca ulaşmak için kullanılan bir araç durumundadır. İlk gençlik yıllarında erkeklerin genelevlerdeki ilişkileri ya da genel olarak, hiçbir mahremiyet koşulunun bulunmadığı durumlarda aceleyle tamamlanan cinsel birleşme deneyleri, erkeklerde erken boşalmayı bir alışkanlık haline getirebilir. Aynı şekilde, yakalanma korkusu içinde yapılan masturbasyon da, eğer çok sık denenen bir doyum yolu haline gelmişse, cinsel birleşme sırasında erken boşalmanın nedeni olabilir. Erkek yaşantısında çok sık görülen bütün bu deneylerin ortak yanı, yakalanma korkusundan veya herhangi bir başka nedenden ötürü orgazmını aceleye getirmesidir. 

Cinsel arzunun ilk uyanışıyla boşalma arasındaki süre, kadın erkek arasındaki bedensel ve ruhsal temasın verdiği haz duygusuyla değil, gerginlik, kaygı ve sabırsızlıkla doludur. Erkek bu süreyi kısaltmaya çalışmaktadır; öyle ki, bunun yarattığı koşullanma, onun en küçük uyarılara karşı aşırı ölçüde duyarlılaşmasına neden olduğu için, daha sonra kadınlarla girişeceği cinsel birleşme deneylerinde de erken boşalma kaçınılmaz olacaktır. Erken boşalmadan yakınan erkeklerin çoğu, merkezi sinir sistemleri aşırı ölçüde duyarlı kişilerdir. Bu durum, çocukluklarında sık sık yataklarını ıslatmalarına neden olmuştur; bundan ötürü cezayla ya da alayla karşılaşmaları, onları ergenlik çağına doğru daha da duyarlı ve kaygılı kişilere dönüştürmüştür.

İngiltere ve Amerika'da kliniklerde yapılan gözlemler, erken boşalma sorunundan yakınan erkeklerin genellikle çevrelerinden kopuk kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Bu kopukluk ya çok ürkek ve ezik bir kişilikte ya da aşırı ölçüde saldırgan ve iddialı davranışlarda kendini belli etmektedir. Bu tür kişiler, başkalarının kendileri hakkındaki düşünce ve yargılarına hastalık derecesine varan bir önem vermekte ve bu yüzden insanlara karşı sürekli tetikte durmakta, kimseye güvenmemektedir. Çoğu zaman ilk cinsel deneylerini büyük bir gizlilik içinde yürütmüşlerdir. Çünkü çevrenin kendilerini ayıplamasından korkmaktadırlar. Kadınlarla ilk ilişkilerinde de, özellikle fazla değer vermedikleri, bağlanmayacakları kadınları seçmişler ve gerçek doyuma ulaşmaktan çok erkeklik güçlerini kanıtlamayı amaçlamışlardır. Daha sonraları, uzun süreli bir ilişkiye girdiklerinde de, erken boşalmanın ve doyumsuzluğun ilk belirtileriyle karşılaşmışlardır. 

Kuşkusuz, bu türden komplekslerden uzak, rahat kişiler de erken boşalma sorunuyla karşılaşabilir. Sırf başka bir eş bulamamaktan ötürü edinilen bir genelev alışkanlığı, oldukça sık görülen bir nedendir. Erkek cinselliği ile kadın cinselliği arasındaki fark da bir etken olabilir: erkekler görsel uyarılardan şiddetle etkilenirler, eşlerinin çıplak bir görüntüsü onlara ilk heyecanı vermeye yeter, bundan sonra gelen bir fiziksel temas, bir sürtünme, onları kolayca orgazma sürebilir. Oysa kadınların heyecanı, çoğu zaman ancak dokunsal uyarıların, bedensel temasın belli bir aşamasında başlar; ve orgazma ulaşmaları için de oldukça uzun bir süre gerekir. Erkeklerin çoğu, küçüklüklerinde çişlerini tutmayı öğrendikleri gibi, yetişkinliklerinde de orgazmlarını geciktirmeyi öğrenirler, ama aşırı heyecanlı, duyarlı ya da düpedüz bilgisiz olanlar bunu başaramayabilir ya da gerek duymayabilirler. 

Eğer çok köklü psikolojik nedenlerden kaynaklanmıyorsa, erken boşalma basit cinsel terapi teknikleriyle giderilebilecek bir sorundur. Bu sorunla karşılaşmış çoğu erkek, dikkatlerini başka bir şeye çevirerek, örneğin işlerini düşünerek ya da birden yüze kadar sayarak boşalmayı geciktirmeye çalışırlar. Ama bu , çok etkin bir çözüm değildir; hatta erkekteki kaygıyı arttıracağı için tam ters sonuç verdiği de olur. Daha da önemlisi, bu yöntem, erkeğin kendini bütün varlığıyla cinsel coşkuya teslim etmesini önler; oysa gerçek doyumun temel şartı da budur. Bir başka denenmiş yol da, erkeğin kadına hiç acele etmeden, yumuşakça girmesi ve bir süre hareket etmeden bu durumda kadının üzerinde yatmasıdır. Bu durumda penis, vajina içinde hiç hareketsiz dururken, erkek karnını kadının klitoris bölgesine ağır ağır ama bastırarak sürtebilir. Bu kendi boşalmasını geciktirirken, kadının orgazmını hızlandıracaktır. Bu tür teknikler, boşalmayı geciktirmekle birlikte, erkeğin kendini unutmasını önledikleri ve hep kontrollü davranmasını gerektirdikleri için, cinsel birleşmeden alınan zevki azaltırlar. Bunların hepsinde, erkek, doyurucu bir cinselliğin ana koşulu olan kadınla iletişim ve bütünleşme yerine kendi hareketlerini aşırı ölçüde kontrol edecek, kendisiyle baş başa kalacaktır.

Buna karşılık, kadın eşin de cinsel terapide aktif bir rol alması, terapiyi de sevişmenin bir parçası haline getireceği için alınan sonuçlar daha başarılı olmaktadır. Masters ve Johnson tarafından geliştirilen ve iki eş arasında uygulanan bir yöntem şudur: her şeyden önce kadınla erkek mutlaka orgazma ulaşma düşüncesini bir yana atarlar. Kadın yatakta sırtını bir yastığa dayayarak oturur. Erkek, başı kadının göğsüne yaslanacak şekilde, kadının bacakları arasına uzanır ve bacaklarını açar. Bundan sonra kadın, dikleşene kadar erkeğin penisiyle oynar. Erkek, boşalmanın yaklaştığını hissettiği an kadına işaret eder. Bunun üzerine kadın, penisin başını kuvvetlice sıkar; bu sıkma dört saniye kadar devam etmelidir. Bu, boşalma dürtüsünün zayıflamasına neden olacaktır. Otuz saniye kadar sonra kadın yine eliyle eşinin penisini uyarmaya başlar. Erkek boşalmak üzere olduğunu haber verince kadın yine sıkma yöntemini uygular. Bu, erkek boşalana kadar 10-15 kez uygulanmalıdır.

Erkeğin bundan önce orgazma ulaşmasında bir sakınca yoktur. Çift, bu yöntemle, orgazm olmadan uyarılma süresini uzattıktan sonra, sıra penisin dölyoluna girişine gelir. Bunun için 7-15 günlük bir "sıkma" uygulamasının geçmesi gerekir. Artık kadınla erkek cinsel birleşmeye geçebileceklerdir. Bu, erkeğin sırtüstü yatması ve kadının üste çıkarak penisi içine alması şeklinde olur. Ama bu noktada hiçbir zorlama ve sürtmenin olmaması önemlidir, çünkü amaç erkeğin dölyoluna girme duygusuna yavaş yavaş alışmasıdır. Boşalmanın yaklaştığını anlayınca kadına işaret edecek ve o da gövdesini erkeğin üstünden biraz kaldırarak yine sıkma hareketine geçecektir. Böyle birkaç uygulamadan sonra penisin dölyolu içine hareket ettirilmesi ve sürtme aşamasına geçilebilir. Masters ve Johnson, on yıllık araştırma dönemi içinde, bu yöntemi uygulayan 186 hastadan 182'sinin olumlu sonuç aldığını bildirmektedir.

Birleşmenin uzatılması

Sevişme çoğu zaman erkeğin orgazmıyla sonuçlanan kısa ve mekanik bir edimdir. Oysa erkeğin sevişme sırasında heyecan ve tepkilerini kontrol ederek birleşmeyi uzatması gerektiği düşüncesinin de oldukça eski bir tarihi vardır. Hindu dininde, meninin en yüksek coşkunun maddi karşılığı olduğu düşünülür. Bu nedenle erkeğin mümkün olduğu kadar az meni harcamasına dikkat edilir. Hindu dininin bazı kollarında da, erkeğin cinsel perhizden çok, birleşmede kendini kontrol etmesine ve boşalmadan kaçınmasına dikkat edilir. Bu dinin yetenekli sahiplerinin, birleşme sırasında meni akışını tersine çevirdiği ve vücutlarına geri akan meninin kendilerine hayati bir güç kazandırdığı ileri sürülmektedir. 
Bununla birlikte, fizyologlar, dışa meni akmaksızın gerçekleşen bu orgazmda meninin aslında idrar torbasına aktığını ve bunun da esas olarak idrar borusu üzerinde basınç uygulanmasıyla meydana geldiğini belirtmişlerdir. Ne olursa olsun, bu "iç boşalmanın" erkekte orgazmın uzamasına yardım ettiği bilinmektedir. Ne var ki, bu tür tekniklerin öğrenilmesi ortalama yirmi yıl almakta ve insan ustalaştığında artık cinsel yaşamdan asıl zevk alacağı gençlik ve orta yaşlılık yılları geride kalmış olmaktadır. 

Batı toplumlarında da cinsel birleşmeyi uzatma teknikleri geliştirilmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında ABD'de New York eyaletindeki Oneida komününün üyeleri, Carezza adıyla bilinen bir yöntem oluşturmuşlardır. Oneida topluluğunda her erkek topluluktaki bütün kadınlarla evli sayıldığından ve bu da topluluğun nüfusunun aşırı artmasına yol açabileceğinden, komün yöneticileri, hem bir doğum kontrol yöntemi hem de bir haz tekniği olarak carezza'yı ortaya atmışlardır. Carezza, İtalyanca "okşamak" sözcüğünden gelmektedir. Bu tekniğin yardımıyla erkekler, orgazma ulaşmaksızın bir saat süreyle sevişirken, kadınlar da rahatça birkaç kere orgazm yaşayabilmektedir. Komünün ilkelerine göre, belli bir süre içinde yeterli kontrolü sağlayamayan erkekler, topluluktan uzaklaştırılmaktadır. 

Ünlü Penthouse dergisinin cinsel sorunlar danışmanı Xaviera Hollander, boşalmayı geciktirmek ya da bütün bütün engellemek için erkek ve kadının , Hollander'in kendi uzun deneylerinden çıkardığı bazı kurallara dikkat etmeleri gerektiğini söylemektedir. Penis bir kez dölyoluna bütünüyle girdikten sonra, orgazmı geciktirmek güçleşmektedir. Hollander, erken ya da hızlı boşalmanın yalnızca erkeklere özgü bir sorun olduğunu, bu yüzden bundan kaçınmak isteyen erkeğin sevişmede "erkeksi" rolden sıyrılması gerektiğini belirtmektedir. Bunun için, erkeğin tek bir "hedefe" orgazma yönelik sevişmeden vazgeçmesi ilk koşuldur: erkek, tıpkı henüz cinsel birleşmede bulunmaya cesaret edemeyen ama "necking" ve "petting" yoluyla koitus öncesi cinsel temastan azami zevki elde etmeye çalışan 16 yaşındaki bir çocuk gibi davranmalıdır. Penisi dölyoluna sokmak yerine, klitorise ve dölyolu ağzına ya da eşinin kalçalarına ve göğüslerine sürtmelidir. Bu sürtünmeden sonra, penisin sadece başını dölyoluna sokmalıdır. Bunun bir kaç kez, erkeğe bir kontrol ve güven duygusu gelinceye kadar tekrarlanması zorunludur: 
bu, kadını coşkulandırırken erkekte tam tersine "serinkanlı ve kendini tutabilen bir aşık" olduğu duygusunu uyandıracaktır. Kadın penisin bütününü içine çekmek istediğinde de erkek buna izin vermemeli, penisini dölyolundan çekmelidir. Böyle uzun bir uyarılma süresinden sonra, erkek penisini bütünüyle dölyoluna sokabilecektir ama, bu aşamada da sert bir giriş yapmaması ve dölyolu içinde ileri-geri gidip gelmemesi gerekir: penis, uzunca bir süre, dölyolu içinde hareketsiz kalmalı ve eşler el, ağız, ayak yoluyla sevişmelidir. Bundan sonra penis yine yavaşça dışarı çekilmeli ve aynı hareketler tekrarlanmalıdır.

Bu süreç, kadını daha da coşkulandırdıkça, erkeğin kendi sabır ve kontrolüne olan güveni de aynı oranda artacaktır. Ancak Hollander'e göre, bu tür tekniklerden de önemlisi, kişilerin kendilerini orgazma zorlamaktan vazgeçmeleridir: "ön-oyunlara başladığınız andan itibaren, okşamalarınızı tüy gibi hafif tutun. Bu, hareketlerinizdeki erkeksi aceleciliğin ortadan kalkmasına yardım edecektir" Hollander, kadının da penis içindeyken kıvrılmaktan, ritmik hareketlerden mümkün olduğu kadar kaçınmasını önermektedir; özellikle, bir çok kadının hem de büyük bir güçlükle öğrendiği dölyolunu kasma ve sıkma hareketleri bir yana bırakılmalıdır. 

Cinsel haz süresini uzatmasına rağmen Carezza tekniği de bir çok yönden eleştiriye uğramaktadır. Erkeğin menisini tutmasının ruhsal ve bedensel sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Carezza; sinirliliğe, prostat rahatsızlığına, idrar yolları hastalıklarına yol açabilecektir. Carezza yandaşları ise, tam tersini ileri sürmektedirler: zaman zaman uygulanan bir uzatma tekniği, erkeğe zindelik vermektedir. Üstelik, her erkek de carezza'yı sürekli olarak uygulayamayacağı için zorunlu olarak boşalma yaşayacak ve bu da birikmiş meninin vücuttan atılması için yeterli olacaktır. Bunun dışında daha fazla boşalma zaten fiziksel olarak gerekli değildir. Günümüzde cinsel eşitlik savunucuları da carezza 'nın yararlarına giderek inanmaktadır, bu teknik, erkeğin cinsel duygu ve deneylerinin kadınınkine daha çok yaklaşmasına, benzemesine olanak vermektedir, çünkü Carezza tekniğini geliştiren erkekler, cinselliği sadece üreme organlarında yaşamak yerine, tıpkı kadınlar gibi tüm vücutlarında duyacaklardır. Erkeğin cinsel tepkisinin "lokal" niteliğinin bu şekilde aşılması, onun her seferinde orgazm olmasını önleyeceği gibi, duyacağı hazzın da saldırgan öğelerden arınmasını sağlayacaktır. 

Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha vardır: birleşmeyi uzatmak için carezza uygulayan erkek bazen aşırı dikkatli, aşırı kontrollü davranır; sevişmenin vazgeçilmez boyutu olan kendiliğindenlik, bu aşırı bilinçli teknik yüzünden tamamıyla kaybolur. Bunu fark eden, eşinin zevk almak yerine kendisine zevk vermeye çalıştığını, kendisiyle birlikte cinsel coşkuya katılmak yerine bir "laboratuar deneyini" dışarıdan seyreder gibi davrandığını gören kadının da heyecan düzeyi düşer. İşte bu durumda, elinden gelen herşeyi yaptığına, en "çıldırtıcı teknikleri" uyguladığına inanmış olan erkek, eşinin tepkisiz kaldığını görünce onu "soğuklukla" suçlamaya başlar. Sonuçta, eşinde gidermeye çalıştığı heyecansızlık ve soğukluğa kendisi yol açmış olur. Öyleyse, cinsel doyumun ikinci kuralının uzatma tekniklerinde de geçerli olduğunu unutmamak gerekir: insan, sevişme sırasında kendisinin zevk almadığı birşeyi yapmaktan mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.

Wilhelm Reich'a göre, cinsel birleşme eylemi iki aşamaya ayrılır: birinci aşama, heyecanın ve uyarılmanın irade olarak kontrol edilebildiği aşamadır. İkincisiyse, cinsel coşkunun artık iradi olarak kontrol edilmediği, bütün vücudun iradesiz kasılmalarla orgazm noktasına ulaştığı aşamadır. Sevişmenin uzatılması birinci aşamada hem olanaklıdır hem de uyarımı ve hazzın artmasını sağlayacaktır. Buna karşılık, ikincisinde cinsel edimin yarıda kesilmesi ya da durdurulması insana son derece tatsız bir duygu vereceği gibi, vücutta ve özellikle kasıkta, cinsel organlar bölgesinde ağrılara da yol açacaktır. 

Reich, iradi kontrol aşamasında, penisin dölyolu içinde hafif, yavaş ve kendiliğinden sürtünmesinin de hazzı azamileştirmek için en uygun yol olduğunu söylemektedir. Kuşkusuz, bu aşırı bilinçli ve kontrollü bir biçimde değil oldukça kendiliğinden ve herkesin daha önceki deneylerine göre değişen bir tarzda yapılmalıdır. Bu aşamada, sürtünmenin durdurulması da zevkli bir duygu uyandıracak ve birleşmenin uzamasını sağlayacaktır. Hareketsiz kalındığında uyarılma ve heyecan biraz azalacak ama bütünüyle kaybolmayacaktır. Penisin dışarı çekilmesi de acı vermeyecektir; ama bunun bir süre hareketsiz kalındıktan sonra yapılması doğru olur. Bundan sonra sürtünmeye yeniden başlandığında, heyecan ve uyanma, daha önce bırakılan noktanın da üzerine çıkacak ve üreme organlarından tüm vücuda yayılacaktır. Bunu, kişilerin tercihine göre uzun ya da kısa tutmak olanağı vardır. Ancak, sürtünme sürdürülürse, artık kontrolün mümkün olmadığı bir noktaya gelinecektir.

Gerçekte, kadınla erkeğin orgazm süreleri arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yoktur. Mastürbasyon yapan kadınlar ortalama 4   dakikada orgazma ulaşırlar; bu süre erkeklerde de ortalama 2-4 dakikadır. Aralarındaki fark, uyarıldıktan ve heyecanlandıktan sonra orgazma ulaşma sürelerinde değil, uyarılma hızlarında yatmaktadır. Erkek, kadından daha çabuk heyecanlanır, her an uyarılmaya hazır gibidir. Kadının uyarılmasıysa biraz daha vakit alır. İşte erkek de bu noktada sabırlı, düşünceli ve 
yaratıcı olmak zorundadır. Kuşkusuz burada erkeğin dayanacağı başlıca "esin kaynağı" kendi deneyleri ve özellikle eşiyle birlikte yaşadığı cinsel coşku anlarıdır. Hiç bir kadının ve hiç bir erkeğin cinsel tepkileri birbirinin aynı değildir. Bu nedenle, birleşmeyi uzatmak isteyen bir erkeğin, kendi cinsel tepkilerini tahlil etmiş olmanın yanı sıra, eşini de iyi tanıması gerekir. Bununla birlikte, uyulmasında yarar olan bazı genel kurallar da vardır,. Bunlardan en basiti, "duruşlarla ilgilidir: erkeğin üstte kadının altta bulunduğu duruş erkeğin çok hızla uyarılmasına ve boşalmasına neden olur. Kadının üstte olduğu duruşlar, ya da daha iyisi, yan yana duruşlar erkekte orgazmı biraz daha geciktirebilmektedir. 

Yine Hint kültüründe geliştirilmiş yararlı bir teknik de pranayama'dır. Bu, soluk almanın kontrol edilmesi demektir. Zamanla geliştirilebilecek olan bu teknik, yürek atışlarının kontrol edilmesini de beraberinde getirmektedir ki, bu bedensel mekanizmaların her ikisi de kişinin cinsel uyarılma ve heyecan düzeyi ile yakından bağıntılıdır. Erkek, yavaş ve hafif soluk almaya çalışmalıdır. Bu bütün vücudun rahatlamasını ve gevşemesini sağlayacak ve doğruca cinsel organlara ve orgazma yönelik bir sevişmenin "acilliğini" kısmen giderecektir.

Çiftin birleşmeyi uzatmasına, ortak mutlulukları için vazgeçilmez bir zorunluluk olarak değil, tadılması gereken bir zevk, bir çeşni olarak bakmak gerekir. Başlı başına bir amaç olarak alınan cinsel atletizm de giderek heyecansızlaşır, kısırlaşır. Böyle bir durum, erkeğin zevk almaktan çok, eşine zevk vermeyi amaçladığını gösterir ki, bu da çok tek yanlı bir doyum biçimidir. Bu tür erkekler için kadının her orgazmı, kendi başarı hanelerine kaydedilen bir puandır. Böyle bir durum,erkekte cinsel yeterlilikten çok cinsel kaygı ve güvensizliğin belirtisidir.

Kaynak: Dr Atasagun

 

KADINDA AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ (Disperoni)

Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında acı duyulması ağrılı cinsel ilişki olarak adlandırılır. Erkekleri de etkileyebilmekle birlikte genellikle kadınlarda görülür. Ağrılı cinsel ilişkisi olan kadınlar sıklıkla vajina, klitoris ve labialarda (iç ve dış dudaklar) ağrı duyabilirler. ağrılı cinsel ilişki nedenleri çok olmakla beraber hemen hepsi tedavi edilebilir niteliktedir. Yaygın sebepler şunlardır;  

  • Lubrikantların yokluğuna bağlı olarak gelişen vajinal kuruluk 
  • Atrofik vajinit (sıklıkla menopoz sonrası kadınlarda görülen vajinal mukozanın incelmesi durumu) 
  • Bazı ilaçların yan etkileri (örneğin antihistaminikler ya da tamoksifen ) 
  • Sentetik iç çamaşırları, spermisitler (gebeliği önleyici maddeler) ve vajinal yıkama materyallerine karşı oluşan alerjik durumlar 
  • Endometriozis: uterusun en iç tabakası olan endometriumun normal yeri dışında pelvis içinde, farklı yerlerde de bulunması ve büyümesi nedeniyle, başta kısırlık olmak üzere pelvik ağrı ve ağrılı cinsel ilişki ile seyredebilen hastalık 
  • Vulvo – vajinal bezlerin iltihabı
  • Vajinal bölgeyi etkileyen cilt hastalıkları 
  • Üriner sistem hastalıkları,vajinal mantar hastalıkları,cinsel yolla geçen hastalıklar
  • Psikolojik travma (özellikle çocukluk yaşlarında olmakla birlikte ergenlikte de yaşanmış olan cinsel taciz veya benzeri ruhsal travmatik olaylar)

     

     

     

     

     

     

  • Belirtiler: Ağrılı cinsel ilişkisi olan kadınlar vajina girişinde yüzeysel bir acı duymakla birlikte, penisin daha ileri girişlerinde daha derin acı duyabilirler. Bazı kadınlar genellikle bu acının verdiği korku ile ilişki sırasında, vajinal kasların, penisin içeri girmesine engel olacak kadar sıkı şekilde kasılmasıyla seyreden ve vajinismus denen klinik tabloya maruz kalabilirler.
  • Teşhis: Ağrılı cinsel ilişkinin teşhisi tipik olarak sizdeki belirtilere bağlıdır. Tıbbi ve seksüel hikayenizle birlikte jinekolojik muayenenin de yardımıyla doktorunuz bu şikayetlerinizin nedenini bulmaya çalışacaktır.
    Acının, genital organlara dokunmakla mı yoksa erken ya da derin penetrasyonla (girişle) mı oluştuğunu ayırt etmek, nedeni bulmak için önemli bir anahtardır. Doktorunuz acının yeri, süresi ve ilişki sonrasında ne kadar sürdüğünü de soracaktır. Ayrıca şu sorular da doktorunuz tarafından sorulabilir ;
    — Daha önceleri, seksüel hayatınızda hiç ağrılı bir cinsel ilişki deneyiminiz oldu mu ? veya en başından beri tüm cinsel ilişki deneyimleriniz ağrılı mı idi ? 
    — Hiç uygun bir kayganlaştırıcı kullandınız mı ve eğer kullandıysanız ağrıda azalma oldu mu ? 
    — Seksüel hayatınızla ilgili bilgiler (özellikle cinsel yolla geçen hastalıklar konusunda riskli deneyimleriniz oldu mu ?) 
    — 
    Daha önce hiç cinsel tacize uğradınız mı ? ya da bir şekilde cinsel organlarınız travmaya maruz kaldı mı ? 
    Eğer orta yaşlarda iseniz ve düzensiz adet sikluslarınız(dönemleriniz), sıcak basmaları veya vajinal kuruluk şikayetleriniz de varsa muhtemelen atrofik vajinit hastalığı olabilir (menopoz sırasında östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak vajinal mukozanın incelmesi).
    Eğer yeni anne olmuşsanız ve bebeğinizi emziriyorsanız, emzirme olayı da vajinal kuruluk ve buna bağlı olarak ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilir.
    Bu fizik muayene sırasında doktorunuz vajinanızı kuruluk, yangı ve özellikle mantar ve herpes başta olmak üzere enfeksiyonlar, genital siğiller ve varsa yara izleri açısından değerlendirecektir. Ayrıca doktorunuz endometriozise ait olabilecek pelvik bir kitle ya da hassasiyet olup olmadığını anlamak için bimanuel (iki elle) muayene ile iç genital (üreme organlarıyla ilgili) organları da değerlendirecektir. Ve eğer gerek görürse bu şikayetlerinizin artmasına neden olabilecek, cinsel taciz, travma ya da anksiyete gibi konular için başka bir uzmanla konsültasyona gidebilir.

Ne kadar beklenmeli ?

Şikayetlerinizin süresi tamamen altta yatan nedene bağlıdır. Eğer uygun olmayan bir lubrikant kullanımı nedeniyle oluşan bir vajinal kuruluk sözkonusu ise daha uygun birini kullanmakla belirtiler hızla gerileyecektir. Eğer vajinal kuruluğun nedeni atrofik vajinit ise bir ya da iki haftalık lokal-vajinal bir östrojenli krem kullanımı ile düzelecektir. Eğer bir üriner enfeksiyon ya da vajinal mantar hastalığı mevcutsa, bir haftalık bir antibiyotik tedavisi ile enfeksiyonla birlikte ağrılı cinsel ilişki de yok olacaktır. Eğer cinsel yolla geçen bir hastalığa maruz kalmış olmanız nedeniyle ağrılı cinsel ilişki varsa bunun tedavisi de antibiyotik ile olacak ama muhtemelen biraz daha uzun sürecektir. ağrılı cinsel ilişkinin nedeni liken planus veya liken skleroz gibi bir cilt hastalığı ise steroidli kremlerle tedavi uygulanacaktır ancak bu da uzun bir süre alabilir. Eğer ağrılı cinsel ilişki aylar hatta yıllar gibi uzun bir süreden beri varsa muhtemelen olaya psikolojik faktörler de eklenmiştir ve bu durumda belirtiler daha da artmadan uzun süreli bir terapiye ihtiyacınız olabilir.

  • Korunma:
  1. Cinsel taciz ya da travma gibi bazı ağrılı cinsel ilişki nedenleri elde olmasa da diğer ağrılı cinsel ilişki nedenlerinden önlemler almak yoluyla korunmak mümkündür;
  2. Sıkı giysiler giymeyerek, pamuklu iç çamaşırı kullanarak, hijyenik faktörlere daha dikkat ederek (sık iç çamaşırı değişmek ve genital bölgeyi mümkün olduğunca terden ve nemden uzak tutmak gibi) ve yüzme sonrasında ıslak mayonuzu değiştirerek vajinal mantardan büyük oranda korunabilirsiniz.
  3. Üriner enfeksiyonlardan korunmak için ve cinsel ilişki sonrasında mümkünse işeyiniz ve tuvalet sonrası cinsel organınızı önden arkaya doğru siliniz. 
  4. Cinsel yolla geçebilen hastalıklardan sakınmak için öncelikle tek eşliliği tercih ediniz veya mutlaka prezervatif kullanınız. 
  5. Vajinal kuruluk varsa uygun bir lubrikant kullanınız ve eğer kuruluk atrofik vajinit gibi bir duruma bağlıysa tedavisi yoluna gidiniz.
  6. Eğer endometriozis varsa ilişki sırasında derin penetrasyondan (girişlerden) kaçınınız ya da nispeten daha az ağrılı olan adet sonrası ilk ya da ikinci haftalarda cinsel ilişkiye giriniz. 
  • Tedavi:
    Tedavi, ağrılı cinsel ilişki yapan nedene bağlıdır ;
  1. Rahat ve sorunsuz bir cinsel ilişki için klitoral uyarının yeterince fazla olmasına dikkat edin ve uygun bir lubrikant kullanın. 
  2. Vajinal mantar enfeksiyonları için antifungal(mantara karşı) ilaçlar kullanın. 
  3. Üriner sistem hastalıkları ve cinsel yolla geçen hastalıklar için uygun antibiyotik kullanın.
  4. Ağrılı yangılardan kurtulmak için uygun oturma banyoları tatbik edin.
  5. Vajinal bölgedeki cilt hastalıklarının tedavisi hastalığa göre çeşitlilik gösterir. (örneğin likenlerde steroidli pomat kullanılır.) 

Ne zaman doktora başvurmalısınız ?
İlk birkaç cinsel ilişki deneyimi bazen pek de rahat olamamakla birlikte asla acı verici olmamalıdır. Eğer ilişki sırasında ya da sonrasında ani bir ağrı olmuşsa mutlaka doktorunuza görünün. Cinsel ilişkide duyduğunuz ilk ağrı sonrasında hemen doktora başvurmanız, cinsel ilişkinin ağrılı bir iş olduğu şeklindeki yanlış bir fikrin, saplantı olarak bilinç altında yer etmesine izin vermemek açısından önem taşımaktadır.

Takip
ağrılı cinsel ilişkinin nedenlerinden bir çoğu ilaçlarla tedavi edilebilecek olan fiziksel durumlardır. Buna rağmen, uzun süredir ağrılı cinsel ilişkisi olanlar ya da cinsel taciz veya travma nedeniyle ağrılı cinsel ilişki hatta vajinismus gelişmiş olan kadınlar daha uzun ve ayrıntılı takip ve tedaviye gereksinim duyabilirler.

 

Kaynak: Anne Çocuk http://annecocuk.com/
 

VAGİNUSMUS ( VAJİNUSMUS )

Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye “vajen (vajina)” adı verilmektedir. Vajinismus (veya Vaginismus) ise cinsel birleşme sırasında kadının vajen kaslarını (özellikle de "Pubococcygeus (PC) kaslarını") , istemsiz bir şekilde kasması sonucunda cinsel birleşmenin olmaması veya çok zor olması durumudur.

Bu durum tüm dünyada kadın doğumcular ve psikiyatrlarca sıkça karşılaşılan bir sorundur. Vajinismus hastalarında, kasılmaların sadece vajinal girişde değil, aynı anda vücudun başka bölgelerindeki kaslarda (karın, bel, sırt, bacak gibi) da görülmesi sonucunda vücutta yaygın olarak kas ağrıları görülebilmektedir . Bu kasılmaların özelliği tamamen kadının kontrolünün dışında olmasıdır. Vajinanın girişindeki kaslar yanısıra tüm vücutta bu kasılmalar; endişe, korku ve adeta bir panik hali yaratır. Sonunda kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır ve eşini iter. Ayrıca; kasılma şeklinde kendini gösteren bu istemsiz vajinal refleks -sadece cinsel ilişki esnasında değil- kadının jinekolojik muayenesi sırasında, tampon kullanımı durumunda ya da parmağın vajene sokulması gibi vajene herhangi bir girişim içeren her türlü durumda da tetiklenebilir.

Bu durumda vajene herhangi bir şeyin girmesi mümkün değildir ve her türlü girişim çabası son derece rahatsızlık verici veya imkansızdır. Vajinismus problemi sonlandığı anda, tüm bu kasılmalar çok kısa zamanda kendiliğinden kesilecek ve beden normal durumuna dönecektir.Cinsel ilişki; çok sayıda koşullu tepkiyi içeren bir aktivitedir. Eşinizle her şeyin çok iyi bir uyum içinde olduğu durumlarda, vücudunuz otomatik pilota bağlanmış gibi davranabilir ve çok keyifli yaşantılar edinebilirsiniz.

Ancak; çiftler ilk beraberliklerinde bu uyum ve doyumu yakalayamayabilirler; çünkü bu uyum öğrenilebilen bir özelliktir. Sinir ve kas sistemi bu uyumu öğrenecek ve ilgili davranışlarda da kolayca hatırlayacaktır. Normalde ilk birkaç cinsel deneyimden sonra cinsel ilişki çok daha tatminkar ve keyifli olmaktadır. Vücut ve zihin penis girişine izin verir ve cinsel ilişkiyi olumlu bir beklenti olarak öğrenir. Bu sağlıklı mesajların sonunda cinsel ilişkiye yönelik davranımlar da cinsel heyecanlanmaya neden olur. Vajinismus problemi olan kadınlarda, vücut ve zihin asla cinsel ilişkiye yönelik ortak ve pozitif bir deneyime sahip değildir.

Bu kadınlardaki olumsuz cinsel mesajlar çok çeşitlidir ve bu mesajlar vajen kaslarının ("PC kasının") istemsiz refleks bir tepki gibi kasılması için tetikleyicidir. Böylece; cinsel ilişki imkansız hale gelir ve her türlü vajen girişimi ağrılıdır. İşte bu ağrı, vajen kasının hafızasına yerleşerek her türlü girişimde kasılmasına neden olmakta ve olayı ağrılı ya da imkansız hale getirmektedir. (Üstteki Resim- Pubokoksigeus(PC) kasının anatomik görünümüdür.) Ayrıca, her türlü ağrılı girişim de bu hafızanın güçlenmesine neden olmaktadır. Bu durum oluştuğunda da, her ne kadar kadın “eşimle cinsel ilişkiyi istiyorum” dese de, her denenen ilişkide erkek "kendini bir duvara çarpmış", kadın da "kendi bedeni üstünde kontrolü tamamen kaybetmiş" gibi hissetmektedir. Vajina çevresindeki güçlü PC kası, hem üreme sisteminin hem de üriner sistemin çalışmasında bir anahtar rol oynar.

Bu kaslar, idrar yapmaktan doğuma kadar bir çok işlevlerde fonksiyon görmekte ve idrar çıkışının olduğu üretradan, kalın bağırsak çıkışı olan anüse kadar bir hat çizerek geçerek iskelete bağlanmaktadır. Vajınısmus probleminde cinsel ilişki sırasında PC kası, bilinçli bir düşünce olmaksızın istemsiz olarak çalışarak vajen girişini kapatmaktadır. Böylece de ilişki başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Başarılı bir vajinismus tedavisinde; bu kasların yeniden çalıştırılması ve kasılmaların ortadan kaldırılması hedeflenir. Tedavideki temel unsura bir yerde “kas belleğinin yeniden oluşturulması” da diyebiliriz.Vajinusmusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardan kaygılardır. 

Psikolojik nedenler arasında çocukluktan kalma korkular, aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama, katı ahlak kuralları ve tabular, suçluluk, ayıp, günah gibi kavramların bilinç altına yerleşmesi, cinsellik ve ilk cinsel deneyim konusunda yerleşmiş yanlış bilgi ve ön yargılar, bilinç altında penisin vücuda girişine karşı bir korkunun olması gibi psikolojik nedenler vardır. Özellikle bizim gibi toplumlarda genç kızlara küçüklüklerinden beri öğretilen “kızlık zarının çok değerli ve korunması gereken bir yapı olduğu” düşünceleri ile bu konuda takınılan katı tutumlara maruz kalan kadınlar risk altındadırlar. Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan kötü tecrübe ve anılar da (taciz veya tecavüzler, ev içi şiddet, katı ebeveyn tutumları) de vajinismusa yol açabilir. Daha önce hiç vajinismus problemi olmayanlarda yaşanmış kötü tecrübeler sonucunda (doğum, düşük, kürtaj, hoyratça yapılan bir jinekolojik muayene gibi) da vajinismus gelişebilir.

Bazan de çiftlerin cinsellikle ilgili bilgi eksiklikleri, ilk ilişki ile ilgili yanlış inanış ve önyargılar da beraberinde korku ve paniği getirerek vajinismusa yol açabilir. Yine bazen, önceden tedavi olmuş olan kişilerde nüksler (problemin tekrarlaması) de oluşabilir. Daha önce belirtildiği üzere çoğu zaman derinlerde(bilinçaltında) cinselliğe ve cinsel ilişkiye yönelik kaygı-korkular yatmaktadır ve PC kaslarının kasılması, kadını bu korktuğu durumdan koruyan bir savunma sistemi gibi gibidir. Bazı kadınlarda bu yukarıda sayılan nedenlerin hiçbirisi de olmayabilir. (Nedeni bilinmeyen veya belirlenemeyen vajinismus) Neyse ki, vajinismus sorununu çözmek için altında yatan neden veya nedenleri bulmak şart değildir. Önemli olan "kas hafızasının yeniden oluşturulmasını" başarmaktır.

 

EVLENMEDEN ÖNCE YAPILACAK ŞEYLER

Niçin evleniriz ;Temelde hepimiz başka insanlarla iletişim kurmayı arzu ederiz. Olgunlaştıkça da bu his bizi yakından ve derinden sevecek bir kişiyi özleyip, aramaya iter. Almakta vermekte sevginin olmazsa olmaz bölümleridir. Biri olmadan öteki pek uzun ömürlü olmaz. Evlenmenin temel nedenlerinden bir tanesi beraberlik,birine sahip olmak ve birine ait olmak duygusu, bundan doğan yakınlık, can yoldaşlığı, istenmek, anlaşılmak, çocuk sahibi olmak, kendi düzenini kurmaktır. Bunlar vazgeçilmez duygusal öğelerdir. Yine bunlar cinselliği yalnızca fiziksel yönden değil, ruhsal yönden de tamamlar.

Özellikle kadınlar yıllar yılı evlenmeyi ve cinsel ilişkide bulunmayı dört gözle beklerler. Daha çocukluklarından beri her türlü yaşam sorununun evlenince çözümleneceğine inanırlar, ama beraberlik güzel duyguların yanı sıra birçok sorumluluğu ve sıkıntıyı da beraberinde getirir. Evlilik kişilerin bundan sonraki yaşamlarında beraberce kullanacakları sınırlı bir kredidir. Bunu ilk günden tüketebilir ve ya mantık, saygı ve sevgi doğrultusunda bir ömür boyu mutlu olarak kullanabilirsiniz. Cinsellikte bu beraberliğin vazgeçilmez bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

Beraberlikte ilk cinsel ilişkinin kusursuz geçmesi gerektiğine inanmışızdır. Oysa bu inancın tam tersine ilk gece gerginlik ve korku içinde geçer. Yeni beraber olan çiftlerin ilk gecelerini birtakım olumsuz duygular içinde olduklarını ve korkularını gizlemek istemeleri de gerginlik ve baskıları daha da arttırır.

Yetersiz cinsel eğitim, daha önceden bilinmeyen ama evlilik süresinde ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunları zaten var olan ekonomik sorunlara, toplumsal baskılara ve olumsuzluklara eklenirse cinselliği yok etmeye başlar. Bu yüzden evlilik öncesi bazı hazırlıkları yapmak kişilerin bu olabilecek negatifliklerden uzaklaştırır.

Bunlar nelerdir ? ;

En önemlisi her iki tarafın evlilik öncesi muayeneye gitmeleridir. Erkeğin ve kadının cinsel bir anormalliği yani sağlıklı bir cinsel yaşantıyı engelliyecek problemleri var mı, varsa ve mümkünse bunun düzeltilmesi.

Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi

İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi )

Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Erkeklerde evlenmeden önce sperm sayımı yaptırılması, kadında yumurtalıkların ve hormonal düzenin kontrol edilmesi.

Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma (çiğ etten geçip kırsal alanlarda yaygın bir enfeksiyondur ) gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.

Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızda ki Rh faktörü ile ilgilidir.

Yalnızca kadının Rh negatif, erkeğin ise Rh pozitif olduğu durumlarda oluşabilir.

Kadın Rh pozitif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok
Kadın Rh negatif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok 
Kadın Rh pozitif , erkek Rh pozitif uyuşmazlık yok

Kan uyuşmazlığının varlığının bilinmesi gebelik öncesinde veya gebeliğin başlangıcında gerekli tedbirlerin alınarak ortaya çıkabilecek rahatsız edici durumları engeller.

Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı varsa bunların derecelerinin araştırılması, değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekir.

Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması ( bunu hekiminizin tavsiye ettiği bir yerde ve ya hastanelerin genetik bölümlerinde yaptırabilirsiniz )

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır ) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısını anneden yarısını da babadan alacağı için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

Teknik olarak her iki taraftan gelecek genetik şifre bozukluklarının aynı yerde ise çocukta o basamaktaki gen tamamen bozuk olacaktır.

Evlilik öncesi cinsel eğitim ve danışma almak oluşabilecek korku ve yanlışlıkları ve bunların getirebileceği cinsel isteksizlikleri ve problemleri ortadan kaldıracaktır. 

Unutmayınız ki yaşanan her şey iz bırakır. Evli çiftlere bir önerimizde birbirlerini iyice tanıyana kadar çocuk sahibi olmamaları. Bunun içinde bir hekime danışarak en uygun doğum kontrol yöntemini cinsel hayatlarına başlamadan önce uygulamalarıdır. Gebe kalma korkusu altında kadın rahat bir cinsellik yaşayamaz. Sonuç olarak yukarıda saydığımız olumsuzlukların var olması birbirini seven iki insanın bir araya gelmesi için engel teşkil etmeyebilir. Bunların önceden bilinmesi eğer mümkünse gerekli tedavilerin yapılması ve tedbirlerin alınması faydalıdır. Bilinmeden evlilik sırasında ortaya çıkması ve ya getirebileceği tamiri mümkün olmayan sonuçlar büyük hayal kırıklıkları, olumsuzluklara hatta ilişkinin bitmesine neden olur. Bu gibi rahatsız edici olaylarla karşılaşmamak için önerilerimize uymanızı ve hekim kontrolünde sağlıklı bir cinselliğe adım atmanızı öneririz.

 

İLK GECE

Evlilik, kadının ve erkeğin beraber yaşamak üzere karşılıklı anlaşma ile oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu kurum sevgiyi, saygıyı, cinselliği, mutluluğu ve üzüntüyü dahi paylaşmayı içerir. Evlilik kadının ve erkeğin sahip olduğu temel haklardan bir tanesidir. Evliliğin toplum tarafından kabul görmesi içinde yasalar çerçevesinde onaylanması gerekir. Gelenek ve göreneklerde evliliğin oluşmasını ve yapısını etkilemektedir. 

Kadının ve erkeğin sosyal yaşamdaki rolleri daha doğar doğmaz yetiştirilme tarzları ile başlar. Bu roller toplumsal ve kültürel farklara göre bazı değişikliklere uğrasalar da temelde aynı esaslardadırlar. Kadının yapısı itibarı ile daha duygusal olması kolay incinip kolay sevinmesi hormonları ile ilgili olup bu onun annelik yapabilmesi için gereklidir. Kadın adet gördüğü zaman veya gebe kaldığı zaman veya doğum yaptıktan sonra fiziksel olarak eskisine nazaran daha güçsüz düşer.

Bunun sonucunda da erkek koruyucu ve kollayıcı olmak zorundadır. Kadın ve erkek ilişkisindeki en önemli şey kadını kadın ,erkeği erkek olarak kabul etmek ve karşı tarafın istek ve arzularına saygı duymaktır. Çünkü daha evvelde söylediğimiz gibi daha bebeklikten itibaren farklı yetiştirilir ve farklı hissetmeye başlarız. Bir kadının bir erkeğin nasıl düşündüğünü veya bir erkeğin bir kadının niçin farklı davrandığını anlamasına imkan yoktur. Çünkü farklı hormonlar etkisi altında olunca karşı cinsin bilemediği ve anlayamadığı duygular gelişir. 

Mesela kadınlar erkeklerin niçin seks isteklerini kontrol edemediklerini ve devamlı seks istediklerini (daha doğrusu duygusuzca seks yapabilmelerini)pek anlayamazlar. Kısaca açıklayacak olursak erkeklerde devamlı sperm ( meni ) üretimi vardır ve bunun depolandığı kesenin kapasitesi eğer hiç boşalma olmazsa yaklaşık dördüncü günden sonra dolar ve sanki idrar torbanız dolduğunda nasıl işeme arzusu duyuyorsanız ve bu ilerledikçe rahatsızlık yaratıyorsa, erkekte eğer boşalmadığı süre dört gün veya daha fazla olursa devamlı kontrolsüzce seks arzusu duyacak sonuçta belki de saldırganlaşacak ve hatta istenmeyen olaylarla karşılaşılacaktır. Bazen ise doğanın bir savunma sistemi olarak ilişki kuramayan veya masturbasyon yapamayan erkek uykusunda boşalacaktır. Bu gerçeği göz önüne alarak hanımlarımızın eşlerine olan yaklaşımlarına daha iyi değerlendirmelerini istiyoruz ve aralarında olabilecek bazı problemleri cinsellikten uzak durarak onları istedikleri şekilde yönlendirebileceklerini düşünürlerse en yanlış şeyi yapmış olacaklardır.

Erkeklerde kadınları oldukları gibi kabul etmeli ,onların yaşam tarzlarına ve duygusallıklarına saygı göstermelidirler, çünkü bu kadının doğasının bir gereğidir ve duygusal olmayan bir kadın ne erkeğini mutlu edebilir ne de iyi bir anne olabilir. O zaman karşılıklı sevgi ve saygı ,birbirinin isteklerini anlama ve destekleme evliliğin temel şartlarındadır. Farklı iki cinsin arasındaki diğer insanlardan farklı olan iletişim cinselliktir ve özel olmalıdır. Evlilikte iki farklı cins arasında geliştiği için en önemli iletişim aracı, paylaşım cinselliktir. Uyumlu bir cinsellik her iki tarafında olaylara bakış açısını yumuşatacak ve toleransın artmasına sebep olacaktır. Cinsellik eşler arasında bir iletişim biçimi olup birbirlerine karşı olan duygularının sözle ve bedenle ifadesidir. Birçok kişi için özellikle kadınlar için evlilik cinselliğin başlangıcıdır.

Kişiler o güne kadar toplumdaki cinsiyet rollerini öğrenmişlerdir. Ama bu konuda konuşmak değer yargıları ve ön yargılar tarafından zorlaştırılmıştır. Birbirleri ile konuşmaktan kaygı ve isteklerini dile getirmekte güçlük çekerler. Bunu yok etmek içinde sevgi ,saygı ve anlayışla birbirlerini anlamaya çalışmalıdırlar. Evlilikte sağlıklı bir cinsel yaşantı için kadının ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu tanımaya çalışması gerekir. Karşı tarafın nelerden çekindiğini ve ya nelerden hoşlandığını dikkate almak,rahatsız olduğu şeyleri yapmamak veya bunun kötü bir şey olmadığını izah etmek çok önemlidir. Kadın için cinsellikte en önemli şey kendini güvende hissetmektir hele hele yıllarca bir tabu olarak büyütülmüş olan ilk gece,ilk cinsel ilişki korkusu ve o gece yaşayacakları kadının ilerdeki bütün cinsel hayatını etkileyebilir.

Kadın kendini güvende hissederse, sevildiğini ve sayıldığını hissederse ancak cinsel istek duymaya başlar . İlk ilişki sırasında her iki tarafta birbirlerinin bedenlerini yeni tanıyacaklarından ve nasıl tepki vereceklerini bilmediklerinden yumuşak ve anlayış ile yaklaşılmalıdır. Özellikle bekaretini kaybedecek olan hanımlarımız için eşlerinin çok anlayışla yaklaşmaları önemlidir, çünkü kadın o güne kadar hiç bilmediği bir duyguyu yaşayacaktır ve belki de canının çok yanacağını düşünmektedir ama biz erkekler olarak eşimize gerekli güveni verebilirsek, yavaş hareket edeceğimize onun canını acıtmayacağımıza rahatsız olduğu yerde veya acı duyduğu yerde duracağımıza inandırırsak, kadında şüphe ve tereddütlerini atacak ,ilişkiye hazır hale gelecektir. Kadın sevgiyle ve güvenle cinselliği hissedeceği için cinsel ilişkiye girmeden önce ne kadar uzun süre bir yaklaşım yaşanırsa yani ön sevişme yaşanırsa bu kadını o kadar rahat hale getirecektir.

İlk ilişkide yaşayabileceklerinizi anlatmadan önce isterseniz bekaret – kızlık zarı ( hymen ) nedir kısaca açıklayalım. Kızlık zarı, vajina ( hazne ) girişinde kadınlarımızın adet görünceye kadar ve de cinsel hayatları başlayıncaya kadar vajeni dışardan gelebilecek mikroplardan ve hastalıklardan korumak üzere doğal olarak oluşmuş bir yapıdır. Çok çeşitli tipleri vardır. Bazı kadınlarımızda hiç olmayabilir, bazılarında yarım olabilir , bazılarında ise halk arasında elastik zar olarak isimlendirilen ve ancak doğumda yırtılabilen türdendir. Elastik zar esasında ortasındaki deliği cinsel ilişkiye mani olmayacak büyüklükte olan bu nedenle de kanamaya neden olmayan zardır. Zarın kalınlığı da çok değişken olup, bazı hanımlarımızda çok ince yapıda ve erkeğin en ufak hareketi ile yırtılabilen yapıdadır.

Bazıları ise daha kalındır ve zor yırtılır. Zor yırtılan zarlarda kanama miktarı fazlaca olabilir ,eğer panik yaratacak veya bedensel rahatsızlık yaratacak boyuttaysalar hemen bir kadın doğum uzmanına başvurularak , kanama durdurulmalıdır. Bazıları ise ilişkide yırtılmayacak kadar kalın olup bunlar ancak bir hekim tarafından uyuşturularak,acı vermeden açılmaktadır. İlk Gece Hissedilenler ve Yaşanan Sorunlar Kadın hiç yaşamadığı bir duyguyu yaşayacağı için heyecan duymakta ve aynı zamanda korkmaktadır .Erkek ise belki ilk beraberliğini yaşayacak veya hayatını birleştireceği kadınla ilk deneyimi olacaktır. Bu yüzden onda da başarılı olma duygusu ve korkusu hakimdir. Kızlık zarının yırtılması abartıldığı gibi acı veren bir olay değildir.

İlk ilişki sırasında kadın belki bir iğne batması ve ya sinek ısırığı tarzında bir acı duyabilir ve ya duymayabilir ve az miktarda pembemsi bir kanaması olabilir,daha sonra ise daha evvel bilmediği bir dolgunluk ve bası hissi duyacak zaman ilerledikçe ve güven arttıkça bu dolgunluk hissi zevke dönüşecektir. İlişkinin ilk ayında her ilişkide belki başlangıçta çok hafif bir sızlama veya rahatsızlık duyulacak ama bu kısa sürede kaybolacaktır. Cinsel hayatınızı daha kolaylaştırmak ve vajendeki dolgunluk hissine alışabilmek için ilk hafta belirli aralıklarla beş – on dakika vajeninize bir tampon koyabilirsiniz. Bu hem kızlık zarındaki hem de vajen deki genişlemeye alışmanızı sağlayacak, rahatsızlık duymanızı engelleyecektir. Kızlık zarının bozulmasından sonra kadınlarımızın ilk gece yaşadığı sıkıntıların ikincisi de vajinismus dediğimiz vajen çevresini saran kasların spazmı sonucu cinsel ilişkinin imkansız yada çok ağrılı hale gelmesidir.

Bu sıklıkla baskılayıcı cinsel yetiştirme sonucu yani aile ve sosyal çevre olarak cinselliğin kötü, yanlış bir şey olduğuna inanılarak yetiştirilen veya çok acı duyacaklarına inanan kadınların cinsel ilişki yaşayacakları sırada bilinçaltının koruma dürtüsü ile vajen girişindeki kasları kasması sonucu oluşur. Yapılması gereken sakinleşmek, belki belli bir süre ilişki denemesine ara vermek veya birkaç gün ertelemektir. Bu arada kadını rahatlatmak ona yaşanacakların evli çiftler arasında hak olduğunu, ayıp olmadığını ve ona zarar vermeyeceğini anlatmaktır. Eğer tekrar denememizde gene aynı sorunla karşılaşıyorsak yapmamız gereken şey profesyonel yardım almak yani bir hekime başvurmaktır. Hekiminiz sizin hem bedensel hem psikolojik olarak rahatlamanızı sağlayacaktır. Cinsel ilişki sırasında kadını tedirgin eden olaylardan bir tanesi de gebe kalma korkusudur.

Çocuk sahibi olmak istenmediği bir sırada gebe kalmak, bunun sorumluluğu veya kürtaj olmanın korku ve baskısı kadını cinsellikten uzaklaştıracak ve soğutacaktır. Evlenmek üzere olan çiftler hemen çocuk sahibi olmak istemiyorlarsa ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korunmalıdırlar. Korunmak için bazı yöntemlere evlenmeden önce başlanılmalıdır. Gebeliği önleyici haplar doktor kontrolünde alınmalıdır. Uygun zamanda başlandığında ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korurlar . İlk cinsel ilişkide gebelikten korunmak için kondom –prezervatif kullanılması da önerilebilirse de uygulamada pek rahat olmadığı görülmektedir. Sağlıklı Cinsel Yaşam İçin Neler Yapmalıyız ? İdeal olanı cinsel hayatınız başlamadan önce bir hekime muayene olmak ,cinsel ilişkiye engel bir halinizin bulunup bulunmadığı veya cinsel ilişkide size rahatsızlık yaratabilecek bir sorununuz olup olmadığını öğrenmektir . Ayrıca ilk cinsel deneyiminiz için hekiminizden uyarı ve öneriler almak hem sağlık bir cinsel başlangıç yapmanızı hem de bundan sonraki cinsel hayatınızı mutlu sürdürmenizi sağlayacaktır. Hekiminizden size uygun gebelikten korunma yöntemini istemeniz ve uygulamanızda gebe kalma korkunuzu ortadan kaldıracaktır. Düzenli hekim kontrolünde olmak yaşam kalitenizi arttıracak ve sağlıklı bir cinsel hayat sürmenizi sağlayacaktır. Bundan dolayı şikayetiniz olsun olmasın her altı ayda bir doktor kontrolünden geçmeyi ihmal etmeyiniz.

 

KANSER TEDAVİSİNDE CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU

Kanser hastalığında erken teşhis oranındaki artış, tedavide daha başarılı sonuçlar elde edilmesinden ötürü çok daha fazla insan kanser tanısı sonrasında da yaşıyor. Bu durum cinsel işlev bozukluğu, infertilite gibi olumsuz sonuçların yaşam kalitesini daha negatif olarak etkilemesine yol açıyor.

Cinsel işlev bozukluğu kanser tedavisinin yol açtığı sık görülen yan etkilerden. Erkeklerde sıklıkla OSS zedelenmesi veya penis kan dolaşımının azalması sonucu erektil disfonksiyon ortaya çıkabiliyor. 

Kanserden sonra cinsel rehabilitasyona dönük geçerli ve ekonomik bir girişimin olmaması ciddi bir sorundur. Çocukluk ya da genç erişkinlik döneminde kanser tedavisi almış kişilerde, onkoloji ekibinin gelecekte çocuk sahibi olma potansiyeli ile ilişkin bilgi verilmediği için fertilite işle ilgili sorunlarda önemli bir sıkıntı kaynağıdır. 

Hem erkek hem kadınlarda fertilitenin korunması ile ilgili şanslar giderek daha sık arttığı için hastalara ya da sağlık personeline dönük eğitim materyalinin geliştirilmesi ya da uygulama kılavuzlarının oluşturulması onkoloji için önemli konular arasındadır. 

Kanserle ilişkili cinsel işlev ve fertilite sorunları yalnızca sık değil,aynı zamanda tedavinin diğer yan etkilerine göre zamanla düzelme olasılığı en az olanlardandır. Kanser olup da yaşayan herkesin cinsel olarak aktif kalmayı bulmamakla birlikte meme, kolorektal,prostat ve jinekolojik kanserler nedeni ile tedavi almış olanların en az yüzde 50’ sinde,uzun süreli cinsel işlev bozukluğu görülür. 

Özellikle solid tümör tedavisi görmüş olan hastalardaki cinsel işlev bozukluğu ve fertilite ile ilişkili bilgiler vardır. Kanserle ilişkili infertilite ile ilişkili sıkıntı ya da endişe tipik olarak üreme çağında tanı konmuş hastalarda en sıktır.

Kanser tedavisinden sonra en sık rastlanan cinsel sorunlar; 

  • Her iki cinste cinsel istek azlığı/kaybı 
  • Erkeklerde erektil dinfonksiyon
  • Kadınlarda cinsel aktivite sırasında ağrı 

Orgazma ulaşma güçlüğü olmakla birlikte, bu duyusal sinirlerin zedelenmesinin bir sonucu olmaktan çok cinsel aktivite sırasında, cinsel aktivite ile ilişkili istek ve arzu kaybına bağlıdır. 

Kanser tedavisi sağlıklı cinsel işlev için gerekli olan hormonal,vasküler,nörolojik ya da psikolojik bir ya da birden çok fizyolojik sistemi etkileyebilir. 

Tedavi üreme organlarının çıkarılması ya da doğrudan zedelenmeye maruz kalması gibi bir durumda gerektirebilir. 

Pelvik cerrahi ile cinsel aktivite sırasında genital bölgeye kan akımını yönlendiren otonom sinirler etkilenebilir,ama bunun cinsel işlevler üzerinde etkisi çok açık değildir. 

Kanser Tedavisinden Sonra Cinsellik Rehabilitasyonu

Kanser tedavisinden sonraki cinsel sorunların nedeni tipik olarak organik nedenler olmakla birlikte,başarılı cinsel rehabilitasyon davranış değişikliklerini ve eşlerin de katıldığı daha geniş bir yaklaşım gerektirir .Kanser sonrası cinsel rehabilitasyon basitçe hormon replasmanı ya da bir mekanik cihaz kullanılarak düzeltilemez. 

Cinsel istek azlığının tedavisinde testosteron flasterleri kullanımı ümit verici olduğu görülmekle birlikte bu tür tedavilerin meme kanseri riskini arttırdığını göz önüne almak gerekir.

27.500 kişi arasında yapılan dünya çalışmasında(40-80 yaş arasındaki),cinsel sorunların çok sık olduğunu ancak sadece yüzde 20’den az kişinin tıbbi yardım aradığı görülmüştür.

Çeşitli taramalarda da kanser tedavisi görmüş kişilerde cinsel işlev bozukluğunun önemli bir stres kaynağı olduğu görülmektedir.

Kanserle ilişkili cinsel işlev bozukluğunun nedenlerine ve sıklığına odaklanmak yerine,pratik ve ekonomik cinsel rehabilitasyon programlarını geliştirmek ve yaygınlaştırmanın zamanı gelmiştir. Halen bu alanda randonize çalışmaların olmaması psiko sosyal onkolojini önemli sorunlarından biridir. 

Yazan: Prof. Dr. Aytül Çorapçıoğlu Özdemir  (K.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri AD öğretim üyesi)

 

CİNSEL AKTİVİTE VE KALORİ

Yapığımız her hareket, düşünme bile bir enerji harcayarak gerçekleşir. Normal hareketli bir erkeğin günde 2000-2500 kaloriye, normal hareketli bir kadının ise günde 1500-2000 kaloriye ihtiyacı vardır kabaca. Hafif bir yürüyüşte dakikada 3 Kcal fazla tempolu olmayan normal bir koşuda 5 Kcal kadar enerji harcarız. Daha aktif sporlarda ise dakika da 9-10 Kcal kadar enerji harcanır.

Cinsel aktiviteler sırasında harcanan kalori miktarı yaşanan olaydan olaya ve kişiden kişiye göre değişmekle beraber yapılan araştırmalarda ortalama olarak dakikada 6.4 Kcal enerji harcandığı tespit edilmiş. Cinsel aktivite sırasında vücuttaki bütün kaslar çalışmaktadır ve beynimizde ciddi miktarlarda glikoz tüketmektedir. (beyin glikoz-bir şeker türüdür-kullanarak enerjisini sağlar) 45 dakikalık bir cinsel aktivitede ortalama 250 kalori harcanır.  Bu miktar eğer günlük alınması gereken ortalama 2000 Kcal ile karşılaştırıldığında önemi daha iyi anlaşılır. En ağır sporlar kadar enerji harcanmasına neden olan cinsellik, düzenli yaşandığında anlamlı bir kalori harcama yolu olarak kendisini gösterir.

Sağlıklı bir cinsel yaşam için iyi beslenme önemlidir. İyi beslenmedeki amaç dengeli beslenme ve düşük yağ alınımıdır. Kolestrol denilen yağ damar duvarlarında birikerek(tabii ki fazlası) damarlardan organlara giden kan miktarını yaş ilerledikçe düşürür,dengeli ve az yağlı beslenme ile vücuttaki tüm damarlar ile birlikte, cinsel organlara giden damarlarda en yüksek kan akımını sağlayacaktır.  Düzenli bir cinsel yaşamı olan ve de dengeli beslenen kişiler sağlıklıdır .

Kaynak: Mutlu İnsan http://www.mutluinsan.com/
 

CİNSELLİKTE DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR 

Balığın yanında yoğurt yenmez” gibi aslında hiçbir doğruluğu olmayıp ama günümüzde de efsane gibi süregelen yanlış inançlar vardır.Belki balığın yanında yoğurt yenmese çok bir kayıp olmaz,ancak yenirse de zehirlemez.Ama cinsellikteki batıl inançlar ya da mitler maalesef yıkıcı etki yaparlar ve cinsel hayatı zehir edebilirler.Cinsel sorunların oluşmasında ya da sürmesinde bariz olumsuz etkileri vardır.Örneğin şöyle bir senaryo kuralım.Bir takım günlük sıkıntılarından dolayı aslında o akşam cinselliğe hazır hissetmeyen bir erkek eşinde cinsel istek sezmiştir.Her ikisi de kadının cinselliği başlatmasının doğru olmadığına inandığı için karısının sevişmek istese de bunu söyleyemeyeceğini bilmektedir. Kendisini yorgun ve kafası karışık hissettiği halde çok hoşlandığı eşini kırmamak ve erkeklik imajını korumak için cinsel ilişkiyi başlatmıştır.

İlişki sırasında geç sertleşmiş hatta sık olarak sertliğini kaybetmiştir. Kendisi erkeğin her an sekse hazır olduğuna, bunun bir başarı olduğuna, sevişme sırasında mutlaka penisin sertleşmesi gerektiğine, bir kere sertleşen penisin ilişki boyunca sürekli sert kalması gerektiğine inanmaktadır. Bunları fark etmesi erkeklik imajını yaralamış ve artık cinselliğe kendini vermek bir yana adeta kendisini adeta sevişirken izlemekte ve aklından neden olmuyor ben zayıf mıyım soruları geçmektedir.Kadın da erkeğin penisinin sertleşmesindeki zorlukları fark edip artık erkeğinin kendisinden hoşlanmadığını düşünmektedir. Kadının yüzü asılmıştır. Hatta erkeğinin dalgın olduğunu görüp aklından başka bir kadını geçirdiğini düşünmektedir.

Çünkü kadın da erkeğin her an sekse hazır olması gerektiğine,sertleşmenin ancak erkeğin eşine olan ilgisinin kaybolmasıyla kaybolacağına inanmaktadır.Kadının yüzündeki ifadeyi fark eden erkeğin karısını mutlu edemediğini görmesiyle başarısızlığı kanıtlanmış gibi hisseder. Artık erkek yetersiz başarısız, kadında erkeğini kendisine bağlayamayan başarısız ve yetersiz bir kadındır. Erkek kadına duygularını açamaz çünkü erkek güçlüdür ve duygularını açmamalıdır.

Kadın da henüz emin olamadığı için susmaktadır. Bu sevişme cinsel birleşmesiz bitmiştir.Oysa her fiziksel temas cinsel birleşmeyle, boşalmayla ve orgazmla bitmelidir. Bir sonraki cinsel birleşme deneyimi ise tam bir fiyaskodur.Çünkü artık bedenler çıplak olsa da ruhlar bunu algılayamamakta, çift keyif almaya değil sınava hazırlanmaktadır.Çıplak bedenler çok yakın olsa da cinsellik ve haz çok uzaklardadır.

SIK GÖRÜLEN YANLIŞ İNANIŞLAR:

  • Erkek her zaman seks ister ve her zaman sekse hazırdır. 
  • Cinsel ilişkiyi daima erkek başlatmalıdır. 
  • Cinsel ilişkiyi kadın başlatıyorsa bu kadının azgın ve tehlikeli olduğunu gösterir. 
  • Sevişme cinsel birleşmeye eşittir;bunun dışındaki aktivitelerin pek önemi yoktur. 
  • Erkeğin penisi sertleştiğinde en yakın zamanda boşalmalıdır (tercihan vajina içine). 
  • Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır,sevişme hakkında konuşmak veya düşünmek onu bozar. 
  • Tüm fiziksel temaslar cinsel birleşmeyle tamamlanmalıdır. 
  • Erkekler duygularını belirtmemelidir. 
  • Her erkek her kadına nasıl zevk vereceğini bilmelidir. 
  • Seks ancak her iki eşin birlikte orgazm olmasıyla güzel olur. 
  • Eğer eşler birbirlerini seviyorsa, birlikte seks yapmaktan nasıl zevk alacaklarını da bilirler. 
  • Cinsel ilişki içinde olan eşler içgüdüsel olarak diğerinin ne düşündüğünü ve istediğini bilirler. 
  • Mastürbasyon kötü ve zararlıdır. 
  • Cinsel ilişki sırasında mastürbasyon yanlıştır. 
  • Cinsel ilişki sırasında erkeğin penisinde sertleşme kaybı eşini çekici bulmadığı anlamına gelir. 
  • Cinsel birleşme sırasında fantezi kurma yanlıştır.
  • Erkek veya kadın sekse hayır diyemez. 
  • Seks sırasında neyin normal olduğuna ilişkin belirgin ve kesin kurallar vardır. 
  • Cinsel ilişki sırasında kontrol daima erkekte olmalıdır. 
  • Erkek cinsellikte mutlaka deneyimli olmalıdır. 
  • Sevişme ve cinsel birleşme sırasında erkek aktif kadın ise pasif bir rol almalıdır. 
  • Erkekler daima kadınlardan daha çabuk orgazma ulaşırlar. 
  • Erkeğin eşi masum ve kutsaldır, daha doyurucu ve tatmin edici seks daha çok ?????? lerle yapılmalıdır. 
  • Cinsel birleşme sırasında fantezi kuran kadınlar genel olarak cinsel yaşantılarında doyumsuzdurlar. 
  • Eşlerden birinin mastürbasyon yapması evlilik ilişkisinin iyi gitmediğine işaret eder. 
  • Çiftlerin karşılıklı mastürbasyon yapması cinsel ilişkinin yerini asla tutamaz. 

MODERNLİK MİTLERİ 

  • Modern bir kadın olmak için orgazm olabilmek gereklidir. 
  • Modern kadın cinselliği başlatandır. 
  • Modern kadın cinselliği evlilik öncesi yaşamış olandır. 
  • Modern kadın olabilmek için cinsel ilişki sırasında kadının eşine bol miktarda bilgi vermesi, yani nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını belirtmesi gereklidir. 

CİNSEL BİLGİ EKSİLİĞİ VE YANLIŞ İNANÇ KARIŞIMI OLANLAR

  • Menopoz (adetten kesilme)kadının cinsel isteklerinde ani bir azalmaya neden olur. 
  • Gebelikte kadınların cinsel isteği azalır. 
  • Gebelikte cinsel birleşme doğacak çocuğa zarar verir. 
  • Adet döneminde kadınlar kendilerine yaklaşılmasından rahatsız olurlar. 
  • Boşalma olabilmesi için penisin sertleşmiş olması gerekir. 
  • Erkekler ve kadınlar 60 yaşından sonra cinselliğe ilgilerini kaybederler. 
  • Erkeklerle kadınların aynı anda orgazm olmaması, erkeğin erken boşaldığını gösterir. 
  • Erkek her cinsel birleşme sırasında eşini orgazm edebilmelidir. 
  • Cinsel birleşmenin sık olması eşler arasındaki ilişkinin başarılı olduğunu gösterir. 
  • Erkekler cinsel ilişkiyi daima kadınlardan daha sık arzular. 
  • Penis ne kadar büyükse cinsel birleşme kadın için o kadar doyum verici olur. Ameliyatla rahmi alınmış bir kadın artık orgazma ulaşamaz. 

VAJİNİSMUSLA İLGİLİ YANLIŞ İNANIŞLAR

  • Erkeklik organı (penis) ,kadın cinsel organı (vajina ) nın içine alamayacağı kadar büyüktür. 
  • Penisin vajinaya ilk girişinde mutlaka çok ağrı olur. 
  • Penisin vajinaya ilk girişinde aşırı kanama olur. 
  • Eğer erkek uyarılırsa mutlaka cinsel birleşme ister, bu yüzden cinsel ilişkiye girilemeyecekse ona yaklaşmamak gerekir. 
  • Cinsel ilişkiye girememe süreci uzarsa evlilik boşanmayla sonuçlanır. 
  • Cinsel organların görünümü tiksindiricidir.

KÜÇÜK PENİS

Penis Latincede kuyruk anlamına gelmektedir. Penis içinde uzunlamasına süngerimsi dokular içeren ve içinde idrar ve meninin(sperm-ersuyu) geçtiği kanalı içeren bir erkeklik organıdır. Cinsel heyecan ile beyin bu organın içindeki süngerimsi dokulara kan pompalar ve penis sertleşerek birleşmeye hazır hale gelir. Penis sertleşme halindeyken boyuna ve enine büyür.

Ergenliğe ulaşmış bir erkeğin penisinin ortalama uzunluğu gevşek halde 5 ile 9 cm arasında, sertleşme halindeyken ortalama 16 cm boyunda olur. Bununla birlikte penisin büyüklüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yaygın olarak bilinenlerin tersine penisin büyüklüğü, deri rengi ile ilgili değildir, yani kısa boylu birinin penisi uzun boylu birininkinden daha büyük veya bir zencininki bir beyazdan daha küçük olabilir. Penis boyu ortalama 16 cm olmakla beraber 11-18 cm arası penisler normal boyutlardadır.

Ayrıca penisin normal durumu ile sertleşme durumu arasında büyük farklar olabilir. Yani sönükken çok iri gözüken bir penis sertleştiğinde daha büyük bir hal almayabilir.

Bütün erkekler penislerinin büyüklüğü ile yakından ilgilidirler. Bu bir erkeklik gücü daha doğrusu bir güç sembolü haline gelmiştir. Erkekler cinsel organlarıyla gurur duyar , övünürler. Erkeğin cinsel organına verilen güç soyunmayla beraber korkunç bir yarışa girer. Boyut, gücü simgeleyen bu organın yegane güvencesidir. Gören kadının kıyaslama imkanına kavuşması cinsel organı iri boyutlarda olmayan bir erkek için sonun başlangıcıdır. Erkekler arasında da penis boyutunda odaklanan rekabetin bir trajediye dönüşmesi cinsel kimliğin yalnızca bu organa indirgenmesinden kaynaklanır.

Ama peniste veya sekste önemli olan penisin boyu değil, işlevidir. Yani, sizin penisinizle yapabildikleriniz bunu da duygularınızla birleştirmeniz en önemli olanıdır.İri bir penise sahip olacağınıza (ki 18 cm üstü penisler genelde ilişki sırasında kadına zevk yerine acı vermektedir) sertliğini uzun süre tutabilen daha küçük bir penise sahip olmak daha avantajlıdır. Her ikisi de bir arada olursa hiçbir zararı yoktur.

Tabiî ki ebat olarak normalin altındaki penislerde hem cinsel ilişki sırasında sorun yaratabilecek hem de psikolojik yönden erkekte sorun yaratacaktır.Normalin altındaki penislere ne yapılabilir; bugün yeni ameliyat teknikleri sayesinde penis boyları uzatılabilmekte, ince penisler çeşitli yöntemlerle kalınlaştırılabilmektedir. Çok başarılı sonuçların yanı sıra pek sonuç alınamayan ameliyatlarda olmaktadır. Bu hastadan hastaya göre değişmektedir. Ülkemizde de bu tip ameliyatlar yapılmaktadır. Ama bu tip ameliyatların her isteyene yapılamayacağı sadece ve sadece çok gerekli vakalara yapılması gerektiğini bildirmek isterim.

Bu arada en çok sorulan sorulardan olan piyasada satılan penis büyüttüğü iddia edilen vakum pompaları veya şu ve bu gibi metotlar gerçek dışıdır,kandırmacadır,hiç bir faydaları yoktur. Bu penis büyüttüğü ileri sürülen vakum pompaları büyütmek bir yana penis sertleştiğinde içindeki kanı tutan kapakçıklara ters basınç yolu ile zarar vermekte ve sertleşme problemleri yaratmaktadır.Bu yüzden kullanılması zararlıdır.Normal standartlardaki boylar için Penis boyunuz ne ise odur,yapabileceğiniz tek şey performansınızı geliştirmek veya boşalma sürenizi uzatmaya çalışmaktır.

 

ERKEKTE GECE RÜYADA BOŞALMA

Ergenlik dönemine gelmiş bir erkekte sperm (meni – er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz. 

Bu üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler,arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır ,bu kesenin bir kapasitesi, bir hacmi vardır bu kapasite dolunca kasıklarda dolgunluk hissi artar ve tabii ki cinsel istekte artar ve yoğunlaşır eğer boşalma ilişki veya mastürbasyonla gerçekleşmezse kasıklarda ağrı ,aşırı cinsel istek başlar.

Bu sürecin devam etmesine rağmen boşalma olmazsa bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir (ortalama4 ila 10 gün),vücut arkadan gelen spermlere yer açmak için uykudayken boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Bu boşalma genelde erotik rüyalar eşliğinde olur.Bazen bu rüyalar hatırlanır, bazen de hatırlanmaz. Genelde de rüyada tam bir ilişki kurulamaz. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden isim almıştır. Bu cinsel yönden aktif olan erkeklerde yaşlılığa ,cinsel gücün kaybına kadar sürmektedir. Gece boşalmalarının sıklığı boşalma (mastürbasyon veya cinsel ilişki ile ) sıklığı ile orantılıdır.Aynı zamanda yaşa, yaşanan cinsel uyarılırın yoğunluğuna ve de cinsel yapıya (hormon düzeyine) bağlı olarak kişiden kişiye göre farklılıkta gösterir. Gece rüyada boşalmalar tamamen normal bir fiziksel olaydır, bir hastalık değildir. (Dr. Cenk Kiper)

 

ERKEN BOŞALMA

Erken boşalma her ne kadar bir cinsel problem veya yetersizlik gibi görülse de bir problem olmayıp bir cinsel uyumsuzluktur.

Cinsel ilişkide en önemli şey uyumdur. Bu yüzden de gerçek anlamda ortada bir erken boşalma sorunu olmayıp erkeğin kadının orgazmından önce veya ona ruhen yetecek kadar beraber olamadan boşalması bir cinsel uyumsuzluk ortaya çıkaracaktır.

O halde erken boşalma diye adlandırılan sıkıntı bir cinsel yetersizlik değil, sadece çözülmesi gereken bir sorundur,ve çözümü de basittir.
Bir partneriniz sizinle kurduğu ilişkide siz boşalmadan orgazma ulaşabilir,diğeri ise daha geç orgazm oluyordur ve siz ondan önce boşalabilirsiniz. Bu durumda kime veya neye göre erken boşalıyorsunuz . Böyle olunca bu tamamen karşı tarafla uyum sorunu olup bir yetersizlik değildir, ama var olan uyumsuzluğu da ortadan kaldırmak gerekir.

Tabi ki bu konuda yapılan çalışmalar ve istatistikler vardır ve ortalamalar alınarak çıkarılan sonuçlar genel değerler olarak kabul edilebilinir.

Buna göre;
Dr. Kiper Sınıflandırması © (2000)

  1. penis vajina ya girmeden önce boşalma olursa ileri derecede erken boşalma
  2. penis vajina da iken 1 dakika veya daha altı zamanda boşalma orta derece erken boşalma
  3. penis vajinada iken 1 ila beş dakika arası boşalma erken boşalma olarak kabul edilir.

Bu koşullar altında normal ilişki süresini penis vajinada iken en az 5 dakika ve üstü olarak kabul ediyoruz, ideali 5 ila 15 dakika arasıdır ama bu dediğimiz gibi çiftlere bağlı, siz erken boşalabilirsiniz veya partneriniz geç boşalabilir bu bir uyum sorunudur.

Erken boşalmanın nedenleri ne olabilir;

Erken boşalma sorunlu vakaların yüzde birinden az kısmı bedensel bir takım sorunlara dayanmakta geri kalan ve neredeyse bütünü oluşturan büyük çoğunluğu bedensel değil psikolojiktir,kontrol etmeyi bilmemekten oluşur ve kısa sürede düzeltilir,nedir bu nedenler?

  • Yaptığımız çalışmalar sonucu en yaygın olarak rastlanılan konu gençlik çağlarında yapılan mastürbasyonlardır, yakalanma korkusu ve aşırı heyecan ile yapılan bu mastürbasyonlar da en önemli şey bir an önce boşalıp o hazzı yakalamak ve yakalanmamaktı.
  • Erken boşalmanın önemli olduğunun kabul edildiği bazı gençlik yılları da vardır,bu yıllarda tıpkı uzağa işemek, organ büyüklüğü yarışması yada ilk orgazma ulaşan kişiyi bulmak için mastürbasyon yarışmaları yapılırdı, ve bu yarışmayı kazanan kişi kahraman, imrenilen kişi olurdu.
  • Gençlik yıllarında, sık sık, birden fazla orgazm olup sertleşme sağlanıldığından boşalmanın geciktirilmesi akla bile gelmemiştir,ve amaç sadece en erken şekilde boşalıp rahatlamaktır.
  • Cinsel açıdan ailevi baskı altında yetişmiş veya diğer faktörler neticesi evlilik öncesi ilişki yaşayamamış veya mastürbasyon yapamamış kişilerdeki aşırı duygu birikimine bağlı erken boşalma görülebilir.
  • Partnere aşırı ilgi ,bağlılık ve sevgi heyecanı arttırıp erken boşalmaya neden olabilir.
  • Uzun süren cinsel perhizler sonrası kurulan ilişkilerde de erken boşalma görülebilir.
  • Para karşılığı kurulan ilişkilerde tıpkı mastürbasyon gibi yalnız olarak tek taraflı hazza yönelik duygular içerdiğinden orgazm zamanlaması gibi bir sorun ortada yoktur, gene amaç boşalıp rahatlamaktır. Uyumsuzluk; olaya seksüel paylaşım gerektiren, önem verilen başka bir kişi katılınca ortaya çıkmakta ve o zaman anlaşılmaktadır.

Erken boşalma cinsel sıkıntılar içinde en kolay çözüme ulaştırılan ve başarı olduğumuz konu olup gerekli olan kişinin önerileri düzenli uygulaması ve terapi aldığı hekimi ile uyumlu çalışmasıdır.

Çözümde verdiğimiz cinsel eğitim ve öneriler bir çok kişinin aslında bilebildiği veya bilinçsizce yaptığı şeyler olup burada önemli olan belirli bir düzen ve sürede uygulanmasıdır.

Bir saatin çarklardan oluştuğunu hepimiz biliriz ama sökülen bir saatin çarklarını uygun olarak yerleştirmeyi ancak bilen birisi yapabilir,bunu içinde profesyonel destek almaktan çekinmeyiniz.

Boşalmayı kontrol etmek tıpkı bisiklete binmek gibidir , öğrenene kadar sıkıntı çekebilirsiniz ama bir kez öğrendiniz mi bir daha unutmazsınız, çok uzun ara verip tekrar bindiğiniz zaman başlangıçta belki kısa bir süre yalpalar ama tekrar eski halinize dönersiniz. Boşalma bir ateşleme mekanizması olup başladığı zaman hiç kimse hiçbir yolla onu bastıramaz, geciktiremez, denetim altında tutamaz.

Yapmamız gereken şey ateşlenme noktasına gelmeden sistemi yavaşlatmak, durdurmak veya kontrol altına almaktır. Cinsellikte en önemli şeyin uyum olduğunu söylemiştik, orgazm zamanlaması da (gerek erkeğin erken orgazmı, gerekse kadının geç orgazmı) temelde çiftlerin karşılıklı olarak düzeltmeleriyle ilgili bir konudur. Nasıl ki erkeğin yaklaşımı ve sevecenliği ve de tavrı ile kadın orgazmı öne alınabilinirse, kadının yardımıyla,eşlerin her ikisi de isterse,pratik olarak her erkeğin orgazmının geciktirilebilineceği bilinmelidir. Kadın ve erkeğin ilişki sürelerini uzatmak için bir çok yol ve yöntem mevcuttur. Erkeğin erken boşalmasını engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Genelde kişiler önce bunları kendileri denemekte başarılı olamayınca hayal kırıklığına uğramakta ,panik olmaktadırlar,bu sorunun çözümü bir uzmandan destek almaktır. Hatta bu hayal kırıklıkları giderek bir sertleşme sorunu halini almaktadır.Erken boşalan kişi, partnerine yeterli olamamanın sıkıntısı ile seksten uzaklaşmakta ve sertleşmede sorun yaşayabilmektedir. Evlilikler yıkılmakta ,ciddi psikiyatrik sıkıntılar yaşanmaktadır. Çözümü çok çok basit olan böyle bir olay için tedaviye gitmemek , ertelemek veya utanıp sıkılmak, cinsel hayata küsüp hayatımızı ,yaşam kalitemizi düşürmenin hiç bir anlamı yoktur. Sistemli bir uygulama, eşler arası ve doktorunuz veya seks terapistiniz ile uyumlu çalışma gereklidir ve eğer düzenli uygulanırsa çok kısa sürede bu sorun ortadan kalmaktadır. Biz bu konuda profesyonel destek almanızı ,bir seks terapi merkezine kendiniz veya eşinizle beraber baş vurarak bu sorunu daha kısa sürede çözmenizi öneririz. İlaçlarla veya geciktirici spreylerle bu sorunlar çözülmez sadece büyür.İlaçlar yan etkileri olarak da cinsel isteksizlik yapacaklar ve ruhsal durumunuz daha da bozulacaktır. Bu konu bir gerçektir ve bundan utanılmaz.Ve her gün bu konu ile ilgili bir çok kişi doktorlara başvurmaktadır. Hepside sorunun çözümünü sağlayıp huzur güven ve mutlulukla sağlıklı bir cinsel yaşantıya kavuşmaktadırlar.

Bu sorun kesinlikle çözülmektedir.

Hayat çok güzel ve önümüzde, ve sizin bulunduğunuz yer olmak istediğiniz yer, eğer bundan mutlu değilseniz çaba gösterin ve değiştirin.

Bedel (maddi-manevi) ödenmeden hiç bir şeye sahip olunmaz.Bu yüzden böyle bir sorununuz varsa en yakın doktora başvurunuz. Sizde kendinize saygı duyun, hayatınızı dolu dolu yaşayın.

Cinsellik hayatın temelidir ve de gereklidir, öyleyse doya doya ve gururla yaşayın, çözümü çok basit olan bir erken boşalma için kendinizi üzmeyin.

Karar verin , çözüme ve mutluluğa ulaşın.

Hayat kalitenizi yükseltin!!

Not: Bazı hastalarımız daha evvel erken boşalma sorunları olmadığını ama yaşları ilerledikten sonra bu sorunun ortaya çıktığını söyleyip bunun nasıl olduğunu sormaktadırlar,onların erken boşalma sorunu her zaman vardı,farkında değildiler,gençken ilk ilişkide erken boşalıp hemen kısa sürede ikinci ilişkiye hazır hale geldiklerinden ve de doğal olarak ikinci ilişkide doygunluk fazla olduğundan boşalma daha geç oluyordu ve dolayısıyla bunu telafi edebiliyorlar ve de partnerleri tatmin oluyordu ve ortada sorun olmuyordu,yaş ilerledikçe cinsel güç azaldığından artık gün içinde daha az sayıda veya tek sefer ilişki kurabiliyorlar ve de dolayısıyla ilişkinin kalitesi ve süresi önemli hale geliyor.Böylece de erken boşalma sorunu ortaya çıkıyor.

Kaynak:Mutlu insan

Bitkisel İlaçlar ve Besinler

Önemli Not: Bu yazı bilgilendirmek amacı ile yazılmıştır. Burada verilen bilgiler tamamen tavsiye niteliğindedir. Bu bilgiler internet veya kitaplardan derlenmiştir. Her ilacı doktor kontrolünde kullanılması gerektiği gibi bitkisel ilaçlar da doktor kontrolünde ve bu işi bilen bir uzman kontrolünde kullanılmalıdır. Hiç bir zaman kendi başınıza kullanmayın. Çünkü bitkisel ilaç olsada karaciğere, böbreğe, mide veya bağırsağa zararı ve yan etkisi olabilir..
Mesela bir böbrek yetmeliğinde veya karaciğeri hasta olanda bu bitkisel ilaçların kullanılması nasıl sakıncalıysa Böbreği, karaciğeri normal olan bir kimsenin böbreği, karaciğeri hasta olabilir. Etkisi ve faydasıda şüphelidir..Şüphe üzerine tedavi yapmak hatadır.
Kendi başınıza kullandığınız taktirde meydana gelecek komplikasyonlardan ve yan etkilerden tamamen hasta sorumludur. Bu site ve site doktoru sorumlu değildir. Hasta bunu kabul etmiş sayılır.

ENDORPHIN bulunan besinlerin insanı mutlu ettiğini belirten bilim adamları, bu maddeyi en çok barındıran 10 besini sıraladı. Bu besinler kalori bakımından çok zengindir. Mutluluk için kalori miktarları hesaplanarak yenilirse fazla kilo alınması önlenmiş olur.

ÇİLEK——–> C Vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır, çileği çok olan bölgenin halkı uzun yaşar. Yüksek tansiyonu düşürür ,damarları temizler. Kansere karşı korur, Böbrekte kum ve taş
oluşmasını önler.

MUZ———-> Kokusuyla bile mutluluk aşılayan muz,tam bir endorphin deposudur. Kendinizi güçsüz ve ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir .Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.

ÜZÜM——–> Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. Sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.

PORTAKAL—-> C ve B Vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Bacaklardaki varisi geçirir. Vücuttaki direnci arttırır. Grip ve nezlede portakal suyu , şeker , şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır. 

ÇİKOLATA —–> Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir
parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli , mutluluk hormonu "serotonin" anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği "penilatilamin" insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze-meyvelerde bulunan flavonoid" adlı bol miktarda vardır. Bu
madde kanı sulandırıyor ,kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasındaki ölüm olayı yemeyenlere kıyasla % 30 daha geç gerçekleşiyor.(günde 30 gr)

DONDURMA—–> Çok yenirse şişmanlatıyor,az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor.100 gr dondurmada ortalama : *135 mg kalsiyum*115 mg fosfor* 100 mg sodyum*160 mg potasyum,25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika?da kişi başına 25 kg., Türkiye?de kişi başına 6 Külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin bir besin maddesidir. A,B,C,D,E vit.içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.

MAKARNA——-> Çok ağır soslarla yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişmanlatmaz.

EKMEK———–>  Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.

FISTIK————> Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmp.da Tanrı yiyeceği olarak adlandırılan fıstığın kolesterolü düşürdüğü ve kalp krizi riskini azalttığı bildirildi Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilirler. Demir,bakır,selenyum,magnezyum,çinko,potasyum ve fosfor gibi
minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra, beyin-sinir sistemi,kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanından her gün 10-15 adet yenilebilir.

SUSAM——-> Dar gelirlerinin baş tacı olan simit, mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yağ ve Protein içerir. Susamdan elde edilen tahin bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir. Kışa girerken bağışıklık sistemini güçlendirmek için bolca tüketmeliyiz.(Demir bak.zengindir.)

RAHİM EGZAMASINI NASIL GEÇİREBİLİRİM?
Bal ve su içilir.2 çorba kaşığı çiğ süt, 2 çorba kaşığı zeytinyağı ve 2 çorba kaşığı su iyice karıştırılıp vajinaya sürülür

BEL SOĞUKLUĞU BİTKİSEL NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Sarımsak,limon,ardıç,lavantin.

CİNSEL SOĞUKLUK:
1. 4 bardak suya 3 diş kıyılmış sarımsak bir ince dilim kuru soğan ve bir tutam nane konur yarım saat bekletilip, süzülür. Yatmadan önce bir çay bardağı içilir.
2. 4 bardak suya 2 tutam adaçayı ve bir tatlı kaşığı karanfil koyulur.kaynatılıp süzülür.
3. 1 çay bardağı suya bir kahve kaşığı kekik konur.kaynatılıp süzülür.Ilık ılık içilir. 
4. 1 bardak sıcak suya bir kahve kaşığı tarçın konur 10 dakika beklenir bir kahve kaşığı süzme bal ilave edilerek içilir.

ERKEN BOŞALMA:
1. Bir tatlı kaşığı kuru nane iyice ufalanır üzerine bir tatlı kaşığı süzme bal konur ve iyice karıştırılır.Her sabah bir tatlı kaşığı yenir.
2. Bir avuç kuru nar kabuğu ufalanır iyice dövülür bir avuç ezilmiş mazı ilave edilir iyice karıştırılır.her sabah aç karnına bir tatlı kaşığı yenir.
3. Her sabah aç karnına bir çay kaşığı dörtte biri kadar ufalanmış kafuru az su ile içilir.
4. Her sabah bir kahve kaşığı çörekotu az su ile içilir.

İKTİDARSIZLIK:
Yulaf, kereviz, çam fıstığı, tarçın, karanfil, nane, soğan,kırmızı biber, roka, biberiye, kahve, vanilya. Anason, zencefil, ufak Hindistan cevizi, kuruyemişler bol miktarda yenmeli, sigara alkol bırakılmalı ve mümkün olduğunca temiz havada dolaşılmalıdır.

AFRODİZYAK BESİNLER (Cinsel Uyarıcılar)
1. Bol soğanlı taze fasulye yemeğine tarcın ,zencefil konup yenir
2. Bir çorba kaşığı soğan tohumu önce elenir. Sonra bir çorba kaşığı süzme balın ,içine bir kahve kaşığı konup yenir.
3. Dört bardak et suyuna 2 tane çırpılmış yumurta yavaşça dökülüp karıştırılır. Sonra tuzlu suda haşlanmış bir çorba kaşığı şehriye tuz ve karabiber ilavesiyle yenir
4. Mercimek, soğan,kereviz maydanoz un karabiber,süt su karıştırılarak çorba yapılır.
5. 2 adet kuru soğanın suyu,suyun iki misli bal,karıştırılır kaynatılıp soğanın suyu buharlaşıncaya kadar kaynatılır ve soğutulur yatmadan 15 dakika önce bir çorba kasığı suya bir tatlı kaşığı karıştırılıp içilir.
6. yumurta ,tereyağı ve bal.
7. 3 gün süre ile bir yumurta sarısı ile bir baş kuru soğan yenir
8. Her gün bir su bardağı salebin üstüne bol tarçın ve zencefil ekilerek yenir.
9. Her gün bir kase sütlaç yenir
10. İmkanlar nispetinde, kuru sarımsak, taze fasulye, pırasa, lahana, yeşil salatalık, kereviz, dana eti ve beyni, balık çorbası, çikolata, fındık fıstık yenmelidir. 

KUVVET MACUNLARI:
Bir kahve fincanı taze kuru soğan suyu 3 çorba kaşığı ufalanmış kedi otu kökü, yarım çay bardağı yulaf ezmesi.

VAJİNA KAŞINTISI
8 su bardağı suya 5 çorba kaşığı börülce konur kaynatılıp süzülür. Günde üç kere bir çay bardağı içilir. Bir çay bardağı suya bir kahve kaşığı kekik konur. Beş dakika bekledikten sonra süzülüp içilir. Çiğ maydanoz ve badem de yemek yararlıdır. 

AĞRILI ADET GÖRME NASIL GİDERİLİR?
Adaçayı, anason, ardıç, kuşdili, lahana, marul, maydanoz, kramp çözücü civanperçemi, nane, papatya, safra, şerbetçiotu, tarhun otu, yabani kereviz kullanılır?

ADET DÜZENSİZLİĞİ NASIL GİDERİLİR?
Adaçayı, hardal, kuşdili, mercanköşk, nane, papatya ve yabani kereviz kullanılır.

ADETLERİN FAZLALIĞI NASIL ÖNLENİR?
At kuyruğu veya çobançantası bitkisi denenmelidir. Günde 2-3 bardak çay adet döneminden 2-3 gün öncesinden başlanarak yemeklerden önce tatlandırılmadan içilmelidir.Adet öncesinden magnezyum tabletlerinin alınması da iyi olur. At kuyruğu :1-3 çay kaşığı dolusu ince kıyılmış bitkiye bir bardak su eklenir.kaynayınca alınıp 15 dakika demlendirilir..

ADET KANAMASININ YOKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
İncir, fesleğen, lavantin, rezene, adaçayı, kekik, kimyon, biberiye, maydanoz, melisa otu, nane çay olarak veya yemeklere katılarak kullanılabilir,

BEYAZ AKINTI NASIL BİTKİSEL YOLLARDAN NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Lahana, ayva, ceviz, maydanoz, ardıç, lavantin, kuşdili, adaçayı, kekik, sarımsak, papatya, limon, karanfil, okaliptüs bitkileri yararlıdır. Birde civanperçemi oturma banyoları da etkili olabilir.

PROSTATTA İLAÇLARIN DIŞINDA NELER YEMEMİ TAVSİYE EDERSİNİZ?
Soğan, mazı, yulaf ezmesi, servi, ısırgan otu yaprağından yapılan çay iyi gelir. 2-4 haftalık kürler olarak uygulanabilir. Günde 2-4 bardak çay tatlandırılmadan sıcakken içilmelidir.

PROSTAT BÜYÜMESİ:
Isırgan otunun kökleri yapraklarıyla beraber karıştırılarak kullanılabilir. İlaçlarla beraber destekleyici olarak iyi sonuç verir. Küçük çiçekli yakı otu çay olarak içilirse başarılı olabilir.

PROSTAT İLTİHABI:
Tedavi sırasında 10 gün yatak istirahatı gereklidir. Servi yaprağı, su (4 bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur, 20 dakika kaynatılır süzülür. Günde 3 kere içilir.)ardıç tohumu (4 bardak suya1 çorba kaşığı ardıç tohumu konur 15 dakika kaynatılıp süzülür.sabah akşam bir kahve fincanı içilir.bol bol kuru soğan yenmelidir. Maydanoz, su (4 bardak suya 3 tutam maydanoz koyulur 20 dakika kaynatılır süzülür.günde üç defa birer çay bardağı içilir.)

MESANE İLTİHABINA NE İYİ GELİR?
Isırgan otu çayı iyi gelir.

İDRAR YOLLAR İLTİHABI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Isırgan otu çayı iyi gelir.arpa,su(4 bardak suya 2 çay bardağı arpa konur 15 dakika kaynatılır süzülür.günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.tavuksuyu çorbası ve kişniş bir çorba kaşığı karıştırılıp içilir.tedaviye yardımcı olmak için çok miktarda su içilmesi yaralıdır. 

İktidarsızlık için bitkisel ilaçlar
Naneden kerevize 'Viagra' 
Nane: Cinsel isteği artırır. Erkekte psikolojik iktidarsızlığı giderir. 
Kuşdili: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde iktidarsızlığı giderir. 
Kekik: Vücudun savunma gücünü ve erkekte cinsel arzuyu artırır. 
Tarçın: Cinsel isteği artırır. 
Zencefil: Tüm vücudu uyararak bedenin ve zihnin çalışma gücünü artırır. Erkekte cinsel gücü artırır. 
Maydanoz: Bedenin yorgunluğunu ve ruhi bunalımını giderir. Libidoyu yükseltir. 
Kişniş: Erkeklerde cinsel arzuyu artırır. Günde bir kahve kaşığı kullanılır. Sinir sistemine de çok yararlıdır. 
Kırmızı biber: Cinsel isteği artırır. Ancak damar sertliği, üre ve tansiyonu olanlar yememelidir. 
Vanilya: Çeşitli nedenlere bağlı iktidarsızlığa karşı etkili. Erkeklere cinsel güç kazandırır. 
Sivribiber: Bol miktarda C, P, K vitamini içerir. Erkeklerde cinsel isteği artırır. 
Hardal: Cinsel arzuyu artırmanın yanı sıra sinirleri kuvvetlendirir. Midesi hassas olanlar, karaciğer, damar sertliği ve tansiyon rahatsızlığı bulunanlar kullanmamalı. 
Kereviz: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır. Bu yüzden erkeklerde cinsel faaliyeti artırır. 
Ayçiçeği: Bol protein ihtiva eder, içeriğinde bol miktarda E vitamini vardır. İktidarsızlığa engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarına karşı koruyucu. Cinsel arzuyu artırır. 
Greyfurt: İçerdiği bol C vitaminiyle dinçlik verir. Aynı şekilde cinsel yaşama da etkisi olur. 
Çam fıstığı: Bol E vitamini var. Cinsel tükenme, buna bağlı olarak ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarına karşı etkili. 
Antepfıstığı: Protein ve E vitamini içerir. Cinsel arzuyu artırır. 
Mesir macunu 
Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan, Manisa'da hastalanır ve hastalığına çare bulunamaz. Hafsa Sultan'ın yaptırdığı Sultan Camii Medresesi'nin başına getirilen Merkez Efendi, bitki ve baharat karışımından oluşan bir macun hazırlar. 41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macun sayesinde sağlığına kavuşan Hafsa Sultan, ilacın bütün hastalara dağıtılmasını ister. Ağrı, hazımsızlık ve iştahsızlıklara karşı da kullanılan mesir macunu, dünyada 'Türk Viagrası' olarak tanınıyor.

İSTEYENE KIZ, İSTEYENE ERKEK BEBEK OLUR MU? 
Çok sorulan hakkında çok tartışılan bir konudur. Bunun için çeşitli öneriler diyetler ve günler verilmektedir. Doğruluğu kesin saptanmamakla birlikte Kız yada erkek bebek isteyen çiftler tarafından denenmektedir. Doğacak çocuğun cinsiyetini baba belirler. Laboratuar araştırmalarında erkekte bulunan x kromozomlarının y kromozomlarından daha yavaş ama daha dayanıklı olduğu belirtiliyor. ”y” kromozomu erkek x kromozomu kız bebek oluşturuyor. Az yapılan seks “ x” kromozomlarını artırıyor. Sık yapılan seks” y “kromozomlarını artırıyor. Erkek bebek istenirse deniz ürünleri, hamur işleri, dana eti, kayısı, muz, fasülye, soya, kuru erik, kestane üzüm, portakal bolca yenmesi gerekiyor. Kız bebek istenirse elma,kavun,yumurta,balık,haşlanmış tavuk,marul,soğan,çilek,hindistan cevizi, kuşkonmaz yenmesi gerekmektedir.

alıntı: http://www.cocukistiyorum.com

Göster
Gizle