Anasayfa - / - Üroloji Bilgileri

Üroloji Bilgileri

Prostat ve Prostat iltihabı

Prostat sadece erkeklerde bulunan bir salgı bezidir. Kadınlardaki rahmin karşıtı bir organdır.

mesane           uriner

PROSTATIN YERLEŞİMİ:
Prostat erkeklerde dış idrar yolunun ilk kısmını çevreleyen bir organdır. Mesane tabanında yer alır. Yetişkinde yüksekliği 20-25 mm kaidesinde ön-arka çapı 25 mm ve enine çapı 40 mm civarındadır. Ağırlığı 20-25 gramdır. Şekerli koniye benzer. Bir tabanı, tepesi, arka ön ve iki yan yüzü vardır. 
Tabanı: Mesane yüzüdür. Enine bir çıkıntı ile ön ve arka iki parçaya ayrılır. Ön parça mesane ile komşu olup, önünden dış idrar yolunun prostatik parçası geçer. Arka parçada prostatik bir oluk bulunur. Bu oluk içerisinde Meni yolu borusu yer alır. 
Tepe: Anüsten itibaren 3-4 cm öndedir. 
Arka yüz: Konveks ve arka aşağıya bakar. Dikey bir oluk gösterir, prostatı iki yan parçaya ayırır. Prostatın İç komşuluğu: Prostatın içinde bez dokusundan başka dış idrar yolu kanalı prostatik parçası, bunun üst kısmı çevresinde mesane büzücü kası bulunur 

PROSTATIN VAZİFESİ:
Prostat bir dış salgı bezidir. Aynı zamanda organizmanın ikincil seks organıdır. En önemli vazifesi meninin %95 ini teşkil ederek spermayı sulandırır. Böylece ejekulatın miktarını çoğaltarak döllenmeyi kolaylaştırır. Prostatik dokuda yüksek konsantrasyonda çinko vardır. Çinkonun karbonik anhidraz ve dehidrogenez enzimleriyle ilişkisi vardır. Çinko yetmezliklerinde prostat dumura uğrar. Prostatik Sekresyon: pH 6,5 olup süt görünüşünde özel bir kokusu olan bir sıvıdır. İçerisinde fibronilizin, asit fosfotaz ve beta glukuronidaz enzimleri tespit edilmiştir. Ayrıca plazmadan daha fazla miktarda Na, K, Ca ihtiva eder. Anyon bakımdan daha fakirdir. Bol sitrat bulunur. Bunlardan başka aminoasitler, proteinler, lipitler, kolesterol bulunur.
Prostat ergenlik yaşına kadar faal değildir. Ergenlikte faaliyet göstermeye başlar 25 yaşına kadar artar daha sonra faaliyetinde yavaş yavaş düşme görülür.

PROSTAT İLTİHAPLARI:

Prostat iltihabının tedavisi mümkündür. Ama elbette bunun şartları vardır. Tedavi bir bütündür. Yani tedavi sadece ilaç, doktor seçimi değil hastanın morali, gayreti, inancı, stresi de önemlidir. İlaç kullanımı doktorun tedavisi altındadır. Mikrop varsa antibiyotik kullanılır. Diğer ilaçlar, iltihap giderici ve vücut direncini artırıcı ilaçlardır. Prostat içine yapılan enjeksiyon ilaç ve antibiyotiklerinden bir çok hasta fayda görmektedir. Denemekte fayda vardır.
İlaç haricinde hastaya çok önemli iş düşüyor. Bir defa moral bozulmalı, başına gelen bu hastalıkla nasıl mücadele ederim diye gayret edecek. Hastalığı yeneceğim diye kendin kendine telkin yapması gereklidir. Takıntı bu hastalığın baş düşmanıdır. Birçok hasta prostat hastalığından ziyade takıntıdan muzdariptir. 
Ayrıca koruyucu ve kollayıcı tedbirlerinde alınması önemlidir. Mesela kabız kalmamak, günde 10 bardak su içmek, makat bölgesine sıcak uygulamak, sıcak su oturma seansları (Küvet) çok faydalıdır. Küçük bir kiremit parçasını makatla testis arasına koyup bu bölgeyi ısıtmak birçok hastaya çok iyi gelir. Acı, baharatlı, kırmızıbiberi, karabiberi, turşu ve ekşi besinler, kola, meşrubat gibi tahriş edici içecekleri, sigara, esrar, uyuşturucu, içki ve alkol gibi zararlı maddeleri kullanmaması lazım. Bunlar prostat iltihabı tedavisi, koruyucu ve kollayıcı tedavide çok, çok önemlidir. Doktor uygun görürse prostat masajları yapar. Haftada 1 masaj çok defa fayda verir. Düzenli ilişki veya manüel boşalmalar çok faydalıdır.
Prostat iltihabı hiçbir zaman hayat boyu devam etmez. En azından evlenince cinsel hayat düzene girince iyileşme ihtimali artar. Prostat iltihabı evlenmeye engel olmadığı gibi bilhassa tavsiye edilen bir şeydir.
Bunlara dikkat edin, çok rahatladığınız göreceksiniz. Hastalıkta zamanla geçecektir.

Daha geniş bilgi için şu yazımı da okuyun;
http://www.dralihatay.com/prostat.htm

Prostat iltihapları hâd (âcil) ve müzmin olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Hâd (Acil) Prostat iltihabı:
Adi mikropların meydana getirdiği iltihaptır. Prostata kan yolu veya direkt olarak gelir. Sıklıkla dış idrar kanalı vasıtası ile gelen mikroplar prostatta iltihaba neden olurlar.
Belirtileri: İdrar yaparken huzursuzluk vardır. İdrarda yanma, sık idrara çıkma şikayetleri olur. İdrar bulanıklaşır. İdrarın başında veya sonunda 1-2 damla kan gelir. Prostat şiş ve gergin olduğundan idrar yapmada güçlük ortaya çıkar. Torbaların alt kısmında ağrı vardır. Yüksek ateş olur. Titremeler bulantı ve kusmalar buna eklenir. Günlerce ve haftalarca devam edebilir. İdrar dış deliğinden çok defa akıntı olmaz. Daha sonra tedavi edilmezse şikayetler hafifler veya apseye dönüşür. Böylece müzminleşir.
Teşhis: Akıntı varsa bu akıntının mikroskobik muayenesi yapılır. İdrar ve kan tahlilleri yapılır. Doktorun yapmış olduğu parmak ile makat muayenesinde prostat şiş, sıcak olarak parmağa gelir ve çok hassastır.

Tedavi:
1- Yatak istirahatı.
2- Sıvı ihtiyacını karşılamak için serumlar verilir.
3- Kabızlık varsa o düzeltilir.
4- Ağrı giderici fitiller kullanılır.
5- İdrar kültürü ve akıntıdan yapılacak tahlil ile mikrobun cinsi tespit edilerek uygun antibiyotik verilir.
6- Ön şikayetler geçtikten sonra prostat mesajı yapılır. 

2- Müzmin Prostat iltihabı:
Çok defa bir belirti vermez. Orta yaşlılarda ve genç olgunlarda görülür. Acil prostat iltihabından sonra veya daha önce hiç belirti vermemiş prostat iltihabından sonra ortaya çıkar.
Belirtileri:
1- İdrar yapmada huzursuzluk, sık idrara çıkma, idrarda yanma, bazen idrarda kanama şikayetleri olabilir. En önemli belirtisi idrar dış deliğinden gelen bir akıntıdır. Sabahları ilk idrardan önce çok fazladır. Rengi beyaz saydamdır. (Yeşil olmaması ile bel soğukluğundan ayrılır) Yapışkan bir sıvıdır. Salyaya benzer.
2- Çabuk yorulma, uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları vardır. Belin alt kısmında ağrı olur.
3- Seksüel arzu azalır. Sertleşme problemleri vardır. Erken boşalma görülür.
Teşhis:
Akıntının mikroskobik muayenesinde mikroplar ve iltihap hücreleri görülür. Kan idrar tahlilleri yapılır. Ayrıcı teşhis için filmler çekilir. Ultrasonografi yapılır.

Tedavi:
1- Hastalık müzmin olduğu için çok defa antibiyotik fayda vermez.
2- Ağrı giderici fitiller kullanıla bilinir.
3- Sinirleri yatıştırıcı ilaçlar ve vitaminler verilir.
4- İstirahat sağlanır. 
5- Sıcak su banyoları veya torbaların alt kısmına tatbik edilecek sıcak (Termofor) çok defa faydalıdır.
6- Doktor tarafından haftada 2 defa uygulanacak prostat mesajı ile prostat içerisindeki salgı ve iltihap dışarı atılacağı için hasta rahatlar.

Prostat iltihabının tedavisi mümkündür. Ama elbette bunun şartları var. Tedavi bir bütündür. Yani tedavi sadece ilaç, doktor seçimi değil hastanın morali, gayreti, inancı, stresi de önemlidir. İlaç kısmını doktor ayarlar İlaçlar mikrop varsa antibiyotik ve iltihap giderici ilaçlardır.

Prostat içine yapılan enjeksiyon ilaç ve antibiyotiklerinden bir çok hasta fayda görmektedir.
İlaç harici hastaya çok önemli iş düşüyor. Bir defa moralini bozmayacak, başına gelen bu hastalıkla nasıl mücadele ederim diye gayret edecek. Takıntı yapmayacak.

Ayrıca koruyucu ve kollayıcı tedbirlerinde alınması önemlidir. 

Mesela kabız kalmayacak, Günde 10 bardak su içecek, makat bölgesine sıcak uygulayacak, sıcak su oturma seansları yapacak(Küvet), acı baharatlı, ekşi şeyler yemeyecek, kola, meşrubat gibi tahriş edici şeyler içmeyecek. Sigarayı kesin olarak kullanmamsı lazım.

Doktor uygun görürse prostat masajları yaptıracak. Düzenli boşalmalar yapacak
Prostat iltihabı hiçbir zaman hayat boyu devam etmez. En azından evlenince cinsel hayat düzene girince iyileşme ihtimali artar.
Bunlara dikkat edin, çok rahatladığınız göreceksiniz. Hastalıkta zamanla geçecektir.
   

prostat1

PROSTAT BÜYÜMESİ
50 yaşının üzerindeki erkeklerin 1/3 ünde meydana gelir. Tümör olarak telaki edilse de Tümör değildir. Kadınların rahim büyümelerine benzer. Hormonsal etki ile meydana geldiği düşünülmektedir. Prostatın selim büyümesini kanser ile karıştırmamak lazımdır. Her ikisinde oluşum mekanizması değişik olup, biri meydana geldikten sonra diğeri onun devamı şeklinde olmaz. Fakat %15 oranında ikisi beraber bulunabilir.

Oluşum Sebebi:
1- Çok defa kesin sebep belli değildir. 
2- Müzmin iltihaptan sonra, damar sertliği, aşırı seksüel yaşam, beslenme faktörleri eskiden beri neden olarak gösterilse de prostatın büyümesinde bu etkenlerin rolü ispat edilememiştir.
3- Ayakta idrar yapma: Direk olarak prostat oluşumunda etkisi yoktur. Ancak ayakta idrar yapma sonucu idrarın bir kısmı idrar kesesinde (mesane) kalacağı için, bu artık idrara bağlı iltihap v.s gibi şikayetler gelişir. Bu nedenle mesanede idrar bırakmamak ve tam boşalmayı sağlamak için oturarak idrar yapmak gerekir. 
4- Hormonal Sebepler. Prostatın gelişmesinde testesteron (erkeklik hormonu) gibi bir çok hormonun etkisi vardır. Bilhassa ergenlik çağındaki hormonsal aktivite ile prostat gelişir. Erkeğin 50 yaşından sonra hormonlarında (testestron) bir azalma meydana gelir. İşte bu hormonun eksikliği dolayısıyla prostatın belirli bölgelerine etki yapamayacağı için prostatın lopları büyür ve içerisinden geçen idrar dış kanalını sıkıştırır. 

Etkisi: 
Prostat büyüdükten sonra idrar dış kanalını dışarıdan tazyik ile sıkıştırır ve hasta idrar yapamaz duruma gelir. Dış kanalın boyu uzar, yer değiştirir. Mesane içerisindeki idrarı boşaltamadığı için iç basıncı artar. İdrar kesesi kası aşırı büyür.İleriki safhalarda gevşer ve içerisinde daima bir miktar artık idrar bulur. İdrar atılamadığı için böbreklerde önceleri şişme ve büyüme meydana gelir. Böbreğin havuzcuğu idrar ile dolar ve bu idrarın basıncı ile böbrek dokusu erir. Daha sonraki safhada böbrek dokusu ince bir kağıt haline gelerek balon gibi şişer. Fonksiyonunu kaybettiği için atması gereken zararlı maddeleri atamaz. Kanda ürenin yükselmesi ile böbrek yetmezliği oluşur.

prostat3

Belirtiler:
1- İdrar belirtileri: İdrar yolları tıkanma derecesine göre belirtiler verir. Önceleri idrar çapı azalır ve idrar akımı yavaşlar. Ayakta veya oturarak idrar yaparken hasta ileriye doğru idrarını yapamaz. İdrar kesik kesik gelir. İdrar damlalar halinde akar. Tuvaletten dönüşte tam rahatlama yoktur. Mesanede hala idrar varmış hissi olur.
İdrar gelmesi için bir miktar beklenir. İdrar yapma yavaşladığı için idrar yapma süresi uzar. Mesanede idrar kaldığı için idrar varmış gibi olur. Sık sık idrara çıkılır. İdrarda kanamalar meydana gelir. Tabloya iltihapta karışırsa şikayetler daha çok artar. Gece idrar kalkmalar olur. Normal insan geceleyin ya idrara çıkmaz veya bir defa kalkabilir. Fakat prostatı büyüyen hastada 3 den fazla gece idrara kalkma olur.
2- Genel Belirtiler: İdrarın tam yapılmaması sonucu böbrekler kadar varan bir idrar durgunluğu vardır. Bu nedenle bele vuran ağrılar meydana gelir. Kanda üre yükseleceği için buna bağlı belirtiler gelişir: Bulantı, kusma, uyku hali, kilo kaybı olur.
İdrar kesesi çok şişecek olursa karın alt tarafında şişkin olarak ele gelir. Üzerine bastırılırsa idrar kaçırması olur. 
3-Laboratuar bulguları: İdrarda kanama veya iltihap hücreleri görülür. Kanada üre ve kreatinin artmıştır.
4- Rotgen Tetkiki: Düz böbrek filmi fazla bir şey göstermezse de ilaçlı film idrar kesesinin doluluğunu prostatın büyüklüğünü ve hepsinden önemlisi artık idrarı gösterir. Film çekildikten sonra hasta idrar yaptırılır ve tekrar flim çekilir. Bu son filmde ne kadar idrar kaldığı görülmüş olunur. (Artık idrar)
5- Sistoskopi: İdrar yolundan sokulan ışıklı bir aletle idrar kanalına ve mesane içerisine bakılır.
6- Ultrasonografi: Bu tetkikte prostatın büyüklüğünü ve artık idrarı göstermesi bakımından önemlidir. Aletin makattan sokularak yapılan bir çeşidi daha vardır ki daha detaylı bilgi verir. Ayrıca prostatın kanseri ile normal büyümesi arasındaki farkı ortaya koyar.

Tedavi: Selim prostat büyümeleri her ne kadar ilerleyici bir hastalık olsa da yan etkileri ortaya çıkmadıkça ameliyat gerekmez. Fakat tıkanma fazla ise, şikayetler varsa, kanama oluyorsa, tıkanma nedeni ile üre yükselmişse ameliyat uygulanılır.

1- Koruyucu Tedavi: Bu tedavi şekli aslında geçici bir tedavi olup hastayı rahatlatmak amacı taşır. İltihap varsa bu giderilir. Alkol gibi tahriş edici maddeler alınıyorsa bunlar yasaklanır. Sonda takılarak tıkanıklığın önüne geçilir.
2- İlaç Tedavisi: Hormon tedavileri eskiden beri denenmektedir. Son zamanlarda çıkan bazı ilaçlar mesanenin boşalmasını kolaylaştırmak amacı ile kullanılmaktadır. Prostatın büyümesi veya küçülmesine etkisi yoktur. Ancak hastayı büyük oranda rahatlatır. Yan etkisi olarak tansiyon düşüklüğü, halsizlik, ağız kuruluğu yapmaktadırlar.
3- Cerrahi tedavi (Ameliyat): En etkili tedavi şeklidir. Ameliyat yapılması sebepleri şunlardır.
. Tam tıkanıklık: Prostat çok büyüdüğünden tam tıkanıklık yapar ve yan etkiler başladığından dolayı ameliyat düşünülür.
. Mesanede taş da varsa hem prostat ameliyatı hem de taş ameliyatı yapılır.
. İlaç ile önlenemeyen iltihaplar ve kanamada
. Hastanın şikayetleri çok fazlaysa.
. Şayet hastanın üresi çok yüksekse idrar yollarına bir sonda konur ve 2-3 hafta beklenir, daha sonra ameliyat uygulanılır.

Ameliyat 2 şekilde yapılır
1- Açık ameliyat: 60 gramdan büyük prostatlarda açık ameliyat düşünülür. Bunu yanında mesane ile ilgili ameliyatlık bir durum varsa açık ameliyat tercih edilmelidir. Açık ameliyatta genellikle göbek altından kemiklere kadar olan kısım kesilerek karın içerisine girilip yapılır. Kanama kontrolü daha kolaydır. Prostatın büyüyen kısmı olduğu gibi çıkarılır. Hastanede yatma süresi biraz daha fazladır. 
2- Kapalı ameliyat: TUR aleti denilen bir alet ile yapılır. Bu alet ışıklı düz bir borudan meydana gelir. Kesici ve gözleyici kısımları vardır. İdrar dış deliğinden sokularak prostat dokusu ince dilimler halinde kesilir ve yıkama ile bu parçalar dışarı alınır. 45 gram olan prostatlarda uygulanmalıdır. Bundan daha fazla olan ameliyatlarda ölüm oranları artmaktadır. Kanam daha çoktur. Hastanın yatakta yatma süresi daha kısadır.
3- Balon ile genişletme: Balonlu bir sonda dış idrar yolundan geçirilir ve prostatın olduğu yerde şişirilir. Deneme safhasındadır.
4- Lazer ameliyatı: Lazer ile prostatın yakılması esasına dayanan bir metottur.

 

PROSTAT KANSERLERİ
Prostat kanserleri erkeklerde en sık görülen kanserlerdir. Akciğer ve bağırsak kanserlerinden sonra 3 cü sıradadır.

Sebebi: 
1- Sebebi çok defa belli değildir. Prostat kanserleri bir yaşlılık hastalığıdır. 50 yaşın altında çok nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür ve yaş ilerledikçe sıklığı artar.
2- Hormonsal sebepler: Prostat kanserli hastalara kadınlık hormonu verilirse kanserin gerilediği görülmüştür. Bu nedenle oluşumunda da erkeklik hormonu etken olarak düşünülmektedir.
3- Hava kirliliği, fazla yağla beslenme, sebepler olabilir.
4- Müzmin prostat iltihaplarından sonra kanser vakaları görülmüştür.
Yayılımı:
Direk olarak çevre dokulara yayılabilir. Bir diğer yayılma yolu kan yoluyladır. Kanserli hücreler bu yol ile kısa zamanda Akciğere ve kemiklere yayılır

Belirtiler:
Erken devrede belirti vermediği için şikayetlere yol açmaz. Belirtiler ancak idrar yolunu tıkadıktan sonra ortaya çıkar. İdrar şikayetleri vardır. Zor idrar yapma, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma şikayetleri daima bulunur.
Ağrı kesiciler ile geçmeyen bel ağrıları olur.

Tetkikler:
1- Kan ve idrar tahlilleri yapılmakla beraber özel bir belirti vermez.
2- Tümör Belirleyiciler: Bir çok maddenin kanda aranması ile prostat kanseri teşhisi konmaya çalışılır. Asit fostataz, Prostatik Asitfosfataz (PAP), Prostat Spesifik Antijeni (PSA) bunlardan bir kaçıdır. Bu maddeler hem teşhis koyucu hem de tedavinin seyri hakkında bilgi verir.
3- Rotgen İncelemeleri: Düz ve ilaçlı böbrek filmleri bir fikir verebilir. Kanserin kemiklere veya Akciğerlere yayılıp yayılmadığını anlamak için kemik ve akciğer filmleri çekilir. 
4- Ultrason ve Bilgisayarlı Tomografi: Hem prostat kanserini gösterme hem de yayılma derecesini anlamada önem arz eder.
5- Prostattan parça alma: Prostat kanserinden şüphelenildiği zaman gerek iğne ile gerekse başka bir yöntemle prostattan parça alınıp patolojide incelenilir. Sonucun negatif çıkması kanser olmadığı anlamına gelmez.

Tedavi:
Uygun tedavinin yapılabilmesi için tümörün durumu çok önemlidir. Kanser prostat içinde mi yoksa etrafa yayılmış mı? Akciğer ve kemikler gibi uzak yerlere sıçramış mı? Soruları önem kazanır.
1- Cerrahi Tedavi:İki yolla yapılır 
Açık ameliyat: Prostat dokusu ve çevre dokuları ve organlar olduğu gibi çıkarılır.
Kapalı ameliyat: Kanserin ancak bölgesel kaldığı durumlarda TUR denen aletle yapılır.
2- Işın Tedavisi (Radyoterapi): Dışarıdan belirli derecelerde rotgen şuaları verilir. Böylece kanser hücreleri öldürülmeye çalışılır. Diğer bir metotta ise radyoaktif maddeler prostat dokusu içerisine yerleştirilerek kanser yayılımı önlenir. 
3- Hormon Tedavisi: İleri devre prostat kanserlerinde uygulanılır. Bu amaçla kadınlık hormonu olan östrojen verilir 
4- Testislerin alınması: Erkeklik hormonu (Testosteron) un prostat kanseri oluşumunda direk etkisi vardır. Erkeklik hormonu da testislerden salgılandığı için ameliyatla testisler alınır. Böylece prostat kanserini alevlendiren erkeklik hormonu kaynağı kurutulmaya çalışılır
5- İlaç tedavisi: (Kemoterapi) Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar prostat kanserinde de kullanılır. Başarı şansı % 48 dir.

Geniş Bilgi için bakınız Prostat Kanseri 

DİĞER YAZILARIMIZ:
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel
Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz.
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi 
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik
Porno ve Zararları
Böbrek Hastalıkları
Böbrek ve Oruç 
Sünnet 

Masturbasyon

Kişinin (kadın veya erkek) kendi kendine cinsellik yaşaması veya cinsel doyuma ulaştırması için yaptığı eyleme masturbasyon denir. Latince masturbare=(elle boşalma) kelimesinden türetilmiştir.

Türkçede birçok kelime masturbasyonun yerine kullanılır: İstimna, elle boşalma. Argodaki karşılıkları da şunlardır; 31 çekme, çavuşu tokatlama, duvara tırmanma, el arabasını devirme, Elizabet gibi. Eskiden Osmanlıda bu kelimeler ayıp sayıldığı için kod ismi kullanmıştır. El kelimesinin ebced'deki karşılığı 31'dir. (elif=1, lam=30 elif+lam = 31) Arapçada masturbasyona İstimna bil-yed denir. Mana olarak “el ile tatmin” demektir.

İnsanların yüzde doksan beşi %95'i mastürbasyon yapar. Yapılan araştırmalar, kadınların %70'inin mastürbasyon yaptığını ortaya koymaktadır. Masturbasyonun en sık yapıldığı yaş 14–20 yaşları arasıdır.
Ergenlik çağının belli bir döneminde normal karşılanmasına rağmen, ilerleyen yaşlarda masturbasyon yapılması hastalık kabul edilir.

Masturbasyon ihtiyaç mıdır?
Yeme, içme hayati öneme sahip olduğu gibi cinsel hayat böyle değildir. Çünkü cinsellik bir ihtiyaç olmakla birlikte kişi bunu kendi isteği ile kontrol altına alabilir. Yapmak istemiyorsa iradesini kullanarak yapmayabilir. Cinsellik insanların içgüdüsünde vardır. Soyunu devam ettirme, üreme, öldükten sonra yerine güzel bir eser ( oğul) bırakma hepsi içgüdüseldir. Bu içgüdü önlenemez ve yok edilemez. İşte masturbasyon da bu cinsellik kapsamında düşünülür.
Masturbasyon fiziksel olarak bir ihtiyaç değildir. Asıl meninin boşalması fiziksel bir ihtiyaçtır. Masturbasyon ancak bir alışkanlıktır.

Hiç masturbasyon yapılmazsa bile vücut kendi ihtiyacına göre meniyi boşaltacaktır. Bu boşalma gece rüyalanma (pollüsyon) diye isimlendirilen uyurken boşalma şeklinde olabileceği gibi bazen kendiliğinden de boşalma olur. Vücut bunu tamamen kendi ihtiyacına göre ayarlar. Kişinin elinde değildir. Hayvanlarda da çiftleşme ve boşalma içgüdüsü vardır. Eve hapsedilen kedilerin Mart ayı geldiğinde bağırması, miyavlaması boşuna değildir. Bu kediler hırçınlık gösterir, saldırgan olur. Cinsel organlarda şişmeler ve kızarmalar olur. Koltuklara sürtünürler. Bunlar olayın hormonal bir düzen sonucunda ortaya çıktığını gösterir. İnsanlarda da boşalma böyle bir hormonal düzende seyreder.

Neden masturbasyon yapılır?
1- Normal cinsi münasebetten uzak kalmak.
3- Mastürbasyonu alışılmış bir zevk haline getirmek.
4- Cinsi münasebetten çeşitli sebeplerden dolayı nefret etmek.
5- Cinsi münasebetten yeteri kadar zevk alamayan evliler.
6- Cinsi isteğin fazla artması.
7- Mastürbasyonu teşvik eden, arkadaşların tesirinde kalmak. Övünmek için yapmak.
8- Açık, saçık manzaralar, şehveti tahrik edici söz ve yazılarla ilgilenmek. Televizyon, internet, film gibi.
9- Cinsel organlarında temizlik noksanlığıyla meydana gelen kaşınmalar.
10- Bazı çocukların küçük yaşta merak ve görmesiyle cinsel organıyla oynamayı alışkanlık yapmaları…

Masturbasyon Bağımlılık mıdır?
Bağımlılık; Bir şeye bağımlı olma halidir. Bu kişinin davranışı olabildiği gibi bir nesnede olabilir. Mesela yalan söylemek, hırsızlık yapmak bağımlılık yapabilir ve hastalık haline dönebilir. Masturbasyon da böyle bağımlılık yapabilir. Masturbasyon yapmadan duramamak, devamlı masturbasyonu düşünmek, masturbasyon yapılmazsa huzursuz olmak, eksikliğini düşünmek bağımlılık olduğunu gösterir. Aynı uyuşturucu, alkol ve sigara bağımlılarında olduğu gibi, Bu derecedeki bir bağımlılık hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir.

Masturbasyon zararlı mıdır? 
Masturbasyon meniyi fiziksel olarak dışarı boşaltmaktır. Bu boşalma sırasında vücut enerji kaybeder. Masturbasyonun bir enerji kaybı olduğunu bilirsek zararlarını da kendi mantığımıza göre buluruz. Gelişme ve ergenlik çağındaki gençlerin enerjiye nasıl ihtiyaçları varsa bu enerjinin kaybı da vücuda bazı eksikliklere ve yanlış gelişmelere neden olur.
Kilo kaybı, kas ve sinirlerin gelişmemesi, mide bağırsak rahatsızlıkları, baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, dermansızlık, görme zorluğu (göz ferinin kaçması) sinirsel bozukluklar gibi bedeni rahatsızlıklar, kafanın meşguliyeti, toplumda kaçma, yalnızlık, depresyon gibi ruhi, psikolojik rahatsızlıklar da olur. Şunu unutmamalıdır ki işi tabii akışına bırakmak karar olur. Suni müdahalede bulunmak ise zararlıdır.
Sonuç olarak şu söylenebilir. Masturbasyon alışkanlığı kişinin sosyal yaşantısını ve normal seksüel ilişkilerini bozacak düzeye götürebilir.

Masturbasyonu ne sıklıkla yapmak gerekir? 
Masturbasyon yapma sıklığı ihtiyaca göre yapılır. Her kişinin ve bünyenin ihtiyacı değişik olduğu için bu sıklıkta değişir. İnsanların cinsel ihtiyacı farklı farklıdır. Nasıl bazı kimseler çabuk acıkır bazılarının uyku ihtiyacı fazla bazıların fazlaysa bu da değişik olur. Bu ihtiyacı kişinin kendisi bilir. Ama masturbasyon hiç bir zaman zevk için yapılmamalıdır. Çünkü zevk için yapılan masturbasyon zamanla bağımlılık haline gelir. Yapay olarak tahrikleşme ve irade eksikliği sonucu yapılan masturbasyon zarar verir.
Genel olarak gençlerde haftada 1 veya 2 defa yapılan (ihtiyaç halinde) masturbasyon zararlı olmaz.
Bu iş, zevk için olursa haramdır. Sükûnet bulmak, rahatlamak için olursa caiz, zina tehlikesi olursa, vacip olur. Demek ki, sırf zevk için mastürbasyon günahtır.

Masturbasyon alışkanlığından kurtulmak için ne yapmak gerekir?
Mastürbasyon alışkanlığından tamamen kurtulmak biraz zordur. Korunma çarelerine başvurulursa daha iyi olur. Şehvet hislerini kontrol altına almak bir çözüm olabilir. Bunun için bazı tedbirler alınmalıdır. İlk başta bu alışkanlıktan kurtulmak ve tamamen bırakılması pek kolay değildir. İnsan bırakmayınca daha da morali bozulur ve psikolojik olarak yıkılır. Her masturbasyon sonucunda büyük bir pişmanlığa düşerek depresyona girer. Bu nedenle tamamen bırakmak yerine bir düzene sokmak en iyisidir.

Bunun için yapılacak çalışmalar şunlardır.
1- Masturbasyonun bir boşalma ihtiyacı olduğunu bilmek masturbasyon düzene almak yönünden faydalı olur.
2- Kişide şehvet uyandırıcı her türlü nesneden kaçınmak lazımdır. Günümüzde gazete, televizyon, internet, sinema gibi medyanın olumsuz hatta ahlakı dejenere edici yayınlarından uzak kalmalı.
3- Devamlı masturbasyon şehveti daha çok uyandıracağı için ve bağımlılık yapacağı için bu tuzağa düşmemeli.
4- Enerji harcamasını başka yönlere kaydırmalı. Sportif faaliyetler, kitap okumalar, sosyal aktivitelere katılmak masturbasyonu unutturur. Masturbasyona harcayacağı enerjisi kalmaz.
5- Kötü arkadaş ve çevreden uzak kalmak.
6- Yalnızlıktan kurtulmak, iyi bir dost ve arkadaş, sosyal faaliyetler kişiyi olumlu düşünmeye sevk eder.
7- Her şeyin başı iradedir. İradeyi kuvvetlendirecek çalışmalar yapılması fayda verir. İrade aynı zamanda kişiye kendine güven verir. Her türlü olumsuzluktan kurtulma yolunu size gösterir.
8- Bu problemi kendi başına çözmeye gücü yetmeyecekse psikolojik yardım almaktan çekinilmeyin. Doktora gitmeye utanmayın ve korkmayın. Doktorların vazifesi sizi tedavi etmektir. Öncelikle bu derdinizi bir hastalık olarak kabul edin ve doktorun size yardımcı olacağına emin olun. Doktorunuza güvenin. Doktorlar her gün sizin gibi hastaların onlarcasını görüyor ve yardımcı oluyorlardır.

Hiç masturbasyon yapmazsak bir zararı olur mu?
Masturbasyon yapılmazsa bir zararı olmaz. Çünkü vücut zaten kendi ihtiyacını gidermek için rüyalanma yolu ile boşalma temin eder.
Rüyalanma olmuyor diye sıkıntı çekmemek lazımdır. Çünkü bu boşalma insanın kendi elinde değildir. 6 ay 1 sene sonra bir rüyada boşalma olur. Bu birazda meni kesesinin dolmasına ve boşalmasına bağlıdır. Bu süre kişiye göre değişir. Bazı hormon ve sinirsel durumların etkisi altındadır.
Buna göre hala boşalma olmuyor ve kasıklarda, testiste ağrılar yapıyorsa aşırıya kaçmamak üzere masturbasyon yapmanın bir sakıncası yoktur.

Masturbasyonun prostat, penis, böbrek, testis gibi organlara zararı var mıdır? Kemik erimesi, el titremesi yapar mı?
Masturbasyon prostata, penise, testise ve böbrek gibi organlara zarar vermez. Kemik erimesi yapmadığı gibi ellerinde titremesine de neden olmaz. Halk arasında bu görüş yaygın olsa da büyük ihtimalle gençleri bu zararlı faaliyetten alıkoymak için söylenmiş olan uydurmalardır. Masturbasyondan sonra testiste, makatta ağrı oluyorsa masturbasyonu azaltmak ve cinsel organına nazik davranmak gerekir. Çünkü sık ve zorlayıcı yapılan masturbasyonda bu organlarda ağrı yapabilir.

Prostat iltihabı veya meni yolları iltihabında masturbasyon yapmak faydalı mıdır?
Prostat iltihabında ve meni yollarında kendiliğinden atılamayan bir iltihap vardır. Bu hastalıkta çok defa iltihap akar fakat bazı durumlarda ve kimselerde bu iltihap (Cerahat) atılamaz. Bu nedenle doktor tarafından parmakla makattan masaj yapılarak iltihabın atılması kolaylaştırılır. Bu masajın yapılamadığı durumlarda kişinin aşırıya kaçmamak şartıyla ve tedavi amacı ile masturbasyon yapması faydalı olur. Sonuçta prostat ve meni yolları rahatlayacağı için tedavide önemli bir yer rol oynar.

Travmatik Mastürbasyon Sendromu (TMS) nedir?
Bazı erkeklerin yatağa yüzüstü pozisyonda uzanarak ve penislerini yatağa, yastığa, döşemeye ya da ellerine sürterek mastürbasyon yapma alışkanlıklarına verilen isimdir.
Yüzüstü bir şekilde mastürbasyon penis ve penis tabanına aşırı bir baskı uygulanmasına neden olur. Bu şekildeki mastürbasyon yapmaya alışan kişilerin normal cinsel ilişki kurmalarına engel olabilmektedir.
Travmatik Mastürbasyon Sendromunda geç boşalmalar olabildiği gibi orgazm bozuklukları olur. Çok defa normal cinsel ilişkiden zevk almazlar.
TMS tedavisi de kişinin bu alışkanlıktan vazgeçmesi önemlidir. Masturbasyonun azaltılması bir düzene sokulması tedavinin bir parçasıdır.
Böylece penisin hassasiyeti azalacak ve normal yoluna girecektir. Buda zamanla ve sabırla olacak bir iştir.

Masturbasyonda orgazm olunur mu?
Masturbasyon mutlaka orgazm olunacak diye bir şart yoktur. Masturbasyon, cinsel ilişki, orgazm ayrı şeylerdir. Orgazm çok karışık bazı işlemler sonucunda ortaya çıkar. Orgazm sadece nefesin kesilmesi, meninin çıkması, terleme, çarpıntı değildir. Belki bunların bütünüdür. İşin içine ruhi durumlarda karıştığından karmaşık bir duygu selidir. Çok defa tarif edilemez. Bu nedenle masturbasyonda bu duyguyu yakalamak zor olabilir.

Masturbasyon hakkında bilinen yanlışlar:
Masturbasyon kısırlık yapmaz.
İleride sertleşme sorunu yapmaz.
Masturbasyon penis boyunu uzatmaz.
Kızlarda adet düzensizliği yapmaz.
Masturbasyon penis eğriliği yapmaz. Penis bu kadarcık zorlamaları tolere edecek yapıdadır. Penisin yapısı ve dokusu elastikiyetli bir yapıda olduğu için şekli bozukluğu olmaz. Ama aşırı ve çok zorlayıcı masturbasyon da penis kırılır veya yırtılabilir. Bu durumda peniste eğrilik gelişir. Tedavi edilmesi gereken bir durumdur.
Masturbasyon yüzde sivilce yapmaz.Körlük şaşılık masturbasyonla hiç ilgisi olmayan şeylerdir. Büyük ihtimalle büyüklerin çocukları korkutmak için uydurdukları sözlerdir.
Masturbasyon zeka geriliği, hafıza kaybı, boy kısalığı yapmaz. Masturbasyon meni miktarını ve sperm sayısını azaltmaz. Spermleri tüketmez,
Masturbasyon sonunda idrar yapamamak normaldir. Ancak yarım saat 1 saat sonra yapılır.
Çok masturbasyon ereksiyon olmadan boşalmaya neden olabilir.
Sık masturbasyon sonucunda aşırı uyarılma sonucu penis hassas hale gelebilir. Bunun sonucunda da bir nevi erken boşalma şeklinde boşalmaya sebebiyet verebilir.
Masturbasyon bağımlısı her ne kadar bağımlı olsa da çok defa evlenince cinsel hayatı düzene girince bu alışkanlığından kolayca kurtulur.
Bağımlı günlerinden kalan psikolojik sorunları da böylece kaybolur. Ayrıca sertleşme ve erken boşalama gibi sorunlarda yapmaz. Yeter ki kişi bunları takıntı yapmasın.
Masturbasyonla cinsel ilişkiyi karıştırmamak lazımdır. İkisi farklı şeyler. Masturbasyonda erken boşalma olmaz. Daha doğrusu masturbasyon erken boşalma için kıstas değildir. Erken boşalma deyince cinsel ilişkide olan hadiseden bahsedilir. Buda evlenmeden ve cinsel ilişkiye girmeden belli olmaz.

Hiç masturbasyon yapmayan bir kimsede bir zarar olur mu? Meni kanalı tıkanır mı?
Hiç masturbasyon yapmayan bir kişinin vücudunda bir zarar olmaz. Meninin atılışı tamamen fizyolojik ve doğal bir olaydır.
Bu fizyolojik olay ya rüyalanma, gece boşalmaları şeklinde veya kişinin el ile boşalması şeklinde olur. Vücut el ile boşalma olmuyorsa rüyalanma şeklinde olacaktır. Bu rüyalanmanın zamanı ve yeri belli değildir. İnsanın kendi elinde de değildir. Vücut ihtiyacı şeklinde ayarlar.
Bu ayarlama meni kesesinin dolum süresine veya kişinin cinsel objeler ile temasına bağlıdır.
Masturbasyon yapılmazsa meni kanalları tıkanmaz. Çünkü meninin depolandığı yer meni kesesidir. İhtiyaç halinde bu keseden meni atılır ve yerine yenisi konulur.

Sık masturbasyon sertleşme kalitesini etkiler mi?
Sık yapılan masturbasyonda sertleşme kalitesini etkiler. Çünkü aşırı masturbasyon ile doyum noktasına gelen penis sinir ve kasları artık uyarana cevap vermez ve bir nevi hissizlik olur. Bunda ereksiyon azalması şeklinde kendini gösterir. Bu sertleşme sorunu kalıcı değildir. İstirahat ve masturbasyonun düzene alınması ile eski performansına ulaşılır.

Masturbasyonda heyecandan dolayı kalp ve nabız hızlı çalıştığı için ileride kalp rahatsızlığı olur mu?
Heyecandan kana adrenalin hormonunun salgılanması ile çarpıntı yapabilir.
Yorgunluk olabilir. Ama bu çarpıntı hiçbir zaman kalp sorunu yapmaz. Kalp hastalığına neden olmaz. Eğer kişinin kapakçık arızası, damar tıkanıklığı gibi bir arıza varsa bu heyecan ve çarpıntı kalbe zarar verebilir.

Masturbasyonda meni gelmezse meni yollarında bir tıkanıklıktan şüphelenilir mi, kısırlığın göstergesi midir?
Meninin gelmemesi birçok hastalıktan dolayı olabilir. Ergenlikten beri meni gelmemesi ile daha sonra meni gelmemesi farklı şeylerdir.
Ergenlikten beri gelmiyorsa hormonal düzensizlik veya eksikliği düşünülür.
Sonradan oluşan meni gelmeme durumu; meni yolları iltihabı, prostat iltihabı, darlık, psikolojik sebepler veya kullanılan ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkar.
Devamlı meni gelmezse kısırlık göstergesi olabilir.
Gerek cinsel ilişkide gerekse masturbasyonda tam boşalma yapılmazsa meni kesesinden çıkan meni, meni yollarında kalır ve dışarı atılamaz.
Bu durumda kanal dolgunluğu ile bu artık meni kanalın duvarlarına baskı yaparak testis ve kasık ağrılarına neden olur.
Bu nedenle meniyi tam olarak dışarı atıp, tam boşalmayı sağlamak gerekir.

Masturbasyon sırasında yumurtalar yukarı çekiliyor ve tesisler küçülüyor bir mahsuru var mı?
Normalde testisler testis torbası içinde bulunur ve testis torbası hareketlidir. İçindeki testiste sadece bir askı ile kasık kanalına bağlıdır.
Testisin 2–3 cm yukarı çekilmesi normaldir. Bazı aşırı hassas olanlarda Soğukta çok defa kasılır ve yukarı çekilir, sıcakta gevşer ve sarkar. Aşırı yukarı çekilme patolojik sebeplerden ileri gelir.
Testsisin damar ve sinir hassasiyetinde, bağ dokusunun kalın olmasında veya bir kasık fıtığında testis yukarı çekilir.
Masturbasyonda testisler küçülmez. Ama küçülüyormuş hissi verebilir.

Masturbasyondan eskisi kadar zevk almıyorum. Boşalırken de zevk almıyorum. Meni gelirken yanma oluyor. Bu bir hastalığı gösterir mi?
Çok defa bu bir hastalık değildir. Çünkü aşırı ve sık masturbasyon da penis dolayısıyla vücut bir doyuma ulaşmıştır. Vücutta bir isteksizlik ve usanma oluşur.
Bu isteksizlik hiçbir zaman kalıcı değildir. Masturbasyonu düzene koymakla şikâyetler geçer.
Yalnız kanda testosteron düşüklüğü durumunda da isteksizlik olabilir. Bu durumda kan tahlillerinin yapılması uygundur. Aşırı stres, vücut ve kafa yorgunlukları da isteksizlik nedenidir.

Masturbasyonda kullanılan sabun, şampuan krem gibi maddelerin zararı var mı? Penis sinirlerine zarar verir mi?
Bu gibi maddeler penis sinirlerine zarar vermez. Sadece bazı kimselerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Masturbasyondan önce ve sonra bir sıvı geliyor bu nedir?
Masturbasyonu bir nevi cinsel birleşme şeklinde düşünürsek organizma, cinsel birleşmeyi hazır hale gelmesi için prostat ve yan bezlerinden bir sıvı salgılar.
Bu sıvının kayganlaştırıcı özelliği vardır. Böylece cinsel birleşmeyi kolaylaştırmak ve sürtünmeden dolayı meydana gelen ağrıyı azaltmak mümkün olur. Yani olay tamamen fizyolojiktir.
Masturbasyondan sonra gelen sıvıda çok defa meni artığı ve meninin sıvı kısmıdır.

Rüyalanma ile masturbasyon aynı şey midir?
Bu ikisi aynı şeyler değildir.Her ne kadar ikisinde de boşalma oluyorsa da rüyalanma vücut boşalmayı kendine göre ayarlayıp fizyolojik olarak bunu temin etmesidir. Masturbasyonda ise bunun el ile sağlayıp enerji harcayarak yapılan bir iştir. Ayrıca burada vücudun fizyolojik ihtiyacı düşünülmez. Bağımlılık şeklinde yapılarak masturbasyonun tüm sakıncaları görülür.
Rüyalanma ise ihtiyacı kadar ve kararıncadır.

Varikosel gibi bir ameliyattan sonra masturbasyon yapmak zararlı mıdır?
Masturbasyon enerji kaybına neden olan bir olaydır. İnsanın ameliyat veya hastalık durumlarında enerjiye, kuvvete ihtiyacı vardır.
Bu nedenle yapılan masturbasyon enerji kaybına neden olacağı için hastalığın uzun sürmesine ve iyileşme süresine olumsuz etkisi olur.
Varikosel ameliyatlarından sonra ise; yapılan masturbasyon sperm değerlerine olumsuz bir etkisi yoktur.
Sadece yara yerine travmatik bir zarar verebilir.
Bu nedenle varikosel ameliyatlarından 21 gün sonra masturbasyona veya cinsel ilişkiye izin verilir.

Masturbasyon yaparken kan gelir mi?
Sık ve zorlayıcı mastürbasyonlardan sonra penisten kan gelebilir. Çünkü bu bir travmadır.
Her travma gibi bu travmada penisi örseler ve zedelenmesine neden olur. Penis içinde veya penis kökündeki idrar ve meni kanallarında küçük kılcal damarların çatlaması sonucu penisten kan gelebilir. Kan cilt altına sızacak olursa cilt morarması ve şişlikler yapar.
Tedavide elbette masturbasyonu bir düzene sokmak, cinsel perhiz yapmak, ve travmatik oluşumların geçmesini beklemek lazımdır. Bu organa nazik davranmak gerekir.

Masturbasyon sonucunda kişi kendini suçlu veya günahkâr his edebilir mi?
Masturbasyon enerji kaybı boşalma ve tatmin olmadır. Çok defa yapılan bu işten de suçluluk ve pişmanlık duyulur. Ama bu duygular kişinin bilmemesinden ileri gelir. Masturbasyonun fayda ve zararlarını, dini hükümlerini bilen birisi bu duyguları yaşamaz. Çünkü zaruri halde yaptı ise pişmanlık duymaz, zaruret dışında yaptı ise pişmanlık duyar.

Oruçluyken masturbasyon yapmak orucu bozar mı?
Oruçlu iken, oruçlu olduğunu bile, bile mastürbasyon yapan kimse, inzal olup meni gelirse orucu bozulur, gusül abdesti gerekir. Bu durumda gününe gün kazası gerekir, kefaret gerekmez (Yani 61 gün oruç tutması gerekmez)
Mastürbasyon halinde boşalma olmamış yani şehvetle meni akmamışsa "mezi" denilen ince sızıntı gelse bile, bununla oruç bozulmaz, gusül de gerekmez.
Oruçluyken masturbasyon yapmamak lazımdır. Çünkü bu orucun özüne ruhuna aykırıdır.
Oruç iradeye hakim olma eksersizidir. Masturbasyon gibi irade eksikliği veya nefse uyma oruçla bağdaşmaz.
Ama yapılmışsa ve meni gelmişse gününe gün kaza yapılır. Meni gelmemişse bir şey gerekmez. (Fetavay-i Hindiye Cilt 2 Syf: 40. Nimet-i İslam Sayfa 528. Fikri Yavuz İslam İlmihali Syf: 276)
Bir Ramazanda iki defa mastürbasyon yapana kefaret de gerekir. Çünkü Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasıtla yine yaparsa, kefaret de gerekir.
Fetava-i Hindiyye, Bahr-ür-raik ve Dürr-ül-muhtar

İslamiyette Masturbasyon:
İslamiyet te kaynak 3 olduğuna göre konuyu Kuran, hadis ve Fıkıh âlimlerinin görüşüne göre değerlendirelim.

a) Kurana göre masturbasyon:
Kuranda masturbasyondan apaçık bahsedilmemektedir. Önce ayetleri alalım ve yorumlara bakalım: "Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir." (Mü'minun Suresi: 5–7)

b) Tefsirlerde İstimnâ
Nesefi tesfiri 3/772 Mu’minun 23 ”Onlar tam olarak haddi aşan kimselerdir” . Bu ayette “Mut’a nikahı ve doyumu gerçekleştirmek için elle istimnanın haram olduğuna delil vardır” diyor.
Adı geçen tefsir 4/302 El-Mearic 70/31 ayetin tefsirinde: “hümül adun” yalnız tenzihen mekruhtur. (İbn-u Abidin C.2 S. 154)
Kocasının karısının eliyle veya kadının kocasının yardımıyla boşalması helaldir. İhya Terc. Ali Aslan, 3/420. İbn-u Abidin, 4/27 3/215 2/153-4
İstimnâ nın diğer tefsirlerdeki yerleri şu şekildedir.
Kurtubi Tefsiri: C12/105-106
Bağavi tefsiri: 2/303
İbnu Kesir 2/559
Süleyman-ul Cemal 3/196

c) Hadislerle masturbasyon: 
Allah Resulü şöyle buyurur: "Cinsel organıyla oynayan bir millete Allah azab etmiştir."
"Elini nikâhlayan mel'undur" "Elle boşalan lanetlidir" Bu hadis-i şeriflerde masturbasyon yasaklamaktadır. Ancak İslam âlimlerinden bazıları bu hadislerin helal-haram bağlamında delil olamayacağını savunurlar. Çünkü sahih olarak görmezler.
Keşful hafa’da Deylemî nin isnadı ile Enes ve İbn-u Omer (R.A.M) dan rivayetle Resullalah (S.A.S) buyurdu.
“Yedi kişi vardır kıyamet günü Allah (C.C) onların yüzüne (Rahmet nazarı ile) bakmayacaktır.
onlar günahlarından ne temizlenirler ne de ael-i salihte bulunanlarla bir araya getirir. İlk giriciler olarak onları ateşe sokar. Ancak tövbe edenler (Üç kez tekrarlar) hariç. Bunlar;
1- Elle istimnâ edenler 2-3- Livata (Erkeklerle birleşenler) yapanlar ve kendine yaptıran. 4- Alkolik olanlar 5- imdat edesiye kadar ana-babasını döven 6- Lanet edilecek kadar komşusuna eziyet çektiren 7-Komşu hanımı baştan çıkartan ve onunla zina edenler”
Keşf-ul Hafa 1462 ramuz-ul Ahadis: 296

Sonuç olarak âlimlerin görüşü 3 tür:
Mutlak haramdır, Mubahdır, Vacibtir.
a)Mutlak Haramdır Diyenler: Şafiî ve Maliki mezhebi: Bu görüşte olup ayetleri ve hadisleri bu yönde yorumlamışlardır.
b)Mubahtır Diyenler: Hanefî ve Hanbelî mezhebi: Kişinin eşi yoksa ve evlenemiyorsa zinaya düşmemek için masturbasyon yapabilir. Aynı zamanda rüyalanma yolu ile de boşalma olmuyorsa masturbasyon yapmasında bir sakınca yoktur.
c)Vacibtir Diyenler: Zinadan kesin olarak kurtulamayacağını düşünen bir kimse mastürbasyon yapılması vacib olur. Çünkü her ikisi şer olduğu halde daha az şerri tercih etmek İslamî bir kuraldır.

Yorum ve Sonuç:
İslamiyet'in görüşleri budur. Olaya birde vicdani yönden bakarsak hiç kimse bu hareketin doğru olmadığını anlar. Zaten işlem yapıldıktan sonra pişmanlık duymak, kendi kendine bir daha yapmayacağına söz vermek olayın vicdani boyutunu gösterir.
Ayrıca masturbasyonun psikolojik zararı ve fizyolojik zararı kişinin deneyimleri ile ortadadır. Bu durumda masturbasyonu inanmış bir Müslüman helal olduğuna inanmaz. Haramların ve helallerin belli olduğuna sadece ikisi arasında şüpheli şeylerin olduğunu en iyisinin şüpheli şeyden kaçınmak olduğunu bilir.
Yabancı kadına(Haremi olmayan) bakmak masturbasyondan daha günahtır. Kadınlarla temas kurmak ve zina yapmak bakmaktan daha günahtır ve büyük günahlardan sayılır. Bu yönden düşünülürse masturbasyon büyük günahlardan sayılmaz. Küçük günahtır. Şehevi olarak tekrar edilen ve sık tekrarlanan masturbasyon gittikçe büyük günahlara doğru kayar. Harama doğru gider. Çünkü küçük günahlar da ısrar edilirse büyük günaha dönüşür.
Şunu da unutmamak lazımdır. Peygamberimiz buyurmuştur: "İki Cuma namazı arasında kalan küçük günahlar affedilir"
Masturbasyon mutlak haram olarak görülemeyeceği gibi, helal olarak da görülemez.
Fetva bu yöndedir. Ama İslami hassasiyeti olan kimselerin takvayı tercih etmeleri en doğrusudur.

Masturbasyon hakkında olan yazılmış bir kitapçığım var. Eminim sorunuza bu kitapçıkta çok geniş bilgi ve cevap bulacaksınız. Amacım kitap satmak değil kitap tanıtmak. (Satma işini zaten yapamam)
Bu kitapçığı yayınevinden isteyin ve alın okuyun fiyatı 1.08 KURUŞ
Gonca Yayınevi Telefonla Sipariş 0212 528 5076 veya
0506 7403910 maille isteme: bilgi@goncayayinevi.com
http://goncayayinevi.com ve https://www.facebook.com/goncayayinevi
Başka kitapevinden sipariş adresi: http://www.kitapyurdu.com
Gelen sayfada arama kutucuğuna istimna yazın.
http://www.kitapelinizde.com/kitap/istimna.htm

 

DİĞER YAZILARIMIZ:
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel
Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz.
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi 
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik
Porno ve Zararları
Böbrek Hastalıkları
Böbrek ve Oruç 
Sünnet 

İktidarsızlık (Empotans) Sertleşme Sorunu ve Cinsel İsteksizlik Soru/Cevap


Türkiye'de cinsellik hem kadın hem de erkek için hâlâ önemli bir sorun. Çünkü genellikle sorun dile getirilmiyor. Örneğin, sertleşme sorunu yaşayan her 10 erkekten sadece biri doktora başvuruyor. Hastaların çoğu ya utandığı ya da bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğü için doktora gitmiyor. Oysa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Alıcı, "Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme başka bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor" diyor. Prof. Dr. Alıcı, sertleşme sorunları konusunda soruları yaıtladı.
 
İktidarsızlık nedir? 
İktidarsızlığın kelime anlamı gücünü kaybetmektir. Çok olumsuz bir ifade olan iktidarsızlık yerine bilimsel olarak da kabul gören doğru tanım 'sertleşme sorunu'dur. Sertleşme sorunu bir erkeğin sürekli veya tekrarlayan biçimde, cinsel ilişki için yeterli sertliği sağlayamaması ya da sertliği sürdürememesidir.


Sertleşme sorunu sık görülen bir durum mu? 
Bilimsel veriler erkeklerin yarısının hayatlarının herhangi bir döneminde en az bir kez hafif ya da şiddetli sertleşme sorunu yaşadığını gösteriyor. Yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe sertleşme sorununun sıklığının da arttığını görüyoruz. Ortalama olarak 40'lı yaşlarda yüzde 40, 50'li yaşlarda yüzde 50, 60'lı yaşlarda yüzde 60 sertleşme sorunu görülüyor.
 
Sertleşme sorunu bu kadar sık görülmesine karşın hep aynı şiddette yaşanmıyor. Hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin Türkiye'de yapılan bir çalışmada 40-70 yaş arası sertleşme sorunu yüzde 69 oranında olmasına rağmen şiddetli sertleşme sorunu yaşayanların oranı sadece yüzde 10. 
Bu kadar sık görülen sertleşme sorunu hastalarca dile getiriliyor mu? 
Cinsel güce verilen önemden dolayı sertleşme sorunu yaşayan bir erkek bu durumu hemen kabullenip ortaya koymuyor. Sorunun sadece kendinde bulunduğunu düşünüyor ve konuyu başkalarına veya doktora açmaktan çekiniyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin ancak 10'da biri doktora başvuruyor. Bunun nedenleri araştırıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: 
Hastaların yüzde 75'i utanma nedeniyle, yüzde 70'i sertleşme sorununu tıbbi bir sorun olarak görmediği için, yüzde 68'i ise bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğünden doktora gitmiyor.

Sertleşme nasıl oluyor? 
Sertleşmenin olabilmesi için öncelikle cinsel isteğin olması gerekir. Cinsel isteği uyaran ise erkeklik hormonu olan testosterondur. Testosteron olmadan cinsel isteğimiz olmaz. Cinsel istekle birlikte uyarılma gerçekleşir, yani peniste sertleşme olur.
Sertleşmenin gerçekleşmesi için penise giden sinirlerin normal olması, çalışması, penis içinde kan damarlarının genişlemesi gibi bazı koşullar gerekli. Cinsel uyarı olmadan gece uyku sırasında da sertleşme olabilir. Sağlıklı kişilerde gece uykusu sırasında rüyanın görüldüğü dönemde penise kan akımı artar ve sertleşme olur.
 
Sertleşme sorunu neden kaynaklanır? 
1980'li yıllara kadar sertleşme sorununun çoğunlukla psikojenik (ruhsal kaynaklı) olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalarla sertleşmenin nasıl oluştuğu tam olarak anlaşıldığında sorunun çoğunlukla psikojenik olmadığı, organik (fiziksel) sebeplerin daha fazla olduğu görüldü. 
Yani gerekli hormon, sinir, damar ve adale sisteminde meydana gelen bozukluklar sertleşme sorununa yol açabiliyor. Sorunun kaynağı sadece fiziksel olabileceği gibi, hem fiziksel hem de psikojenik olabilir.
 
Penis boyutunda bir ölçü var mı, cinsel ilişki sıklığı ne kadar olmalı? 
Sönük haldeyken penis çekildiğinde boyu dokuz santimin altındaysa fiziksel yetersizlikten söz edilebilir. Cinsel ilişki sıklığı bakımından psikolojik olarak doğru miktar her iki kişiyi de mutlu edecek miktardır. 
Fiziksel olarak gençlerde sıklık serbest zaman ve enerjiyle sınırlıdır. 30'lu yaşlarda haftada iki-üç kez ilişki normal kabul edilirken yaşla birlikte bu sıklık haftada bire hatta 15 günde bire iniyor. 

Psikolojik sebepler sertleşme sorununa nasıl yol açıyor? 
Kişinin fiziksel yapısında yetersizlik olduğunu düşünmesi, cinsel bilgi eksikliği, deneyimsizlik, başarılı olamama korkusu, cinsel taciz veya yaralanma, ekonomik problemler, ailevi sorunlar, depresyon gibi birçok durumda sertleşme sorunu görülebilir. Bu kişiler fiziksel olarak sağlıklı olsalar da beyinde cinsel uyarı engellenir ve sertleşme bozukluğu ortaya çıkar.
 
Psikolojik sebepler en çok kimlerde görülüyor? 
Türkiye'de cinsel eğitim eksiği çok fazla olduğundan genç erkeklerde daha fazla görüyoruz. Örneğin, ilk gece korkusunun altında başaramama korkusu, aşırı heyecan ve cinsel bilgi eksikliği yatabiliyor. Gençlerde nadiren fiziksel neden saptıyoruz. 
Tedavi için ne kadar erken başvurulursa başarı o kadar yüksek oluyor. Yaş ilerledikçe fiziksel nedenler daha fazla görülüyor. 

Fiziksel nedenler neler? 
Normal sertleşme için gerekli olan hormonlar, sinir sistemi, penisteki damar ve iç adale yapısı gibi sistemlerin birinde ya da birkaçında bozukluk olduğunda sertleşme sorunu ortaya çıkar. En sık kalp-damar sistemi hastalıkları, diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, depresyon hastalarında sertleşme sorunu görülür. Kişide sertleşme sorununa bağlı olarak başka problemler de ortaya çıkabiliyor. Örneğin sinirsel gerginlik, özgüven kaybı, hayat kalitesinde azalma, insan ilişkilerinde olumsuz etki gibi.
 
Sertleşme sorunu için başvurmak ve araştırmak niçin önemli? 
Sertleşme sorununun nedenini aramak, altta yatan ve hasta tarafından bilinmeyen başka hastalıkların tanısını sağlayabilir. Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme sorunu bir başka hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. 
Bunlar, yüksek kan yağları, kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet ve depresyondur. Yüksek tansiyonu olanların yüzde 68'inde sertleşme sorunu olabiliyor. Sertleşme sorunu olanların ise yüzde 60'ında yüksek kan yağları, yüzde 40'ında koroner damar tıkanıklığı, yüzde 20'sinde diyabet ve yüzde 11'inde depresyon görülüyor. 

Sertleşme sorunu yaratabilecek risk faktörleri var mı? 
Öncelikle yaşlanmayla cinsel fonksiyonlarımız azalır. Ancak sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değildir. Yaşlanmanın yarattığı psikolojik durum olumsuzluk yaratabilir. Esas olarak kronik hastalıklardan olan yüksek tansiyon, diyabet, kalp damar hastalıkları ve depresyon risk faktörlerindendir. 
Sağlıksız yaşam koşulları, sigara kullanımı, stres ve alkol bağımlılığı da sertleşme sorununa yol açabilir. Bazı tansiyon düşürücüler (beta-blokerler, tiazid diüretikler) ve antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da sertleşme sorununa neden olabilir. 

Altında başka hastalıklar yatabilir 
Hastalıklara göre sertleşme sorunu yaşama riski ne kadar artıyor? 
Diyabet varsa dört, prostat hastalığı varsa üç, damar sertliği, yüksek tansiyon ve depresyon varsa iki kat fazla risk yaşanıyor. 
Kalp-damar hastalıkları nasıl etkiler? 
Kalp-damar hastalığına yol açan sebepler arasında yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan yağları ve genetik yatkınlık sayılabilir. Özellikle tansiyon ve kan yağları damar cidarında kalınlaşma ve sertleşmeye yol açar. Sertleşme için gerekli olan kan akışı azalır. Sigara ve stres damar cidarlarını ve penis iç dokusunu kötü etkileyerek sertleşme bozukluğu yaratır. 

Sertleşme sorunu olan hastalar hangi şikâyetlerle doktora başvuruyor? 
Hastaların bir kısmı sorununu doktora doğrudan söylüyor, bir kısmı da dolaylı yoldan aktarıyor. Mesela prostat şikâyeti olduğunu söylüyor. Uygun sorular sorunca asıl sorununun sertleşme problemi olduğunu görüyoruz. 
Sertleşme sorunu başka bir hastalığın belirtisi olabilir mi? 
Sertleşme sorunuyla gelen hastanın incelenmesi sırasında kendisinin farkında olmadığı diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarında yükseklik ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları ortaya çıkıyor. Yani sertleşme sorunu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Bu yüzden hastalar bilinçli olmalı ve sertleşme sorunu olduğunda doktora başvurmalı. 

Sigara tiryakiliği de seks hayatının düşmanlarından. Sigara hem damar tıkanıklığı hem de damar cidarında kasılma yaparak cinselliği olumsuz etkiliyor. Uzun ve renkli seks için bir önlem de kolesterolü düşürmek

Cinselliğin önündeki engeller bir değil: Sigara, stres, yüksek tansiyon, aşırı alkol tüketimi, işkolik olmak… Bunlar bir araya geldiğinde, mutlu bir cinsel hayattan bahsetmek pek mümkün olmuyor. Oysa bu risk faktörlerinden bir bir kurtulmak, hem seks hayatını, hem de kalp ve beyin sağlığını korumada çok önemli.  

Kimler sertleşme sorunu yaşayabilir? 
Yaş ilerledikçe sertleşme sorunu artıyor, fakat sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değil. Yaşla birlikte sıklığı artan kronik hastalıklar (yüksek tansiyon, diyabet) sertleşme sorunu yaratabilir. Bu hastalıkların dışında çok sayıda risk faktörü de var. Örneğin, kilolu, sigara içen, işkolik, yüksek tansiyonu nedeniyle ilaç kullanan, sık alkol alan, eşi ya da partneriyle sık tartışan bir kişiyi düşünelim. 
'Bunlardan hangisi sertleşme sorunu yaratıyor?' diye sorarsak, cevap 'Hepsi' olacaktır. 
 

Sigara bu sorunda nasıl bir rol oynuyor? 
Sigaranın kötü etkisi iki şekilde ortaya çıkıyor. Birincisi, sigara damar sertliği yaratır. Bunun sonucunda kalp ve beyin damarları daralarak ölümcül sonuçlar doğurabilir. Sertleşme sorunu ölümcül değildir ama cinsel hayatınızı öldürür. Sigaranın içindeki kimyasal maddeler penise giden küçük damarların tıkanmasına yol açarak sertleşmeyi engelleyebilir. 
İkinci olarak, sigara damar cidarında kasılmaya yol açarak penise giden kan akımını azaltır ve sertleşme güçlüğü başlar. Bazen penise kan normal gelse bile damar sertliği olan kişilerde cinsel ilişkideki hareket sırasında kan bacak ve kalça bölgesine kaçar ve sertleşme devam edemez. 

Sorunun hormonlarla ilişkisi var mı? 
Özellikle erkeklik hormonu olan testosteron cinsel isteğimizle ilişkilidir. Testosteronun penis iç yapısı üzerine de etkisi var. Testosteron düzeyindeki düşüklük hem isteği, hem de penis iç yapısını olumsuz etkileyerek sertleşme sorununa yol açabilir. Diğer hormonal bozukluklar, örneğin diyabet, tiroid bezi, böbrek üstü bezi veya hipofiz bezi hastalıklarında da hormonal değişiklikler oluşarak sertleşmeyi etkilerler. 
Diyabetle ilişkisi nedir? 
Diyabeti olan erkek hastaların yarısında zaman içinde sertleşme sorunu gelişiyor. Tip 1 diyabeti olan, ensülin bağımlısı genç hastalarda bu problem daha erken ortaya çıkabiliyor. 
Tip 2 diyabeti olan ensüline bağımlı olmayan ve daha geç yaşlarda ortaya çıkan diyabette sertleşme sorunu daha yavaş gelişiyor. Diyabeti olan erkeklerde birkaç nedenle sertleşme sorunu meydana geliyor. Öncelikle diyabet küçük kan damarlarına zarar vererek penise kan akımını azaltıyor. İkinci olarak çevre sinirlerde bozukluk oluşturarak penise sertleşme için gerekli uyarının iletilmesini engelliyor. Bu hastalarda penisten beyne giden uyarılarda da azalma oluyor ve sertlik elde etmek güçleşiyor. Son olarak diyabette genel sağlık daha kötü seyredebiliyor. Buna karşı en iyi yol kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutmaktır. 
Kan yağları sertleşmeyi nasıl etkiliyor? 
Kolesterol ve trigliserid gibi kan yağlarındaki yükseklik kalp-damar hastalığı yaratıyor; penise giden kan akımını azaltarak sertleşme bozukluğuna neden oluyor. Özellikle yüksek kötü huylu kolesterol sertleşmeyi olumsuz etkiliyor. 

Başka neler sertleşme sorunu nedeni? 
Penise gelen sinirlerde hasara yol açabilecek MS gibi rahatsızlıklar veya kaza, hastalık sonucu oluşan omurilik sinir hasarları sayılabilir. 
Prostat kanseri ameliyatları, kolon, rektum ameliyatları gibi bazı operasyonlardan sonra da sertleşmeyi sağlayan sinirler etkilenerek sertleşme bozulabilir. Penisin eğrilmesine yol açan bir hastalık olan peyronie de sertleşmeyi bozabilir. Bu hastalıkta penis sertleşse bile eğrilir ve ilişkiyi engelleyebilir. Bir başka neden, ilaç kullanımı. Bazı ilaçlar sertleşme sorunu yaratabilir. Bunlar arasında antidepresanlar, tansiyon düşürücüler ve mide koruyucularından bazıları sayılabilir. Yine bir başka sebep priapizm sonrası sertleşme bozukluğunun gelişmesidir. Priapizm cinsel uyarı olmaksızın istek dışı uzun süreli sertleşmenin olmasıdır. Bu durumda penis içinde kan uzun süre hapsolduğu için oksijen azalır ve doku kalıcı biçimde zarar görebilir. 
Bu nedenler önlenebilir mi? 
Omurilik sinir hasarı gibi bazı sebepler geri dönüşsüzdür. Sertleşme sorununa yol açabilecek birçok kronik hastalığın iyi tedavi edilmesi koruyucu olabilir. Örneğin, kan yağları yüksek olan bir kişi diyet ve egzersizle kan yağlarını normal seviyeye indirir, sigara veya alkol alışkanlığından vazgeçer, stresten uzak kalırsa sertleşme sorununu geciktirebilir. Keza yaşlanmayla ortaya çıkan kısmi hormonal yetersizlik durumunun düzeltilmesiyle bu sorun önlenebilir. Ayrıca şekeri olanların kan şekerini, tansiyonunu iyi kontrol etmesi koruyucu olabilir. 

Birçok hastalıkta olumsuz faktör olan stres, erkeklerin cinsel yaşamını da kâbusa çevirebiliyor. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler damarlarda sigara gibi kasılma yapıyor

Stres cinselliği nasıl etkiliyor? 
Erkekler bu sözü duymak istemiyor ancak stres pek çok hastalık için risk faktörü. Stres yoğun olmazsa direncimizi artıran bir etki gösterebilir ama yoğunlaştığı zaman başta sertleşme sorunu olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler önce sigara gibi damarlarda kasılmaya neden olur, uzun zaman içinde de kan basıncını yükselterek damarlarda kalıcı hasara yol açar. Penise, kalbe, beyine kan az gider. Stresle eşler arası ilişkide de bozulmalar olur. Kısırdöngü haline gelebilen bu durumda hem fiziksel hem de ruhsal etkilenme ortaya çıkar. Dolayısıyla stresimizi azaltacak tedbirlere başvurmak genel sağlığımızla birlikte cinsel sağlığımız için de koruyucu olacaktır. 
Sertleşme sorununda teşhis kolay mı? 
16'ncı yüzyılda Avrupa'da bir kadın eşindeki sertleşme sorunu nedeniyle boşanmak istediğinde hâkim, erkeğin sertleşme yeteneğini kontrol için mahkemede bir grup tanık önünde eşiyle ilişki kurmasını istermiş. 
Neyse ki günümüzde gelişmiş tanı yöntemleriyle sertleşme sorununa yol açan nedenler ortaya çıkarılabiliyor. Tanı için en önemli nokta, tıbbi ve cinsel hayata ilişkin hikâyenin iyi alınmasıdır. Hasta-doktor arasındaki bu konuşma sorunun tedavisinin temel taşıdır. Sorunun ruhsal veya fiziksel kaynaklı olup olmadığı tahmin edilebilir. 
Bazen hastanın anlattıkları gerçek durumu yansıtmayabilir. İlk görüşmede olmasa bile bir sonraki görüşmede hastanın eşiyle birlikte hikâyeyi doktora anlatması daha doğru bir yaklaşım. Şikâyetin ne şiddette olduğu, kişinin kendi kendine doldurduğu bazı sorgu formlarıyla anlaşılabilir. Psiko-seksüel hikâye, fizik muayene ve bazı laboratuar testleri tanı için çoğunlukla yeterlidir. 
Özel durumlarda intrakavernöz enjeksiyon, penil doppler ultrasonografi, NPT testi gibi ileri tanı yöntemleri gerekebilir. 

Hepsini yaptırmak gerekmez 
Teşhis için bu saydığınız testlerin hepsi yapılmalı mı? 
Günümüzde 'hedefe yönelik tanı ve tedavi' yaklaşımı daha çok benimseniyor. Hedefe yönelik demek, hastanın isteği doğrultusunda tanı için gerekli testlerin bir kısmının veya hepsinin yapılmasıdır. Sertleşme sorununun fiziksel kaynaklı olup olmadığını ve şiddetini yapılacak temel testlerle anlayabiliriz. Tedavi buna göre seçilebilir. 
Hasta sebebi bilmek istemiyorsa, sadece tedavi talep ediyorsa testlerin hepsinin yapılması gerekmez. 
Hangi durumlarda ileri testler yapılmalı? Buna hasta mı karar veriyor? 
Üç durumda ileri testler yapılabilir. Birincisi, yapılan temel testlerde doktor normal olmayan bir durum gördüğünde gerekli olduğu için ileri testleri yapar ve yaptırır. 
İkincisi, bazı hastalarımız sertleşme sorununa yol açan asıl sebebi öğrenmek istediklerinde penil doppler ultrasonografi, kavernozometri, grafi, gece uyku testi gibi ileri tetkikler yapılabilir. Bu tetkikler tedavinin sırasını ve şeklini değiştirmez. 
Ama durumu kabullenmekte zorluk çeken hastalar için belgelendirme ve kişinin merakını tatmin için kullanılabilir. Özellikle genç hastalar, fiziksel bir sorunları olmadığı belgelendiğinde, sorunun psikolojik olduğunu görerek altta yatan sebebi çözme yolunda adım atıyor. 
Son olarak, akademik araştırma amacıyla ileri testler yapılabilir. 

Tanı için mutlaka yapılması gereken testler hangileri? 
Hastalık hikâyesi, semptom skorlaması, fizik muayene, açlık kan şekeri, testosteron, kan yağlarının ölçümü mutlaka yapılmalı. Bir de orta yaş ve üzerinde prostat hastalıklarının teşhisinde kullanılan PSA testi yapılmalı. Cinsel hikâyenin büyük önemi var. 
Sorunun ne kadar zamandır devam ettiği, aniden veya uzun zaman içinde gelişip gelişmediği, sabah uyandığında peniste sertlik olup olmadığı, eşin soruna nasıl tepki verdiği, penisin yapısında bozukluk veya ağrı olup olmadığı sorularak sorunun psikolojik veya fiziksel kaynaklı oluşu ayırt edilebilir. 

Peki sertleşme sorunu nasıl tedavi ediliyor? 
Sertleşme sorunu tedavisinde asıl amaç normal bir cinsel yaşam sağlamak. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sertleşme sorununun ortadan kaldırılmasında koruyucu hekimlik, birinci, ikinci ve üçüncü basamak tedavi adımları var. Koruyucu hekimlik kişide değiştirilebilir risk faktörleri ve sebep varsa bunların düzeltilmesini kapsıyor. 
Bu şekilde durum düzelmiyorsa birinci basamak tedavi, cinsel danışmanlık, eğitim ve oral (ağızdan kullanılan) ilaçlarla yapılır. Durum düzelmemişse vakum cihazı, penise iğne uygulamaları gibi lokal tedaviler uygulanır. Yine durum düzelmemişse üçüncü basamak tedavi olan cerrahi tedavi (penil protez) uygulanır. 

Koruyucu hekimlik ile sertleşme sorunu giderilebilir mi? 
Yaşam stilinde değişiklikler sertleşme sorunu şiddetli değilse etkili olur. Bunlar sigarayı bırakmak, alkol alımını sınırlamak, uyuşturucu madde alımından kaçınmak, sağlıklı yeme alışkanlığı kazanmak ve düzenli spor yapmaktır. Bu şekilde cinsel fonksiyonlarda önemli düzelme sağlanabilir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitimin rolü nedir? 
Cinsellik bireysel değildir. Kişiler arası problemlerin çözümü özellikle psikolojik sorunları nedeniyle sertleşme sorunu yaşayanlarda önemlidir. Bilgi eksikliği veya yanlış cinsel bilgi korku yaratır, kişide başaramama korkusunu yerleştirir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitim bu hastalarda tek başına tedavi için yeterli olabiliyor. Depresyonu olanlarda, depresyonu tedavi etmek sertleşme sorununu çözebilir. Ancak bazen ilacın kendisi sertleşme sorunu yaratabilir, bu nedenle bu ilaçlar dikkatli ve uzman kişilerce kontrollü verilmelidir. 

İlaçlar yüzde 60-85 etkili 
Sertleşme sorunu için ağızdan kullanılan ilaçlar nelerdir? 
Fosfodiesteraz-5 inhibitörü denilen ilaçlar kullanılıyor. Bunlar sildenafil sitrat (Viagra), vardenafil (Levitra) ve tadalafil (Cialis)'tir. Türkiye'de üçüde var. Cinsel uyarı olduğunda sertleşmeyi sağlayan maddenin hücrede yıkılmasını geciktirerek daha fazla sertlik oluşmasını sağlarlar. Bu ilaçların etkinlik ve güvenilirlikleri kanıtlandı. Gerek fiziksel gerekse psikolojik nedenli sorunlarda yüzde 60-85 oranlarında etkili oluyorlar. 

İlaçları kimler güvenle kullanabilir? 
Ağızdan alınan ilaçların farklı özellikleri mi var? 
Evet. Farklı molekül yapıları özelliklerinin de farklı olmasına yol açıyor. 
Viagra ve Levitra'nın molekül yapıları birbirine benzer olduğundan etki ve yan etkileri de birbirine benziyor. Cialis ise diğerlerinden farklı moleküle sahiptir. Etki süresi 36 saate kadar çıkıyor. 

Bu ilaçlar ne kadar güvenli? 
Bazen damarlarda yarattıkları genişlemeye bağlı geçici yan etkiler olabiliyor. Ancak yan etkiler şiddetli değil, bu nedenle tedaviyi bırakma oranı düşüktür. Her 100 hastadan sadece üçü tedaviyi bırakmak zorunda kalıyor. Ayrıca bu ilaçlar kalp üzerine yük eklemiyor. İki kat merdiveni rahat çıkabilen kişi bu ilaçları da kullanabilir. Kalp krizi riskini artırmıyor. Bu ilaçları kullananlarda kalp krizi görülme oranı, ilaç kullanmayan toplumdaki normal kalp krizi riski ile aynıdır. 

Kimler bu ilaçları kullanmamalı? 
Nitrat içeren ilaç alanlar kesinlikle kullanmamalı. Yüksek riskli kalp-damar hastalığı olan hastalar bu ilaçlardan uzak durmalı. AIDS için kullanılan ilaçlarla birlikte alınmamalı. Eritromisin (Antibiyotik), simetidin (Mide ilacı) gibi ilaçlarla da dikkatli kullanılmalı. 

Ağızdan kullanılan ilaçlar etkili olmazsa ne yapılmalı? 
Bu ilaçların nasıl kullanıldıkları çok önemli. Günde sadece bir tane ve ilişkiden ortalama bir saat önce alınmalıdır. Cinsel uyarı olmadan etkilerini gösteremezler. Bunların haricinde testosteron hormonu düşük olan kişilerde de etkileri azalır. Bu tip hastalarda eksik olan testosteron yerine konulduğunda aynı ilaç daha etkili olur. Bu koşullarda etkili olmadıklarını söyleyebilmek için ilaç en az altı kez değişik zamanlarda denenmiş olmalıdır. Etki olmaz veya yetersiz olursa, ikinci tedavi basamağına geçilebilir. 

Sertleşme sorununda ilaçlardan fayda görmeyenleri vakum, iğne gibi 'ikinci basamak' tedaviler bekliyor. Ancak bu yöntemleri de tercih etmeyenler bir saatlik operasyonla protez taktırabiliyor

Sertleşme sorununa karşı ağızdan alınan ilaçlar etkisiz kaldığında devreye vakumdan kendi kendine iğneye kadar birçok seçenek giriyor. 

İlaçlar etkisiz olursa ne yapılabilir? 
İkinci basamak tedavilere geçilebilir. Bunlar sırasıyla vakum cihazı, kendi kendine iğne tedavisi, idrar yoluna sıkılan ilaç kullanımıdır. Vakum cihazı denilen araç, penis üzerine geçirilen bir fanus ve bu fanus içindeki havayı emen bir pompadan oluşur. Penis üzerine silindir şeklindeki fanus yerleştirildikten sonra pompa aracılığıyla fanus içindeki hava emilir. Bu şekilde penis kanla dolarak fanus içinde büyür. Sebep ne olursa olsun, yüzde 90 başarıyla sertleşme sağlar. Ağızdan ilaç veya penise iğne kullanamayacak hastalarda rahatlıkla kullanılabilir. Dezavantajı ise şu: Hazırlığı zaman alır. Bu yöntemi Türkiye'de hastalarımız pek benimsemedi. 

Kendi kendine iğne tedavisi nedir? 
İlaç kullanarak başarı sağlanamayan hastalarda penis içine insülin iğnesiyle sertleşme sağlayan bazı ilaçlar uygulanabiliyor. Bu ilaçlar prostaglandin E1, papaverin ve fentolamin olmak üzere üç tane. 
Tek başına ya da karışım şeklinde kullanılabiliyor. İlaç uygulandıktan beş-10 dakika sonra sertleşme oluşur. İlacın cinsine ve dozuna, hastanın sertleşme sorununun şiddetine göre etki süresi değişir. 
İlacın seçimi ve etki süresinin ayarlanması doktor tarafından uygulanarak ayarlanır. Hasta önerilen dozu ihtiyaç hissettiğinde kendi kendisine yapabilir. Yan etkileri şunlardır: 
İlacın etkisi uzun sürerek sertlik devam edebilir. Sertliğin dört saatten uzun sürmemesi gerekli. Aksi takdirde penis içinde oksijen azalarak dokuya zarar verebilir. 
Bu tedavi yöntemiyle ortalama başarı yüzde 60-65 arasında. Gelelim kullanılan ilaçların özelliklerine… Papaverin en az etkili olandır, ancak en ucuzudur. Prostaglandin E1 en etkili ve pahalısıdır. Papaverin daha fazla yan etki yaratıyor. İkili-üçlü karışımlar kullanarak yan etki oranı düşürülebilir. Ayrıca karışımla hem ilacın etkinliği artar hem de maliyeti azaltılır. 

İğneyi herkes kullanabilir mi? 
Kan hastalığı veya kanama problemi olanlar, penis içinde doku sertliği bulunanlar (Peyronie hastalığı), el becerisi düşük olanlar kullanmamalı. 
İğne korkusu olanlarda tedaviye alışmak mümkün olmayabiliyor. Avantajı hızla sertlik oluşması. Dezavantajı ise ilacı üzerinizde taşıma zorluğu, iğne yapılan yerde kısa süren ağrı hissi veya sertlik olması. 
İdrar yoluna yapılan ilaçlar nedir? 
İdrar yolu içine sertleşme sağlayan 'prostaglandin E1' denilen bir madde jel gibi uygulanıyor. Türkiye'de bu ilaç yok.
 
Bu yöntemlerden fayda görmeyen hastaların tedavi şansı var mı? 
Ağızdan kullanılan ilaçlar, vakum cihazı veya kendi kendine iğne tedavisinden fayda görmeyen ya da kabul etmeyen hastalara, psikojenik (ruhsal) sertleşme sorunu olup psikiyatrik tedaviden uzun süre yarar görmeyen hastalara, şiddetli peyronie hastalığı olanlara ve orak hücreli anemide penis protezi (mutluluk çubuğu) ameliyatı öneriliyor. Penis protezleri silikondan yapılır. Bükülebilir ve şişirilebilir olan iki türü vardır. 
Bükülebilir penis protezi nedir? 
Penisin kanla dolan iki silindir şeklindeki yapısı içine yerleştirilen ve sertleşmeyi sürekli sağlayan bir protezdir. Büküldüğünde hasta giysilerini giyebilir. Ucuz ve kullanımı kolaydır. Penisin sönük haline dönememesi ve doğal görünmemesi ise dezavantajıdır. 
Ya şişirilebilir protezler… 
Hidrolik sistem esasına göre çalışır. Penis içine yerleşen iki silindir, deposu ve pompası olan sistemler. Şişirilebilen protezler iki ve üç parçalı olmak üzere iki çeşit. İki parçalı penis protezinde iki silindir ve bir pompa var. Üç parçalı da bir de depo kısmı var. Şişirilebilen iki silindir penis içine, depo karın içine pompa ise torba içine, testis (yumurtalık) yanına cilt altına yerleştirilir. Bu parçaların hiçbiri dışardan görülmez. Pompa kısmı sıkılarak depodan sıvı penise dolar. Pompa üzerindeki bir düğmeye basılınca da sönük haline döner. 

Protez kimlere takılabilir, ameliyat riskli mi? 
Penis protezi erişkin, kanser tanısı ve enfeksiyonu olmayan, beklentisi yüksek hastalara takılabilir. Psikiyatrik rahatsızlığı olanlar ve el becerisi olmayanlarda uygun değil. Ameliyat sonrası enfeksiyon gelişmesi ve vücudun protezi reddetmesi mümkün. Enfeksiyon riski yüzde 2-3. Yeni geliştirilmiş protezlerin dışı antibiyotik kaplı. Bu da enfeksiyon riskini çok azaltıyor. 
Ameliyat ne kadar sürüyor? 
Yaklaşık bir saat. Hastanede kalma süresi bir-iki gün. İlk 1.5 ay bakım çok önemli, ilişki önerilmiyor. 
Protezlerin ömrü var mı? 
Protezler hayat boyu kullanılabilir. Mekanik parçalarda bozukluk gelişme riski yüzde 5 civarında. 
Protezlerin fiyatı ne kadar? 
Modele göre değişiyor. Hastane ve doktor ücreti hariç olarak bükülebilir protezler 1000-1500 YTL. Şişirilebilir (balonlu) protezler 3.5-5 YTL. Şişirilebilir penis protezlerinin yüzde 80'ini devlet karşılıyor. 

Sertleşme sorunu yaşayan bazı erkeklerin eşleri bunu görmezden geliyor. Bir kısmı, mevcut ilişkinin kendisine yettiğini söylerken, sertleşme sorununu eşinin kendisini sevmemesi olarak algılayan da var

Yatak odasındaki sorunlar, genellikle tek taraflı olmuyor. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bazı durumlarda da kadın, sertleşme sorunundan kendisini sorumlu görür, eşinin artık kendisini sevmediğini düşünür


Erkekte görülen sertleşme sorununda kadının rolü var mı? 
Cinsel ilişki daima iki kişiyi ilgilendiren bir durum. Cinsel işlev bozukluğu şikâyetiyle gelen bir çiftte erkeğe yoğunlaşmak kolay, ancak erkeğin cinselliğinin bir kısmı eşiyle iletişimine bağlı. Kadının cinsel ilişkiye nasıl yaklaştığı önemli. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bu durum özellikle sertleşmesi sınırda olan erkeklerde daha belirgin. Sık görülen bir durum da şu: 
Çoğu zaman sertleşme sorunu yaşayan bir çift şehir dışında veya rahat bir ortamda sorun yaşamıyor. Stres ve sorumluluklardan uzaklaşmak, kadının daha istekli ve aktif olmasını sağlayabilir. Bu da erkeğin uyarılma derecesinin artmasıyla sonuçlanır. Erkeğin sertleşebilmesi ve kadının cinsel olarak buna cevap verebilmesi ancak sakin ortamda ve cinselliğe zaman ayrıldığında mümkün.
 
Tedaviye eşler birlikte mi gitmeli? 
Mutlaka gerekli değil. Ama ilk basamak tedavilerine cevap alınamazsa kadının da görüşmeye gelmesi uygun. Bazen durumu izah ederken erkek farklı, kadın tamamen farklı değerlendirmede bulunabilir. 
Erkek için kısmen yeterli gördüğü bir sertlik, kadın için hiç yeterli olmayabilir. Veya kadının hiçbir şikâyeti yokken erkek kendisini yetersiz görüyor olabilir. Kadının erkek için önerilen tedaviyi, davranışları bilmesi sorunu birlikte kabullenmeleri ve tedaviye uyum açısından çok önemli. 

Kadının eşe yaklaşımı nasıl olmalı? 
Erkekte sertleşme sorunu başladığında eş veya partnerinin üç davranış biçimi var. 
İlk ve en sık görülen, kadının sorunu görmezden gelmesidir. Erkek durumundan bahsettiğinde de 'Sen söyleyene kadar farkına bile varmadım. Ancak, benim için önemli değil' diyebilir. İkincisi, kadın mevcut sertleşmenin kendisi için yeterli olduğunu ama sorun erkek için önemli olduğu takdirde yardımcı olacağını söyleyebilir. 
Son olarak, kadın bu olaydan etkilendiğini yıkıcı bir biçimde belli edebilir. Olayı da genellikle iki biçimde yorumlar. Ya 'Cinsel cazibemi yitirdim ve sorun benden kaynaklanıyor', ya da 'Eşim enerjisini başka bir alanda ve başka kişiyle kullanıyor' şeklinde düşünür. Birinci ve üçüncü yaklaşım mevcut durumu daha da kötüleştirebilir. Burada erkeğin ihtiyacı anlayışlı ve destekleyici olan ikinci yaklaşımdır. 
Peki bu durumdaki bir erkek kadına nasıl davranmalı? 
Aslında kadının cinsel sorun yaşama riski, erkeklerin sorunundan daha az ya da önemsiz değil. Ancak sertleşme sorunu olduğunda kadın tarafından önem verilen nokta, eşinin kendisini hâlâ sevdiğini ve istendiğini bilmesidir. Kadın, sertleşme sorununun kendi hatası olmadığını ve eşinin hâlâ kendisiyle ilişki istediğini bilmek ister. Kadının ikinci ihtiyacı kişisel cinsel tatminidir. Çoğu erkeğin kafasında 'Seks eğer orgazmla sonlanmamışsa seks değildir' düşüncesi var. Bu kadın için her zaman doğru değil. Kadınların dörtte biri hayatında hiç orgazm yaşamazken, her 
ilişkide orgazm yaşayan kadın sayısı çok az. 
Erkeğin amacı her seferinde eşine orgazm yaşatmak olduğu takdirde başarısızlık kaçınılmaz. Kadın için yakınlaşma daha ön planda. Ancak, orgazm için bilinmesi gereken şey şu: Sadece vajinal uyarıyla orgazm olabilen kadın sayısı az. Uyarının vücudun diğer noktalarına da yoğunlaşması gerekir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu nedir? 
Geçmişte kadının pasif rolü olduğu ve kadın cinsel işlev bozukluğunun olamayacağı düşünülürdü. Erkek sertleşme ve sorunlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda hem sistemin nasıl çalıştığı hem de sorunların sebepleri çok iyi aydınlatılabildi. Bu nedenle son beş-altı yıldır kadın cinsel işlevi ve bozukluklarıyla ilgili çalışmalar yoğunlaştı. Erkekte olduğu gibi kadında da cinsel işlev döngüsü istek, uyarılma, orgazm ve gevşeme (memnuniyet) olmak üzere dört aşamalıdır. Cinsel işlevi ilgilendiren istek, uyarılma, orgazm bölümlerinden biri veya birkaçının oluşmaması ve cinsel ilişki sırasında ağrı, kadın cinsel işlev bozukluğu olarak tarif edilir. 
Kadının cinsel yanıtı nasıl olur? 
Kadın cinselliği cinsel isteğin olmasıyla başlar. Cinsel isteği erkeklerde olduğu gibi kadında da testosteron denilen erkeklik hormonu sağlar. Kadında erkekten çok daha az miktarda erkeklik hormonu var ve bu cinsel istekle alakalı. İstek olduğunda uyarılma başlar. Uyarılma aşamasında cinsel organa kan akışında artış olur. Dış dudaklar ve klitoris büyür, vajen (hazne) kayganlaşır. Göğüs duyarlı hale gelir. Vücut ilişkiye hazır olur. Haz yoğunlaşmasıyla orgazm oluşur. Kadınlarda orgazm sırasında rahimde ve tüm vücutta kasılmalar oluşur ve prolaktin, oksitosin gibi hormonlar salgılanır. Beyinde salgılanan seratonin maddesi mutluluk yaratır. Son olarak da gevşeme olur. 

19 soruda kadınların cinsel işlevi test ediliyor 

Kadın cinsel işlev bozukluğu sık görülen bir durum mu? En sık hangi şikâyetler görülüyor? 
Erkeklerde olduğu gibi yaş ilerledikçe sıklığı artıyor ve ilerleyici özelliği var. Toplumda genellikle yüzde 40-45 oranında görülüyor. En sık görülen şikâyet cinsel istek azlığıdır, her üç kadından birinde bu soruna rastlanıyor. Cinsel uyarılma bozukluğuna bağlı gelişen kayganlıkta azalma her dört kadından birinde; orgazm bozukluğu ise kadınların yüzde 30'unda görülüyor. Bunların dışında ilişkiye bağlı ağrı, vajinismus, cinsel tiksinti bozukluğu ve ilişki dışı ağrı şikâyetleri görülebiliyor. 
Kadınlardaki cinsel sorunların sebepleri neler? 
Diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, menopoz, geçirilmiş cerrahi tedaviler, cinsel travmalar, stres ve eş/partner ilişkileri en sık 
görülen sebeplerdir. Pek çok sorunun temelinde erkeklerde olduğu gibi fiziksel bozukluğun yanı sıra psikolojik sebepler de yer alır. 
Kadındaki cinsel işlev bozukluğu nasıl teşhis edilir? 
Tıbbi ve cinsel işlev hikâyesi en önemli tanı aracıdır. Cinsel işlevin hangi aşamasında sorun olduğunun belirlenmesi için geliştirilmiş sorgu 
formlarından yararlanıyoruz. Bu formda cinsel istek, uyarılma, kayganlık, orgazm, genel tatmin ve ağrıyla ilişkili 19 soru yer alıyor. Bu form diyabet, kardiyoloji gibi değişik polikliniklerde şikâyetini dile getirmeyen hastaları bilinçlendirmek üzere hazır bulunduruluyor. Hemşireler aracılığıyla yardım talep edenlere formu doldurmaları teklif ediliyor. İleri tetkik olarak kan testleri (kan şekeri, kan yağ düzeyleri, östrojen, testosteron, tiroid hormonları gibi) ve gerekli olduğu takdirde vajen asiditesi, kan akışının ölçümü, sinir iletisi gibi bazı özel testler de yapılıyor. 

Kadınlarda cinsel isteksizliğin hem psikolojik hem fiziksel nedenleri var. Hormon eksikliği, tedavisi kolay fiziksel nedenler arasında

Kadınlardaki cinsel sorunların fiziksel sebepleri var mı? 
Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da cinsel işlevi etkileyen fiziksel sebepler var. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadının hem sinirlerinde hassasiyet azalabilir, hem de damar yapısı bozulabilir. Bu da genital organların kanlanmasında ve his algılamasında azalmaya yol açar. Ortaya çıkan sorun kayganlığın oluşmasını zorlaştırır; ilişki sırasında kuruluk, ağrı yaratabilir. 
Bir başka örnek, sık vajinal enfeksiyon geçiren kadınlardan verilebilir. Örneğin mantar enfeksiyonları klitorisi örten deride büzülmeye, klitorisin gömük kalması sonucu uyarılmada azalmaya neden olabilir. Bunlar fizik muayenede teşhis edilebilir.

Yaygın isteksizlik nedenleri ne? 
Cinsel isteksizlik hormonal dengesizlikten, kronik hastalıklardan olabileceği gibi psikolojik nedenlerden, kullanılan ilaçlardan ve eş ilişkilerindeki bozukluktan kaynaklanabilir. Erkeklik hormonu olan testosteron kadınlarda da cinsel istekten sorumludur. Özellikle yaşla birlikte bu hormon azalabilir, bu da cinsel isteksizlik ortaya çıkarabilir. Kadında androjen (testosteron) eksiği olduğunda cinsel isteksizliğe depresyon da eşlik edebilir. Cinsel isteksizlik olduğunda vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki ve orgazm olamama görülebilir. 

Kadında androjen eksikliğinin belirtileri var mı? 
Evet. Kendini iyi hissetmeme, açıklanamayan sürekli yorgunluk hali, hafızada zayıflama, cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk belirtiler arasında. Daha ileri dönemde kas gücünde azalma ve kemik erimesi oluşur. 
Cinsel sorunların psikolojik nedenleri neler? 
Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği cinselliği benimsemeyi, bundan keyif almayı engeller. Eş/partner iletişimindeki yetersizlik ya da bozukluk da cinsel sorunlara yol açabilir. Ayrıca depresyon ve kaygılar da cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açar. 
Menopoz cinselliği nasıl etkiliyor? 
Menopozda östrojen hormonunun ani düşüşü söz konusu. Böylece vajinal kan akımında azalma, ciltte incelme ve genital duyularda azalma meydana gelir. Vajinal kuruluk oluşur. Tüm bunlar ilişkiyi zorlaştırır. 

Kadınlardaki cinsel sorunlar nasıl tedavi ediliyor? 
Altı başlıkta toplanabilir. Öncelikle cinsel bilgi eksikliğinin giderilmesi için danışmanlık, gerekirse seks terapisi yapılır. Hormon eksikliklerinin giderilmesi için hormon tamamlama tedavileri, damar genişletici ilaçlar, merkezi sinir sistemine etkili ilaçlar, mekanik araç kullanımı ve alternatif tedavi yöntemleri seçenekler arasında.
 
Hormon tamamlama tedavisi nedir? 
Hormon tedavisi genellikle menopoz sonrası kadınlara kullanılır. Kullanılan başlıca hormonlar östrojen ve androjendir. Östrojen menopoz döneminde görülen sıcak basmasını giderir, osteoporozu azaltır, vajen duvarını kalınlaştırır, kan akışını artırır, vajinal kayganlıkta artışı sağlar. Östrojenle testosteron birlikte kullanıldığında cinsel istek de olumlu etkilenir. Östrojen ve testosteronun birlikte kullanıldığı pek çok çalışmada cinsel istekte, uyarılmada ve orgazmda artış olduğu bildiriliyor. DHEA kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisi için kullanılan bir başka androjendir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisinde ne tür cihazlar kullanılıyor? 
Uyarılmada zorluk yaşayan kadınlarda EROS adı verilen klitoral vakum cihazı kullanılabiliyor. Bu cihazın klitoris üzerine uyan bir başlığı var; kişinin ayarladığı şiddette vakum yaratarak klitorisin kanla dolmasını sağlıyor. Bu cihaz dışında radyoterapi görmüş ve vajinal darlık gelişmiş kadınlarda vajinal genişleticiler kullanılabiliyor. 

Uzunca bir süre sekse ilginin azalması, hiç cinsel hayal kurulmaması, istek olmaması durumunda kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğundan söz ediliyor. Çaresi, seks terapisi…
Birçok kadın her ne kadar sekse ilgilerindeki azalmayı sorun olarak görmese de, aslında bu tedavi gerektiren bir sorun sayılıyor.
 

Kadınlarda ne zaman cinsel istek bozukluğundan bahsedilir? 
Uzun süre cinsel fantezi, arzunun olmaması veya zayıf olması durumunda kadında cinsel istek bozukluğundan bahsederiz. Sevişme isteğinin yanında cinsel hayaller kurmak, cinsel konularla ilgilenmek gibi bir istek de ya hiç yoktur ya da seyrektir. Sevişme veya mastürbasyon sırasında uyarılma belirtileri ya zayıftır ya da hiç gerçekleşmez. Ayrıca cinsel haz da ortaya çıkmaz veya çok zayıftır. Orgazm genellikle olmaz. 
Hangi yaşlarda ortaya çıkar? 
Erişkinliğin başından beri olabileceği gibi sonradan da çıkabilir. Başlangıçta normal bir isteğin bulunduğu bir dönemin olması, cinsel isteksizliğin sonradan gelişen bir nedene bağlı olduğunu düşündürür. Bu durum büyük olasılıkla tedaviye iyi yanıt verir. Ergenliğin başından beri olan cinsel isteksizlikte daha ciddi etkenler vardır. 

Cinsel istek bozukluğu niye olur? 
Nedenleri biyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Biyolojik nedenler içinde hastalıklar ve ilaçlar bulunur. Koroner yetmezlik, kalp krizi, böbreküstü bezlerinin fazla ya da az çalışması, cinsellik hormonlarının azlığı, tiroid hormonlarının azlığı ya da artışı, epilepsi, beyin kanamaları gibi rahatsızlıklar cinsel ilgiyi azaltabilir. Ayrıca depresyon ilaçları, lityum, bazı tansiyon ilaçları, psikoz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel isteği azaltabiliyor. 

Peki psikolojik nedenler nedir? 
En önemlilerinden biri kişilik bozuklukları. Bazı kişiler genel olarak haz almaktan, mutlu ve keyifli olmaktan kaçınırlar. Kendilerini acılarla dolu, talihsiz bir kurban olarak hissederler. Bu kişiler keyifli olan ve zevk veren birçok şeyden olduğu gibi cinsel haz almaktan da kaçınırlar. Bu kişilerde cinsel isteksizlik çoğunlukla ergenliğin başından beri vardır. Böyle bir durumda kısa seks terapisi yararlı olmayabilir ve daha uzun süreli terapi gerekebilir. Bir diğer önemli neden, cinsel kimlik veya yönelim sorunlarıdır. Cinsel ilgileri kendi cinsine yönelik olarak gelişen bazı kadınlar bu arzularını bastırırlar veya gizlerler. 
Depresyon isteksizliğe yol açar mı? 
Evet. Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şöyle sıralanabilir: Yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle anksiyetenin yoğun olduğu dönemlerde şizofreni. 

Stres neden olabilir mi? 
Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşantılar cinsel isteksizlikte önemli rol oynayabilir. Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi olaylar cinsel isteği azaltabilir. 
Yaş faktörü ne kadar etkili? 
Belli yaş dönemlerinde cinsel yaşamlarının biteceğine ilişkin yanlış düşünceleri olan ya da yaşın getirdiği değişikliklerden utanan kadın isteğini göz ardı etmeye çalışabilir. Ayrıca kilo alımı, sarkmış göğüsler gibi fiziksel değişikler ve çekiciliğin kaybı gibi düşünceler sekse ilgiyi azaltabilir. 
Eşe ilgi kaybı isteksizlik nedeni mi? 
Birçok çift birlikteliklerinin ilerleyen dönemlerinde birbirlerine eskisi kadar cinsel ilgi duymamaya başlar. Birbirinde aradığını bulamamak, eşiyle mutlu olamamak, kızgınlıklar, hayal kırıklıkları gibi genel ilişkideki sorunlar cinsel isteğe olumsuz yansır. 

Cinsel isteksizlik nasıl tedavi edilir? 
Kadın işlev bozuklukları seks terapisine çok iyi yanıt verir ve başarıyla tedavi edilebilir. Seks terapileri haftada bir olmak üzere ortalama sekiz seans sürer, yani iki ayda tamamlanır. İstek bozukluğunda eğer sorun güncel nedenlerden değil de daha eski yaşantı ve çatışmalara bağlıysa başarı oranı biraz düşebilir. Ancak standart cinsel tedaviyle iyileştirilemeyen kadınlarda daha uzun süreli terapilerle oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlıysa, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa seks terapisi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir. 

Hiç orgazm olmamış kadına iki ayda tedavi 

Orgazm bozukluğu tanısı ne zaman konulur? 

Eğer ilişkide sürekli ve tekrarlayan biçimde orgazm gerçekleşmiyorsa ya da çok nadiren oluyorsa bu durumda orgazm bozukluğundan söz ederiz. Hayatında hiç orgazm olmamış ya da çok nadir orgazm olmuş kadınlar var. Kadınların bir kısmı mastürbasyonla orgazm olabilir ama aynı şeyi cinsel birleşme sırasında yaşayamazlar. Mastürbasyonla orgazm olabilen kadınlar tedaviye daha kolay yanıt verir. 
Sık görülen bir sorun mu? 
Cinsel birleşmeyle orgazm olamama kadınlarda çok yaygın bir sorun. Birçok araştırma kadınların yüzde 40-60 kadarının orgazm olamadıklarını gösteriyor. Sorun bu kadar yaygın olmasına karşın bir uzmana başvuru oranı yüksek değil. Kadınlar cinsel haz alma ve doyuma ulaşmayı pek önemsemiyor. Eğer cinsel birleşme oluyor ve erkek açısından bir memnuniyetsizlik yoksa kadınlar da bir sorun yokmuş gibi davranmayı, hatta orgazm taklidi yapmayı tercih ediyor. Birçok araştırmaya göre cinsel sorunu olan kadınların evlilikleri yüzde 83 oranında mutlu. 
Bazı kadınlar neden orgazm olamaz? 
Ameliyatlar nedeniyle vajinanın yapısı bozulan ya da omurilik lezyonu olan kadınlarda orgazm bozukluğu gelişebilir. Ancak orgazm yetisi vajinanın boyutu veya pelvis kaslarının (vajina bölgesi kasları) gücüyle bağlantılı değil. Bir de psiko-sosyal nedenler var. 
Nedir bunlar? 
Örneğin orgazm bozukluğu olan kadınlarda yetersizlik duyguları ve olumsuz beden imgesi daha sık görülür. Bu kadınlar cinselliklerinden, ilişkilerinden ve cinsel aktivitelerinin tipinden pek memnun değildir. Yine baba-kız ilişkisindeki olumsuzluklar orgazm bozukluğuna neden olabilir. Ayrıca geleneksel kadın rolünün dışına çıkamamak da orgazm bozukluğunda önemli rol oynuyor. Bu gruptaki kadınlar cinsellikle ilgili her türlü duygu ve davranışlarını kontrol eder, cinselliklerini sadece eşlerine yanıt vermekle sınırlar. 
Orgazm yetisi yaşla birlikte artar mı? 
Evet. 20'li yaşlarda fazla cinsel deneyimi olmayan kadınlarda cinsel birleşmeyle orgazm daha azdır. 

Bozukluk nasıl tedavi edilir? 
Tedavinin iki basamağı var. Önce kadının yalnız başına sonra da eşiyle birlikte orgazm olması planlanır. Tedavide önce çiftin sevgi ve yakınlık konusunda iletişim ve deneyimlerini artıracak ödevler verilir. Hiç orgazm yaşamamış bir kadınla terapinin ilk hedefi, engelleyici tüm çevresel etkenleri yok etmektir. Orgazm sorunu seks terapisiyle iki ayda tedavi ediliyor. 
 

Radikal gazetesi Arşivinden Alıntıdır.

Stresle Nasıl başa çıkılır?

Kasılmanıza, midenize ağrılar girmesine, başınızın zonklamasına, cinsel isteğinizin azalmasına neden olan stres fırsata da dönüştürülebilir mi? Mücadeleci bir ruhla bu mümkün

Şu modern hayatın getirdiği keşmekeş hangimizi strese sokmuyor ki! Sabahları işe gitmek için kaçımız yatağımızdan şarkılar söyleyerek uyanıyoruz? Hangimiz randevumuza yetişmeye çalışırken sıkıştığımız trafikte mutlu olabiliyoruz? Herhalde hiçbirimiz…

Hayat artık eskisine göre çok daha hızlı akıyor. Şehir yaşamında bu hızı ikiyle çarpmak gerekiyor. Hız ise eşittir stres. Ne beynimizin ne de bedenimizin bu hıza çok kolay adapte olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Belki de bu yüzden, yani biriken stresler nedeniyle trafikte veya sokakta ufak tartışmalar sonu ölümle biten kavgalara varıyor. Stres sırasında vücudumuzda pek çok değişim meydana geliyor. Adrenalin ve kortizol hormonlarının dengesi değişiyor.

Stres kolayca hastalanmamıza da yol açıyor. Nasıl mı? Bağışıklık sistemimizi zayıflatarak, hatta çökerterek. Bağımlılığı olanlar stres nedeniyle daha fazla sigara içiyor, kimi alkole sarılıyor. Gerekçe tabii ki gevşemek, rahatlamak.

Peki stresin etkilerini azaltmak mümkün mü? Okuyacağınız yazı dizisi doktor anlatımlarıyla bu soruya yanıt vermeye çalışıyor.

Mükemmeliyetçi, sabırsız, kuyrukta beklemeye dahi tahammülü olmayan, karşısındakinin sözünü kesen, başarıyı maddi kazançla ölçen, hayatın güzelliklerine yüzeysel ilgi duyan biri misiniz? Yoksa hayattan tat almaya çalışan, her şeyin para olmadığını, yaşamın küçük mutluluklarının armağan olduğunu düşünen ve mücadeleyi seven bir insan mısınız? Verdiğiniz yanıt, hastalık yaratan, mutlu olmanızı bile engelleyen strese yaklaşımınızı da belirliyor. Çünkü eğer ilk grupta yer alıyorsanız stres sizde öğrenilmiş karamsarlığa hatta depresyona dahi yol açabilir. İkinci gruptaysanız stresi bir fırsata dönüştürebilir, kendinizi geliştirme aracı olarak kullanabilirsiniz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, kişiliğin strese verilen yanıtı belirlediğini vurgulayarak, stresin kadın ve erkekte cinsel işlev bozukluklarına yol açtığını belirtiyor.

Stresi nasıl tanımlıyorsunuz?

Stres organizmanın dengesini bozabilecek herhangi bir uyarana fizyolojik (travma, sıcak- soğuk gibi), psikolojik (her türlü psikolojik gerilim, sorunlar) veya sosyal (kişilerarası ilişkilerde yaşanan gerilimlere karşı verilen bir cevaptır. Stres Latinceden türemiş bir terim. 19. ve 20 . yüzyıllarda stres bedensel ve psikolojik hastalıkların nedeni olarak düşünülmüştür.

Stres bir hastalık mı?

Stresin kendisi hastalık değildir. Ancak psikolojik ve fiziksel hastalıklara neden olabilir. Stres bedenin herhangi bir uyarana karşı verdiği tepkidir. Stres, çağdaş toplum yaşamının, büyük kentlerin getirdiği (trafik, kalabalık, gürültü, yalnızlık, açlık, her türlü tehlike ve endişeler) bir sonuçtur. Beden bir stres durumunda, bütün sistemlerini harekete geçirir. Dolaşım, solunum, sindirim organları ve beyin karşılaştıkları bu zorlu duruma adapte olmaya çalışır. Kalp atışları hızlanır, kan şekeri yükselir, eller terler, kasların tonusu artar, yani mücadeleye hazır hale gelir. Beyin adrenalin ve nöradrenalin hormonlarını artırır. Dolayısıyla kan basıncı yükselir, kalp atışları artar, deriye giden kan akışı kısıtlanır, midenin fonksiyonları sınırlanır, terleme artar. Bu arada kortizol hormonu da artar. Kortizol, sisteme fazladan besin sağlar ve bağışıklık sistemlerini yeniden düzenler, stresle başa çıkmak için hazırlık yapar.

Kortizolun fazla salgılanması zararlı mı?

Kortizol, insülinin beden hücreleri üzerindeki etkisini azaltır. Kortizol yüksekliği testosteron sentezini engeller, cinsel istek azalır. Libido azalmasıyla kadında ve erkekte cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Kronik streste kandaki kortizol seviyesi değişir. Bazen kortizol eksikliği nedeniyle bağışıklık sistemi fazla çalışır. Bu, duygu durumunda ve davranışlarda değişikliklere ve depresyona neden olur.

Stresin fazlası bizi nasıl etkiliyor?

Aşırı stres, bedensel ve zihinsel sağlığı bozar. Baş ağrısı, uykusuzluk, çeşitli ağrılar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Sonuç olarak bedenin sürekli olarak stresin neden olduğu, uyarılmışlık durumunda kalması, biyolojik sistemlerin yıpranmasına neden olmakta, bedenin kendi kendisini onarma ve koruması tehlikeye girmekte, hastalanma riski ortaya çıkmaktadır.

Stresi yaratan faktörler nelerdir?

Olaylara karşı herkes stresi hisseder, ancak etkilenme düzeyi farklıdır. Ağır ve yorucu iş temposu, ilişkilerde yaşanan sorunlar, yalnızlık maddi kaygılar, çevresel faktörler, iş yerinde yaşanan gerginlikler stres kaynağıdır.

Kişilik yapısı stresi nasıl etkiliyor?

Stresle ilişkili olduğu düşünülen kişilik özellikleri A tipi davranışlar diye adlandırdıkları özelliklerdir. Bunlar, başarılı olmaya ve fark edilmeye ihtiyaç duyan, sinirli, öfkeli, zamana büyük önem veren, sabırsız yapıda kimselerdir. Yüksek hedefler koyarlar, yaşamda her oyunu kazanmak isterler, hızlı hareket ederler, sıkça karşılarındakinlerin sözlerini keserler, kuyrukta beklemeye tahammül edemezler, başarıyı maddi kazançla ölçerler, yaşamın güzelliklerine karşı yüzeysel bir ilgi duyarlar.

Bir olayın stresli olarak algılanması, olayın yapısına ve kişinin kaynaklarına, psikolojik savunmalarına ve baş etme mekanizmalarına bağlıdır. Bütün bunlar egoyu içerir. Egosu uygun çalışan kişi, iç ve dış dünyayla uyumlu, denge içerisindedir. Ego uygun şekilde çalışmıyorsa ve dengesizlik yeteri kadar devam ederse kişi kronik anksiyete yaşar.

Bazı kişilik yapılarının, çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine yakınlaştırabileceği bildiriliyor. Mükemmelliyetçi kişilik ve öğrenilmiş karamsarlık buna örnektir. Kendisi hakkında devamlı mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan, yaşayacağı olumsuzluklar nedeniyle bazı reaksiyonlar gösterir. Olumsuz olayların kişinin kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilmesi, olayların devamlı bu şekilde süreceğine inanması (öğrenilmiş karamsarlık) depresyona neden olabilir. Strese farklı tepkiler ve-rilmesi, kişilerin tutumlarındaki, algılarındaki farklılıktan ve stresli durumlarla başa çıkmada başvurdukları yolların çeşitliliğinden kaynaklanır. Mücadeleci kişiler, olayları tehdit değil, kendilerini geliştirme fırsatı olarak görürler.

Alkol ve madde kullanımını artırır

Stres yaratan faktörler nelerdir?

Fiziksel: Travma, gürültü, ısı, nem, çevre kirliliği vb.

Sosyal: Birey-çevre ilişkisi, çatışması.

Psikolojik: Fiziksel ve sosyal etmenlerin sonucu olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkan, genellikle yinelenen, hayal kırıklığı, izolasyon gibi durumlardır.

Stresi nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Bugün en çok kullanılan stres sınıflaması şöyledir:

·  Anlık stres (Brief stres)

·  Akut kontrol edilebilen stres

·  Akut kontrol edilmeyen stres

·  Kronik kontrol edilmeyen stres

Her strese yanıt verilmeli mi?

Birey ne tür stres yaratan faktörle karşılaşırsa buna yanıt vermek durumundadır. Bu yanıt 'Genel adaptasyon sendromu (GAS)', ''Biyolojik stres sendromu' olarak tarif edilmiştir. Stressör, stres cevabıyla sonuçlandığında bir çok problem ortaya çıkar.

Stres ne tür hastalıklara yol açar?

Stres sonucunda birtakım ruhsal hastalıklar, tıbbi hastalıklar ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, iştah bozulması, baş ağrısı, yorgunluk ve tükenme hali karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçı.

Stresin davranışsal belirtileri nelerdir?

·  İş arkadaşlarına karşı olan ilgisizliğin artması.

·  Tehlikeli davranışlara düşünmeden girme eğiliminin artması.

·  Mizaçta ani ve kontrolsüz dalgalanmaların olması.

Peki ya stres uzadığında, kronik hale geldiğinde ne olur?

·  Alkol ve madde kullanımı artar .

·  Aşırı sigara kullanımı görülür.

·  Kafeinli içecek tüketiminde aşırı artma olur.

·  Düşüncede esneklik ortadan kalkar.

·  Yönetime, organizasyona ve kendine olan güveninde ileri derecede azalma olur.

·  Daha az üretken hale gelinir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (2)

İşyerinde stres yaşayan çalışanların sağlık giderleri stres yaşamayanlara göre yüzde 50 daha fazla. Stres her ne kadar insanı olumsuz etkilese de başarının temelinde yer alıyor

12/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Bir işadamı için stres, borsadaki dalgalanma, ev hanımı için eve gelen misafirlerine yemek yetiştirme, öğrenci için ise sınav olabilir. Bir grup öğrenciyle yapılan çalışmada stresi nasıl tanımladıkları sorulmuş. Öğrenciler stresi, "Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginliğin uzaması",

"Bunalım, gerginlik", "Genelde anlamlı olan şeylerin anlamsız gelmesi" ve "Bir şey yapmak istememe" şeklinde tanımlamış. Bu öğrenciler iş yaşamına atıldıklarında muhtemelen tanımlamaları değişecek. Çünkü bugün iş hayatı en büyük stres kaynağı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, "Stres, insanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanmasıdır. Ancak çalışmaya başlamak ve sürdürmek için bir miktar stres gereklidir" diyor.

İş neden bu kadar önemli?

İş, insan için çok önemlidir. Yaşamın amacı, anlamıdır. Kişinin kimliğidir, potansiyelini kullanmadır. Kendine saygıdır, sosyal destektir, maddi kazanımdır, zaman geçirmedir.

İş yaşamı stresli olmak zorunda mı?

Günümüz çalışanı hangi konumda olursa olsun, çok fazla stres faktörüyle karşı karşıya. İş stresi ve tükenmişlik sendromu üzerine yapılan araştırmada, iş stresini çalışanların yüzde 86'sı 'çok önemli', yüzde 13'ü 'orta önemli' ve yüzde 1'i 'az önemli' bulmuştur. Yapılan çalışmalarda, 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin yüzde 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. İlerleyen yaşla birlikte strese tolerans da azalmaktadır. Bunda bireyin değişken hormonal yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.

Stres iş yaşamını nasıl etkiliyor?

Çalışanlar ve kurumlar için ciddi sonuçlara yol açıyor stres. İş stresi, işin insan üzerinde oluşturduğu baskıdır. İş stresi çalışanı üzer, yakın çevresini etkiler, verimini düşürür. Sağlık harcamalarını artırır, enerji düzeyini düşürür. Stresli çalışanların sağlık harcamaları, stresli çalışmayanlara göre yüzde 50 fazladır. Stres zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı eritip tüketen bir olgudur. Aşırı stres insanı iş göremeyecek duruma getirebileceği gibi, ciddi tıbbi sorunlar da yaratabilir. Her türlü değişiklik zorlanma yaratır, her zorlanma bir uyum çabası doğurur. Bunun adı da strestir. Stres, işini veya sevdiğini kaybetmek gibi olumsuz olayların doğurduğu bir durum değil. Terfi, evlenmek de stres kaynağı olabilir.

Stres, başarıyı engellemiyor mu?

Her başarının temelinde stres vardır. Gerçek başarı sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkar. Sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayanlar başarısız olabilirler, bu durum da onlar için stres kaynağı oluşturur.

İşyerinde neler stres yaratıyor?

Teknoloji: Bilgisayar kullanımı ve teknoloji geliştikçe insanların bu hıza uyumları ve verimleri de arttı. Bu hıza ayak uydurmak için yaşanan strese 'Teknostres' denilir.

Kazanç: Firmalar büyüdükçe, kazançları arttıkça stres oranı da yükselmektedir.

Personel seçimi, rol ve iş tanımlarının iyi yapılmaması: Kişinin yapacağı işin tanımı, kişinin rolü ve kişiden beklenenlerin net olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde kaos oluşur. Kişi de, kurum da stres yaşar.

Kötü yönetim: Sebepsiz baskılar, uzun çalışma saatleri, belirsiz kariyer planlaması, kötü iletişim stres düzeyini artırır.

Kontrol: Çalışanların işyerinde aktif rol almaları, her durumdan haberdar olmaları, iş yerine güven duymalarına, geleceğe yönelik hedeflerini oluşturmada pozitif etki sağlar.

Sürekli değişim: Yeni firma prosedürleri, yeni bilgisayar sistemleri, yeni yöneticiler, yeni alınan personel, yeni iş sorunları, yeni rakipler stres yaratan faktörlerdir.

Uzun çalışma saatleri: Uzun çalışma saatleri çalışanda fiziksel ve psikolojik sorunlar yaratır. Genellikle, yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk, sinirlilik ve öfke halleri olur.

Fiziksel koşulların iyi olmaması: Çalışandan yeterli verim alınması için ihtiyaçlarının karşılamamız gerekir. Bunun için yeme, içme ve çalışılan yerin fiziksel koşulları uygun olmal (Mekân, ısı, ışık ses, vb.).

Maddi tatmin: Çalışanlar arasındaki küçük bir ücret farkı bile çalışanın motivasyonunu etkiler. Uygulanan ücret politikaları ve performans değerlendirmeleri hakkında tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır.

Manevi tatmin: Manen de çalışanlar ödüllendirmeli, motivasyon artırıcı çalışmalar yapılmalı. Belirsizlik ve güvensizliğin yaratacağı stres faktörleri ortadan kaldırılmalı.

Çalışanlar arasında sağlıklı iletişim: Sağlıklı iletişimin kurulamaması; tartışma ortamı, zıtlaşma, kıskançlık, dedikodu ve rekabet önemli stres kaynaklarıdır.

Evdeki stres: Çalışanın ev ortamındaki (ailedeki) eşi ve çocuklarıyla yaşadığı sorunlar işe taşınırsa yoğun stres oluşturabilir.

Bunlar dışında işyerinde stres yaratan binlerce faktör daha bulunuyor. Yapılan araştırmalarda en yoğun iş stresi yaşayan meslek grupları arasında üst düzey yöneticiler, güvenlik, pazarlama ve sağlık alanında görev yapan personel geldiği ortaya çıkmıştır.

Strese yanıt vermede cinsiyet ayrımı önemli mi?

Cinsiyet de strese karşı koymada belirleyici faktörlerden. Kadınlar, erkeklere göre strese daha az fizyolojik yanıtlar veriyor. Bunun sonucunda daha uzun yaşıyorlar.

İşyerinde stres nasıl azaltılır?

Stres faktörlerinin azaltılmasında insan kaynakları departmanlarına önemli roller düşüyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

·  İş alımlarında pozisyona en uygun kişinin alınmasına dikkat edilmeli.

·  Kişilerin yapacakları işler, kişiliklerine uygun olmalı.

·  Performans değerlendirme sistemi uygun olmalı.

·  Her şey hiyerarşik düzene uygun bir biçimde olmalı.

·  Çalışanlara söz hakkı verilmeli.

·  Çalışanlar, maddi ve manevi açıdan tatmin edilmelidir.

İş stresi belirtileri

·  Rekabete karşı koymayı becerememe.

·  Güvensizlik, "Fikrim bu" diyememe.

·  Karışık durumda başarısızlık, panik.

·  Sorunlara aşırı duygusal tepki verme.

·  Başarısızlık.

·  Kararsızlık.

·  Dayanışma eksikliği.

·  Katılımcılığın azalması.

·  İş kazalarının artması.

·  İş performansında düşme.

·  Hataların artması.

·  Hatalara karşı duyarsız davranma

Stresin olumsuz etkileri

·  Stres, çalışanın beden ve ruh sağlığını,

·  Ailesini, yakın çevresini,

·  İş verimini,

·  İçinde bulunduğu organizasyonu,

·  İş arkadaşlıklarını,

·  Yaratıcılığını, motivasyonunu, enerji düzeyini ve dikkatini olumsuz etkiler.

Fiziksel ve ruhsal belirtileri

·  Yorgunluk

·  Halsizlik, bitkinlik

·  Baş ağrısı, mide, bağırsak sorunları

·  Kilo kaybı veya kilo alma

·  Uyku bozuklukları

·  Sabırsızlık, çabuk sinirlenme

·  Konsantrasyon bozukluğu

·  Sık öfkelenme

·  Alınganlık

·  Kendini yararsız, değersiz hissetme

·  İşinde başarısızlık korkusu

·  Hipertansiyon

·  Depresyon

·  Kalp hastalıkları

·  Cilt hastalıkları

·  İletişim eksikliği

·  Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (3)

Yaşama uğraşının zorluğu, bir de üzerine eklenen iş stresi sizi tükenme noktasına getirebilir. Bunu önlemek için gerektiğinde 'Hayır' demeyi bilin, her şeye ara verin ve mutlaka bir hobi edinin

13/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stres sadece bedenimize ve ruh sağlığımıza zarar vermiyor. Uzun sürdüğünde hem işe hem de çevremize yabancılaşmamıza neden oluyor. Ayrıca stres uzadığında tükenmişliğe yol açıyor. Tükenmişliğin temelinde ise iş yaşamındaki acımasız rekabet, gerçekçi olmayan beklentiler, çalışana ulaşamayacağı hedefler yüklenmesi yer alıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan psikolog Dr. Mualla Oktay, iş stresinin tükenmişliğe dönüşmesinin engellenebileceğini, bunun için çalışanın kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini belirtiliyor. Nasıl mı? Hayır demeyi bilmek, gektiğinde her şeye ara verip dinlenebilmek…

İş yaşamı insanı nasıl tükenmişlik noktasına getiriyor?

İşle ilgili olumsuzluklar uzun süreliyse kişi işine yabancılaşır ve duygusal olarak tükenme yaşar. Bu durumu yaşayan kişiler, sorunlarını anlatamazlar. Eğer kişinin önüne işle ilgili ulaşamayacağı hedefler konulursa, tükenmesi daha kolay olur.

Gerçekçi hedefler koyun

Tükenmişliğin belirtileri nelerdir?

Kişide işe ve ortama karşı alaycı bir tutum ve yabancılaşma gözlemleniyorsa ve kişi kendini izole etmeye başlamışsa, tükenmişlik durumunun başladığını anlayabiliriz.

Tükenmişliğin nedenleri nelerdir?

Kişilere ulaşamayacakları hedefler konulması, fazla iş yükü, düşük motivasyonlu kişilerle çalışma, kişinin karakteriyle yaptığı işin uyuşmaması, sosyal desteğin az olması gibi nedenlerle tükenmişlik oluşabilir.

Buna karşı ne yapılabilir?

Gerektiğinde hayır demeyi bilmeli ve her şeye ara verebimeli kişi. Gerçekçi hedefler konulmalı. Sağlıklı yaşamalı ve sosyal hayatını daima canlı tutmalı.

İş stresinin tükenmişliğe dönüşmesini engellemek mümkün mü?

Bunun için kişinin uyum kapasitesi yüksek olmalı. Kişi, kendisinin ve durumunun farkında olmalı, yeni seçenekler üretebilmeli, kişinin mesleği ne gerektiriyorsa, en iyisini yapmalı. Çalışanların iş stresiyle tükenmesini önlemek için yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Öncelikle yöneticiler çalışanlar arasında ayrımcılık yapmamalı, herkese eşit davranmalı, çalışanların da ayrı bir dünyaları olduğunu unutmamalı ve onları anlamalı. Onlarla empati kurmalı.

Peki stres, vücudumuzda nasıl değişikliklere yol açıyor?

Zorlanma (stres) kişinin kısa ve uzun vadede uyumunu bozan olaylardır. Hangi olayların veya durumların kişiyi zorlama potansiyeli olduğu kişiden kişiye değişir. Aynı zamanda aynı tür bir zorlayıcı da her zaman aynı etkiyi meydana getirmez. Organizmanın durumu, kişinin önceki deneyimleri, çevrenin zorlayıcı kabul biçimi, başa çıkma düzenekleri hep birlikte kişinin tepkisini belirler. Zorlanma karşısında meydana gelen tepkiler standart değildir. Çeşitli bedensel ve psikolojik semptomlar ortaya çıkar. Bir uyaran beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde bazı subkortikal alanlar harekete geçer ve bedenin normal fonksiyonunu regüle etmeye çalışır. Birinci harekete geçen sistem hipotalamustur ve hemen hormon salgılamaya başlar. Burada bilinen en önemli hormon kortizol ve betaendorfinlerdir. İkinci sistem, sempatik sinir sistemi yoluyla epinefrin, norepinefrin salgılanmasıdır. Her iki sistem geçici streslerde yararlı ve dokularda koruyucu, aynı zamanda destekleyicidir. Ancak stres uzun sürer ve sık sık tekrarlanırsa salgılama periyodu uzar. Bu durumda immün sistem baskılanır. Sonunda sistemlerde fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar hipertansiyon, diabet, peptik ülser gibi sorunlar oluşabilir.

İşe yaramayan tepkileri belirleyin

Stresle başa çıkabilmek için neler yapabiliriz?

Stresle başa çıkmada, strese verilen yanıtları bilmek önemlidir. Strese duygusal, düşünsel, davranışsal, bedensel tepkiler verilir. Duygusal tepkilerin arasında huzursuzluk, öfke, üzüntü, gerginlik, kaygı, ümitsizlik, ağlama; düşünsel alanda ise yoğunlaşma güçlüğü, bellek sorunları, kararsızlık, obsesyonlar, fobiler ortaya çıkar. Davranışsal tepkiler arasında, kaçınma, saldırganlık, alkol, madde tüketimi, aşırı yeme, bedensel sorunlarla aşırı uğraş söz konusudur.

Stresle başa çıkmada, öncelikle işe yaramayan ve bireye zararlı olan tepkilerin belirlenmesi, bunların nelere yol açtığının farkına varılması gerekir. Stresle başa çıkma yöntemleri bireyin bu tepkilerini değiştirebilmesini sağlayacak özgül beceriler kazandırarak stresi azaltmayı hedefler. Stresle ortaya çıkan ruhsal sorunlar çeşitli psikoterapi yöntemleri ve ilaç tedavisiyle, organik sorunlarda ortaya çıkan hastalık tablosuna göre ilgili dalların uzmanlarınca tedavi edilir.

Beslenme şekli de stresi etkiliyor mu?

Günümüzde beslenme ayaküstü ve karın doyurma şeklindedir. Halbuki vücudun ihtiyacı olan vitaminler, proteinler, mineraller içeren besinlerle düzenli beslenmek gerekir. Bunun yanı sıra sigara, çay, kahve, alkol gibi maddelerin fazla tüketimi stresin beden üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artıra-caktır. Düzenli ve sağlıklı beslenme strese dayanıklılığı artırır. Yapılacak çeşitli bedensel aktivitelerin (yürüyüş, yüzme, koşu, bisiklete binme, yoga gibi) düzenli olarak yapılması bedensel gerginliği azaltır, gevşemeyi kolaylaştırır. Duygular üzerine etki yapar. Stresle ortaya çıkacak olan fizyolojik belirtiler için gerekli eşiği yükseltir. Uyku eksikliği de bir stres kaynağıdır. Uykusuzluk performansın düşmesine, bu da stres düzeyinin daha da artmasına neden olur.

Sevdiğin işi yap, kendine zaman ayır…

·  Kas gerginliğini azaltmak ve fazla enerjiyi boşaltmak için düzenli spor yapın.

·  Aşırı çay ve kafeinli gıdalardan uzak durun. Çünkü bunlar stresi artırır.

·  Kişisel muhasebenizi günlük yapın, erteleme alışkanlığını terk edin.

·  Duygusal zekânızı, özellikle empati yeteneğinizi geliştirin. (Duygusal zekâ: Yaşamda mutlu olmanızı sağlayan becerilerdir. Bu becerileri, kendimizi ve karışımızdakileri tanımak ve farkında olmak, olumsuz duygularla başa çıkabil-mek, kendimizi olumlu yönde motive etmek edebilmek olarak tanımlayabiliriz.)

·  Düzenli ve dengeli beslenin, şeker ve tuz tüketimini azaltın.

·  Düzenli ve yeterli uyuyun, yaşam alanlarında dengeyi gözetin.

·  İş yükünüzü dengeleyin, zaman ve enerjinizi önem ve önceliklerinize göre yönetin.

·  Hobiler edinin, kendinize, ailenize ve çevrenize vakit ayırın.

·  Değişime açık olun, değişimi tehdit değil, bir fırsat olarak görün.

·  Ya yaptığınız işi sevin ya da sevdiğiniz bir işi yapın.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (4)

Genetik açıdan bazı hastalıklara yatkınsanız stres, bunların erken görülmesine yol açabilir. Örneğin ailede kalp hastalığı varsa, sürekli stres altındaysanız, 30-40 yaşında kalp krizi geçirme riskiniz var

14/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese karşı dayanıklı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ancak bedeninizin isyanına kulak vermelisiniz. Çünkü stres, tansiyon, kalp hastalıkları, sindirim sorunları, saç dökülmesi, sivilce hatta kansere kadar pek çok hastalığa neden olabiliyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, stresin, kanseri önleyen 'katil hücreler'i baskılayıp sayılarını azalttığını söylüyor.

Stres sağlığı nasıl etkiliyor?

Öncelikle beynimiz stresten etkileniyor. Korteks (gri cevher) dediğimiz bölümden, hipolatalamustan salgılanan kimyasal aracı maddeler diğer organları etkileyerek stresten etkilenmemize yol açıyor. Öfkelenince korteks vasıtasıyla hipolatamus ve hipofizden gelen emirlerle böbreküstü bezinden birtakım hormonlar salgılanıyor. Bunlardan biri kortizol, diğeri de adrenalindir. Her ikisi de tansiyonu, şekeri yükseltir. Kişide kalp veya şeker hastalığı varsa çok öfkelendiğinden kalp krizi geçirebilir, şeker komasına girebilir.

Refleksleri de bozuyor

Stres nedeniyle uykumuz bozuluyor. Örneğin gürültü bizi etkileyen bir stres faktörü. İnsan gürültülü ortamlarda uyku derinliğini sağlayamıyor. Buna bağlı olarak kişide uyku bozuklukları ortaya çıkıyor. Uykusuzluk beraberinde sabahları kalkamama, konsantrasyon sağlayamama, verim alamama gibi sorunlara yol açıyor. Özellikle korteksin kognitif fonksiyon dediğimiz bilişe ait faaliyetlerinde aksama oluyor, dikkatte dağılma, hafızayı toplayamama, incelik gerektiren işlerde refleksleri kullanamama oluşabilir.

Gürültü bizi çok etkiler ve öfkelenmemize yol açar. Tolerans eşiğimiz düşer, bazı olayları yanlış algılarız. Gürültü insanları o kadar geriyor ki ilaç kullanımını artırıyor, hatta intihara teşebbüse neden oluyor. Gürültü nedeniyle kişi çevresine şüpheci yaklaşmaya başlıyor.

Stres beyni küçültür mü?

Fiziki anlamda küçültmez. Stres iş verimliliğini düşürür. Bir sekreter düşünün, bir yanda telefonlar, bir yanda emirlerle uğraşır ve farklı uyaranlara maruz kalır. Uyaranlar arttıkça insanın verimliliği azalır. Zamanla, strese bağlı olarak beyinde birtakım kimyasal bozukluklar ortaya çıkabilir. Dinlenememe, uykusuz kalma, beslenememeye bağlı olarak unutkanlık gelişebilir. Kişi strese girip bunun etkisini azaltmak için sigara içiyorsa veya alkol alıyorsa verimi düşer. Beyin fonksiyonları bozulan kişilerden madde bağımlısı olanlar da var. Özellikle sigara, alkol kullananan bazen de kolay elde edilebilir diye esrar ve kokaine sıcak bakan, kullanan insanlar da oluyor.

Kalp-damar sistemine etkisi nedir stresin?

Kalıtımla ilgili hastalıkların daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını bekleriz. Örneğin hipertansiyon, kalp sorunu genetikse bunun 70 yaşından sonra görülmesi gerekir. Ancak strese maruz kalanlarda bu çok erken olur. 30-40 yaşlarında bu sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Kişi sigara içiyor, fazla stres yaşıyorsa böyle bir risk var. Hatta genç yaşta enfarktüs geçirebiliyor. Stres nedeniyle sigara içimi arttığı için kalp damar sistemi etkileriyor. Strese bağlı olarak daha fazla sigara içimi astım, bronşit gibi sorunlara yol açabiliyor.

Sindirim sistemini nasıl etkiliyor stres?

Sırf strese bağlı olan sindirim sistemi rahatsızlıkları var. Ülser, gastrit, bağırsak tembelliği bunlardan bazıları. Spastik kolon hastalığı da stresle bağlantılı. İnsanların üreme, böbrek fonksiyonlarında da sorunlara yol açabiliyor stres. Özellikle büyük şehirdeki strese bağlı olarak insanların cinsel hayatı bozuluyor.

Stres bağışıklık sistemini zayıflatır mı?

Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması kişinin kanser olmasını engeller. Oysa stres, insandaki yararlı hücreleri etkileyerek bağışıklık sistemini bozuyor. Bağışıklık sistemi bozulduğunda insan daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Kansere kadar giden bir tablo oluşturur. Stres bağışıklık hücrelerini baskılıyor. Kanser hücrelerini öldüren katil hücreler var bağışıklık sisteminde. Strese maruz kalma sonucunda bunlar baskı altında kalıyor ve yenileri yapılamayarak sayıları azalıyor. Bu durumda vücut hastalığa açık hale geliyor. Stres sonucunda insanlarda kansızlık ortaya çıkabilir.

Ne kadar sürede oluyor bu?

Genelde uzun vadede oluşuyor. Kısa vadeli stres nedeniyle ağzınızda uçuk oluşabilir. Bir insan büyük bir şok yaşadığında böyle bir şey yaşar ve bu bağışıklık sisteminin etkilenmesinin sonucudur. Stres uzadığında diğer organlarda da hastalanma olur. Şeker hastalığı, tansiyon, kanser gibi hastalıkların kalıtım yönü var. Stres bu hastalıkların daha erken dönemde görülmesine yol açar.

Stres saç dökülmesi ve sivilce oluşumuna neden olur mu?

Cildiye kliniğine gidenlerin bazen psikiyatriye yönlendirildikleri olur. Saç dökülmesinin kalıtımla, başka bir hastalıkla ilgisi yoksa kişiyi üzen, strese sokan olayların etkisi vardır. Sivilce ise vücutta yağlanmayla ilgili. Ama biliyoruz ki stres karaciğeri, hormonları, kalp-damar sağlığını etkiliyor. Stres kaşıntıya da sebep olabilir. Hatta bu nedenle psikiyatri başlığı altında dermato-psikozlar diye bir bölüm vardır. Psikiyatrik hastalıklar, stres deri hastalıklarına neden oluyor ya da mevcut deri hastalıklarını artırabiliyor. Sedef hastalığının psikiyatrik yönü de var. Stres, bu hastalıklarda tetiği çekiyor.

Ağrıda stresin rolü var mı?

Stresin baş ağrısı dışında bel, sırt ağrısı yapma özelliği de var. Ağrı şikâyeti olan kişide öncelikle organik nedenler aranır. Eğer bulunmazsa psikolojik kökenli ağrı söz konusudur. Şehre göç etmiş, kente adapte olamamış, kelime haznesi zayıf olanlarda soyut kavramlarla şikâyetini ifade etmede sorun vardır. Bu kişiler, stresleri varsa ve kendilerini dilleriyle ifade edemiyorlarsa bedensel sorunlar yaşarlar. Stresli birinin kan basıncı artar. Horlama, yatarken diş gıcırdatma, yeme bozukluğu da stresten kaynaklıdır.

* * * * * * * * * *

Stresi yeneyim derken kendinizi hırpalamayın

Strese karşı sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Stresin etkilerini aza indirmek mümkün. Stresle baş etmek hekimlikle ilgili. Kişi tek başına mücadele edemeyebilir, profesyonel yardım alması gerekebilir. Çünkü kişi bir yandan stresle mücadele ediyorum derken diğer yandan vücudu harap olabilir. Mutlaka bir psikiyatri uzmanından yardım almalı ve stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmeli. Ancak hekimlerin tavsiye ettiği ve günümüzde stresle mücadelede en etkin olduğu bilinen bir yol var, o da spor. Sporun üç faydası var: problemsiz bir uyku, duygusal sükûnet ve küçük tansiyonu düşürme.

Hangi sporlar stresle mücadeleyi kolaylaştırıyor?

Yürüyüş her yaşta faydalıdır. Ancak hekim kontrolünde olmalı. Çünkü yürüyüş her yaşta farklı yapılmalı. Yüzme de stresin etkilerini azaltır.

60 yaşında spor yapan birinin bedensel fonksiyonları 30 yaşında spor yapmayan birine eşdeğerdir. Ani ölüm oranları spor yapanlarda 200 bin kişide bir, yapmayanlarda 30 bin kişide birdir. Sporu tavsiye ediyoruz.

Stresle mücadelede mutlaka kişinin zihinsel olmayan bir meşguliyeti bulunması gerekir. Köydeki bir kadın inek sağarak mutlu olduğunu söylemişti. Dikkat, duyumun şiddetini artırır. Bu, bir kuraldır. Bir gramlık ağrıya dikkat ederseniz şiddeti 100 grama çıkar. Ama zihinsel olmayan bir meşguliyet edinirseniz dikkatiniz dışarı yönelir ve mevcut rahatsızlığınız size fazla rahatsızlık vermez. Sosyal amaçlı derneklerde çalışmak da önerilebilir. Kısa orta ve uzun vadeli planlarınız olmalı. İnsanların 24 saatlerini, bir haftalarını nasıl dolduracaklarını bilmeleri, planlamaları gerekir.

Meşguliyet terapisinin (occupation therapy) psikiyatride yeri var. Günümüzün önemli sorunlarından biri de intiharlar. Bu sorun da bize stresin bir hediyesi. Özellikle göç, intihar olgusu üzerinde etkili. Depresyon, kaygı bozuklukları, panik atak gibi rahatsızlıklar da stres sonucu oluşuyor.

  

Stresle nasıl başa çıkılır? (5)

Stresinizin çoğaldığı dönemlerde rahatlamak için aradığınız çare uzak olmayabilir. C vitamini deposu yeşil sebzeler, meyveler strese dayanma gücünüzü artırır

15/03/2007 -RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresi yenmemizi sağlayacak mucize bir reçete olabilir mi? Bir ilaç ya da bir besin? Örneğin, patronumuza öfkelendiğimizde ya da eşimizle tartıştıktan sonra yiyeceğimiz bir mandalina veya içeceğimiz bir bardak süt stresimizi geçirebilir ya da azaltabalir mi? Yazık ki yiyeceklerin böyle bir etkisi yok. En azından direkt olarak etkisi olan bir besin bulunmuyor. Ancak genel olarak iyi bir beslenmeyle stresle mücadele etmek mümkün. Bunu işin uzmanı söylüyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle yaz mevsiminin yaklaşmasıyla ve kilo vermenin moda halini almasıyla pek çok insanın zayıflamak istemesi nedeniyle strese girdiğini belirtiyor. Gür, ayrıca "Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar" diyerek stres altındakileri uyarıyor.

Savaş ya da kaç!

Beslenme ve stres arasında nasıl bir bağlantı var?

Stres ve beslenme arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu iyi bir beslenmenin günlük stresi azalttığı anlamına gelmez. İyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve hastalığa yenilmemesinde yardımcı olur.

İnsanın strese genel tepkisi evrenseldir. Stres kaynakları farklı olabilir, stres düzeyleri ve sonuçları da insandan insana değişebilir. Ancak stres tetikçisi olumsuz bir etki yapıyorsa, tepki genelde hemen hemen aynıdır. Dr. Walter Canon, stresin biyolojik etkilerini belirleyen ilk kişi olmuştur. Bu da 'Savaş ya da kaç tepkisi'dir. Mağara devri insanları yabani hayvanlar, yangın, sel gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında iki seçenekleri vardı. Savaşacak ya da kaçacaklardı. Vücutlarının biyokimyası yaptıkları seçimle başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde değişirdi. Bu, hayatta kalabilmek için mükemmel bir uyumdu.

Bu 'Savaş ya da kaç' tepkisi sırasında kan dolaşımına katılan bazı hormonlar da vücudu hareketlendirir ve enerji düzeyini artırır. Kalp hızla çarparak kaslarımıza kan ve oksijen akışını artırır. Tansiyon yükselir. Hızlı nefes alınır ve verilir. Besinlerin emilim hızı azalır, vücut için gerekli şeker ve yağları kaslara yönlendirebilir. Vücut harekete geçmeye hazırlanırken kas gücü artar. Vücut ısısını normal düzeyde tutmak için daha fazla terlenir. Bu bedensel tepkiler insanoğluna binlerce yıl ötesinden insanın var kalması için genetik olarak iletilmiştir.

Bugün ise stresin nedenleri değişti…

Bugün artık stresin nedenleri değişmiştir, stres tetikçilerinin birçoğu bedensel değil duygusal ve psikolojiktir ama aynı biyokimyasal tepkimeler yaşanır. Bedenimiz tıpkı atalarımız gibi kendini bedensel bir strese hazırlar. Bedenimiz, üzerine gelen tehdide karşı üç aşamalı tepki gösterir. Alarm tepkisi, direnme dönemi ve tükenme dönemi. Son aşamada stres devam ediyorsa organ dokuları ve sistemleri bozulabilir. Uzun vadede bu, hastalıklara, hatta ölümlere bile neden olabilir.

Stres, pek çok hastalığın nedenidir. İlk akla gelenler kalp hastalıkları, inme, kanser, solunum yolları hastalıkları, eklem iltihapları, mide-bağırsak bozuklukları, uykusuzluk, depresyon, psikosomatik rahatsızlıklar, deri hastalıklar, kronik ağrı ve sancılardır.

Stres nedeniyle aşırı yeme de söz konusu. Bununla nasıl mücadele edilebilir?

Strese bağlı yemek yemekle mücadele etmenin sırrı, doğru zamanda doğru yiyecekler seçmektir. Üniversite sınavları yaklaşırken bir öğrenci veya işyerinde sorunlar yaşayan biri, her şeyin kötü gittiğini düşünerek kaçmak, uzaklaşmak isteğinin arttığı dönemlerde masada duran şekerleri hırsla ve hızlıca tüketir ya da bir sigara daha yakar. Ancak buna rağmen stres geçmemiştir ama vücuduna gereksiz birkaç fazla kalori eklenmiş ve ayrıca nikotin girmiştir. İnsan kendini daha iyi hissetmek için yemek ister, atıştırmadan duramaz. Atıştırma tepkisinin bir kısmı beynin kimyasından kaynaklanır.

Protein de iyi gelir

Stres altında olanlar nasıl beslenmeli?

Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Her fazla kilo, vücudun ekstra birkaç miligram C vitaminine ihtiyaç duyması anlamına gelir. Kandaki triptofan seviyesi ciddi, mutsuz ve depresif olup olmadığınızı, hayatınızı akıntıya kürek çekerek geçiriyormuş hissine kapılıp kapılmadığınızı belirler. Vücut triptofandan serotonin üretir. Triptofan stresi uzaklaştırır, uyku bozukluğunu önler. Tek şart yağsız protein (yağsız et, süt, peynir çeşitleri, yumurta, kurubaklagiller) yemenizdir.

Daha çok tatlı, daha çok mutluluk hormonu

Stres yüzünden tatlı besinlere yönelmemizin nedeni ne?

Beyin hücreleri fazla stres altındayken daha çok serotonine (mutluluk hormunu) ihtiyaç duyar. Bu, karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu yiyecekler serotonin üretimini teşvik eder. Pizza, makarna ve çikolatayı stresliyken ve endişeliyken tercih etmemizin nedeni budur.

Rafine şekerlerin fazla tüketilmesi vücuttaki B vitaminlerini tüketir. Yorgunluk, sinirlilik ve tepkili hale gelmeye neden olur. Glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş besinler hormonları harekete geçirerek kan şekerinin yükselmesine neden olur. Tatlı, şekerli, unlu besinler vücuda girer girmez, içlerindeki şeker kana hücum eder ve kan şekerini yükseltir. Pankreas paniğe kapılır ve kan şekeri hormonu (insülin) salgılamaya başlar. İnsülin kaslara "Haydi çabuk, tatlı ye" mesajını verir. Kaslar da şeker tüketmeye başlayınca beyindeki şeker seviyesi düşer. Kendimizi yorgun hissederiz. Kan şekeri seviyesi başlangıçtakinin altına düştüğü için vücut şeker yeme ihtiyacı hisseder. Çikolatadan alınacak ikinci bir parça kısa zamanda kan şekerini tekrar yükseltir. Streste şekerli besinlerin daha kolay tüketilmesi çağın hastalığı şişmanlığın da nedenidir. İnsülin aynı zamanda şişmanlama hormonudur. Çünkü glisemik endeksi yüksek bir besin, yağlı yiyeceklere birlikte yendiğinde, insülin besindeki yağları doğrudan gitmelerini istemediğimiz bir yere, yağ hücrelerine gönderir. Yağlar buraya yerleşir ve yakılmazlar, çünkü yağ hücrelerinde yağ yakıcı 'fırınlar' yoktur. Sindirim süresince kandaki insülin seviyesi yüksek olursa, yağlar yağ hücrelerinde hapis kalır ve kilo alırız.

Kilo vermek için de strese gireriz…

Açlık hissedilmemesine rağmen aç olduğunu sanarak yemek yemek, atıştırmak gerçek stres nedeni olabilir ve sonunda stres yiyicisine dönüşülebilir. Sağlıklı olma ötesinde 'modanın dayattığı ölçülerde' fazla kilosu olduğunu varsayanlar yaz gelirken kilo verebilme stresine girerler. Şişmanlık, kısa sürede mucize diyetlerle çözülemeyen, mevsimsel önlemlerle giderilmesi mümkün olmayan ciddi bir hastalıktır. Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede iki kat olarak geri alındığından yaşam boyu çözülemeyen stres kaynağı olabilirler.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (6)

Stresle mücadelede yediğiniz yiyecekleri zenginleştirin. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durun. Özellikle kahvedeki kafein ve çaydaki tein, stres hormonlarının salgılanmasına yol açıyor

16/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese girmenizde kilonuzun, beden kütle indeksinizin, atladığınız öğünlerin bile etkisi olabileceğini biliyor musunuz? Gerçekten tüm bunlar ya strese girmemizi ya da derecesini etkileyebiliyor. Strese karşı beslenmeyi ön plana çıkarırken ise denge göz ardı edilmemeli. Tek tip beslenmenin sağlıklı olmadığı biliniyor. Bunun için her şeyden dengeli bir şekilde yemek gerekiyor. Bunu sağlamak için ise yağlardan, tatlı şeylerden uzak durmanız gerekmiyor. Yeter ki neyi, ne kadar yemeniz gerektiğini bilin. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle beslenmede çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Her besin grubunda, her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemelidir. Yeter ki seçmesini bilelim" diyor.

Stresle mücadele edebileceğimiz bir beslenme tarzı var mı?

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam boyu süren bir davranış değişikliğine dönüştüğünde stresle daha etkin başa çıkabilirsiniz. Bu alışkanlıklar çocukluk yaşlarından itibaren benimsenmelidir. Çeşitlilik yaşamın tadıdır. Yiyecek çeşitliliğini zenginleştirin.

Her besinin değeri aynı değil

Yiyecek seçimindeki çeşitlilik aynı zamanda sağlıklı beslenmenin temelidir. Doğanın bize sunduğu her türdeki yiyeceği yeme olanağımız yok. Yememiz de gerekmez. Yenmediği zaman strese girmenin de anlamı yoktur. Ayrıca, her yiyecek, enerji ve besin öğesi bakımından aynı değerde değildir. Bazıları karbonhidrat, bazıları protein, bazıları vitamin ve minerallerden ya da yağ açısından zengindir. Hatta bir mineralden zengin olan yiyecekte diğer bir mineral bulunmayabilir. Örneğin süt kalsiyumdan zengin ama demir miktarı anlamlı değil. Bilmemiz gereken nokta, hangi yiyeceğin hangisinin yerini tuttuğudur. Bunu kolaylaştırmak için, yiyecekler, besleyici değerleri yönünden dört temel grupta toplanır. Her grubun içinde yer alan yiyecekler birbirinin eşdeğeridir.

Bu grupları öğünlere nasıl paylaştırmalıyız?

Her öğün her gruptan uygun bir ya da birkaç yiyecek seçilir ve gereksinime uygun miktarlarda tüketilirse yeterli ve dengeli beslenilmiş olunur. Her besin grubunda; her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her kültürel alışkanlığı sürdürecek, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemeli. Yeter ki seçmesini bilelim.

Vücut ağırlığının strese etkisi var mı?

Sağlıklı vücut ağırlığında olmak önemli. Beden Kütle İndeksiniz 22-24 aralığında olmalıdır. Vücut yağının fazla olması yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, felç, bazı kanserler, artrit, solunum problemleri ve başka birçok hastalık riskini arttırmaktadır.

Neler yememizi öneriyorsunuz?

Tahıl ürünleri, sebze ve meyveden zevk alın. Birçok insan özellikle tahılların şişmanlatıcı oldukları düşünerek yemekten kaçınma eğilimine girer. Halbuki vücudumuzun günlük enerjisinin yarısını bu yiyeceklerden sağlamalıyız. Ayrıca bu yiyecekler pek çok besin öğesinin, özellikle sebze ve meyveler antioksidanın, C vitamininin ve posanın kaynağıdırlar. Rafine edilmemiş karbonhidrat içeren tam tahıl seçeneklerinden günde 6-12, sebze meyveleri de en az beş porsiyon tüketmeliyiz. Bir elmayı toprağa gömersiniz, bir ağaç oluşur. Bu hayattır. Elmalı kekle aynı sonuca ulaşamazsınız. Bir fasulye tanesini su dolu bir kaba koyarsanız, çimlenmeye başlar. Su hayattır. Fasulye tanesi sadece şarap ve sert içkilerde ölür.

Aşırıya kaçmadıkça şekere 'evet'

Yağ tüketimi streste fark ediyor mu?

Doymuş yağ ve kolesterolü azaltın. Yağların vücudumuzda çok önemli fonksiyonları vardır. Buna rağmen fazla tüketimi sağlığımızı olumsuz etkiler. Genel eğilim olarak yağsız et ve düşük yağlı yiyecekler seçilmelidir. Düşük yağlı pişirme yöntemleri kullanılmalı, fazla yağlı soslar, süslemeler ve salatalardan kaçınılmalıdır. Sevdiğiniz restoranlarda az yağlı ürünleri tercih edin, şefe az yağlı yiyecek olarak neyi önerebileceğini sorun ve kızartmalardan uzak durun.

Şekerli gıadaları hayatımızdan çıkarmalı mıyız?

Şekerleri aşırıya kaçmadan tüketin. Sadece enerji içeren sofra şekerinin 16. yüzyıldan itibaren sofralarımıza geldiğini unutmayalım. İnsanoğlunun milyonlarca yıllık serüveninde bu tarihe gelinceye dek şekeri doğal kaynaklarından aldığını bilelim.

Tuzla nasıl bir denge kuralım?

Tuzu az kullandığımızdan emin olun. Sodyum birçok yiyeceğin doğal bir parçası ve önemli işlevleri olan bir besin öğesidir. Fazla tüketimi birçok hastalığın risk faktörüdür. Bu nedenle günlük tüketilen altı gram tuz herkes için yeterli bir miktardır.

Sigara ve alkol kullanmayın. Sigara, alkol kendimizi kısa bir süre iyi hissetmemizi sağlar. Ancak, çay, kahve, kolanın sürekli, fazla tüketimi kafein ve tein alımını arttırarak bazı stres hormonlarının salgılanmasına ve aşırı duyarlılığa yol açar. Bu durumda olaylar daha da stresli boyutta yorumlanarak stresin şiddeti artar.

Yemek yerken beş duyunuzu kullanın!

Öğün atlamak vücudumuzda nasıl bir etki yaratır?

Öğünlerinizi düzenli yapın. Öğün atlama, vücut için gerekli olan besin öğelerinin günün diğer saatlerinde karşılanmasını güçleştirmekte ve besin öğeleri eksikliklerine neden olabilmektedir. Yine öğün atlanırsa açlığın kontrol edilmesi güçleşmekte, sonraki öğünde fazla yenmesine dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır. Kahvaltı en sık atlanan ya da ihmal edilen öğün olmaktan çıkarılmalıdır.

İşe giderken yanınıza taze veya kuru meyve, fındık, ceviz, leblebi gibi besin değeri yüksek atıştırmalıklar götürün.

Yiyecekleri seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yiyeceklerin güvenli tüketimini sağlayın. Yiyeceklerin güvenliği markette başlar. Kalite güvence sertifikaları olan yiyecekleri satın alalım. Mutfakta bakteri, virüs, parazit ve kimyasalların bulaşmasını engelleyelim. Dışarıda yemek yerken yemeğin cinsinden önce güvenli mutfak konseptine ve zorunluluklarına uyan mekânları tercih edelim. Yeterince protein tüketin. Farklı protein kaynaklarından yararlanın. Protein kalitesini artırmak için tahılları süt ve ürünleryle veya tahılları kuru baklagillerle tüketin. Yiyeceklerle aldığınız enerjiyi her gün 30 dakikalık spor yaparak dengeleyin.

Sağlıklı beslenirken tarih boyunca bizleri etkilemiş yeme-içme kültürünün hazzından uzak kalmayalım. İyi yemek, beslenme, sağlık ve lezzetin bir sentezidir. Doğanın sunduğu yiyecekleri tanır, uygun şekilde hazırlar ve uygun miktarda yersek bir yandan haz duyarız bir yandan da yaşam kalitemizi artırırız ve stresle baş edebiliriz. Yerken ve içerken beş duyumuzun beşini de kullanırsak yaşamdan tat almayı bilir, yiyeceklerle uzlaşma sanatını geliştirebiliriz. Hem stresle baş edebilmek hem de sağlıklı kalmak için yaşam boyu sağlıklı beslenilmelidir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (7)

Stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmak onunla mücadeleyi kolaylaştırır. Günlük yaşamı planlamak da olası aksilikleri ve belirsizliği önlediği için uzmanlarca öneriliyor.
 

17/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. International Hospital'dan pskiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas, stresle mücadele de sorunu tanımlamanın, çözümün en önemli aşaması olduğunu söylüyor.

Stresle karşılaştığımızda öncelikle ne yapmamız gerekir?

Kabaca stres uyarıcılarıyla karşılaştığımızda içimizde genel bir değerlendirme yapıyoruz. Stres yaratan nedir? Biz ne yapabiliriz ve bununla baş edebilir miyiz?

Eğer baş edebileceğimize inanıyorsak vücudumuzda stres tepkileri dediğimiz bedensel belirtiler oluşmuyor. Eğer baş edemeyeceğimize inanıyorsak beynimiz bir tehlike algılıyor ve bu durumda da bedenimizde stres tepkisi oluşuyor. Bu algılamada kişisel farklılıklar çok önemli. Kişilik yapısı ve önceki deneyimler tepkimizin yönünü tayin ediyor. Genetik mirasımız, çocukluk yaşantılarımız bizim kaygı düzeyimizi belirliyor. Bazı kişilerde bu kaygı düzeyi hemen her zaman yüksek seyreder. Bu nedenle bu kişilerin stres yaratan olaylara verdiği tepki çok daha şiddetli olur.

Verdiğimiz tepki stresin büyümesini ya da küçülmesini sağlayabilir mi?

Stres yaratan faktörleri inceler ve daha baş edebilir değerlendirmeler yapabilirsek stres yanıtını azaltabiliriz. Problem çözebilme yeteneği gelişmiş kişiler stresle baş etmede daha avantajlıdırlar. Problem çözme yeteneği ise geliştirilebilir. Stresle mücadele etmek öğrenilen bir davranıştır. Çevrenizdeki insanlar karşılaştıkları olaylar karşısında daha kolay çözümler üretebiliyorlarsa siz de bu becerileri model alarak öğrenebilirsiniz. Problem çözme becerisi zaman içinde geliştirilebilir. Bunun için uygun modellerin bulunması ya da geliştirilmesi faydalıdır. Sorunu tanımlama, çözmenin en önemli aşamasıdır. Tanımlamanın önşartı da stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmaktır.

Peki zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?

Günlük yaşamımızın planlanması stresle baş etmemizde avantaj sağlar. Planlı olmak bizi iki şeyden korur; birincisi yapacağımız işleri kafamızda toparlayarak bizi önemli ölçüde rahatlatır, ikincisi ise yapılacak işlerden arta kalan zamanlarda bizim daha rahat dinlenmemize yardımcı olur. Çalışma ve dinlenme zamanlarını bize hatırlatması yönünden faydalıdır. Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Özellikle zaman baskısının daha çok hissedildiği bankacılık ve medya çalışanları için planlama hayati önem taşır. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.

Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinizden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. Ayrıca şiddet içeren haberlerden ya da filmlerden uzak durmak gereksiz gerginlikleri azaltır.

Stresi kendi kendimize nasıl yenebiliriz? Bu mümkün mü?

Her insan günlük stres nedenleriyle baş etmeye çalışır. Ancak stresle baş edebilme kapasitesi kişiden kişiye değişir.

Bazıları için çok yoğun stres yaratan bir faktör bazı kişiler için üstesinden gelinmesi kolay sorunlar olabilir. Zamanı iyi planlamak, uyku ve beslenmemize özen göstermek, spor yapmak stresle baş etmede işimizi kolaylaştıracaktır.

Uzmanlar stresi nasıl tedavi eder?

Başvurulan uzman stresi tedavi etmez. Çünkü sizin üzerinizde stres yaratan olay güncel bir olaydır. Geçici ya da süreğen sorunlar olabilir. Evlilik, iş sorunları, duygusal sorunlar ya da maddi sorunlar olabilir. Uzman sizin bedeninizin strese verdiği yoğun tepkiyi azaltmak için bazen ilaç tedavisinden yararlanabilir. Diğer taraftan olayları algılama ve yorumlama konusunda size yardımcı olarak sizin bu streslerlerle daha kolay baş etmenize yardımcı olmaya çalışır. Ruhsal gücümüzün karşılaştığımız olayları bir hazmetme süreci vardır. Eğer stres yaratan bir olay bu gücü aşıyorsa iki olasılık ortaya çıkar. Travma çok ağırdır. Deprem, ölüm vb. ya da travma ağır olmamasına rağmen ruhsal baş etme gücümüz zayıftır. Ağır travmalarda kişinin baş etme yöntemleri desteklenirken, diğer durumda kişinin ruhsal iç güçleri (gizli güçleri ) harekete geçirilip, bunları kullanması öğretilir. Kişi, bedeninin strese verdiği tepkiyi tanımalıdır.

Tedavide psikoterapinin yeri var mı?

Psikoterapide stresle baş etmede kişilik özellikleri, sorun çözme beceriniz, olayları kontrol algınız ve olaylarla ilgili yapmış olsduğunuz atıflarınız değerlendirilir. Bu değerlendirme sonrasında gelişim açısından seçenekler oluşturulur. Amaç kişinin problemini çözmek değil, o problemle baş edebilecek beceriye sahip olmaya çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca stresli uyaranlara karşı otomatik yanıtların yanlışlığı kişiyle tartışılır ve bunlar olumlu, aynı zamanda da uyumlu yanıtlarla değiştirilir.

Gevşemek için neler öneriyorsunuz?

Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gergin hale gelir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş gösterir. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Gevşeme halinde vücut daha az enerji harcar ve dinlenme pozisyonuna gelir. Bu amaçla gevşeme egzersizleri stres yönetiminde yaygın kullanılıyor. Stresten kaçmak mümkün değildir. Stres modern çağın bir gerçeğidir, kaçmak yerine çözüm yolları aramak faydalıdır.

Egzersizleri önerildiği şekilde her gün uygulayın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarf ettiğinizi göreceksiniz. Kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin, vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

* * * * * * * * * *

Gülün, acılarınızı paylaşın, doğaya yakın olun…

·  Stres kaynaklarınızı tanıyın: Neler sizde stres yaratıyor? Bunlar hakkındaki düşünceleriniz neler? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz?

·  Duygularınıza kulak verin: Beyniniz, yani siz, strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Kendinizde baskın olarak fark ettiğiniz duygu, sinirlenme ve yorgunluk mu? Bu duygular neler düşündürüyor? Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltir de yıkar da. İstediğiniz sonucu almak için onları besleyin, güçlendirin.

·  Fizyolojik tepkilerinizi anlayın ve düzenleyin: Stres karşısında yapılması gereken, fizyolojik tepkileri normale çevirmeye çalışmaktır. Bedeninize rağmen yaşayamazsınız. Bedenin sağlıklı faaliyet düzenini koruyun. Yavaş ve derin nefes alarak nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Rahatlama teknikleriyle kaslarınızı gevşetin. Fizik egzersiz yaparak stresin salınımına sebep olduğu glikoz ve lipidleri (şeker ve yağları) yakın. Çeşitli besinleri dengeli yiyin, hızlı kilo alıp vermeyin. Yeterli ve düzenli uyuyun.

·  Gülün: Gülmek vücudun doğal 'mutluluk hapı' olan endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Yani mutluyken güldüğünüz gibi, güldüğünüzde de mutlu olursunuz. Gülmek tedavi eder: Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği bilindiği gibi, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı da bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kahkahalarla gülmek, vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların 'egzersiz yapmasını' sağlar Eğer bir saat boyunca kahkahalarla gülebilseydik 500 kalori harcardık.

·  Müzik dinleyin: Araştırmalar, kalp atışlarının müzikle senkronize olduğunu ve beynin elektrik ritminin müzikle değiştiğini gösteriyor.

Müzik, kortizolun salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.

·  Doğaya yakın olun: Doğayı yaşamak insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Hastanelerde yapılan araştırmalara göre, odalarından doğa manzarası gören hastaların iyileşme hızı, başka bir binayı gören hastaların iyileşme hızından daha yüksek. Bir akvaryumu seyretmek dahi kişinin tansiyonunun düşmesine ve rahatlamasına yol açıyor.

·  İletişim kurun: İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarla kanıtlanmış. Nazi kamplarında yaşamış 33 kişiyle yapılan bir araştırmada bu kişilerden yaşadıklarını her gün iki saat boyunca anlatmaları, daha önce söylemedikleri ayrıntıları dahi paylaşmaları istenmiş. 14 ay süren araştırmada , arkadaşlarına daha fazla ayrıntı verecek kadar güvenen kişilerin sağlığının diğerlerinden çok daha iyi olduğu tespit edilmiş.

Kaynak: Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres Prof. Dr. Zuhal Baltaş

Soru ve Cevaplarla Masturbasyon

Masturbasyon hakkındaki sorunuzun cevabını yazmış olduğumuz şu yazımızdan öğrenebilirsiniz. Ayrıca aklınıza gelen veya gelmeyen sorulara cevap bulabilirsiniz.
http://www.dralihatay.com/masturbasyon.html  

Geçmişte hastalarımızın masturbasyonla ilgili sormuş olduğu soruları da bir araya topladım. Güzel bir arşiv oldu.
http://www.dralihatay.com/masturbasyonla-ilgili-sorulmus-sorular.html

Bu yazıdan başka masturbasyonun dini hükmü, sosyal, psikolojik etkisi, faydası ve zararını öğrenmek, daha geniş bilgi, cevap almak için;
Masturbasyon hakkında olan yazılmış bir kitapçığım var. Eminim sorunuza bu kitapçıkta çok geniş bilgi ve cevap bulacaksınız. Amacım kitap satmak değil kitabı tanıtmak. (Satma işini zaten yapamam. Sadece kitabımın yaygılaşmasını daha çok kimsenin eline ulaşmasını istiyorum.)
Bu kitapçığı yayınevinden isteyin ve alın okuyun fiyatı 1.08 KURUŞ 10 tane alıp arkadaşlarınıza dağıtsanız 10 lira yapar ki sigara parası etmez. Ayrıca sevaba ortak olursunuz.

Gonca Yayınevi Telefonla Sipariş 0212 528 5076 veya 
0506 7403910 maille isteme: bilgi@goncayayinevi.com  

http://goncayayinevi.com ve https://www.facebook.com/goncayayinevi 
Başka kitapevinden sipariş adresi: http://www.kitapyurdu.com  

Gelen sayfada arama kutucuğuna istimna yazın.
http://www.kitapelinizde.com/kitap/istimna.htm 

Göster
Gizle