Anasayfa - / - Etiket Arşivi: cinsel ilişki

Etiket Arşivi: cinsel ilişki

Porno ve Genelev

Porno ve zararları
Seks görüntüsü içeren cinsel sahneleri televizyon, sinema ve internet gibi medya araçlarıyla seyretmektir. Pornografi sahnelerinde seks öğeleri açıkça gösterilir. Erotik sahnelerde ise seks ögeleri gösterilmez ama  insanı şehvete getirecek her türlü metot kullanılır. Pornografi bazı ülkelerde yasaldır. Türkiye de ise yasal olmayıp mahkeme kararı ile bu siteler kapatılmaktadır.

İnternetin %12 si pornografik öğeler barındıran seks siteleridir. Porno bağımlılığı her yaşta görülmekte olup, gençler arasında daha yaygındır. Bazı gençler günde 3-4 saat porno seyretmektedirler. Bazı çalışmalarda ve yapılan istatistiklerde kızların da porno bağımlısı olabildikleri görülmektedir.

Erkeklerin çoğu pornoyu mastürbasyonda uyarıcı olarak kullanır. Hem porno hem masturbasyon sonucunda suçluluk duygusu, utanma, pişmanlık ve aşağılanmışlık duygusu gibi acıları çekerler.

1- Porno Seyretmenin tıbbi sakıncaları:
Bilimsel çalışmalar pornografi izleyen bireylerin, beyinlerindeki gri maddenin küçüldüğünü göstermektedir. İnsanların beyni sonradan mı küçülüyor yoksa beyni küçük olduğu için mi porno seyrediyorlar tıp bunun cevabını verememektedir. Küçülen beyin kişinin şahsiyetini bozmakta ve bilinçli karar verme yeteneğini engellemektedir. Bu araştırmaların sonucunda pornoculuğun bir cinsel sapıklık olduğu kabul edilmiştir. Pornografi cinsellikle ilgili olmayıp bağımlılık yapan bir sapıklıktır. 

2- Psikolojik değerlendirme:
Porno bağımlıları normal hayatındaki cinsel uyarılar ile tatmin olamadıklarından pornodan medet umarlar. Bu bağımlılık mutsuzluk, isteksizlik, bitkinlik, hayattan zevk almama, karşı cinsle ilişki kuramama gibi sonuçlar doğurur.

Porno filmler de artistin 20-25 cm lik penis ve saatlerce süren ilişkide boşalmaması porno izleyen insanların kafasını karıştırır. Kendi penis boyu ve boşalma süresini istemsiz olarak kıyaslar ve tabii ki sonuç hüsran olur, bu durum psikolojiyi etkiler ve moral bozulur. Cinsel organdan ve cinsel zevklerden soğuma başlar.

Bu gibi durumlar, penisini uzatmak için olmadık çarelere başvuran insanları göstermektedir. Ayrıca, porno bağımlısı kişiler olmayan bir erken boşalma için endişeye kapılabilir.

Porno seks filmlerdeki hileler:

– Bu filmlerde özel sertleştirici iğneler kullanılır. Bu iğnelerin en büyük yan etkisi ilerde ereksiyon sorunu yapmasıdır. Porno Artistler para için bu işe razı olmaktadırlar. Halbuki ileride penis sertleşmesi olacağını bilseler bu filmlerde rol bile almayı düşünmezler.

– Boşalma süresinin uzun olması film eklemeleri sonucunda olur. Her boşalma ayrı ayrı sanki olmamış gibi ilk filme eklenir.

– Penis büyüklüğü de film çekim metotları sayesinde olmaktadır. Mesela Guliver cüceler ve devler ülkesinde filmlerini seyrettiyseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Orada insanlar dev gibi veya parmak kadar gösterilebiliyor. Türk filmlerinde de bu hileler kullanılmıştır. Mesela Cüneyt Arkın'ın oynadığı Battal Gazi filminde Cüneyt Arkın beş oku bir yay ile atıyor ve 5 kişiyi öldürüyor. Sanki güdümlü ok..

Buna inanmayanlar pornodaki kurgu ve abartıya inanabilirler. Bazen gerçekten büyük penisli artistler rol alabilir. Ama bunların penisi elbette atletik yapılarına, bünyesine göre büyük olabilir ve belirli kimselerdir. Mesela yapısal olarak zencilerin penisi daha uzundur.

3- Ahlaki ve Sosyal Değerlendirme:
Pornocular bu işin bağımlık olduğunu, alışkanlık yaptığını ve zararlı olduğunu bilirler. Her bağımlı gibi suçluluk ve pişmanlık duygusu içerisinde olurlar. Bunlarda ileride depresyon, sinir hastalığı, takıntı, stres gibi kalıcı hastalıklara neden olur. Bu filmler gençlere seksi özendirirken erken hamilelik, AİDS, belsoğukluğu gibi bulaşıcı hastalıklar, homoseksüellik gibi sapıklıkların sakıncalarından bahsetmemektedir. Sigaraların üzerine bile "Sigara öldürücüdür" yazmayı mecbur kılan hükümetler; bu filmlerdeki zararları maalesef açıklayıcı bilgi sunmamaktadırlar.

Porno insanların zamanlarını, yeteneklerini ve kaynaklarını tüketirler ve kendi karanlık, küçük porno dünyalarında tutsak eder.

Daha ileride Porno düşkünlüğü, aile içi cinsel ilişki, şiddet, teşhircilik ve diğer seksle ilgili suçlara neden olmaktadır. Hatta bazen intihara dahi sürükler. Aile bağı kopmuş kariyeri, saygınlığı kaybolmuş bir tip haline getirir. Porno iyi bir adamı alıp onu yürüyen bir ölüye çevirir. (Zombi)

4- Dini Sakıncası:
Kuran-ı Kerim'e göre porno gibi filmler seyretmek haramdır.
Allah(cc) Teâlâ şöyle buyuruyor: 
"(Ey Resûlüm), Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah(cc), onların bütün yaptıklarından haberdardır"
Nur suresi Ayet 31
Peygamber Efendimiz de (A.S) harama bakış konusunda şöyle buyurmuştur: 
-”Yâ Ali! Arka arkaya bakma! İlk bakış senin için bağışlanmış ise de, fakat ikincisi senin değildir. Bakışı sürdürmeye hakkın yoktur” 
-Câbir bin Abdillah (RA): ‘Resûlullah’a (A.S) ansızın bakışı sordum. Bana derhal gözümü çevirmemi buyurdu.
Avret sayılan uzvun açılması ve bakılması, kimden olursa olsun haramdır ve günahtır. Ancak haramlık ve günah en mahrem noktalara yaklaştıkça artar ve ağırlaşır. (Fetâvây-i Hindiyye V/288; Dürer Hâsiyesi Abdülhalîm I/199)

5- SONUÇ ve ÇARE:

Porno filmler; film çekimlerinin bir yan dalı olup artık sektör haline gelmiştir. Porno seyretmeyi bir ihtiyaç gibi gösterip bu sektöre kan pompalanmaktadır. Zararı bilinse de bu sektörle mücadele etmek zordur. Artık Batı ülkelerinde de porno; cinsel bir sapıklık olarak kabul edilmekte ancak cinsel özgürlük adına bir şey yapılamamaktadır.

Maalesef sadece çocuk pornoculuğunu yasaklıyorlar ve çocukları pornodan uzak tutmaya çalışıyorlar. Küçük yaşta interneti kullanan çocuk porno ile erken yaşta tanışıyor. İleride kendisini bekleyen tehlikelere aldırmadan bir uçuruma doğru yol alıyor.

Bu nedenle artık aileler televizyon ve bilgisayarlara site engelleyici programlar kurmaktadırlar. Porno çocuklar ve gençler için bir tuzaktır. Çocuklarımız gençlerimizi yetişkinlerimizi bu tuzaktan korumalıyız.

Elbette eğitim şarttır. Çocuklara doğru cinsel bilgiler verilmeli, cinsel sapıklıkların, pornonun zararları anlatılmalıdır.

Aile; Hiç bir zaman çocuğu azarlamamalı yapmış olduğu bir yanlıştan dolayı kınamamalıdır. Doğru yolu, doğru olarak göstermek ebeveyninin en önemli vazifesidir. Boş zamanlarını ailesine ayırmak, arkadaş veya akraba gezileri gibi sosyal aktiviteler, hobi, müzik, sinema veya sanat gibi aktiviteler veya spor ile uğraşı çocuğun zararlı şeylere yönelmesini engellenmektedir. Çocuklara sosyal hayatı öğretmeli, onları meşgul edecek hobiler bulunmalıdır. Onların genç beyinlerini ve düşüncelerini işgal eden, medyanın olumsuz etkileri ile beynini harap edecek zararlı yayınlardan uzak tutmalıyız. Şayet böyle bir bağımlılık varsa psikiyatri uzmanından yardım alınmalıdır.

Genelev Gerçeği

Genelev erkeklerin şehvetini tatmin için para karşılığında kadınlarla ilişkiye girdiği yerlerdir.
Randevu evleri daha özel yerlerdir. Ama sonuçta amaç aynıdır.
Burada kadınlar bedenlerini para karşılığında satarlar. Tabi ki bedeninin belirli bölgelerini. Mesela genelevde kadın göğüslerini ve dudaklarını, kalçalarını pazarlık dışında tutar.

Genelevin diğer isimleri: Aşağı mahalle, Kırmızı Fener, koltuk, kerhane, umumhane, fakülte, Hollanda Amsterdam da Red Light District denen mahalle vardır.

Buralarda hiçbir kadın kendi isteği ile çalışmaz. Kadınlara senet imzalatılır böylece ekonomik bağımsızlığı elinden alınır. Uyuşturucu ve alkol alışkanlığı ile maddi ve manevi bağımlılık sağlanır. 
İnsanlık ve kadın onurunun hiçe sayıldığı, ayaklar altına alındığı yerlerdir.

Genelevlerin patronu bir kişi gözükse de aslında devlete vergi veren işletme müesseselerdir. Meşhur Genelev patroniçesi Matild Manukyan (Ermeni) yıllarca Türkiye vergi şampiyonu olarak birçok meşhur firmaları, holdingleri sollamıştır. Yani onlardan daha fazla kazanmış ve bu kazancını vergi olarak devlete ödemiştir.
Bu durumdan devlet nasıl faiz, kumar gelirinden memnunsa gelen bu fuhuş parasından da memnundur.

Devlet genelev kadınlarını kayıt altında tutmak için onlara vesika vermektedir. Vesika ticari taksi plakası gibi sayısı bellidir. Türkiye de sayısı 3000 civarındadır. Yani çalışan kadın sayısı 3000 civarında olup bu sayı artmaz, eksilmez. 1968 yılında baş rolleri Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın oynadığı "Vesikalı yarimim" filmi, Türkiye de genelev sorununa parmak basmış olsa da yeterli değildir.
Birde 1967 yılında Sadri Alışık’ın ve Fatma Girik’in oynadığı ‘Kız kolunda damga var’ filmi aynı amaçla çekilmiştir. Bununla ilgili birde şarkı olmalı.
Zannederim o zamanlar genelev kadınlarının koluna damga basılıyor,aynı hayvan damgalar gibi damgalanıyormuş. Kadınların ne derece aşağılandığı bir gerçektir. 

Genelevlerin gerekli olduğunu savunanların fikirleri genellikle şunlardır:
1- Genelev olmazsa tecavüzler çok artar. Bunun hakkında bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Sadece fikirdir. Bugün genel ev olmayan birçok şehirde tecavüz olayları artmamaktadır. Tecavüz bir ruh hastalığıdır. Genelev olsa da olmazsa da tecavüz olacaktır.
İnsan güdülerini kontrol etmesini bilmelidir. Kontrol edemiyorsa hayvanlardan farkı yoktur.

2- Genel evlerde kadınlar devamlı kontrol edildiği için cinsel yolla bulaşıcı hastalıklar kontrol altına alınır. Bu da doğru bir şey değildir.
Buradaki kadınlar üç ayda kontrol ediliyor, belki de ayda bir. Fakat şu bir gerçek ki cinsel yollarla bulaşan hastalıkların çoğu genel evlerden kapılıyor. Çünkü kadın hastalığı kaptığı andan itibaren 1 ay süre ile bulaştırıcıdır. 
Bir erkekle yattıktan sonra güzel temizlenmeyen bir kadın 10 dakika sonra başka bir erkekle yatarsa (ki çok defa böyle oluyor) hastalığı 2 ci erkeğe doğrudan bulaştırır.

3- Genelev olmazsa kadınlar bunu açık pazar halinde yapar iş kontrolden çıkar: Doğru bir şey değildir. Polis ve ahlak zabıtalarının müdahale ettiği bir yerde fuhuş artmaz. Devlet tarafından göz yumuluyor ondan dolayı fuhuş artıyor.

Genelevleri savunanların dayandığı noktalar bunlardır. Devlet vergi geliri için göz yumduğu genelevlerin sakıncalarını görmezden geldiği, üzerinde durmadığı nokta budur. Böylece genel evlerde birçok gencin hayatı kararmaktadır.

Erkekler neden geneleve gider?
1- Gençlerin birbirini "Milli olmak" amacı ile teşvik etmeleri.
2- Ergenlerin yeni bir kimlik arayışı ve cinsel kimliğini bulma isteği.
3- Evli erkeklerin evlerinde aradığı mutluluğu genelevde bulacağını zannetmesi.
4- Merak. Nefsine uymak.
5- Sertleşme sorunu olanların acaba başka bir kadında denersem sonuca ulaşır mıyım merakı.
6- Ergenlerin erkekliğini ispatlamak için mutlaka gerekli olduğunu zannetmeleri.
7- Zevk ve şehvetinin çok olduğunu ve geneleve gitmenin çare olduğunu zannetme.
8- Cahillik, genelevlerin zararının bilinmemesi. Bu müessesin devlet tarafından işletildiğinin düşünülmesi.Zararsız ve sakınca olmadığının zannedilmesi.
9- Arkadaşların "Evlenince başarılı olmasın" diyerek yanlış bilgi vermesi

Genelevler gitmenin sakıncaları ve zararları şunlardır:
1- Tıbbi Sakıncası: Genelevden bulaşan bir mikrop prostata yerleşirse prostat iltihabına dönüşür. Bu mikroplar çok dirençli ve verdiği zarar çok fazla olduğu için tedavisi zor ve çok uzun sürer. Şikayetler daha şiddetlidir. Başka bulaşıcı hastalıklar da olabilir. Bunlar frengi, AİDS, HPV dediğimiz virüslü sivilce, mantar, üretrit, klamidya enfeksiyonu dediğimiz penisin akıntılı hastalığı en sık görülenleridir.
Oradaki kadınlar temiz diyemeyiz. Daha önceki bir kişide hastalık varsa, kadın temizlenmeden (temizlense bile) ikinci bir kişi ile temas olması hastalığın bulaşmasına neden olur.

2- Psikolojik Sakıncası: Arkadaşları arasında milli olmak için gönderilen bir ergen orada geçireceği ruhi ve psikolojik travmayı ömür boyu  üzerinden atamayarak psikiyatri hastalığına neden olabilir. Bunlar psikolojik erken boşalma, sertleşme sorunları, aşağılık duygusu, güvensizlik sinir, stres, ruhi depresyon, ruhi deformasyon, hayal kırıklığıdır. Bu hastalıkların hepsi genelev kökenlidir. 
Çok defa evlilik hayatındaki cinsel hayatı hayal ederek giden kimseler aradığını burada bulamıyor ve hayal kırıklığına uğruyor. Kendi ailesi ile genelev kıyaslanır mı? Kadının aceleci olması, sertleşmeyi aceleye getirmesi, erkeklerden intikam almak amacı ile erkeği küçük görmesi, kişinin penisi ile dalga geçmesi bu psikolojik sorunları beraberinde getiriyor.
Aşağılık duygusu, mahcup olma, depresyon, çekingen olmak, güvensizlik kişide penis küçüklüğü takıntısı, erken boşalma, sertleşme sorunları olarak ortaya çıkar.

3- Ahlaki ve Sosyal Sakıncası: Burada çalışan kadınlar zavallılardır. Hepsinin annesi babası, kardeşi vardır ve istemeden bu yola düşmüşlerdir. Müşterisinin bir anlık zevki için kendini feda eden kimselerdir. Birilerinin kız kardeşi, anası halası, teyzesidir.
Hiç kimse anasının bacısının burada çalışmasını istemez. Peki, bu kadınların abisi, babası yok mu? Onlarda toplumun bir bireyi değil midir?

4- Kişisel Sakınca: Kişi sağlıklı bir düşünceyle bile genelevin sakıncasını mantığın da bulabilir.
Kalbinin derinliklerinde bu işin yanlış olduğunu bilir.
Birçok erkeğin el vurduğu bir et parçasına kendinin el vurması ve bundan zevk alması nasıl bir düşüncedir?
Bulaşıcı hastalık kapma riski (Aids gibi ölümcü hastalıklar dâhil), psikolojik hastalığa yakalanma riskini göze alarak, üstelik bunun için para vererek yapmayı hangi akıl hangi mantık hangi düşünce kabul eder?

5- Dini Sakıncası: Bu işlem zinadır. Allah yasaklamıştır. (İsrâ Suresi Ayet 32, Nur Suresi Ayet 2). Zina insanı helake (yok olmaya, Cehenneme) götüren ikinci büyük günahtır. Bilmeden gaflet ile yapılmışsa ahrette büyük cezası vardır. İnanan insanlar için böyledir inanmıyorsa,zaten mesele yoktur. Ama kendini samimi olarak İslam dininden kabul eden ve bunu his eden kimse İslamın emirlerine uymak zorundadır.
Bence geneleve gidip zina yapmanın en sakıncalı durumu budur. Allah'ın yasakladığı bir şeyi yapmak Allah' a ve peygambere savaş açmaktır. 
‘Ben seni Allah olarak tanımıyorum emirlerine uymuyorum’ demeye cesaret ister. Bir anlık zevk (zevk olsa bari) dünya ve ahreti kaybetmek akıl kârı değildir. Şahsen ben Allah'a savaş açmam/açamam, açacak olana da yol gösteremem. Bunun hesabından korkarım.

SONUÇ ve ÇARE:
Erkeklerde terbiye edilmemiş bu nefis, devlette bu ilgisizlik ve vergi hevesi oldukça genelev problemi devam edecektir.
Her insanda nefis vardır. Bu nefis kişinin hayatını idame ettirmesini sağlar. Yemek, içmek, soğuktan barınmak nefsin istekleri olduğu gibi neslini devam ettirmek nefsi de kendini cinsel birleşme ile gösterir. Çoluk, çocuğa, torun ve torbaya karışmak ister. Bu duygu insanın içgüdülerinde vardır.
Cinsel istek, nefis, zevk nesli devam ettirme güdüsü normal yollardan yapılmalıdır. Nesli devam ettirme cinsel yolla olacağı için cinsel hayatı meşru yollardan sağlamak gerekir. Bunun yolu dini ve ahlakî olarak evliliktir. Bu nedenle evlilik dışı ilişkiler dini, ahlakî olarak toplumda ve sosyal hayatta hoş karşılanmaz. 
Günümüzde evlilik yaşı ileri yaşlara kaymıştır. Bunun ekonomik ve sosyal birçok sebebi vardır. 25-30 yaşına gelen bir genç 
evlen(e)memektedir. Evlenmek için haklı olarak sosyal hayatını düzene sokmak istemektedir. (Ekonomik özgürlük, evlenmede seçicilik, meslek sahibi olmak, kariyer yapmak gibi.).  Peki bu gencin cinsel ihtiyaçları nasıl karşılanacak? Cinsel ihtiyaç aynı ekmek, su ihtiyacı gibidir. Bunların karşılanması gerekir.

Masturbasyon hakkındaki kitapçığıma şu linkten bakabilirsiniz:

http://www.dralihatay.com/soru-ve-cevaplarla-masturbasyon.html

Sonuç ve Tavsiyeler:
1- Her şeyin başı eğitim olduğu için gençleri bu hususta eğitmek gerekir. Aile, okul eğitimlerinde cinsel konular hakkında sağlıklı bilgiler verilmeli.
2- Ergenlik çağında çocuklara sahip çıkmalı. Yanlış yollara sapmaları önlenmeli.
3- Genelevlerin yukarıda saydığımız sakıncalarından bahsedilmeli.
4- Arkadaş çevresine dikkat etmeli.
5- Evlenmeleri hususunda teşvik etmeli, destek olmalı.
6- Çocuklara nefis terbiyesi, sabrı, tevekkülü öğretmeli.

Prostat Kanseri

1- Prostat Kanseri Genel Bilgi
2- Prostat Kanserinde Transurethral İğne Biyopsisinin Değeri. Op. Dr. Ali Haty'ın Uzmanlık tezi.

Prostat kanseri; prostat hücrelerin kendine buyruk, kontrolsüz şekilde çoğalmasıdır.
50 yaşın altında görülmesi nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. Erkeklerde en sık görülen kanser çeşidi prostat kanseridir.

Yayılma yolları:
1- Komşuluk yolu ile çevresindeki organlara direk olarak yayılır.
2- Kan yolu; Kana karışan tümör dokuları başka organlar gidip yerleşir ve burada çoğalma yapar.
3- Lenf yolu. Vücudun lenf dolaşımı dediğim 2 ci dolaşımına karışarak yine başka organlara yayılır.

En sık yayıldığı yer akciğer, karaciğer ve kemiklerdir. Bu nedenle prostat kanserinin yayılıp yayılmadığını anlamak için bilgisayarlı tomografi, MR ve kemik sintigrafisi çekilir.

Prostat kanseri oluşum Nedenleri:

1- Yaşlanmada risk artar.
2- Ailesel nedenler.
3- Irksal nedenler: Zencilerde daha fazla görülmektedir.4- Hormonsal nedenler: Ergenliğe girmeden yumurtaları alınan yani kısırlaştırılan erkeklerde prostat kanseri görülmemektedir. Kadınlık hormonu olan östrojen hormonunun artması durumunda (karaciğer kanseri, yaşlılıkta erkeklik hormonunu azalması durumunda prostat kanseri görülmemektedir.Buradan çıkarılacak sonuç erkeklik hormonu dediğimiz Testosteronun artması prostat kanserine neden olmaktadır.
5- Beslenme durumu: Yağlı ve kolesterollü yiyecekler. Sigara kesin olarak nedenler arasında sayılmazsa bile bir olumsuz etkisinin olduğu tahmin ediliyor.

Prostat kanseri belirtileri:

Kanser çok defa ilerleyinceye kadar belirti vermez. Bu nedenle 50 yaşını geçen erkeklerin rutin olarak prostat muayenesi olması önemlidir.
Belirtiler idrar yolu tıkanıklığına bağlı belirtilerdir.
1- Sık idrara çıkma, İdrar yaparken zorlanma, kesik kesik idrar yapma, idrarda yanma, ağrı
2- İdrarda kan görülmesi
3- Bel, kalça ağrıları 
4- Kanlı meni.

Teşhis (Tanı)

1- Hastanın yukarıda sayılan şikayetlerin olması.
2- Kanda PSA testi (Prostat Spesifik Antijeni)
3- Prostat ultrasonu.
4- Parmakla muayene: uroloji doktorunun hastanın anüsünden parmak sokarak muayenesidir. Buna Tuşe Rektal denir. Prostat bağırsağın son kısmı ile komşuluğundan dolayı parmakla bu prostata ulaşmanın en kolay yoludur. Prostatın en kolay ve emin muayenesi budur. Bu muayenede prostatın büyüklüğü ve sert bir odak olup olmadığı tespit edilir. Günümüzde artık prostat ultrasonu olduğu için parmak muayenesi bu ultrason ile değerlendirilmektedir.
5- Ultrason. Hem prostatın hem de diğer organların ultrasonda incelenmesi kanseri yakalama bakımından önemli olabilir.
6- Tomografi ve Sintigrafi: Kanserin yayıldığı yerleri tespit etmede önemlidir.
7- Biyopsi: makattan girilerek özel bir iğne ile prostat dokusundan parça alınıp patolojide incelenmesidir.

Prostat Kanseri ve PSA (Prostat Spesifik Antijeni) ilgisi:
PSA, Prostat hücreleri tarafından üretilen bir enzim olup meninin sıvılaşmasında rol oynar.

PSA prostattan salgılandığı için PSA nın tespiti ve seviyesi hastalığın teşhisinde ve hastalığın gidişatını öğrenmede önemlidir.

Normla değeri 4 ng/ml dır. Son zamanlarda bu değerin 2,5 ng/ml kabul edilmesi ve bu değerin üzerindeki değerlerde biyopsi yapılması tavsiye edilmektedir. 

PSA hakkında bilinmesi gerekenler:
PSA nın kanser harici artması

1- Parmak muayenesinden sonra PSA artabilir. Bu artış 24 saat kadar sürer.
2- İdrar yoluna sonda koymak, sistoskopi yapmak gibi travmatik nedenler.
3- Prostat damarlarında tıkanmalar
4- Prostatın iltihapları.
5- Prostatın büyümeleri.

Aşırı yorgunluk, eksersiz, aşırı cinsel ilişki, masurbasyon PSA yı etkilemez.

PSA ile yaş arasındaki ilgi:
40 – 49 yaş : 0 – 2.5 ;
50 – 59 yaş : 0 – 3.5 
60 – 69 yaş : 0 – 4.5 ;
70 yaş ve üstü : 0 – 6.5 ng / ml

PSA nın tek başına cevap vermediği durumlarda şunlara bakılmalıdır:

1- PSA dansity: Serum PSA değeri / TRUS ile saptanan prostat hacmi 0.15 den küçükse kanser ihtimali azalır.
2- PSA artış hızı:  6 ay içinde 3 defa PSA ölçülür. Bu artış 0.75 den küçük olmalıdır.
3- Serbest PSA ile Total PSA 0.25 ten büyükse kanser ihtimali azalır.

Kanserin gidişatı hakkında bilgi vermesi: PSA 4 ng/ml den küçükse yayılmamış sınırlı kalmıştır.10 ng/ml den büyük organla sınırlı 50 ng/ml den büyük lenf yolu ile yayılmış kabul edilir.

Gleason Skoru:
İğne biyopsine kanser teşhisi konulduktan ve patoloji raporundan sonra, kanser hücrelerinin görünümü, içindeki çekirdeklerin büyüklüğü ve şekline göre üreme ve yayılım hızı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan bir derecelendirme metoduna Gleasonn skoru denir:
Gleanson düşük: Kanser hücreleri daha yavaş gelişen ve yayılma kabiliyeti göstermeyendir.
Gleason Skor 2-4: Kanser hücrelerinin farklılaşma iyi.
Gleason Skor 5-6: Orta farklılaşma
Gleason Skor 7-10: Farklılaşma köyü, hızlı çoğalma ve yayılma kapasitede olan hücreler.

PROSTAT KANSERİ EVRELEMESİ
T1-T2 de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
T3 de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
T4 de ise uzak organlara da yayılım vardır.
Eski ancak hala kullanılan bir sistem de ise:
Evre A ve B' de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
Evre C' de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
Evre D de ise kemik gibi uzak organlara da metastaz yapmıştır.

PROSTAT KANSERİNDE TEDAVİ:
Tedavinin ne şekilde olacağında dikkat edilecek hususlar:
1- Hastanın genel durumu.
2- PSA yüksekliği.
3- Biyopsi sonucu: Gleanson skoru değerleri.
4- Kanserin devresi.

1- Sadece takip etme.
2- Radikal prostatektom
3- Radyoterapi: External Radyoterapi: Dışarıdan radyasyon ışınlarının verilmesi ile yapılır. Brakiterapi : Prostat bezi içine radyoaktif maddeler yerleştirilerek yapılan tedavi
4- Hormonal tedavi:     Cerrahi kastrasyon:Testislerin alınması veya içinin boşaltılması Medikal kastrasyon: Hormonlarla testisin testosteron üretimini engellemek.
5- Kemoterapi
6- Kriyoterapi

PROSTAT KANSERİNDE TRANSURETHRAL İĞNE BİOBSİSİNİN DEĞER


PROSTATIN ANOTOMİSİ:    
ÖNSÖZ VE GİRİŞ
Not: Op.Dr.Ali Hatay'ın Uzmanlık Tezidir (1985)

   Prostat kanseri genellikle 50 yaşın üzerindeki erkeklerde görülür ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Prostat kanserinin sebebiyet verdiği ölüm oranı; akciğer, mide-barsak kanserinden hemen sonra üçüncü sırayı alır. Bu bize durumun ciddiyetini gösterir. Prostat kanseri genellikle yavaş gelişip geç devrede semptom vermesi, hastaların büyük kısmının metastazlar belirdikten sonra müracaat etmesi sebebiyle teşhis ve tedavinin gecikmesine ve hatta bazen imkansız bırakmalarına neden olmaktadır.
        Prostat kanseri genellikle % 80 prostatın rektumdan tuşe edilebilen posterior bölgesinden belirti vermez, fakat rutin rektum muayenesi ile teşhis edilebilir. Bundan dolayı 45 yaşını geçmiş her miksiyon şikayeti olan hastaya rutin tuşe rektal yapılmalıdır.
          Şüphesiz tuşe rektalde şüpheli bir sertlik her zaman bir prostat kanseri değildir. Böyle bir şüphenin kesinleştirilmesi için başka teşhis vasıtalarına başvurulur. Buda Prostat iğne biobsisi ile doku örneği alarak ve histopatolojik bulgu ile kesin teşhis konulması ile olur. Biobsi kesin teşhis koydurmasına rağmen, negatif sonuç hiçbir zaman kanseri ekarte etmez. Bu bilgilerin ışığında bizde prostat kanserinin teşhisinde önemli yeri olan prostat Tru-cut iğne biobsisi ile çalışmalar yaptık ve sonuçları değerlendirdik.
         Bana çalışmalarımda yardımcı olan, ürolog olarak yetişmemi sağlayan, kendisini her zaman minnetle anacağım değerli şefim (Rahmetli) Sayın Op.Dr.Muhittin OKUMUŞ a teşekkür ve saygılarımı sunarım. Ürolojinin ön bilgilerini öğreten ilk şefim Sayın Op.Dr.Metin SÜER e ve şef muavini Sayın Op.Dr.Burhan BAĞATUR a Cerrahi rotasyonum sırasında yakın ilgi ve alakasını gördüğüm Sayın Cerrahi Şefi Op.Dr.Sait ÖNAL a saygılarımı sunarım. Meslekte olgunlaşmamı sağlayan tezimin hazırlanmasında her türlü yardımı yapan, yakın ilgisini gösteren, bana ışık tutan ikinci şefim Sayın Prof.Dr.Şevket TUNCER e sonsuz saygı ve teşekkürlerimi sunarım. Beraber çalışmalarımız sırasında gerek pratik gerekse teorik bilgisini bizden hiç esirgemeden, usanmadan ve bıkmadan veren Baş asistanım Sayın Op.Dr.Zeki ALTIPARMAK a ve Klinik Baş asistanı Sayın Op.Dr.İhsan DEMİRKOL a en derin sevgi ve teşekkürlerimi sunarım.

Prostat erkeklerde urethranın ilk kısmını çevreleyen bir organdır. Mesane kollomu ile trianguler ligamentin arasında olup yetişkinde yüksekliği 20-25 mm kaidesinde ön-arka çapı 25mm ve enine çapı 40mm civarındadır. Ağırlığı 20-25 gramdır. Şekerli koniye benzer. Bir tabanı, apeksi, posterior anterior ve iki inferioreteral yüzü vardır. Tabanı: Mesane yüzüdür. Enine bir çıkıntı ile ön ve arka iki parçaya ayrılır. Ön parça mesane ile komşu olup, önünden ürethranın prostatik parçası geçer. Arka parçada prostatik isthmusu yapan bir oluk bulunur. Bu oluk içerisinde Duktus Ejeculatorius bulunur.  Apeks: Perine uro- genital diafrağması üzerinde, prostatoperineal Fasyanın ve rektumun önünde, anüsten itibaren 3-4 cm öndedir. Arka yüz: Konveks ve arka aşağıya bakar. Dikey bir oluk gösterir, prostadı iki yan parçaya ayırır. Rektum ile Denonviller fasyası ile ayrılır. Bu komşuluğundan dolayı kolayca rektumdan palpe edilebilir. Ön yüz: Öne ve yukarıya bakar. Alt kısmı urethranın diafrağmatik sfinkteri ile örtülür. Bunun önünde sfinktere ait preurethralbağ ve preprostatik yayıntı vardır. Daha önde Santorini Pleksusu, puboprostatikbağ ve pubisymfizi yer alır. Yan yüzler: Bu yüz M.Levator aninin ön bölümü ile bunu örten F. Diafrağmatis pelvis superior ile komşudur. Buradaki bağ doku içinde M. Prostatikus bulunur. Prostat Loju: Bu lojun ön duvarını lig, Puboprostatikumun prostat önü yaprağı yapar. Arka duvarını prostatoperitoneal fasya, yan duvarlarını da pelvisin üst diafrağmatik fasyası, alt duvarını urogenital diafrağma yapar. Bu loj içerisinde prostat kapsülünü pleksus venesus sarar. Prostat Lobları: Prostat glandının 5 grup lobu vardır. Orta lob, sağ ve sol lateral loblar, posterior, ve anterior loblar. Bunlar başka iyi gelişmemiş subservika (Albaran) ve subtrigonal (Home) lobları mevcuttur.
         Prostadın İç komşuluğu: Prostatın içinde bez dokusundan başka urethranın prostatik parçası, bunun üst kısmı çevresinde mesane sfinkteri, urethranın diafrağmatik sfinkterinin üst kısmı, ejekülatör kanallar ve prostatik utrikul bulunur. Prostatın atar damarları: Prostat A. İlaca internanın dalı olan a. Vezikalis inferior, a.hemorroidalis media ve a.pudandalis internanın internanın dallarından beslenir. Toplar Damarlar: Vezikoprostatik pleksus kanalı ile hypogastirik venlere dökülür. Bu pleksus V.dorsalis penis ile iştirak halindedir. Prostatik venler, prostat kapsülü ön yüzünde Santorini pleksüsünü teşkil eder. Lenf Damarları: Prostat çevresinde bir ağ yapar. İç ve dış iliac ganglionlara, sakral ganglionlara drene olur. Sinirler: Hypogastrik pleksustan gelir, ayrıca sakral pleksusun 3-4 sakral sinirlerinden gelir.

PROSTATIN HİSTOLOJİ:

      Prostat glandüler ve fibromüsküler dokudan oluşur. 1-Glandüler yapı: 30-50 adet tubuloalveoler ve sakküler bezden meydana gelmiştir. Bezler 16-32 kanal halinde collikulus seminalisin iki yanında nurethraya açılır. Büyük kavitelerde bazende kistik yapılar gösterir. Dar ve ince yan tüplerle çevrilmiştir. Epitel bir bazal membran üzerine oturur. Hücre stoplazmaları sekretuar granüllerden zengindir. Çoğu hematoksinle lipid lekeleri halinde boyanır. 2- Fibromüsküler Yapı: Zengin bağ dokusu , kollegen lifler, elastik şebeke ve çok sayıda düz kas liflerini ihtiva eder. Bu lifler collikusa ayrıca urethra çevresine de uzanarak internal sifinkterin oluşumunda rol oynar.

          Histolojik kesitte bez kavitelerinde lameller şekilde granüllü sekresyonlar görülür. (Kolloid kitlesi) Sekresyon koyulaşır kalsifiye olur ve prostat taşlarını meydana getirir. Prostatta glandüler diziliş özellik gösterir. İç İçe geçmiş iki glandüler alan mevcuttur. Büyük olan dış zon urethranın lateral duvarlarına açılır. Küçük olan iç zon submukozal olup prostatik sinusların tabanına açılır. İç ve dış zon iyi belirginleşmemiş bir kapsülle birbirlerinden ayrılır. İç zondan bening hyperplazi, dış zondan ise karsinom gelişir. Prostat hypertrofisinde iç zon büyüyerek dış zonu perifere sıkıştırır ve yalancı kapsül oluşturur. Buna cerrahi kapsül denir.

PROSTATIN FİZYOLOJİ:

     Prostat bir dış salgı bezidir. Aynı zamanda organizmanın sekonder sex organıdır. En önemli vazifesi sipermanın %95 ini teşkil ederek spermayı dülüe eder. Böylece ejekulatın miktarını çoğaltarak fertiliteyi kolaylaştırır. Prostatik dokuda yüksek konsantrasyonda çinko vardır. Çinkonun karbonik anhidraz vedehidrogenez enzimleriyle ilişkisi vardır. Çinko yetmezliklerinde prostat atrofiy e uğrar. Prostatik Sekresyon: pH 6,5 olup süt görünüşünde özel bir kokusu olan bir sıvıdır. İçerisinde fibronilizin, asit fosfotaz ve beta glukuronidaz enzimleri tespit edilmiştir. Ayrıca plazmadan daha fazla miktarda Na, K, Ca ihtiva eder. Anyon bakımdan daha fakirdir. Bol sitrat bulunur. Bunlardan başka aminoasitler, proteinler, lipitler, kollestrol bulunur. Prostatın üç endokrin bez ile münasebeti vardır.
– Testis: Testestron. Prostatın normal gelişebilmesi için Testestron a ihtiyacı vardır. Bu hormon eksikliğinden atrofiye olur ve fonksiyon göremez.
– Hipofiz: Fsh aracılığı ile etkilidir. – Adrenal: Buradan salgılanan adrojenlerin pek az tesiri vardır. Ostrojenin dış zondan atrofi iç zondan bir etki yapmadığı gözlenmiştir.

PROSTAT MALİGN TÜMÖRLERİ

1- Kanserler: a- Adonekanser: Vakaların %97 sini oluşturur. b- Epiderrmoid kanser: %2,5 oranında görülür. (Squamoz hücreli Ca) c- Mikst: % 0,5 oranındadır.
2- Sarkomlar: Prostatik mezodermal dokudan menşeini alır. Daha maligindirler ve çok nadir görülürler. a- Rabdomyosarkomb-Leiomyosarkom c-Fibrosarkom d- Diğerleri; Angiosarkom, myxosarkom ve karışık.

Pr.Ca

ADENOKANSER: İhsiyal lezyon %75 vakada posterior lobun kopsüle yakın periferik kısmından başlar. Bu sebeple rektal muayenede erkenden belli olur. Rektal muayenede prostat sert irregüler ve fiksedir. Rektum mukozası aradaki denonviller fasyası nedeni ile korunmuştur. Bundan başka kanser letaral loblardan ve nadirende orta lobdan başlar. Tümör etrafındaki prostat dokusundan ayrılmış değildir. Genellikli kapsül ile temastadır. Zamanla kapsülüde içerisine alır. Etyoloji: Gerçek neden bilinmemektedir. Fakat enüklerde prostat hyperplazisi ve kanserinin görülmemesi, antiandrojen tedavi ile ve orşiektomi sonucu gerilemesi hormonların etkisinin olduğunu düşündürmektedir. Prostatın iç zonu ostrojene duyarlıdır ve buradan hyperlazi, dış zon androjene duyarlı olup bu bölgeden de kanser geliştiği kabul edilmektedir.

Devrelendirme: Klinik görünüme göre üç tip gösterir. 1- Lavent tip: Hiçbir klinik belirti ve bulgu yoktur. Rastlantı sonucu histolojik kesitlerde bulunur. 2- Manifest tip: Kanserin tipik sempton, fizik ve labaratuvar bulguları vardır. 3- Occult tip: Hastalık kendini önce metastaslar ile gösterir. Asıl Prostat kanseri gizli kalır. Birkaç çeşit devrelendirme vardır. 4- Differansiyanyon derecesine göre GRADE 1-Çok iyi diferansiye
GRADE 2-İyi diferansiye
GRADE 3-Ilımlı Differansiye
GRADE 4-Az Differansiye
GRADE 5-Çok az differansiye (Anaplastik)
B- Evrelendirme
EVRE A veya 1 – Hiçbir belirti yok. Ameliyatta çıkarılan protostat foküsler halinde malign hücre tespit edilir. EVRE B veya 2 – Kapsülü aşmış 1cm çapında nodül EVRE C veya 3 – Prostat rektal muayenede sert ve nodüler olarak hissedilir. Metastas yoktur. Tipik prostatizm şikayetleri vardır. EVRE D veya 5 – Kanser prostatı aşar, metastas vardır. Rektal tuşe-de prostat fiksedir.
C- TNM Sistemi
T=(Tümör) Primer tümörün durumunu gösterir. T.0 dan T.4 e kadar değişik dereceleri vardır. N=(Nodül) Rejioner ve daha üst lenf bezlerinin durumunu belirtir. N.0 dan N.4 e kadar derecelendirilir. M=(Metastaz) Uzak metastazları belirtir. M=0 Uzak Metastaz yok M.1 – Uzak Metastaz Mevcut Bunlara ilaveten P (Histopatolojik Sınıflandırma) P.0-P.3 G (Histopaolojik Grade) G.0-G.3 Şeklinde de belirtilir.

Prostat Kanserinde Yayılma Yolu
1- Lenfatiklerle Yayılma: Perineural lenfatiklerle olur. Sakral, vezikal eksternal iliak, lumbal lenf bezlerine ulaşır, bazen retrograt lenf yolu ile testislereve epididimlere metastaz yapar. 2- Kan Yolu ile Yayılma: Vertebrelara, pelvis kemiklerine, femur başına ve vertebraların transver çıkıntılarına erkenden yayılır. Organlardan (Karaciğer, Akciğer, Beyine) metastaslar olur. Kemik Metastazları genellikle osteoblastiktir. Nadiren osteolitikve çok nadirende mikst şekildedir. 3- Direk Yayılma: a- Vesikula seminalis istikametinde b- Urethra ve eksternal sfinkter istikametinde c- Rektuma doğru yayılma 4- İntrakanaküller Yayılma: Ejekülator kanallar aracılığı ile epididim ve testise yayılır.

KLİNİK TABLO VE SEMPOMLAR

          Prostat kanserli hastaların %95 inde sempton obstiriksiyona bağlıdır. Şayet metastaz yapmışsa bununla ilgili semtomlarda tabloya eklenir. Erken devrede hiçbir belirti vermez. Daha sonra prostatizm şikayetleri ortaya çıkar. Enfeksiyon varsa ateş olur. Mesane ve urethraya ilerlemesi ile hematüri meydana gelir. Metastazlardan ilgili semtomların en önemlisi lumbosakral bölgedeki ağrılardır. Ağrı kalça ve bacaklara yayılır. Geç devrede kilo kaybı, iştahsızlık, renk solukluğu olur. Bulgular: Tuşe rektalde prostatta sert bir nodül veya prostat dokusu sert olarak palpe edilir. Daha geç devrede prostat irregüler ve tümü ile fiksedir. Fizik muayenede obstriksiyonun sonucu glop vezikal, hidro nefroz tespit edilebilinir.

KLİNİK TEŞHİS VASITALARI

1-Tuşe rektal 2-Prostat biobsisi 3-Laboratuar bulguları a) İdrarın kimyavi testleri b) Serum ve kan muayeneleri 4-Rontgen bulguları a-DÜSG b-İVP ve Ureterosistografi 5-Prostat sıvısının sitolojik tespiti 6-Aletle araştırma : Sistoskopi ve panendeskopi 7-Kemik iliği aspirasyon biobsisi

TUŞE REKTAL
En kıymetli teşhis vasıtası dır. Şu pozisyonlarla yapılır. 1-Genopektoral= Diz göğüs ve secde pozisyonu 2-Sims Pozisyonu= Hasta sol yanına yatar üst bacağı kendine çeker 3-Litotomi= Jinokolik pozisyon 4-Çömelme pozisyonu 5-Feotes pozisyonu

Tuşe
 

Bir rektal tuşe şu şekilde yapılır ve şu hususlara dikkat edilir. Hasta defekasyon yapmış olmalıdır. Eldiven giyilir ve işaret parmağına yağlayıcı bir madde (Vazelin) sürülür. İşaret parmağı rektuma yerleştirilmeden önce sfinkter kontrolü yapılır. Tonusu hakkında bilgi edinilir. Daha sonra parmak rektum a yerleştirilerek parmak pulpası ile rektumda kabarıklık yapan prostat palpe edilir. Prostat Büyüklüğü;
Rektum Lumeninin 1/4 ünü dolduruyorsa (+)
Rektum Lumeninin yarısını dolduruyorsa (++)
Rektum Lumeninin 3/4 ünü dolduruyorsa (+++)
Rektum Lumeninin Tamamını dolduruyorsa (++++)
pozitif olarak ifade edilir.
Prostat kanserinde büyüklükten ziyade sertlik aranır. Prostat kanserinden şüphelenmek için prostatta bir endürasyon safhası hissedilmelidir. Bu saha taş sertliğindedir. Prostat yüzeyi gayri muntazam veya nodülerdir. Bazen prostat büyümüş adenomatö bir hal almıştır. Fakat yeryer sert kısımlar mevcuttur ve intizamsızdır. Prostat yüzeyindeki rektum mukozasının mobil veya fikse olduğuna bakılır. Daha ileri safhada prostat bütünü ile sert ve nodüledir. ( tahta sertliği) Vezüküloseminaliste de endürasyon olup olmadığına bakılır. Tecrübeli bir el ekseriya tuşe rektal ile teşhise varabilir. Fakat ne yazık ki bütün erken lezyonlar rektal palpasyonda meydana çıkarılamazlar. Lateral ve medial olblardaki küçük sert nodüller üzerinde bulunan norma veya hipertrotik prostat dokusu tarafından maskelenerek tuşede hissedilenemiyebilinir. Prostatta palpe edilen nodüllerin %50 si kanser değildir. Tüberküloz nodülleri, granülomatöz prostatif, fibroz prostat nodülleri, prostat taşlarıda sert bir nodül olarak palpe edilir. Fakat kanser genellikle çevre dokudan belirgin bir sertlikle ayrılır. Böyle bir tanıda kesin durumu açıklamak için prostat biobsisi yapılır.

1- TRANSREKTAL İĞNE BİOBSİSİ

Tur İğne

PROSTAT BİOBSİSİ
Prostat biobsisi 5 yoldan yapılabilir.

1- Transrektal iğne biobsisi
2- Transperineal iğne biobsisi
3- Aspirasyon biobsisi
4- Açık prostat biobsisi
5- Transüretral biobsi Klinik durum biobsisi için gerekli olduğunda ideal biobsi tekniği basit emniyetli, doğru ve kolay uygulanabilmelidir. Bu kriterlere uygun iki biobsi, transrektal ve transperinealdir.

Tur İğne

1- TRANSREKTAL İĞNE BİOBSİSİ
Genel veya regional anestezi altında bir poliklinik işlemi olarak yapılabilinir. Kolay, basit veya tekrar tekrar yapma avantajlarına sahiptir. Diğer bir avantajı da parmak şüpheli alanı hisseder ve iğne kolayca buraya isabet ettirile bilinir. Dezavantajı ise proflaktik antibiotiğe rağmen bakteriemi ve sepsistir bu rizk antibiotik ile minimale indirilebilir. Bazı hastalar rahatsızlığı tolere edemeyebilir, yeterli materyel veya değişik materyel alınımı önleyebilir. Bu mahsuru da genel anestezi ile giderilebilir. Proflaktik olarak oral Trimethoprim-Sulfamethaozale veya allternatif olarak nitrofurantoin verilir ve biobsiden sonrada 4 gün devam edilir. Hastaya lavman yapılır ve jinekolojik pozisyonda yatırılır. Rektal temizlikten sonra işaret parmağı rehberinde, Travenol, Tru-cut iğnesi veya Vim-silverman iğnesi modifikasyonu olan bir Fraklin iğnesi ile prostatın biobsi yapılacak bölgesine itilirve materyal alınır. Komplikasyonlar:

Bakteriyemi ve Sepsis: Yeterli proflaksiye rağmen sıktır. Hastaları takriben %60 ı infekte olur. (13) Rektumdaki normal floranın prostat dokusu içerisine verilmesinden ileri gelir. Genellikle antibiotik vermekle önlenir. %5,6 oranında ağır seyreder, sepsis ve şok vakalarıda görülmüştür.

Rektal Kanama: Sıktır. Genellikle kendiliğinden kaybolur. Perirektal hemotam nadirdir. Rektal kanama prostatik damarlar ve hemorroidal damarlardan meydana gelir. Rektal komplikasyonlar transperineal metoda nazaran 6 defa daha sıktır.

Hamatüri: Hafif seyreder. Bazen mesane tamponandı yapacak kadar şiddetlidir. İğnenin mesane veya urethraya girmesinden ileri gelir.

Üriner enfeksiyon veprostatit, epididimit: Nadiren meydana gelir.

Tromboenboli (Derin venöz tranboz)

İdrar retansiyonu

Tümörün yayılımı

2- TRANSPERİNEAL İĞNE BİOBSİSİ
Genel veya regional anestezi altında yapılabilir. İğne rektum mukozasından geçmediğinden ana avantajı sepsis rizkinin minimum olmasıdır. Tru-cut veya Sim-Silverman iğnesi anal sfinkterin üzerinden perine içine sokulup 2. Elin parmağı rektum a sokularak bu parmak kılavuzluğun daprostatın uygun noktasından gerektiği kadar biobsi dokusu alınır. Bu metotta negatif sonuç oranı transrektal metoda nazaran daha yüksektir. Komplikasyonları, transrektal metoda benzer. Ayrıca retroputik hematom bildirilmiştir. Bu durum bilhassa küçük adenomlarda meydana gelir, çok ender olarak parineal biobsi sonucunda perineal emplantasyon meydana gelir.

3- ASPİRASYON BİOBSİSİ
Prostatik nodülden aspire edilen materyalin patolojik muayenesine dayanır. Franzen iğnesi ile yapılır. Rektal duvar arasından nodül içerisine direk olarak sokulur. Şırınga kullanılarak materyal nodülden aspire edilir. Metot diğer iğne biobsilerine nazaran daha az travmatiktir. Şayet aspirasyon uygun değilse teknik kullanılamaz ve patologun tecrübeli olması lazımdır. Epstein (1976) aspirasyon biobsisinin %87 oranında sonuç verdiğini belirtmiştir.

4- AÇIK PROSTAT BİOBSİSİ
Cerrahi tedavi düşünülen prostat kanserli hastada şüpheli nodülü izah etmek için yapılır. Böylece bu metodu radikal prostatektomi takip eder. Patolog Frozen-Seksion ile kontrol eder, kanserse radikal prostatektomi, sonuç negatifse insizyon yeri basitçe kapatılır. Biobsi materyali keza retroputik uygulama ilede alınabilinir. İnpotans olabileceği hastaya ikaz edilmelidir.

5- TRANSÜRETRAL PROSTAT BİOBSİSİ
Prostat kanserleri genellikle posterior lobtan geliştiğinden ve erken safhada kanser kapsülde sınırlı kaldığından bu metod zayıftır. Kanserin lokal gelişmesi veya ekstevazikal yayılımı, şüpheli alanın trasüretral ile çıkarılması ve bu materyalin incelenmesi ile teşhis edilir.

MATERYAL VE METOT
Kliniğimizde 7.8.1984 – 24.1.1985 Tarihleri arasında prostatizim şikayetleri ile yatan 50 hastaya Transrektal Tru-cut iğne biobsisi uyguladık. Bu hastaları rektal tuşelerine ve klinik bulgularına göre; Kanserden şüphelenmeyenler, hafif şüpheli, orta şüpheli ve kuvvetli şüpheli olmak üzere 4 katogoriye ayırdık.
Normal Prostat İrileşmesi…………………………………………………….29
(Kanserden Şüphelenmeyenler) Hafif Şüpheli………………………..14
Orta Şüpheli………………………………………………………………………..5
Kuvvetli Şüpheli…………………………………………………………………..2
T O P L A M ……………………………………………………………………….50
Vakalarımızın tuşe rektali, radyolojik tetkiki ve semtomlarına göre ön teşhisleri şöyleydi.
Prostat Hypertrofisi………………………………………………………………36
Prostat Karsinomu……………………………………………………………….12
Prostatit……………………………………………………………………………….2
T O P L A M ………………………………………………………………………..50

Vakalarımızın yaş dağılımı da şöyleydi.
50-60 yaş arası…………………………………………………………………….11
60-70    "      "   …………………………………………………………………….22
70-80    "      "   …………………………………………………………………….15
80 den büyük ……………………………………………………………………….2
T O P L A M ……………………………………………………………………….50

Yaş ortalaması 65 idi.

M E T O D
     Biobsi uygulamadan önce hastaya proflaktik olarak antibiotik verdik. Defekasyon yaptırarak rektumu boşaltmış olduk. Hastayı masaya jinekolojik-Litotripsi pozisyonunda yatırdık. Herhangi bir anestezi uygulamadık. Anal-Perineal temizlikten sonra rektum içini zefiranlı gaz ile temizlendi. Steril eldivenler giyilerek, sağ ele zefiran ile sterilize edilmiş Tru-cut iğnesi alındı. İğnenin ucu, sağ işaret parmağı ucuna dayanacak şekilde yerleştirildi. Parmağa bir parmaklık takıldı. Steril bir kaydırıcı (Vazelin) ile tuşe yapar tarzda rektuma girildi. Prostadın şüpheli noktası parmak ile hissedildi. Bu noktada parmak sabitleştirildi.
       Sol elin yardımı ile iğnenin ucu 0,5 cm prostat içerisine itildi. Bundan sonra iğnenin sürgüsü sol el yardımı ile 3-4 cm kadar ilerletildi. Bu sürgü sabit tutulurken iğnenin kesici kanalı, sürgü ile aynı hizaya gelinceye kadar ilerletilir. Sürgü çekilir ve biobsi materyali dışarı alınır. Alınan materyal yaklaşık 1-1,5 cm silindir şeklindeki prostat dokusudur. Biz vakalarımızda şüpheli alan birinci planda olmak üzere arka lob ve her iki lobdan olmak üzere üç parça aldık. Bu materyeli içerisinde alkol olan bir şişeye koyup histopatolojik inceleme için patolojik anatomi labaratuarına gönderdik. Biobsi bittikten sonra rektum zefiranlı gaz ile silindi ve vazelinli bir tampon ile tampone edildi. Bu tampon 12 saat sonra alındı. Vakaların birinde materyel yetersiz kaldı. Negatif sonuçlu 6 vakanın tuşe bulguları orta şüpheli olduğundan biobsiyi tekrar ettik. Biobsi sonuçlarımız şöyleydi.

Adenomyomatöz Prostat Hyperplazisi…………….33
Adenomyomatöz Hyperplazisi+Kr.Prostatit……..18
Adenokarsinon……………………………………………..3
Yetersiz Materyel…………………………………………..2
T O P L A M…………………………………………………56
(Not 6 vaka ikinci biobsili) Prostatektomi uygulandıktan sonraki histopatolojik değerlendirme şöyleydi.
Adenomyomatöz Prostat Hyperplazi……………….22
Adenomyomatöz Hyperplazi +Kr. Prostatif……….22
Adenokarsinon………………………………………………4
Ameliyat Olmayanlar……………………………………..2
TOPLAM……………………………………………………..50

KOMPLİKASYONLAR:

50 vakalık serimizde müşahede ettiğimiz komplikasyonlar şöyleydi.
Hematüri…………………….2…%4
Rektal Kanama……………5…%10
Ateş……………………………5…%10
a- Üriner enfeksiyon……..3
b- Sepsis…………………….2
T O P L A M………………..12…%24

D E Ğ E R L E N D İ R M E  VE  S O N U Ç;

         Kliniğimize prostatizim şikayetleri ile başvuran ve tuşe rektalleri karsinom şüpheli ve şüphesiz 50 vakaya tırans rektal Tru-cut iğne biobsisi uyguladık. 50 vakanın 36 sı klinik olarak prostat hypertrofisi, 12 si prostat kanseri şüphelisiydi. İki vakada da Prostatit düşündük. Biobsi sonucunda kuvvetli şüphe ettiğimiz 2 vakada ve şüphe etmediğimiz bir vakada adenokarsinom geldi. Bir vakada da biobsi sonucu hyperplazi +Kr. Prostatit olduğu halde prostotektomi histopatolojisi adenokarsinomdu. Bu iki vakada biobsi sonuçları negatifti. Hafif ve orta şüpheli 19 vakanın 15 ise sonuç adenomyomatöz hypeplazi+Kr. Prostatit idi. 4 vakada ise şüphe edilmediği halde prostatit gelmesi bize iğne biobsisinden sonra iltihabın geliştiği intibasını verdi. Bir biobside ise (Vaka 33) materyal yağ ve bağ dokusu ihtiva ettiğinden yetersiz kaldı ve bu vakada biobsiyi tekrar ettik. Ameliyat olan 48 hastanın prostatektomi histopatolojisi 44 ü adenomyomtöz hyperplazi, 4 ü adenokanserdi, 2 hastada çeşitli nedenlerle ameliyat olamadı. İğne biobsisi sonucu adenokarsinom gelen hastalara kliniğimiz de süpkapsüler orşiektomi + Dietilstilbesterol fosfat (Honvan) uyguladık. 12 vakamızda hematüri, rektal kanama ve ateş gibi komplikasyonlar gelişti. Bu toplam vakaların %24 ünü teşkil ediyordu. Bu oran H. Tümes ve L. Wibbach ın bildirdiği oranına yakındı. (10) Daha steril ve daha dikkatli çalışma sonucunda bu oranın düşeceği inancındayız.

S O N U Ç :
Pozitif bir biobsi, teşhisi doğrular fakat neğatif bir netice hiçbir zaman kanseri ekarte etmez. Çünkü biobsi materyali prostatın salim bir kısmından tesadüfen alınmış olabilir. İğne biobsisinde %25, Cerrrahi biobbide %3-5 yanılma payı vardır. İdeal biobsi tekniği basit, emniyetli, doğru ve kolay uygulanabilmelidir. Bu özelliklere uyan iki metod trasrektal ve transperineal iğne biobsisdir.

Prostat biobsisi yapılma amaçları şunlardır:
1- Klinik olarak kanser teşhis edilmiş hastaların seçimini yapmış olmak için ve tümörün histopatolojisini öğrenmek

2- Klinik belirti vermeyen fakat tuşe rektali şüpheli bulunan hastalarda kanseri kesinleştirmek. Prostat biobsisi şüpheli lezyonlarda şüpheyi giderecek ve histopatolojik tanıya varmak amacı ile prostat biobsisi kransrektal, transperineal ve transüretral olmak üzere üç yoldan yapılır. Kanser kaynağını prifenden aldığından teşhis için transüretral ve transperineal biobsi metotları güçtür. Bundan dolayı Transrektal biobsi en sık kullanılan biobsi metodudur.
Transrektal iğne biobsisi 2 yoldan yapılır.

1- Tru-cut, vim Silverman veya Travenol iğnesi ile yapılan biobsi

2- Trans rektal aspirasyon biobsisi: Frozen iğnesi ile yapılır. Rizikosundan dolayı büyük bir kitle Tru-cut iğne biobsisine karşıdır. Fakat kolaylığı, emniyeti ve isabet şansı fazla olduğundan çok defa tercih edilir. Aspirasyon biobsisi daha az rizikolu olmasına rağmen bugün bir çok ürolog tarafından uygulanmamaktadır. Bunun en büyük sebebi yeterli tecrübeli stoloğun bulunmamasıdır. Daha az travmatize edici ve komplikasyonları daha az olan aspirasyon metodu Avrupa da popüler, fakat Amerika da yaygın değildir. Gerek aspirasyon ve gerekse Tru-cut iğnesinin kombine kullanımı pozitif oranını %96 ya çıkarır. Biz kliniğimizde Tru-cut iğnesi ile transrektal iğne biobsisini uyguladık ve sonucun şüpheli teşhisi kesinleştireceği yönünden önemli bir yeri oyduğuna işaret ettik. Kliniğimizde, klinik olarak prostat şüpheli vakalarda Tru-cut transrektal iğne biobsisini uygulamaya karar verdik.
 

L İ T A R A T Ü R
1- Zeren Zeki . Anatomi
2- Kendi Sezer . Prostat Hastalıkları
3- Korkut Gıyas . Üroloji 1965 Sayfa 479-487 Prostat Kanseri
4- Alken E. Carl. Jürgen Sökeland . Üroloji Çec.Vural Solok
5- Tellaloğlu Sedat Türk Üroloji Dergisi Cilt V Sayı 2 sayfa55
6- Campell St. Zincke H. Surg. Gynecol. Obstet. 136.78.1978
7- Chiari R.Und Harzman R Urologe A 14.296.298 (1975)
8- Günalp İhsan Moderin Üroloji 1973 sayfa 284
9- Smit D.R. General Urology Ch 20 pp. 215 Carsinoma of prostat
10- H. Tümmers – L. Weibbach.Therapiewoche 26.426-4228 (1976)
11- F.Feizelmeir. Therapiewoche 26.4231-4234 (1976)
12- Tunç Murat . Türk Üroloji Dergisi 10. Cilt 2.Sayı 109.Sayfa
13- Glenn. Surg. Urology Ch. 34 pp 564 Prostat Carsinom
14- Bağatur Burhan . Prostat Kanserlerinde prostatik asit fosfatasların klinik değerlendirilmesi 15- Lin Bac Daves wel Harmata Patology 11.066-1979

Homoseksüellik Eşcinsellik

İnsanlar cinsel yönelmesi, cinsel tercihleri normalde karşı cinse karşıdır. Buna heteroseksüellik denir. Aynı cinse yönelmesin homoseksüellik, her iki cinse ilgi duyanlara ise biseksüel denir. Eşcinsellik veya homoseksüellik, aynı cinslerin ilişki halini anlatır. Erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişki içerisinde bulunmasıdır. Bu bir ruh halidir. Cinsel ilişkide bulunmak şart değildir. Cinsleri ile birlikte olmayı arzulaması, cinsel fantezilerinin olması, âşık olması da eşcinsel kavramı içinde değerlendirilir. Eşcinsellik: cinsel ilişkinin anal ilişki yani anüs, makat ve popo ile yapılmasıdır. Bu organ cinsel ilişki amacı ile kullanılır. Erkekteki ilişki anal seks olarak, kadında tam anal seks olmazsa da aynı cinsin birbiri ile ters ilişkisidir.
 
Bu eylemde bulunan erkeklere eşcinsel, homo, gay, oğlan, oğlancı, ibne denir. Kadınlara ise sevici, lezbiyen denir. Erkek rolü üstlenen aktif homo, pasif rol oynayana pasif homo denir. Anal ilişkiye livata denir. Livata terimi anal yolla yetişkin veya genç erkekler arasında ve yetişkin erkek çocuk erkek arasındaki anal ilişki için kullanılan bir kelimedir.

LGBT; Lezbiyen Gay Biseksüel ve Transgender (Kişilikle cinsiyetin uyumsuz olması) kelimelerinin baş harflerinin kullanıldığı bir kısaltma olup ters ilişki içinde bulunanlar için kullanılan bir terimdir.
Bu başlık altında birçok dernek, vakıf ve topluluklar kurmuşlar ve kendilerine destek arama yoluna girmişlerdir.
MSM de aynı amaçla kullanılan bir terimdir (Male Sex Male) Erkek erkeğe seks demektir.
 
Gençliğinde bu eylemi merak sonucunda 1-2 defa yapıp sonra pişman olan kimseler gay veya homoseksüel değildir. Bunlar ileride evlenir heteroseksüel ilişkilerini devam ettirip ve çocuk sahibi olurlar. Ama ergenliğinde yapmış ve pişman olmuş bu fiilleri şuuraltından çok defa kaybolmaz.

Anüs, büyük tuvaletin çıktığı bağırsağın son bölümüdür. Anüs dış delik olup bundan önceki bölüm rektum dediğimiz ve dışkının biriktirildiği yerdir. Aslında bu bölge cinsel ilişki için anatomik ve fizyolojik olarak uygun değildir.
Penisin yapısına da uygun değildir. Bu nedenle yırtılmalara, kanama ve mikropla bulaşma sonucunda iltihaplara neden olur. Bu mikropların ilk yerleşeceği yer prostat olup, meydana getireceği hastalıkta prostat iltihabıdır.
Hâlbuki vajina gerek anatomi gerekse fizyonim bakımından penis ile tam bir uyum içindedir. Ayrıca vajinada kayganlaştırıcı sıvı salgılayan bezler bulunduğu için cinsel ilişki daha rahattır. Makatta bu kayganlaştırıcı salgı bezleri bulunmaz.
 
İnsanların anal seksi tercih etme sebepleri; Merak, psikolojik, genç kızların bekâretini bozmaktan korkmaları, arkadaşlarının telkin ve yönlendirmesi, medyanın teşviki gibi sebeplerdir. Medyanın bu hususta çok büyük olumsuz etkisi vardır. Bu fiili ve yapanları (Sanatçı diyerek) yücelterek kişilere cazip gösterip özendirmeleri sonucunda kişinin merakını çekiyor ve bu işi yapmasına neden oluyorlar. Tiraj veya reyting uğruna birçok kimsenin hayatını karartıyorlar.Dünyada 30 milyon porno sitesi olduğuna göre ve bu porno siteleri cinsel içeriği ile insanları yönlendirmesi durumun ciddiyetini gösteriyor.
Erkek ve kız yurtlarında, pansiyonlar, hamamlar homoseksüel ilişkilere uygun ortamlardır.
 
Homoseksüellik tarih boyunca olagelmiştir. Gerek tarih kitapları gerekse dini kitaplar bu hususta bize bilgi vermektedir. Ad ve Semud (Sodom ve Gomore kavimleri) kavmi, Roma Napoli Pompei halkı bunlara örnektir. Bu halk ve kavimler eşcinselliği ile özleşmişlerdir.
 
1- Eşcinselliğin ve anal ilişkinin tıbbi sakıncası:
a)Makatta yırtılma ve kanama: Makat kasları (dübür, anüs) çok hassas ve narin kaslardır. Bu kasların en ufak bir zorlamaması sonucunda makatta yırtılmalar meydana gelir. Yırtılma sonucu kanama olur. Yırtılan anüs cildi mikroplardan dolayı enfeksiyon ve iltihap gelişir. Şayet kişide basur denilen hemoroit varsa ağrı, kanama ve yırtıklara neden olur. Bu kanama günlerce sürer.
 
b)Makatta mikrop ile enfeksiyon: Makat büyük tuvaletin (dışkı, feçes) çıktığı yer olduğu için mikrobu en çok olan yerdir. Üstelik bu mikroplar çok dirençlidir. Bunun sonucunda prostat iltihabı meydana gelebilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar eşcinsellerde daha çok görülür.
Bunların başında AİDS, Kondilom (makat siğili), frengi gelir. Son zamanlarda makat kanseri riskinin anal ilişkide bulunanlarda arttığı tespit edilmişti.
 
c)Büyük tuvalet tutamama: Anal ilişkide bulunanlarda makat genişlediği için dışkı tutamama, gaz kaçırma gibi şikâyetler olmaktadır.
Anüs kasları gevşediği için buna bağlı olarak makat sarkmaları da sık görülür.
 
2- Psikolojik değerlendirme:
Eşcinsellik bir hastalık değildir. 1970-75 yıllarında ruhsal bozukluk olarak kabul etmiştir. Daha sonraki çalışmalarda eşcinsellerin diğer normal insanlardan psikolojik olarak bir farkı olmadığı görülmüş ve hastalık olarak kabul edilmemiş. Fakat toplumun yadırgayıcı hor görücü, dışlayıcı tutumu kişi üzerindeki olumsuz etkileri, ruhsal sorunlar yaşamasına neden olmaktadır.
 
İnternette birçok seks ve porno sitelerinde eşcinsellik ve anal ilişki normal ilişki gibi gösterilir. Amacı para kazanmak olan bu sitelere göre kadın veya erkeğin zevk alıyormuş gibi gösterir. Fakat yapılan araştırmalar anal seksin kadınlar tarafından psikolojik ve fiziksel olarak çok rahatsız edici bulunduğu tespit edilmiştir.
Kişi eşcinselliğe, psikolojik, merak, arkadaş telkini ve medya teşviki sonucu katılır. Bunların hepsi psikolojik problemler sonucu olur.
Annenin babanın kızları erkek gibi veya erkekleri kız gibi yetiştirip psikolojilerini bozabiliyor.
Bir zamanlar eşcinselliğin genetik bir bozukluk olduğu iddia edilmişse de doğru olmadığı sonradan ortaya çıkmıştır.
 
Birçok eşcinsel durumundaki çıkmazı anlayarak psikiyatri uzmanlarından yardım alma gereği duyar.
Kişinin yalnızlık duygusu, çaresizliği, yaptığının yanlış olduğunun bilincine varması, toplumun olumsuz tutumu ve yargısı, dışlanmak duygusu sonunda bir psikiyatri uzmanlığına gitme gerektiği sonucuna varır.
 
3- Ahlaki ve Sosyal Değerlendirme:
Eşcinsel erkek ve kadınlar her ne kadar kendi cinslerine yönelseler kendi cinsiyet özellikleriyle ilgili şikâyetleri olmaz. Olayı bu şekilde kabul ederler. Erkekler erkek, kadınlar kadın olduklarını kabul ederler ve cinsel kimliklerini değiştirme ihtiyacı duymazlar.
Fakat Kalbinin derinliklerinde bu işin yanlış olduğunu bilir.
 
4- Dini Sakıncası:
İslam dininin erkek erkeğe ve kadın kadına cinsel ilişkiyi haram kıldığı gibi, Hanımı ile anüs ilişkiye girilmesini de yasaklamıştır. Burada oral seksinde İslamiyetin yasaklamış olduğunu söyleyelim. Kuran'da eşcinsellik 15 surede ve 118 ayette konu işlenmiştir. Bu da konunun ne kadar önemli olduğu gösteriyor. İslam da eşcinsellik ve eşcinsel ilişkiler dinden sapma olarak değerlendirilmiştir. Bu gün birçok İslam ülkesinde Eşcinsellik; idam cezası, hapis veya ömür boyu hapis cezası, para ve kırbaç cezası veya sopa cezası ile cezalandırılmaktadır.

Lut kavmi eşcinselliği ve nasıl helâk (yok) edildiğine dair Kuran Ayetleri şunlardır. Şuara Suresi:160-168 A'raf Suresi:80-82 Ankebut Suresi, 28-29:

İslam dini eşler arasında da anal ilişkiyi yasaklamıştır.

“İyice temizlendikleri zaman ise Allah'ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever." Bakara,:222
"Kadınlarınız, tarlalarınızdır. Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin ve kendiniz için de önceden hazırlıkta bulunun. Allah'tan sakının ve bilin ki ona ulaşacaksınız." Bakara 223 
 
Peygamberimiz hadislerinde şöyle buyuruyor: "Kadınlara arka organlarından ilişkiye girmeyiniz."
"Karısına arka organından ilişki kuran kişi melundur; Allah'ın rahmetinden uzaktır." Ebû Dâvûd, Nikâh, 45; Müsned, I, 86; II, 444; Tirmizî, Taharet, 102; Mişkâtü'l-Mesâbih, II, 184)
 
Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapana lanet etmiştir. Ebu Hureyre'den (r.a.) Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Kadınla dübüründen ilişkiye giren mel'undur/lanetlenmiştir."
 
SONUÇ ve ÇARE:
Eşcinsellik bir hastalık olarak kabul edilmediği için belirli bir tedavisi de yoktur. Her şeyden önce kişi kendisini sapkın olarak görüp psikiyatri tedavisi gerektiğine inanmalı ve tedavi için başvurmalıdır.
Ama birçok eşcinsel kendisini hasta kabul etmeyip durumundan memnun görünmektir. Bunun başlıca sebebi de zevk almaktan ziyade medya, arkadaş teşviki, psikolojik sorunlarıdır. Şikayet etmemesi nedeni bu işlevi alışkanlık haline getirmesidir.

Eşcinsellik her ne kadar iki kişi arasında geçiyor ve kimseyi ilgilendirmiyor gibi gözükse de sonuçta toplumlumu ilgilendiren bir konudur. Toplumsal sakıncası vardır. Cinsel özgürlük adına yapılan toplumun zarar veren her şey sakıncalıdır.
Eşcinseller son zamanda büyük mesafeler kaydetmişlerdir. Bugün başta İngiltere, Hollanda hatta Amerika’nın birçok eyaletinde eşcinseller birbiri ile resmi olarak evlenmektedir. Kurmuş oldukları dernekler, platformlar, internet baskısı bu işte önemli rol oynamıştır.

Eşcinseller için birçok tedavi yöntemler denenmiş ama başarılı olmamıştır. İlaç ve hormon tedavileri sonuç vermemiştir.
Alışkanlığın başlangıç döneminde psikolojik ve psikiyatrik tedavi, psikiyatri seansları fayda verebilir. Birçok otorite olumlu düşünmezse de fayda görenler vardır. Ama dediğimiz gibi tedavi olma kararlığı kişide olmalıdır.
Elbette medyanın olumsuz etkisinden kurtulmalı, Televizyon, internet, porno sitelerden uzak durmalı. İnancını artırıcı kitaplar okumalı, arkadaş çevresine dikkat edilmeli. Eşcinselliğin ve anal ilişkinin tıbbi zararları ve dini sakıncaları düşünmeli.

DİĞER YAZILARIMIZ:
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel
Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz.
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi 
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik
Porno ve Zararları
Böbrek Hastalıkları
Böbrek ve Oruç 
Sünnet 

Stresle Nasıl başa çıkılır?

Kasılmanıza, midenize ağrılar girmesine, başınızın zonklamasına, cinsel isteğinizin azalmasına neden olan stres fırsata da dönüştürülebilir mi? Mücadeleci bir ruhla bu mümkün

Şu modern hayatın getirdiği keşmekeş hangimizi strese sokmuyor ki! Sabahları işe gitmek için kaçımız yatağımızdan şarkılar söyleyerek uyanıyoruz? Hangimiz randevumuza yetişmeye çalışırken sıkıştığımız trafikte mutlu olabiliyoruz? Herhalde hiçbirimiz…

Hayat artık eskisine göre çok daha hızlı akıyor. Şehir yaşamında bu hızı ikiyle çarpmak gerekiyor. Hız ise eşittir stres. Ne beynimizin ne de bedenimizin bu hıza çok kolay adapte olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Belki de bu yüzden, yani biriken stresler nedeniyle trafikte veya sokakta ufak tartışmalar sonu ölümle biten kavgalara varıyor. Stres sırasında vücudumuzda pek çok değişim meydana geliyor. Adrenalin ve kortizol hormonlarının dengesi değişiyor.

Stres kolayca hastalanmamıza da yol açıyor. Nasıl mı? Bağışıklık sistemimizi zayıflatarak, hatta çökerterek. Bağımlılığı olanlar stres nedeniyle daha fazla sigara içiyor, kimi alkole sarılıyor. Gerekçe tabii ki gevşemek, rahatlamak.

Peki stresin etkilerini azaltmak mümkün mü? Okuyacağınız yazı dizisi doktor anlatımlarıyla bu soruya yanıt vermeye çalışıyor.

Mükemmeliyetçi, sabırsız, kuyrukta beklemeye dahi tahammülü olmayan, karşısındakinin sözünü kesen, başarıyı maddi kazançla ölçen, hayatın güzelliklerine yüzeysel ilgi duyan biri misiniz? Yoksa hayattan tat almaya çalışan, her şeyin para olmadığını, yaşamın küçük mutluluklarının armağan olduğunu düşünen ve mücadeleyi seven bir insan mısınız? Verdiğiniz yanıt, hastalık yaratan, mutlu olmanızı bile engelleyen strese yaklaşımınızı da belirliyor. Çünkü eğer ilk grupta yer alıyorsanız stres sizde öğrenilmiş karamsarlığa hatta depresyona dahi yol açabilir. İkinci gruptaysanız stresi bir fırsata dönüştürebilir, kendinizi geliştirme aracı olarak kullanabilirsiniz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, kişiliğin strese verilen yanıtı belirlediğini vurgulayarak, stresin kadın ve erkekte cinsel işlev bozukluklarına yol açtığını belirtiyor.

Stresi nasıl tanımlıyorsunuz?

Stres organizmanın dengesini bozabilecek herhangi bir uyarana fizyolojik (travma, sıcak- soğuk gibi), psikolojik (her türlü psikolojik gerilim, sorunlar) veya sosyal (kişilerarası ilişkilerde yaşanan gerilimlere karşı verilen bir cevaptır. Stres Latinceden türemiş bir terim. 19. ve 20 . yüzyıllarda stres bedensel ve psikolojik hastalıkların nedeni olarak düşünülmüştür.

Stres bir hastalık mı?

Stresin kendisi hastalık değildir. Ancak psikolojik ve fiziksel hastalıklara neden olabilir. Stres bedenin herhangi bir uyarana karşı verdiği tepkidir. Stres, çağdaş toplum yaşamının, büyük kentlerin getirdiği (trafik, kalabalık, gürültü, yalnızlık, açlık, her türlü tehlike ve endişeler) bir sonuçtur. Beden bir stres durumunda, bütün sistemlerini harekete geçirir. Dolaşım, solunum, sindirim organları ve beyin karşılaştıkları bu zorlu duruma adapte olmaya çalışır. Kalp atışları hızlanır, kan şekeri yükselir, eller terler, kasların tonusu artar, yani mücadeleye hazır hale gelir. Beyin adrenalin ve nöradrenalin hormonlarını artırır. Dolayısıyla kan basıncı yükselir, kalp atışları artar, deriye giden kan akışı kısıtlanır, midenin fonksiyonları sınırlanır, terleme artar. Bu arada kortizol hormonu da artar. Kortizol, sisteme fazladan besin sağlar ve bağışıklık sistemlerini yeniden düzenler, stresle başa çıkmak için hazırlık yapar.

Kortizolun fazla salgılanması zararlı mı?

Kortizol, insülinin beden hücreleri üzerindeki etkisini azaltır. Kortizol yüksekliği testosteron sentezini engeller, cinsel istek azalır. Libido azalmasıyla kadında ve erkekte cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Kronik streste kandaki kortizol seviyesi değişir. Bazen kortizol eksikliği nedeniyle bağışıklık sistemi fazla çalışır. Bu, duygu durumunda ve davranışlarda değişikliklere ve depresyona neden olur.

Stresin fazlası bizi nasıl etkiliyor?

Aşırı stres, bedensel ve zihinsel sağlığı bozar. Baş ağrısı, uykusuzluk, çeşitli ağrılar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Sonuç olarak bedenin sürekli olarak stresin neden olduğu, uyarılmışlık durumunda kalması, biyolojik sistemlerin yıpranmasına neden olmakta, bedenin kendi kendisini onarma ve koruması tehlikeye girmekte, hastalanma riski ortaya çıkmaktadır.

Stresi yaratan faktörler nelerdir?

Olaylara karşı herkes stresi hisseder, ancak etkilenme düzeyi farklıdır. Ağır ve yorucu iş temposu, ilişkilerde yaşanan sorunlar, yalnızlık maddi kaygılar, çevresel faktörler, iş yerinde yaşanan gerginlikler stres kaynağıdır.

Kişilik yapısı stresi nasıl etkiliyor?

Stresle ilişkili olduğu düşünülen kişilik özellikleri A tipi davranışlar diye adlandırdıkları özelliklerdir. Bunlar, başarılı olmaya ve fark edilmeye ihtiyaç duyan, sinirli, öfkeli, zamana büyük önem veren, sabırsız yapıda kimselerdir. Yüksek hedefler koyarlar, yaşamda her oyunu kazanmak isterler, hızlı hareket ederler, sıkça karşılarındakinlerin sözlerini keserler, kuyrukta beklemeye tahammül edemezler, başarıyı maddi kazançla ölçerler, yaşamın güzelliklerine karşı yüzeysel bir ilgi duyarlar.

Bir olayın stresli olarak algılanması, olayın yapısına ve kişinin kaynaklarına, psikolojik savunmalarına ve baş etme mekanizmalarına bağlıdır. Bütün bunlar egoyu içerir. Egosu uygun çalışan kişi, iç ve dış dünyayla uyumlu, denge içerisindedir. Ego uygun şekilde çalışmıyorsa ve dengesizlik yeteri kadar devam ederse kişi kronik anksiyete yaşar.

Bazı kişilik yapılarının, çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine yakınlaştırabileceği bildiriliyor. Mükemmelliyetçi kişilik ve öğrenilmiş karamsarlık buna örnektir. Kendisi hakkında devamlı mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan, yaşayacağı olumsuzluklar nedeniyle bazı reaksiyonlar gösterir. Olumsuz olayların kişinin kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilmesi, olayların devamlı bu şekilde süreceğine inanması (öğrenilmiş karamsarlık) depresyona neden olabilir. Strese farklı tepkiler ve-rilmesi, kişilerin tutumlarındaki, algılarındaki farklılıktan ve stresli durumlarla başa çıkmada başvurdukları yolların çeşitliliğinden kaynaklanır. Mücadeleci kişiler, olayları tehdit değil, kendilerini geliştirme fırsatı olarak görürler.

Alkol ve madde kullanımını artırır

Stres yaratan faktörler nelerdir?

Fiziksel: Travma, gürültü, ısı, nem, çevre kirliliği vb.

Sosyal: Birey-çevre ilişkisi, çatışması.

Psikolojik: Fiziksel ve sosyal etmenlerin sonucu olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkan, genellikle yinelenen, hayal kırıklığı, izolasyon gibi durumlardır.

Stresi nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Bugün en çok kullanılan stres sınıflaması şöyledir:

·  Anlık stres (Brief stres)

·  Akut kontrol edilebilen stres

·  Akut kontrol edilmeyen stres

·  Kronik kontrol edilmeyen stres

Her strese yanıt verilmeli mi?

Birey ne tür stres yaratan faktörle karşılaşırsa buna yanıt vermek durumundadır. Bu yanıt 'Genel adaptasyon sendromu (GAS)', ''Biyolojik stres sendromu' olarak tarif edilmiştir. Stressör, stres cevabıyla sonuçlandığında bir çok problem ortaya çıkar.

Stres ne tür hastalıklara yol açar?

Stres sonucunda birtakım ruhsal hastalıklar, tıbbi hastalıklar ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, iştah bozulması, baş ağrısı, yorgunluk ve tükenme hali karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçı.

Stresin davranışsal belirtileri nelerdir?

·  İş arkadaşlarına karşı olan ilgisizliğin artması.

·  Tehlikeli davranışlara düşünmeden girme eğiliminin artması.

·  Mizaçta ani ve kontrolsüz dalgalanmaların olması.

Peki ya stres uzadığında, kronik hale geldiğinde ne olur?

·  Alkol ve madde kullanımı artar .

·  Aşırı sigara kullanımı görülür.

·  Kafeinli içecek tüketiminde aşırı artma olur.

·  Düşüncede esneklik ortadan kalkar.

·  Yönetime, organizasyona ve kendine olan güveninde ileri derecede azalma olur.

·  Daha az üretken hale gelinir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (2)

İşyerinde stres yaşayan çalışanların sağlık giderleri stres yaşamayanlara göre yüzde 50 daha fazla. Stres her ne kadar insanı olumsuz etkilese de başarının temelinde yer alıyor

12/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Bir işadamı için stres, borsadaki dalgalanma, ev hanımı için eve gelen misafirlerine yemek yetiştirme, öğrenci için ise sınav olabilir. Bir grup öğrenciyle yapılan çalışmada stresi nasıl tanımladıkları sorulmuş. Öğrenciler stresi, "Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginliğin uzaması",

"Bunalım, gerginlik", "Genelde anlamlı olan şeylerin anlamsız gelmesi" ve "Bir şey yapmak istememe" şeklinde tanımlamış. Bu öğrenciler iş yaşamına atıldıklarında muhtemelen tanımlamaları değişecek. Çünkü bugün iş hayatı en büyük stres kaynağı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, "Stres, insanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanmasıdır. Ancak çalışmaya başlamak ve sürdürmek için bir miktar stres gereklidir" diyor.

İş neden bu kadar önemli?

İş, insan için çok önemlidir. Yaşamın amacı, anlamıdır. Kişinin kimliğidir, potansiyelini kullanmadır. Kendine saygıdır, sosyal destektir, maddi kazanımdır, zaman geçirmedir.

İş yaşamı stresli olmak zorunda mı?

Günümüz çalışanı hangi konumda olursa olsun, çok fazla stres faktörüyle karşı karşıya. İş stresi ve tükenmişlik sendromu üzerine yapılan araştırmada, iş stresini çalışanların yüzde 86'sı 'çok önemli', yüzde 13'ü 'orta önemli' ve yüzde 1'i 'az önemli' bulmuştur. Yapılan çalışmalarda, 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin yüzde 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. İlerleyen yaşla birlikte strese tolerans da azalmaktadır. Bunda bireyin değişken hormonal yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.

Stres iş yaşamını nasıl etkiliyor?

Çalışanlar ve kurumlar için ciddi sonuçlara yol açıyor stres. İş stresi, işin insan üzerinde oluşturduğu baskıdır. İş stresi çalışanı üzer, yakın çevresini etkiler, verimini düşürür. Sağlık harcamalarını artırır, enerji düzeyini düşürür. Stresli çalışanların sağlık harcamaları, stresli çalışmayanlara göre yüzde 50 fazladır. Stres zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı eritip tüketen bir olgudur. Aşırı stres insanı iş göremeyecek duruma getirebileceği gibi, ciddi tıbbi sorunlar da yaratabilir. Her türlü değişiklik zorlanma yaratır, her zorlanma bir uyum çabası doğurur. Bunun adı da strestir. Stres, işini veya sevdiğini kaybetmek gibi olumsuz olayların doğurduğu bir durum değil. Terfi, evlenmek de stres kaynağı olabilir.

Stres, başarıyı engellemiyor mu?

Her başarının temelinde stres vardır. Gerçek başarı sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkar. Sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayanlar başarısız olabilirler, bu durum da onlar için stres kaynağı oluşturur.

İşyerinde neler stres yaratıyor?

Teknoloji: Bilgisayar kullanımı ve teknoloji geliştikçe insanların bu hıza uyumları ve verimleri de arttı. Bu hıza ayak uydurmak için yaşanan strese 'Teknostres' denilir.

Kazanç: Firmalar büyüdükçe, kazançları arttıkça stres oranı da yükselmektedir.

Personel seçimi, rol ve iş tanımlarının iyi yapılmaması: Kişinin yapacağı işin tanımı, kişinin rolü ve kişiden beklenenlerin net olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde kaos oluşur. Kişi de, kurum da stres yaşar.

Kötü yönetim: Sebepsiz baskılar, uzun çalışma saatleri, belirsiz kariyer planlaması, kötü iletişim stres düzeyini artırır.

Kontrol: Çalışanların işyerinde aktif rol almaları, her durumdan haberdar olmaları, iş yerine güven duymalarına, geleceğe yönelik hedeflerini oluşturmada pozitif etki sağlar.

Sürekli değişim: Yeni firma prosedürleri, yeni bilgisayar sistemleri, yeni yöneticiler, yeni alınan personel, yeni iş sorunları, yeni rakipler stres yaratan faktörlerdir.

Uzun çalışma saatleri: Uzun çalışma saatleri çalışanda fiziksel ve psikolojik sorunlar yaratır. Genellikle, yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk, sinirlilik ve öfke halleri olur.

Fiziksel koşulların iyi olmaması: Çalışandan yeterli verim alınması için ihtiyaçlarının karşılamamız gerekir. Bunun için yeme, içme ve çalışılan yerin fiziksel koşulları uygun olmal (Mekân, ısı, ışık ses, vb.).

Maddi tatmin: Çalışanlar arasındaki küçük bir ücret farkı bile çalışanın motivasyonunu etkiler. Uygulanan ücret politikaları ve performans değerlendirmeleri hakkında tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır.

Manevi tatmin: Manen de çalışanlar ödüllendirmeli, motivasyon artırıcı çalışmalar yapılmalı. Belirsizlik ve güvensizliğin yaratacağı stres faktörleri ortadan kaldırılmalı.

Çalışanlar arasında sağlıklı iletişim: Sağlıklı iletişimin kurulamaması; tartışma ortamı, zıtlaşma, kıskançlık, dedikodu ve rekabet önemli stres kaynaklarıdır.

Evdeki stres: Çalışanın ev ortamındaki (ailedeki) eşi ve çocuklarıyla yaşadığı sorunlar işe taşınırsa yoğun stres oluşturabilir.

Bunlar dışında işyerinde stres yaratan binlerce faktör daha bulunuyor. Yapılan araştırmalarda en yoğun iş stresi yaşayan meslek grupları arasında üst düzey yöneticiler, güvenlik, pazarlama ve sağlık alanında görev yapan personel geldiği ortaya çıkmıştır.

Strese yanıt vermede cinsiyet ayrımı önemli mi?

Cinsiyet de strese karşı koymada belirleyici faktörlerden. Kadınlar, erkeklere göre strese daha az fizyolojik yanıtlar veriyor. Bunun sonucunda daha uzun yaşıyorlar.

İşyerinde stres nasıl azaltılır?

Stres faktörlerinin azaltılmasında insan kaynakları departmanlarına önemli roller düşüyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

·  İş alımlarında pozisyona en uygun kişinin alınmasına dikkat edilmeli.

·  Kişilerin yapacakları işler, kişiliklerine uygun olmalı.

·  Performans değerlendirme sistemi uygun olmalı.

·  Her şey hiyerarşik düzene uygun bir biçimde olmalı.

·  Çalışanlara söz hakkı verilmeli.

·  Çalışanlar, maddi ve manevi açıdan tatmin edilmelidir.

İş stresi belirtileri

·  Rekabete karşı koymayı becerememe.

·  Güvensizlik, "Fikrim bu" diyememe.

·  Karışık durumda başarısızlık, panik.

·  Sorunlara aşırı duygusal tepki verme.

·  Başarısızlık.

·  Kararsızlık.

·  Dayanışma eksikliği.

·  Katılımcılığın azalması.

·  İş kazalarının artması.

·  İş performansında düşme.

·  Hataların artması.

·  Hatalara karşı duyarsız davranma

Stresin olumsuz etkileri

·  Stres, çalışanın beden ve ruh sağlığını,

·  Ailesini, yakın çevresini,

·  İş verimini,

·  İçinde bulunduğu organizasyonu,

·  İş arkadaşlıklarını,

·  Yaratıcılığını, motivasyonunu, enerji düzeyini ve dikkatini olumsuz etkiler.

Fiziksel ve ruhsal belirtileri

·  Yorgunluk

·  Halsizlik, bitkinlik

·  Baş ağrısı, mide, bağırsak sorunları

·  Kilo kaybı veya kilo alma

·  Uyku bozuklukları

·  Sabırsızlık, çabuk sinirlenme

·  Konsantrasyon bozukluğu

·  Sık öfkelenme

·  Alınganlık

·  Kendini yararsız, değersiz hissetme

·  İşinde başarısızlık korkusu

·  Hipertansiyon

·  Depresyon

·  Kalp hastalıkları

·  Cilt hastalıkları

·  İletişim eksikliği

·  Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (3)

Yaşama uğraşının zorluğu, bir de üzerine eklenen iş stresi sizi tükenme noktasına getirebilir. Bunu önlemek için gerektiğinde 'Hayır' demeyi bilin, her şeye ara verin ve mutlaka bir hobi edinin

13/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stres sadece bedenimize ve ruh sağlığımıza zarar vermiyor. Uzun sürdüğünde hem işe hem de çevremize yabancılaşmamıza neden oluyor. Ayrıca stres uzadığında tükenmişliğe yol açıyor. Tükenmişliğin temelinde ise iş yaşamındaki acımasız rekabet, gerçekçi olmayan beklentiler, çalışana ulaşamayacağı hedefler yüklenmesi yer alıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan psikolog Dr. Mualla Oktay, iş stresinin tükenmişliğe dönüşmesinin engellenebileceğini, bunun için çalışanın kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini belirtiliyor. Nasıl mı? Hayır demeyi bilmek, gektiğinde her şeye ara verip dinlenebilmek…

İş yaşamı insanı nasıl tükenmişlik noktasına getiriyor?

İşle ilgili olumsuzluklar uzun süreliyse kişi işine yabancılaşır ve duygusal olarak tükenme yaşar. Bu durumu yaşayan kişiler, sorunlarını anlatamazlar. Eğer kişinin önüne işle ilgili ulaşamayacağı hedefler konulursa, tükenmesi daha kolay olur.

Gerçekçi hedefler koyun

Tükenmişliğin belirtileri nelerdir?

Kişide işe ve ortama karşı alaycı bir tutum ve yabancılaşma gözlemleniyorsa ve kişi kendini izole etmeye başlamışsa, tükenmişlik durumunun başladığını anlayabiliriz.

Tükenmişliğin nedenleri nelerdir?

Kişilere ulaşamayacakları hedefler konulması, fazla iş yükü, düşük motivasyonlu kişilerle çalışma, kişinin karakteriyle yaptığı işin uyuşmaması, sosyal desteğin az olması gibi nedenlerle tükenmişlik oluşabilir.

Buna karşı ne yapılabilir?

Gerektiğinde hayır demeyi bilmeli ve her şeye ara verebimeli kişi. Gerçekçi hedefler konulmalı. Sağlıklı yaşamalı ve sosyal hayatını daima canlı tutmalı.

İş stresinin tükenmişliğe dönüşmesini engellemek mümkün mü?

Bunun için kişinin uyum kapasitesi yüksek olmalı. Kişi, kendisinin ve durumunun farkında olmalı, yeni seçenekler üretebilmeli, kişinin mesleği ne gerektiriyorsa, en iyisini yapmalı. Çalışanların iş stresiyle tükenmesini önlemek için yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Öncelikle yöneticiler çalışanlar arasında ayrımcılık yapmamalı, herkese eşit davranmalı, çalışanların da ayrı bir dünyaları olduğunu unutmamalı ve onları anlamalı. Onlarla empati kurmalı.

Peki stres, vücudumuzda nasıl değişikliklere yol açıyor?

Zorlanma (stres) kişinin kısa ve uzun vadede uyumunu bozan olaylardır. Hangi olayların veya durumların kişiyi zorlama potansiyeli olduğu kişiden kişiye değişir. Aynı zamanda aynı tür bir zorlayıcı da her zaman aynı etkiyi meydana getirmez. Organizmanın durumu, kişinin önceki deneyimleri, çevrenin zorlayıcı kabul biçimi, başa çıkma düzenekleri hep birlikte kişinin tepkisini belirler. Zorlanma karşısında meydana gelen tepkiler standart değildir. Çeşitli bedensel ve psikolojik semptomlar ortaya çıkar. Bir uyaran beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde bazı subkortikal alanlar harekete geçer ve bedenin normal fonksiyonunu regüle etmeye çalışır. Birinci harekete geçen sistem hipotalamustur ve hemen hormon salgılamaya başlar. Burada bilinen en önemli hormon kortizol ve betaendorfinlerdir. İkinci sistem, sempatik sinir sistemi yoluyla epinefrin, norepinefrin salgılanmasıdır. Her iki sistem geçici streslerde yararlı ve dokularda koruyucu, aynı zamanda destekleyicidir. Ancak stres uzun sürer ve sık sık tekrarlanırsa salgılama periyodu uzar. Bu durumda immün sistem baskılanır. Sonunda sistemlerde fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar hipertansiyon, diabet, peptik ülser gibi sorunlar oluşabilir.

İşe yaramayan tepkileri belirleyin

Stresle başa çıkabilmek için neler yapabiliriz?

Stresle başa çıkmada, strese verilen yanıtları bilmek önemlidir. Strese duygusal, düşünsel, davranışsal, bedensel tepkiler verilir. Duygusal tepkilerin arasında huzursuzluk, öfke, üzüntü, gerginlik, kaygı, ümitsizlik, ağlama; düşünsel alanda ise yoğunlaşma güçlüğü, bellek sorunları, kararsızlık, obsesyonlar, fobiler ortaya çıkar. Davranışsal tepkiler arasında, kaçınma, saldırganlık, alkol, madde tüketimi, aşırı yeme, bedensel sorunlarla aşırı uğraş söz konusudur.

Stresle başa çıkmada, öncelikle işe yaramayan ve bireye zararlı olan tepkilerin belirlenmesi, bunların nelere yol açtığının farkına varılması gerekir. Stresle başa çıkma yöntemleri bireyin bu tepkilerini değiştirebilmesini sağlayacak özgül beceriler kazandırarak stresi azaltmayı hedefler. Stresle ortaya çıkan ruhsal sorunlar çeşitli psikoterapi yöntemleri ve ilaç tedavisiyle, organik sorunlarda ortaya çıkan hastalık tablosuna göre ilgili dalların uzmanlarınca tedavi edilir.

Beslenme şekli de stresi etkiliyor mu?

Günümüzde beslenme ayaküstü ve karın doyurma şeklindedir. Halbuki vücudun ihtiyacı olan vitaminler, proteinler, mineraller içeren besinlerle düzenli beslenmek gerekir. Bunun yanı sıra sigara, çay, kahve, alkol gibi maddelerin fazla tüketimi stresin beden üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artıra-caktır. Düzenli ve sağlıklı beslenme strese dayanıklılığı artırır. Yapılacak çeşitli bedensel aktivitelerin (yürüyüş, yüzme, koşu, bisiklete binme, yoga gibi) düzenli olarak yapılması bedensel gerginliği azaltır, gevşemeyi kolaylaştırır. Duygular üzerine etki yapar. Stresle ortaya çıkacak olan fizyolojik belirtiler için gerekli eşiği yükseltir. Uyku eksikliği de bir stres kaynağıdır. Uykusuzluk performansın düşmesine, bu da stres düzeyinin daha da artmasına neden olur.

Sevdiğin işi yap, kendine zaman ayır…

·  Kas gerginliğini azaltmak ve fazla enerjiyi boşaltmak için düzenli spor yapın.

·  Aşırı çay ve kafeinli gıdalardan uzak durun. Çünkü bunlar stresi artırır.

·  Kişisel muhasebenizi günlük yapın, erteleme alışkanlığını terk edin.

·  Duygusal zekânızı, özellikle empati yeteneğinizi geliştirin. (Duygusal zekâ: Yaşamda mutlu olmanızı sağlayan becerilerdir. Bu becerileri, kendimizi ve karışımızdakileri tanımak ve farkında olmak, olumsuz duygularla başa çıkabil-mek, kendimizi olumlu yönde motive etmek edebilmek olarak tanımlayabiliriz.)

·  Düzenli ve dengeli beslenin, şeker ve tuz tüketimini azaltın.

·  Düzenli ve yeterli uyuyun, yaşam alanlarında dengeyi gözetin.

·  İş yükünüzü dengeleyin, zaman ve enerjinizi önem ve önceliklerinize göre yönetin.

·  Hobiler edinin, kendinize, ailenize ve çevrenize vakit ayırın.

·  Değişime açık olun, değişimi tehdit değil, bir fırsat olarak görün.

·  Ya yaptığınız işi sevin ya da sevdiğiniz bir işi yapın.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (4)

Genetik açıdan bazı hastalıklara yatkınsanız stres, bunların erken görülmesine yol açabilir. Örneğin ailede kalp hastalığı varsa, sürekli stres altındaysanız, 30-40 yaşında kalp krizi geçirme riskiniz var

14/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese karşı dayanıklı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ancak bedeninizin isyanına kulak vermelisiniz. Çünkü stres, tansiyon, kalp hastalıkları, sindirim sorunları, saç dökülmesi, sivilce hatta kansere kadar pek çok hastalığa neden olabiliyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, stresin, kanseri önleyen 'katil hücreler'i baskılayıp sayılarını azalttığını söylüyor.

Stres sağlığı nasıl etkiliyor?

Öncelikle beynimiz stresten etkileniyor. Korteks (gri cevher) dediğimiz bölümden, hipolatalamustan salgılanan kimyasal aracı maddeler diğer organları etkileyerek stresten etkilenmemize yol açıyor. Öfkelenince korteks vasıtasıyla hipolatamus ve hipofizden gelen emirlerle böbreküstü bezinden birtakım hormonlar salgılanıyor. Bunlardan biri kortizol, diğeri de adrenalindir. Her ikisi de tansiyonu, şekeri yükseltir. Kişide kalp veya şeker hastalığı varsa çok öfkelendiğinden kalp krizi geçirebilir, şeker komasına girebilir.

Refleksleri de bozuyor

Stres nedeniyle uykumuz bozuluyor. Örneğin gürültü bizi etkileyen bir stres faktörü. İnsan gürültülü ortamlarda uyku derinliğini sağlayamıyor. Buna bağlı olarak kişide uyku bozuklukları ortaya çıkıyor. Uykusuzluk beraberinde sabahları kalkamama, konsantrasyon sağlayamama, verim alamama gibi sorunlara yol açıyor. Özellikle korteksin kognitif fonksiyon dediğimiz bilişe ait faaliyetlerinde aksama oluyor, dikkatte dağılma, hafızayı toplayamama, incelik gerektiren işlerde refleksleri kullanamama oluşabilir.

Gürültü bizi çok etkiler ve öfkelenmemize yol açar. Tolerans eşiğimiz düşer, bazı olayları yanlış algılarız. Gürültü insanları o kadar geriyor ki ilaç kullanımını artırıyor, hatta intihara teşebbüse neden oluyor. Gürültü nedeniyle kişi çevresine şüpheci yaklaşmaya başlıyor.

Stres beyni küçültür mü?

Fiziki anlamda küçültmez. Stres iş verimliliğini düşürür. Bir sekreter düşünün, bir yanda telefonlar, bir yanda emirlerle uğraşır ve farklı uyaranlara maruz kalır. Uyaranlar arttıkça insanın verimliliği azalır. Zamanla, strese bağlı olarak beyinde birtakım kimyasal bozukluklar ortaya çıkabilir. Dinlenememe, uykusuz kalma, beslenememeye bağlı olarak unutkanlık gelişebilir. Kişi strese girip bunun etkisini azaltmak için sigara içiyorsa veya alkol alıyorsa verimi düşer. Beyin fonksiyonları bozulan kişilerden madde bağımlısı olanlar da var. Özellikle sigara, alkol kullananan bazen de kolay elde edilebilir diye esrar ve kokaine sıcak bakan, kullanan insanlar da oluyor.

Kalp-damar sistemine etkisi nedir stresin?

Kalıtımla ilgili hastalıkların daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını bekleriz. Örneğin hipertansiyon, kalp sorunu genetikse bunun 70 yaşından sonra görülmesi gerekir. Ancak strese maruz kalanlarda bu çok erken olur. 30-40 yaşlarında bu sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Kişi sigara içiyor, fazla stres yaşıyorsa böyle bir risk var. Hatta genç yaşta enfarktüs geçirebiliyor. Stres nedeniyle sigara içimi arttığı için kalp damar sistemi etkileriyor. Strese bağlı olarak daha fazla sigara içimi astım, bronşit gibi sorunlara yol açabiliyor.

Sindirim sistemini nasıl etkiliyor stres?

Sırf strese bağlı olan sindirim sistemi rahatsızlıkları var. Ülser, gastrit, bağırsak tembelliği bunlardan bazıları. Spastik kolon hastalığı da stresle bağlantılı. İnsanların üreme, böbrek fonksiyonlarında da sorunlara yol açabiliyor stres. Özellikle büyük şehirdeki strese bağlı olarak insanların cinsel hayatı bozuluyor.

Stres bağışıklık sistemini zayıflatır mı?

Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması kişinin kanser olmasını engeller. Oysa stres, insandaki yararlı hücreleri etkileyerek bağışıklık sistemini bozuyor. Bağışıklık sistemi bozulduğunda insan daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Kansere kadar giden bir tablo oluşturur. Stres bağışıklık hücrelerini baskılıyor. Kanser hücrelerini öldüren katil hücreler var bağışıklık sisteminde. Strese maruz kalma sonucunda bunlar baskı altında kalıyor ve yenileri yapılamayarak sayıları azalıyor. Bu durumda vücut hastalığa açık hale geliyor. Stres sonucunda insanlarda kansızlık ortaya çıkabilir.

Ne kadar sürede oluyor bu?

Genelde uzun vadede oluşuyor. Kısa vadeli stres nedeniyle ağzınızda uçuk oluşabilir. Bir insan büyük bir şok yaşadığında böyle bir şey yaşar ve bu bağışıklık sisteminin etkilenmesinin sonucudur. Stres uzadığında diğer organlarda da hastalanma olur. Şeker hastalığı, tansiyon, kanser gibi hastalıkların kalıtım yönü var. Stres bu hastalıkların daha erken dönemde görülmesine yol açar.

Stres saç dökülmesi ve sivilce oluşumuna neden olur mu?

Cildiye kliniğine gidenlerin bazen psikiyatriye yönlendirildikleri olur. Saç dökülmesinin kalıtımla, başka bir hastalıkla ilgisi yoksa kişiyi üzen, strese sokan olayların etkisi vardır. Sivilce ise vücutta yağlanmayla ilgili. Ama biliyoruz ki stres karaciğeri, hormonları, kalp-damar sağlığını etkiliyor. Stres kaşıntıya da sebep olabilir. Hatta bu nedenle psikiyatri başlığı altında dermato-psikozlar diye bir bölüm vardır. Psikiyatrik hastalıklar, stres deri hastalıklarına neden oluyor ya da mevcut deri hastalıklarını artırabiliyor. Sedef hastalığının psikiyatrik yönü de var. Stres, bu hastalıklarda tetiği çekiyor.

Ağrıda stresin rolü var mı?

Stresin baş ağrısı dışında bel, sırt ağrısı yapma özelliği de var. Ağrı şikâyeti olan kişide öncelikle organik nedenler aranır. Eğer bulunmazsa psikolojik kökenli ağrı söz konusudur. Şehre göç etmiş, kente adapte olamamış, kelime haznesi zayıf olanlarda soyut kavramlarla şikâyetini ifade etmede sorun vardır. Bu kişiler, stresleri varsa ve kendilerini dilleriyle ifade edemiyorlarsa bedensel sorunlar yaşarlar. Stresli birinin kan basıncı artar. Horlama, yatarken diş gıcırdatma, yeme bozukluğu da stresten kaynaklıdır.

* * * * * * * * * *

Stresi yeneyim derken kendinizi hırpalamayın

Strese karşı sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Stresin etkilerini aza indirmek mümkün. Stresle baş etmek hekimlikle ilgili. Kişi tek başına mücadele edemeyebilir, profesyonel yardım alması gerekebilir. Çünkü kişi bir yandan stresle mücadele ediyorum derken diğer yandan vücudu harap olabilir. Mutlaka bir psikiyatri uzmanından yardım almalı ve stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmeli. Ancak hekimlerin tavsiye ettiği ve günümüzde stresle mücadelede en etkin olduğu bilinen bir yol var, o da spor. Sporun üç faydası var: problemsiz bir uyku, duygusal sükûnet ve küçük tansiyonu düşürme.

Hangi sporlar stresle mücadeleyi kolaylaştırıyor?

Yürüyüş her yaşta faydalıdır. Ancak hekim kontrolünde olmalı. Çünkü yürüyüş her yaşta farklı yapılmalı. Yüzme de stresin etkilerini azaltır.

60 yaşında spor yapan birinin bedensel fonksiyonları 30 yaşında spor yapmayan birine eşdeğerdir. Ani ölüm oranları spor yapanlarda 200 bin kişide bir, yapmayanlarda 30 bin kişide birdir. Sporu tavsiye ediyoruz.

Stresle mücadelede mutlaka kişinin zihinsel olmayan bir meşguliyeti bulunması gerekir. Köydeki bir kadın inek sağarak mutlu olduğunu söylemişti. Dikkat, duyumun şiddetini artırır. Bu, bir kuraldır. Bir gramlık ağrıya dikkat ederseniz şiddeti 100 grama çıkar. Ama zihinsel olmayan bir meşguliyet edinirseniz dikkatiniz dışarı yönelir ve mevcut rahatsızlığınız size fazla rahatsızlık vermez. Sosyal amaçlı derneklerde çalışmak da önerilebilir. Kısa orta ve uzun vadeli planlarınız olmalı. İnsanların 24 saatlerini, bir haftalarını nasıl dolduracaklarını bilmeleri, planlamaları gerekir.

Meşguliyet terapisinin (occupation therapy) psikiyatride yeri var. Günümüzün önemli sorunlarından biri de intiharlar. Bu sorun da bize stresin bir hediyesi. Özellikle göç, intihar olgusu üzerinde etkili. Depresyon, kaygı bozuklukları, panik atak gibi rahatsızlıklar da stres sonucu oluşuyor.

  

Stresle nasıl başa çıkılır? (5)

Stresinizin çoğaldığı dönemlerde rahatlamak için aradığınız çare uzak olmayabilir. C vitamini deposu yeşil sebzeler, meyveler strese dayanma gücünüzü artırır

15/03/2007 -RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresi yenmemizi sağlayacak mucize bir reçete olabilir mi? Bir ilaç ya da bir besin? Örneğin, patronumuza öfkelendiğimizde ya da eşimizle tartıştıktan sonra yiyeceğimiz bir mandalina veya içeceğimiz bir bardak süt stresimizi geçirebilir ya da azaltabalir mi? Yazık ki yiyeceklerin böyle bir etkisi yok. En azından direkt olarak etkisi olan bir besin bulunmuyor. Ancak genel olarak iyi bir beslenmeyle stresle mücadele etmek mümkün. Bunu işin uzmanı söylüyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle yaz mevsiminin yaklaşmasıyla ve kilo vermenin moda halini almasıyla pek çok insanın zayıflamak istemesi nedeniyle strese girdiğini belirtiyor. Gür, ayrıca "Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar" diyerek stres altındakileri uyarıyor.

Savaş ya da kaç!

Beslenme ve stres arasında nasıl bir bağlantı var?

Stres ve beslenme arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu iyi bir beslenmenin günlük stresi azalttığı anlamına gelmez. İyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve hastalığa yenilmemesinde yardımcı olur.

İnsanın strese genel tepkisi evrenseldir. Stres kaynakları farklı olabilir, stres düzeyleri ve sonuçları da insandan insana değişebilir. Ancak stres tetikçisi olumsuz bir etki yapıyorsa, tepki genelde hemen hemen aynıdır. Dr. Walter Canon, stresin biyolojik etkilerini belirleyen ilk kişi olmuştur. Bu da 'Savaş ya da kaç tepkisi'dir. Mağara devri insanları yabani hayvanlar, yangın, sel gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında iki seçenekleri vardı. Savaşacak ya da kaçacaklardı. Vücutlarının biyokimyası yaptıkları seçimle başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde değişirdi. Bu, hayatta kalabilmek için mükemmel bir uyumdu.

Bu 'Savaş ya da kaç' tepkisi sırasında kan dolaşımına katılan bazı hormonlar da vücudu hareketlendirir ve enerji düzeyini artırır. Kalp hızla çarparak kaslarımıza kan ve oksijen akışını artırır. Tansiyon yükselir. Hızlı nefes alınır ve verilir. Besinlerin emilim hızı azalır, vücut için gerekli şeker ve yağları kaslara yönlendirebilir. Vücut harekete geçmeye hazırlanırken kas gücü artar. Vücut ısısını normal düzeyde tutmak için daha fazla terlenir. Bu bedensel tepkiler insanoğluna binlerce yıl ötesinden insanın var kalması için genetik olarak iletilmiştir.

Bugün ise stresin nedenleri değişti…

Bugün artık stresin nedenleri değişmiştir, stres tetikçilerinin birçoğu bedensel değil duygusal ve psikolojiktir ama aynı biyokimyasal tepkimeler yaşanır. Bedenimiz tıpkı atalarımız gibi kendini bedensel bir strese hazırlar. Bedenimiz, üzerine gelen tehdide karşı üç aşamalı tepki gösterir. Alarm tepkisi, direnme dönemi ve tükenme dönemi. Son aşamada stres devam ediyorsa organ dokuları ve sistemleri bozulabilir. Uzun vadede bu, hastalıklara, hatta ölümlere bile neden olabilir.

Stres, pek çok hastalığın nedenidir. İlk akla gelenler kalp hastalıkları, inme, kanser, solunum yolları hastalıkları, eklem iltihapları, mide-bağırsak bozuklukları, uykusuzluk, depresyon, psikosomatik rahatsızlıklar, deri hastalıklar, kronik ağrı ve sancılardır.

Stres nedeniyle aşırı yeme de söz konusu. Bununla nasıl mücadele edilebilir?

Strese bağlı yemek yemekle mücadele etmenin sırrı, doğru zamanda doğru yiyecekler seçmektir. Üniversite sınavları yaklaşırken bir öğrenci veya işyerinde sorunlar yaşayan biri, her şeyin kötü gittiğini düşünerek kaçmak, uzaklaşmak isteğinin arttığı dönemlerde masada duran şekerleri hırsla ve hızlıca tüketir ya da bir sigara daha yakar. Ancak buna rağmen stres geçmemiştir ama vücuduna gereksiz birkaç fazla kalori eklenmiş ve ayrıca nikotin girmiştir. İnsan kendini daha iyi hissetmek için yemek ister, atıştırmadan duramaz. Atıştırma tepkisinin bir kısmı beynin kimyasından kaynaklanır.

Protein de iyi gelir

Stres altında olanlar nasıl beslenmeli?

Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Her fazla kilo, vücudun ekstra birkaç miligram C vitaminine ihtiyaç duyması anlamına gelir. Kandaki triptofan seviyesi ciddi, mutsuz ve depresif olup olmadığınızı, hayatınızı akıntıya kürek çekerek geçiriyormuş hissine kapılıp kapılmadığınızı belirler. Vücut triptofandan serotonin üretir. Triptofan stresi uzaklaştırır, uyku bozukluğunu önler. Tek şart yağsız protein (yağsız et, süt, peynir çeşitleri, yumurta, kurubaklagiller) yemenizdir.

Daha çok tatlı, daha çok mutluluk hormonu

Stres yüzünden tatlı besinlere yönelmemizin nedeni ne?

Beyin hücreleri fazla stres altındayken daha çok serotonine (mutluluk hormunu) ihtiyaç duyar. Bu, karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu yiyecekler serotonin üretimini teşvik eder. Pizza, makarna ve çikolatayı stresliyken ve endişeliyken tercih etmemizin nedeni budur.

Rafine şekerlerin fazla tüketilmesi vücuttaki B vitaminlerini tüketir. Yorgunluk, sinirlilik ve tepkili hale gelmeye neden olur. Glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş besinler hormonları harekete geçirerek kan şekerinin yükselmesine neden olur. Tatlı, şekerli, unlu besinler vücuda girer girmez, içlerindeki şeker kana hücum eder ve kan şekerini yükseltir. Pankreas paniğe kapılır ve kan şekeri hormonu (insülin) salgılamaya başlar. İnsülin kaslara "Haydi çabuk, tatlı ye" mesajını verir. Kaslar da şeker tüketmeye başlayınca beyindeki şeker seviyesi düşer. Kendimizi yorgun hissederiz. Kan şekeri seviyesi başlangıçtakinin altına düştüğü için vücut şeker yeme ihtiyacı hisseder. Çikolatadan alınacak ikinci bir parça kısa zamanda kan şekerini tekrar yükseltir. Streste şekerli besinlerin daha kolay tüketilmesi çağın hastalığı şişmanlığın da nedenidir. İnsülin aynı zamanda şişmanlama hormonudur. Çünkü glisemik endeksi yüksek bir besin, yağlı yiyeceklere birlikte yendiğinde, insülin besindeki yağları doğrudan gitmelerini istemediğimiz bir yere, yağ hücrelerine gönderir. Yağlar buraya yerleşir ve yakılmazlar, çünkü yağ hücrelerinde yağ yakıcı 'fırınlar' yoktur. Sindirim süresince kandaki insülin seviyesi yüksek olursa, yağlar yağ hücrelerinde hapis kalır ve kilo alırız.

Kilo vermek için de strese gireriz…

Açlık hissedilmemesine rağmen aç olduğunu sanarak yemek yemek, atıştırmak gerçek stres nedeni olabilir ve sonunda stres yiyicisine dönüşülebilir. Sağlıklı olma ötesinde 'modanın dayattığı ölçülerde' fazla kilosu olduğunu varsayanlar yaz gelirken kilo verebilme stresine girerler. Şişmanlık, kısa sürede mucize diyetlerle çözülemeyen, mevsimsel önlemlerle giderilmesi mümkün olmayan ciddi bir hastalıktır. Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede iki kat olarak geri alındığından yaşam boyu çözülemeyen stres kaynağı olabilirler.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (6)

Stresle mücadelede yediğiniz yiyecekleri zenginleştirin. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durun. Özellikle kahvedeki kafein ve çaydaki tein, stres hormonlarının salgılanmasına yol açıyor

16/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese girmenizde kilonuzun, beden kütle indeksinizin, atladığınız öğünlerin bile etkisi olabileceğini biliyor musunuz? Gerçekten tüm bunlar ya strese girmemizi ya da derecesini etkileyebiliyor. Strese karşı beslenmeyi ön plana çıkarırken ise denge göz ardı edilmemeli. Tek tip beslenmenin sağlıklı olmadığı biliniyor. Bunun için her şeyden dengeli bir şekilde yemek gerekiyor. Bunu sağlamak için ise yağlardan, tatlı şeylerden uzak durmanız gerekmiyor. Yeter ki neyi, ne kadar yemeniz gerektiğini bilin. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle beslenmede çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Her besin grubunda, her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemelidir. Yeter ki seçmesini bilelim" diyor.

Stresle mücadele edebileceğimiz bir beslenme tarzı var mı?

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam boyu süren bir davranış değişikliğine dönüştüğünde stresle daha etkin başa çıkabilirsiniz. Bu alışkanlıklar çocukluk yaşlarından itibaren benimsenmelidir. Çeşitlilik yaşamın tadıdır. Yiyecek çeşitliliğini zenginleştirin.

Her besinin değeri aynı değil

Yiyecek seçimindeki çeşitlilik aynı zamanda sağlıklı beslenmenin temelidir. Doğanın bize sunduğu her türdeki yiyeceği yeme olanağımız yok. Yememiz de gerekmez. Yenmediği zaman strese girmenin de anlamı yoktur. Ayrıca, her yiyecek, enerji ve besin öğesi bakımından aynı değerde değildir. Bazıları karbonhidrat, bazıları protein, bazıları vitamin ve minerallerden ya da yağ açısından zengindir. Hatta bir mineralden zengin olan yiyecekte diğer bir mineral bulunmayabilir. Örneğin süt kalsiyumdan zengin ama demir miktarı anlamlı değil. Bilmemiz gereken nokta, hangi yiyeceğin hangisinin yerini tuttuğudur. Bunu kolaylaştırmak için, yiyecekler, besleyici değerleri yönünden dört temel grupta toplanır. Her grubun içinde yer alan yiyecekler birbirinin eşdeğeridir.

Bu grupları öğünlere nasıl paylaştırmalıyız?

Her öğün her gruptan uygun bir ya da birkaç yiyecek seçilir ve gereksinime uygun miktarlarda tüketilirse yeterli ve dengeli beslenilmiş olunur. Her besin grubunda; her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her kültürel alışkanlığı sürdürecek, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemeli. Yeter ki seçmesini bilelim.

Vücut ağırlığının strese etkisi var mı?

Sağlıklı vücut ağırlığında olmak önemli. Beden Kütle İndeksiniz 22-24 aralığında olmalıdır. Vücut yağının fazla olması yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, felç, bazı kanserler, artrit, solunum problemleri ve başka birçok hastalık riskini arttırmaktadır.

Neler yememizi öneriyorsunuz?

Tahıl ürünleri, sebze ve meyveden zevk alın. Birçok insan özellikle tahılların şişmanlatıcı oldukları düşünerek yemekten kaçınma eğilimine girer. Halbuki vücudumuzun günlük enerjisinin yarısını bu yiyeceklerden sağlamalıyız. Ayrıca bu yiyecekler pek çok besin öğesinin, özellikle sebze ve meyveler antioksidanın, C vitamininin ve posanın kaynağıdırlar. Rafine edilmemiş karbonhidrat içeren tam tahıl seçeneklerinden günde 6-12, sebze meyveleri de en az beş porsiyon tüketmeliyiz. Bir elmayı toprağa gömersiniz, bir ağaç oluşur. Bu hayattır. Elmalı kekle aynı sonuca ulaşamazsınız. Bir fasulye tanesini su dolu bir kaba koyarsanız, çimlenmeye başlar. Su hayattır. Fasulye tanesi sadece şarap ve sert içkilerde ölür.

Aşırıya kaçmadıkça şekere 'evet'

Yağ tüketimi streste fark ediyor mu?

Doymuş yağ ve kolesterolü azaltın. Yağların vücudumuzda çok önemli fonksiyonları vardır. Buna rağmen fazla tüketimi sağlığımızı olumsuz etkiler. Genel eğilim olarak yağsız et ve düşük yağlı yiyecekler seçilmelidir. Düşük yağlı pişirme yöntemleri kullanılmalı, fazla yağlı soslar, süslemeler ve salatalardan kaçınılmalıdır. Sevdiğiniz restoranlarda az yağlı ürünleri tercih edin, şefe az yağlı yiyecek olarak neyi önerebileceğini sorun ve kızartmalardan uzak durun.

Şekerli gıadaları hayatımızdan çıkarmalı mıyız?

Şekerleri aşırıya kaçmadan tüketin. Sadece enerji içeren sofra şekerinin 16. yüzyıldan itibaren sofralarımıza geldiğini unutmayalım. İnsanoğlunun milyonlarca yıllık serüveninde bu tarihe gelinceye dek şekeri doğal kaynaklarından aldığını bilelim.

Tuzla nasıl bir denge kuralım?

Tuzu az kullandığımızdan emin olun. Sodyum birçok yiyeceğin doğal bir parçası ve önemli işlevleri olan bir besin öğesidir. Fazla tüketimi birçok hastalığın risk faktörüdür. Bu nedenle günlük tüketilen altı gram tuz herkes için yeterli bir miktardır.

Sigara ve alkol kullanmayın. Sigara, alkol kendimizi kısa bir süre iyi hissetmemizi sağlar. Ancak, çay, kahve, kolanın sürekli, fazla tüketimi kafein ve tein alımını arttırarak bazı stres hormonlarının salgılanmasına ve aşırı duyarlılığa yol açar. Bu durumda olaylar daha da stresli boyutta yorumlanarak stresin şiddeti artar.

Yemek yerken beş duyunuzu kullanın!

Öğün atlamak vücudumuzda nasıl bir etki yaratır?

Öğünlerinizi düzenli yapın. Öğün atlama, vücut için gerekli olan besin öğelerinin günün diğer saatlerinde karşılanmasını güçleştirmekte ve besin öğeleri eksikliklerine neden olabilmektedir. Yine öğün atlanırsa açlığın kontrol edilmesi güçleşmekte, sonraki öğünde fazla yenmesine dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır. Kahvaltı en sık atlanan ya da ihmal edilen öğün olmaktan çıkarılmalıdır.

İşe giderken yanınıza taze veya kuru meyve, fındık, ceviz, leblebi gibi besin değeri yüksek atıştırmalıklar götürün.

Yiyecekleri seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yiyeceklerin güvenli tüketimini sağlayın. Yiyeceklerin güvenliği markette başlar. Kalite güvence sertifikaları olan yiyecekleri satın alalım. Mutfakta bakteri, virüs, parazit ve kimyasalların bulaşmasını engelleyelim. Dışarıda yemek yerken yemeğin cinsinden önce güvenli mutfak konseptine ve zorunluluklarına uyan mekânları tercih edelim. Yeterince protein tüketin. Farklı protein kaynaklarından yararlanın. Protein kalitesini artırmak için tahılları süt ve ürünleryle veya tahılları kuru baklagillerle tüketin. Yiyeceklerle aldığınız enerjiyi her gün 30 dakikalık spor yaparak dengeleyin.

Sağlıklı beslenirken tarih boyunca bizleri etkilemiş yeme-içme kültürünün hazzından uzak kalmayalım. İyi yemek, beslenme, sağlık ve lezzetin bir sentezidir. Doğanın sunduğu yiyecekleri tanır, uygun şekilde hazırlar ve uygun miktarda yersek bir yandan haz duyarız bir yandan da yaşam kalitemizi artırırız ve stresle baş edebiliriz. Yerken ve içerken beş duyumuzun beşini de kullanırsak yaşamdan tat almayı bilir, yiyeceklerle uzlaşma sanatını geliştirebiliriz. Hem stresle baş edebilmek hem de sağlıklı kalmak için yaşam boyu sağlıklı beslenilmelidir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (7)

Stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmak onunla mücadeleyi kolaylaştırır. Günlük yaşamı planlamak da olası aksilikleri ve belirsizliği önlediği için uzmanlarca öneriliyor.
 

17/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. International Hospital'dan pskiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas, stresle mücadele de sorunu tanımlamanın, çözümün en önemli aşaması olduğunu söylüyor.

Stresle karşılaştığımızda öncelikle ne yapmamız gerekir?

Kabaca stres uyarıcılarıyla karşılaştığımızda içimizde genel bir değerlendirme yapıyoruz. Stres yaratan nedir? Biz ne yapabiliriz ve bununla baş edebilir miyiz?

Eğer baş edebileceğimize inanıyorsak vücudumuzda stres tepkileri dediğimiz bedensel belirtiler oluşmuyor. Eğer baş edemeyeceğimize inanıyorsak beynimiz bir tehlike algılıyor ve bu durumda da bedenimizde stres tepkisi oluşuyor. Bu algılamada kişisel farklılıklar çok önemli. Kişilik yapısı ve önceki deneyimler tepkimizin yönünü tayin ediyor. Genetik mirasımız, çocukluk yaşantılarımız bizim kaygı düzeyimizi belirliyor. Bazı kişilerde bu kaygı düzeyi hemen her zaman yüksek seyreder. Bu nedenle bu kişilerin stres yaratan olaylara verdiği tepki çok daha şiddetli olur.

Verdiğimiz tepki stresin büyümesini ya da küçülmesini sağlayabilir mi?

Stres yaratan faktörleri inceler ve daha baş edebilir değerlendirmeler yapabilirsek stres yanıtını azaltabiliriz. Problem çözebilme yeteneği gelişmiş kişiler stresle baş etmede daha avantajlıdırlar. Problem çözme yeteneği ise geliştirilebilir. Stresle mücadele etmek öğrenilen bir davranıştır. Çevrenizdeki insanlar karşılaştıkları olaylar karşısında daha kolay çözümler üretebiliyorlarsa siz de bu becerileri model alarak öğrenebilirsiniz. Problem çözme becerisi zaman içinde geliştirilebilir. Bunun için uygun modellerin bulunması ya da geliştirilmesi faydalıdır. Sorunu tanımlama, çözmenin en önemli aşamasıdır. Tanımlamanın önşartı da stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmaktır.

Peki zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?

Günlük yaşamımızın planlanması stresle baş etmemizde avantaj sağlar. Planlı olmak bizi iki şeyden korur; birincisi yapacağımız işleri kafamızda toparlayarak bizi önemli ölçüde rahatlatır, ikincisi ise yapılacak işlerden arta kalan zamanlarda bizim daha rahat dinlenmemize yardımcı olur. Çalışma ve dinlenme zamanlarını bize hatırlatması yönünden faydalıdır. Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Özellikle zaman baskısının daha çok hissedildiği bankacılık ve medya çalışanları için planlama hayati önem taşır. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.

Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinizden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. Ayrıca şiddet içeren haberlerden ya da filmlerden uzak durmak gereksiz gerginlikleri azaltır.

Stresi kendi kendimize nasıl yenebiliriz? Bu mümkün mü?

Her insan günlük stres nedenleriyle baş etmeye çalışır. Ancak stresle baş edebilme kapasitesi kişiden kişiye değişir.

Bazıları için çok yoğun stres yaratan bir faktör bazı kişiler için üstesinden gelinmesi kolay sorunlar olabilir. Zamanı iyi planlamak, uyku ve beslenmemize özen göstermek, spor yapmak stresle baş etmede işimizi kolaylaştıracaktır.

Uzmanlar stresi nasıl tedavi eder?

Başvurulan uzman stresi tedavi etmez. Çünkü sizin üzerinizde stres yaratan olay güncel bir olaydır. Geçici ya da süreğen sorunlar olabilir. Evlilik, iş sorunları, duygusal sorunlar ya da maddi sorunlar olabilir. Uzman sizin bedeninizin strese verdiği yoğun tepkiyi azaltmak için bazen ilaç tedavisinden yararlanabilir. Diğer taraftan olayları algılama ve yorumlama konusunda size yardımcı olarak sizin bu streslerlerle daha kolay baş etmenize yardımcı olmaya çalışır. Ruhsal gücümüzün karşılaştığımız olayları bir hazmetme süreci vardır. Eğer stres yaratan bir olay bu gücü aşıyorsa iki olasılık ortaya çıkar. Travma çok ağırdır. Deprem, ölüm vb. ya da travma ağır olmamasına rağmen ruhsal baş etme gücümüz zayıftır. Ağır travmalarda kişinin baş etme yöntemleri desteklenirken, diğer durumda kişinin ruhsal iç güçleri (gizli güçleri ) harekete geçirilip, bunları kullanması öğretilir. Kişi, bedeninin strese verdiği tepkiyi tanımalıdır.

Tedavide psikoterapinin yeri var mı?

Psikoterapide stresle baş etmede kişilik özellikleri, sorun çözme beceriniz, olayları kontrol algınız ve olaylarla ilgili yapmış olsduğunuz atıflarınız değerlendirilir. Bu değerlendirme sonrasında gelişim açısından seçenekler oluşturulur. Amaç kişinin problemini çözmek değil, o problemle baş edebilecek beceriye sahip olmaya çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca stresli uyaranlara karşı otomatik yanıtların yanlışlığı kişiyle tartışılır ve bunlar olumlu, aynı zamanda da uyumlu yanıtlarla değiştirilir.

Gevşemek için neler öneriyorsunuz?

Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gergin hale gelir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş gösterir. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Gevşeme halinde vücut daha az enerji harcar ve dinlenme pozisyonuna gelir. Bu amaçla gevşeme egzersizleri stres yönetiminde yaygın kullanılıyor. Stresten kaçmak mümkün değildir. Stres modern çağın bir gerçeğidir, kaçmak yerine çözüm yolları aramak faydalıdır.

Egzersizleri önerildiği şekilde her gün uygulayın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarf ettiğinizi göreceksiniz. Kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin, vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

* * * * * * * * * *

Gülün, acılarınızı paylaşın, doğaya yakın olun…

·  Stres kaynaklarınızı tanıyın: Neler sizde stres yaratıyor? Bunlar hakkındaki düşünceleriniz neler? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz?

·  Duygularınıza kulak verin: Beyniniz, yani siz, strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Kendinizde baskın olarak fark ettiğiniz duygu, sinirlenme ve yorgunluk mu? Bu duygular neler düşündürüyor? Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltir de yıkar da. İstediğiniz sonucu almak için onları besleyin, güçlendirin.

·  Fizyolojik tepkilerinizi anlayın ve düzenleyin: Stres karşısında yapılması gereken, fizyolojik tepkileri normale çevirmeye çalışmaktır. Bedeninize rağmen yaşayamazsınız. Bedenin sağlıklı faaliyet düzenini koruyun. Yavaş ve derin nefes alarak nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Rahatlama teknikleriyle kaslarınızı gevşetin. Fizik egzersiz yaparak stresin salınımına sebep olduğu glikoz ve lipidleri (şeker ve yağları) yakın. Çeşitli besinleri dengeli yiyin, hızlı kilo alıp vermeyin. Yeterli ve düzenli uyuyun.

·  Gülün: Gülmek vücudun doğal 'mutluluk hapı' olan endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Yani mutluyken güldüğünüz gibi, güldüğünüzde de mutlu olursunuz. Gülmek tedavi eder: Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği bilindiği gibi, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı da bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kahkahalarla gülmek, vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların 'egzersiz yapmasını' sağlar Eğer bir saat boyunca kahkahalarla gülebilseydik 500 kalori harcardık.

·  Müzik dinleyin: Araştırmalar, kalp atışlarının müzikle senkronize olduğunu ve beynin elektrik ritminin müzikle değiştiğini gösteriyor.

Müzik, kortizolun salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.

·  Doğaya yakın olun: Doğayı yaşamak insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Hastanelerde yapılan araştırmalara göre, odalarından doğa manzarası gören hastaların iyileşme hızı, başka bir binayı gören hastaların iyileşme hızından daha yüksek. Bir akvaryumu seyretmek dahi kişinin tansiyonunun düşmesine ve rahatlamasına yol açıyor.

·  İletişim kurun: İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarla kanıtlanmış. Nazi kamplarında yaşamış 33 kişiyle yapılan bir araştırmada bu kişilerden yaşadıklarını her gün iki saat boyunca anlatmaları, daha önce söylemedikleri ayrıntıları dahi paylaşmaları istenmiş. 14 ay süren araştırmada , arkadaşlarına daha fazla ayrıntı verecek kadar güvenen kişilerin sağlığının diğerlerinden çok daha iyi olduğu tespit edilmiş.

Kaynak: Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres Prof. Dr. Zuhal Baltaş

Göster
Gizle