Anasayfa - / - Üroloji Genel Bilgiler

Üroloji Genel Bilgiler

Genel Üroloji Bilgileri

GENEL ÜROLOJİ BİLGİSİ
Bevliye olarak bilinen Üroloji erkek üreme sistem ve böbrek-idrar yolları hastalıkları; Kadın böbrek-idrar yolları hastalıkları ile ilgilenir.Böbrek genel olarak sıvı-elektrolit dengesinin sürdürülmesinden ve vücuda zararlı maddelerin atılmasından sorumludur. Böbrekten süzülen idrar,İki taraflı üreter denilen uzun borucuklarla mesaneye oradan da ürethra denilen yolla dışarıya atılır.Testis sperm üretiminin yapıldığı yerdir.Çeşitli kontrol mekanizmalarıyla regüle edilen sperm yapım işlemi çok değişik hastalıklarla bozulursa İnfertilite yani kısırlık oluşabilir. Üroloji kapsamına giren hemen hemen her dokudan tümör gelişebilir.Belirtilere karşı uyanık olunursa erken teşhis ve tedavi ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilir.

HANGİ ŞİKAYETLER ÜROLOGA GİTMEYİ GEREKTİRİR?
Ateş, halsizlik ve kilo kaybı gibi genel hastalık belirtilerinden başka çoğunlukla ürolojik hastalıklarda gözlenen şikayetler vardır:
Sizde şu şikayetler varsa bir ürologa gitmenizde fayda vardır,

  • Hemen başlayan ya da uzun zamandır olan böğür ağrısı,
  • Göbeğin iki tarafında kasıklara doğru,yumurtalıklara, bacak iç tarafına doğru yayılan ağrı,
  • Yumurtalıklarda ani başlayan ya da uzun zamandır olan ağrı,
  • Özellikle karın üst tarafında ya da yumurtalıklarda elinize gelen ağrılı yada ağrısız kitle
  • İdrara sık çıkma
  • Gece idrara çıkma
  • İdrar yaparken sızlama
  • Gece altını ıslatma
  • İdrar yapma güçlüğü ya da hiç yapamama
  • İdrarın çatallı ya da zayıf hızda yapılması
  • İdrarda kan gelmesi
  • İdrar kaçırma
  • İdrar miktarında azalma
  • İdrar yolundan akıntı gelmesi
  • Dış üreme organlarında deri lezyonları
  • Kanlı meni gelmesi
  • İstendiği halde çocuk olmaması,
  • Erkeklerin penis sertleşme bozuklukları gibi tüm cinsel problemler

ÜROLOG MUAYENEHANEDE İLK OLARAK NE YAPAR?
Ürolog ilk önce geniş olarak genel ve ürolojik sorgulama yapar. Bu sorulara doğru ve uygun cevapların verilmesi çok önemlidir. Bu bilgilerle bazen teşhis bile konabilir. 

Ayrıca duruma göre değişebilmekle beraber;

  • Tam sistematik muayene,
  • Karın muayenesi,
  • Böğür bölgesinin muayenesi,
  • Yumurtalıkların muayenesi,
  • Özellikle orta yaş üzerinde prostat muayenesi.

Bu muayenelerin özellikle tümöral hastalıklarda önemi büyüktür.

ÜROLOG HANGİ TETKİKLERİ İSTEYEBİLİR ?

  • İdrar tetkiki,
  • Çeşitli kan tetkikleri,
  • Direk üriner sistem grafiği, yani barsak temizliğini takiben çekilen karın bölgesi direk röntgen filmi,
  • İVP, yani damar yoluyla bir ilaç verilerek böbrek ve idrar yollarının görünür hale getirildiği bir seri filmi,
  • Mesane ve urtehra için çekilen çeşitli röntgen filmleri,
  • Karın ultrasonografi,
  • Transrektal Ultrasonografi
  • Gerekirse bilgisayarlı tomografi,
  • Gerekirse manyetik rezonans görüntüleme tetkiki.

Bunlardan başka impotans ve kısırlık için yapılan özel amaçlı değişik tetkikler de yapılabilir.

ÜROLOG HANGİ TEDAVİ YÖNTEMLERİNİ UYGULAYABİLİR 
Hastalığa göre çok değişebilmekle birlikte temel olarak şu tedavi yöntemleri uygulanabilir;

  • Çeşitli ilaç tedavileri: Bazı prostat, enfeksiyon, tümör, infertilite, iktidarsızlık ve çok nadiren taş hastalıklarında tercih edilebilir.
  • Ürolojik bir taşa ESWL uygulanabilir.
  • Taşa değişik açık ya da kapalı ameliyatlar yapılabilir.
  • Tümoral hastalıklar için değişik açık ya da kapalı ameliyatlar yapılabilir.
  • Selim prostat büyümesi hastalığı için hastanın durumuna göre (genel olarak prostat küçükse kapalı, büyükse açık)değişik ameliyat yöntemleri seçilebilir.
  • İnfertilite ve impotans ameliyatları yapılabilir.

MİNİ SÖZLÜK

  • Bilgisayarlı Tomografi: Organları yatay kesitler alarak görüntüleyen ve x ışınlarıyla çalışan radyoloji tetkiki.
  • İmpotans: Erkekte penis sertleşme yetmezliği durumu, iktidarsızlık.
  • İnfertilite: İstendiği halde çocuk sahibi olamama durumu, kısırlık.
  • Manyetik Rezonans Görüntüleme Yöntemi: Yüksek manyetik alandan faydalanılarak değişik düzlemlerde kesit alınabilen bir görüntüleme yöntemi.
  • Ultrasonografi: Duyabileceğimiz frekans aralığının üstündeki sesin kullanıldığı bir görüntüleme yöntemi. Görüntüler kesitler şeklinde olur.
  • Üreter: Böbrek ve mesane arasındaki idrar yollarıdır. Yani iki adettir.
  • Üretra: Mesane ile dış ortam arasını bağlayan idrar yolu bölümüdür.

Ürolojik Enfeksiyon

ÜRİNER SİSTEM İLTİHAPLARI

Üriner sistem iltihapları denince böbrekten başlayıp idrar çıkış yerine kadar olan iltihaplar anlaşılır.Toplumda sık görülür. Basit bir mesane iltihabı olabildiği gibi daha ciddi böbrek iltihaplarına kadar gidebilir.

Üriner sistem iltihaplarını hazırlayıcı etkenler:

Bu etkenler vücudun ve üriner sistemin koruyucu etkisini bozarak etki yaparlar.

  1. Kadınlarda çocuklarda ve yaşlılarda çok fazladır. Yaşa ve bünyeye göre değişir. Kadınlarda genital organların üriner sisteme yakın komşu olması, çocuklarda doğuştan gelen bozukluklar, yaşlılarda ise vücut direncinin bozuk olması bu etkiyi artırır.
    İltihabın organa göre olması: Böbreklerden idrar çıkış deliğine kadar olan organların iltihapları çok değişik karakter ve belirti verir. Bu nedenle ilgili organda incelenmiştir.
  2. İdrar yapım bozukluklarında enfeksiyon risklerindendir. İdrar bekletmek, tam boşalmayan idrar, mesane kasındaki gevşeklik, mesanenin sinir sistemindeki bozukluklar enfeksiyonu hazırlayan sebeplerdir.
  3. Kadınlarda daha fazla olmasının sebebi: Mikroplar kadın yollarında daha çok yerleşmeleri, gebelik halleridir.
  4. Şeker hastalığı başlı başına enfeksiyonu artırıcı sebeptir.
  5. Bağırsakta yaşayan bazı mikroplar herhangi bir sebeple üriner sisteme ulaşıp hastalık meydana getirebilirler. Bu nedenle barsak iltihabı hastalıklarında, kabızlıkta, üriner sistem enfeksiyonları olabilir.

Mikropların üriner sisteme geliş yolları: 

  1. Aşağı yol:İdrar yollarına takılan bir sonda enfeksiyon nedenidir. Kadınlarda genital sistemin bu bölgeye yakın olması sık sık iltihapların meydana gelmesine sebep olur.
  2. Seksüel birleşmenin bulaşmaya sebep olduğu gösterilmiştir.
  3. Kan yolu: Sık olmamakla birlikte vücudun başka bir yerindeki iltihap veya apseden idrar yollarına mikrobun kan yolu ile gelmesidir.
  4. Akkan yolu:Bağırsaklardan veya başka bir yerden mikropların gelmesidir.
  5. Yan komşu organlardaki mikroplar direk olarak gelebilir.

Ürolojik Belirtiler

 1-AĞRI:

Ürolojik hastalarda en önemli belirti ağrıdır. İki tip olur

Yerel ağrı

Yansıyan ağrı

Yerel ağrı hastalığın müzminleştiğini gösterir.Hasta organın bulunduğu yerde veya hemen yakınında duyulur.Yansıyan ağrı ise hastalığın ilk başlarında görülür.Ağrıyan organın olduğu yerde değil başka bir yerinde yayılan ağrı şeklinde görülür.

Böbrek ağrısı genellikle 12 ci kaburganın hemen altında künt bir ağrı şeklinde duyulur.Ağrı karına doğru yayılır.Bu ağrı ile birlikte bulantı, kusma, bağırsaklara etki ettiği için gaz sancısı belirtileri verir.

İdrar yolu ağrıları: Acil tıkanma sonucu böbreğe ve mesaneye, testislere yayılan sancı karakterinde çok şiddetli ağrılardır. Bulantı kusma bu ağrılara eşlik eder.

Mesane Ağrısı: İdrar çıkışını engelleyen her hangi bir sebeple mesanenin şişmesi sonucu ağrı meydana gelir.Bu ağrı künt bir ağrıdır ve hemen göbek altında kemiğe doğru olur. Mesane iltihaplarında ve yaralarında da ağrı vardır.Bu ağrıya huzursuzluk duygusu da eklenir..

Testis ağrısı: İltihaplarda darbelerde ve testisin ters dönmesinde meydana gelir. Meni yolunu takip ederek karına yayılabilir. Varikosel denen damar genişlemelerinde şiddeti değişebilen künt bir ağrı vardır.

Prostat ağrısı: Prostat ağrıları nadirdir. Sadece prostat iltihaplarında bele vuran ağrıları olur.Bel ağrıları ve sırt ağrıları sıktır.

2-İDRARDAN KAN GELMESİ: (HEMATÜRİ)

İdrarın kırmızı görülmesi ya ilaç veya yenilen içilen bir şey sonucunda idrarın boyanmasıdır (Şalgam, karadut, kara üzüm, pancar yemek) veya karaciğer hastalıklarında urobilin dediğimiz maddenin idrar ile atılması sonucu kırmızı renk olur. Kan olduğunu anlamak için idrarda alyuvar yani eritrositlerin görülmesi lazımdır. Bunu anlamak için idrar tahlili, kan tahlili ve karaciğer fonksiyon testleri yapılmalıdır.
İdrarda kan koyu kırmızı veya açık pembe renginde gözükür.
İdrarda kan böbrekten idrar çıkış deliğine kadar olan bir yerinden kanama olduğunu gösterir. Bu kan ya mikroskopta gözükür veya çıplak göz ile görülebilecek miktardadır. Mikroskopta erkek için 3-4 alyuvardan fazlasının, kadında 5-6 alyuvardan fazlasının gözükmesi hastalık belirtisidir. İdrarın kırmızı olması önemli değildir çünkü 1-2 damla kan bile idrarı kırmızıya boyar.
Parlak kırmızı renkli ve pıhtılı idrar mesane ve idrar çıkış borusu hastalıkları gösterirken, koyu kahverengi idrar üst üriner sistem hastalıklarının belirtisidir. Böbrekten geldiğinin diğer bir belirtisi sicim gibi pıhtıların olmasıdır. Pembe kan idrar sisteminin her hangi bir yerindeki kanamayı gösterir.
Başlıca nedenler şunlardır.
1- Taş, kum hastalığı, üşütme, az su içme bilhassa mesane ve böbrek tümörleri, darbeler, iltihaplar, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek ve prostat iltihapları başlıca idrar kanamalarının sebepleridir.
2- Böbreğin nefrit, glomerulonefrit gibi nefolojik hastalıkalrında idrarda kanama olur.
3- Ayrıca bazen hiç bir hastalık yoktur. Fizik muayenede bir şey bulunamaz. Filmde ultrasonda bir şey gözükmez sadece idrarda kan vardır. Bunlar nedensiz kanamalar olup takibi gerektirir.
4- Bayanların adet döneminde yapılan tahlillerde idrarda kan görülebilir. Kadın organlarından bulaşan bu kan gerçek bir idrarda kanama değildir.
5- Aşırı eksersizlerde idrarda kan çıkmasına neden olur.
6- Bazı kan hastalıklarında (orak hücreli anemi) idrarda kan olabilir.
7- Bazı aspirin veya kumadin gibi kan sulandırıcı ilaçların kullanılması. Rif gibi antibiyotik iğnesi bazı müshil ilaç kullanımında idrarda kan olabilir.
8- Kurşun cıva zehirlenmerinde de idrara kan çıkar

3-İDRARDAN İLTİHAP GELMESİ: (PYÜRİ)

İdrarda kanın beyaz hücreleri olan akyuvarların bulunmasıdır.Mikroskopta 5 den fazla akyuvar gözükmesi patolojik kabul edilir.Genellikle başka bulgular ile birlikte bulunur.En sık nedenleri idrar yolu iltihapları, taş hastalığı, tüberkülozdur.

4-İDRARDA MİKROP BULUNMASI:(BAKTERİÜRİ)

Normalde idrarda mikrop bulunmaz.Başka bir taraftan bulaştığını gösterir.Dışarıdan sonda koyma veya böbreğe kan yoluyla gelen mikrop idrar ile atılır.İdrarda iltihap ile birlikte olabilir veya olmaz.İdrarda mikrobun çeşidini anlamak için kültür denilen laboratuar tetkiki lazımdır.Burada idrar besiyerine konur ve mikrop üretilmeye çalışılır.1 cc idrarda 100.000 mikrop kolonisi olması patolojiktir.100.000  altı şüpheli karşılanılır.

5-İDRARDA KUM:(KRİSTALÜRİ)

İdrarda tortu maddelerin (kalsiyum oksalat, amorf ürat, ürik asit, kalsiyum fosfat) gözükmesidir ki halk arasında buna yanlışlıkla kum dökme denir.Belirgin bir hastalığı göstermez.Vücudun metabolizma artıkları sonucu olabildiği gibi bekletilmiş idrarda da gözükür.Çok defada Taş hastalığının belirtisidir.

6-İDRARDA PROTEİN:(PROTEİNÜRİ)

İdrarda 24 saatte 150 mg üzerinde proteinin bulunmasıdır.Fizyolojik olarak,sıkı eksersizler,uzun süre soğukta kalma,ateşli hastalıklarda geçici olarak gözükür.Hastalık olarak ve kalıcı ise böbreğin hastalıklarında tipiktir..Böbrek yetmezliğinin belirtilerindendir.

7-İDARIN HİÇ ÇIKMAMASI veya AZ ÇIKMASI:(ANÜRİ-OLİGÜRİ)

Normal bir insan 24 saatte 2-3 litre idrar çıkarır.Bir kimse 24 saatte 100 ml den az idrar çıkarıyorsa.İdrar çıkarmıyor denir.24 saatte 600 ml den az çıkarması ise az idrar çıkardığını gösterir.Şayet mesane şişkinse alt idrar yollarında bir tıkanıklık olduğunu gösterir.İlk akla gelecek şey idrar yolunun tıkanmasıdır.Prostat büyümesi veya idrar yolunun bir taş ile tıkanması bu belirtiyi verir.

Mesanede idrar yoksa böbrek süzmüyor demektir. Kan kayıplarında, norojenik sebepler ve şokta, ameliyat sonralarında böyle durum oluşur

8-BOL İDRAR (POLİÜRİ)

Günlük idrar miktarı 2000 ml yani 2 Litreden fazla olmasıdır.Şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, bol sıvı alınması, beyin hastalıkları başlıca sebepleridir.

9-SIK İDRARA ÇIKMA:(POLAKÜRİ)

En sık idrar şikayetidir.Kişiler normalde günde 3-4 defa ve gece 1 den fazla olmamak üzere idrar yaparlar.Burada bol idrar yapma değil sık çıkma vardır.Her idrar yapılışında 300 ml kadar idrar çıkarılır.Nedeni mesane kapasitesinin azalmasıdır.Mesanenin iltihaplarında mesane tahriş olduğu için meydana gelir.Mesanenin sinirsel bozukluklarında veya psikolojik olarak görülür.Tam büyüyüp tıkamamış prostatta en sık bu bulguyu verir.

10-GECE İDRARA KALKMA:(NİKTÜRİ)

Normal kimse gece idrara kalkmaz veya alınan mayiye (su,çay,neskafe,bira) göre 1 defa kalkabilir.Gece sık idrara kalkma prostat büyümelerinde olur.İdrar söktürücülerin alınması,tansiyon ilaçlarının kullanılması sonucunda gözükür.Mesanenin kapasitesinin azaldığını gösterir.

11-İDRARDA YANMA (DİSÜRİ)

Ağrılı idrar yapma demektir.En sık nedeni idrar yolları iltihaplarında olur.Mesane ve idrar yolları taşları, Mesane tümörü belli başlı nedenlerdir.Sık idrara çıkma ile beraberdir. Alt idrar yollarının tahrişinden ileri gelir.

12-IKINMA:(TENEZM)

Dış idrar borusundaki bir yabancı maddeyi atma isteğidir.İdrar sondası,taş,tm gibi oluşumlarda idrar borusu ve mesane kasılarak acil idrar yapacakmış duygusu verir.İdrarda yanmada olur

13-ACİL İDRAR YAPMA İSTEĞİ:(URGENCY)

Aniden idrar yapma isteği idrarda yanma ve idrara sık sık çıkma durumunda olur.Dış idrar borucuğu ve mesane iltihaplarında olur.Mesane taşı diğer bir sebeptir.

14-İDRAR ATIM KUVVETİNİN AZALMASI

İdrar ileri doğru yapılamaz ve idrarın çapı azalmıştır.Normal idrar akım hızı saniyede 15 ml dir.Prostat büyümesi ve dış idrar kanalının daralması gibi sebeplerde bu çap düşer.İdrar damlalar halinde ve ıkınma ile gelir.Hasta idrar yapmak için bekler.Ayakta yapamaz.

15-İDRARIN YAPMA YETENEĞİNİN KAYBOLMASI:(RETANSİON)

Ani olan idrar yapma yeteneğinin kaybolması prostat büyümesi,sinirsel,taş hastalığında olur.Mesane şiştiğinden dolayı göbeğe kadar büyür.Hasta hiç idrar çıkaramaz veya 1-2 damla çıkarır.
Müzmin olanında ise hasta idrar yapabilir fakat çok az ve damlalar halindedir.Ağrı duymaz,hasta idrar yaptığını zanneder aslında mesanenin içindeki idrar atılamadığından dolayı mesane büyür ve şişer.Prostat büyümelerinde tipiktir

16-İDRAR KAÇIRMA:(İNKONTİNANS)

Hastanın istem dışı idrar kaçırmasıdır. Damla damla kaçırıldığı gibi tüm idrarını da kaçırabilir.hasta idrar yapma isteği duyar fakat tuvalete yetişemez.İdrar yolları iltihabında,mesane iltihaplarında,mesanenin sinir sisteminin bozulması durumlarında olur.Diğer bir durum.Prostat gibi idrar çıkışını tıkayan bir durumda mesanede bol miktarda idrar vardır.Hasta istem dışı idrarını damla damla kaçırır.

Mesane içi basıncının artığı durumlarda öksürük hapşırık ile birlikte bir miktar idrar kaçırılır.Burada idrar çıkışındaki büzücü kasta bir zafiyet vardır.Basıncın armasına karşı koyamaz ve idrar kaçar.Ayrıca üriner sistem dışı bir çok hastalıkları öreğin beyin hastalıklarında idrar kaçırma vardır.Çocukların gece idrar kaçırmaları kendi bölümünde incelenecektir

17- PROLAKTİN HORMONU YÜKSEKLİĞİ

Prolaktin hormonu "süt hormonu"dur. Esas görevi memelerde süt oluşumunu sağlamaktır.Normal şartlarda kadın gebe kaldığında vücuttaki gebelik ile oluşan hormonlar bu hormonu uyararak süt yapımının gerçekleşmesini, doğuma kadar göğüslerin kendini hazırlamasını doğumla da birlikte süt üretimini yapımını gerçekleştirirler. 

Prolaktin hormonu belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir ve normal şartlarda da gebelik olmasa bile vücudumuzda mevcuttur.

Bu hormon beynimizin hipofiz denilen kısmındaki bazı hücrelerce üretilir ve kana verilir.
İnsan vücudunda pek çok hormon gibi, bir yapım-salınım-yıkım dengesi vardır. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka hormon prolaktinin salınımın dengeler. Öyle ki, dopaminin azlığında prolaktin salgısı artar.

Prolaktin (süt hormonu) düzeyeni yükselten durumlar; 

  • Gebelikte yükselir,
  • Bir çok prolaktin yüksekliğinin nedeni bilinemez,
  • Hipofiz denilen beyin dokusunun tümörlerinde,
  • Tiroid hormon bozukluklarının bazılarında,
  • Bazı boyun yaralanmalarında (oradaki bazı salgı bezlerine etki ederek),
  • Bazen östrojenin yüksek doz kullanımlarında,
  • Dopamin denilen hormonun salgısının azalması durumunda bunlar; tümörler bazı ilaçlarhipofiz bezinin harabiyeti gibi durumlardır,
  • Bazı psikiyatri ilaçlarının kullanımında,
  • Aşırı göğüs uyarımında,


Prolaktin yüksekliğinin belirtileri nelerdir?

  • Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama)
  • Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore). önemli not:her memeden sıvı gelmesi prolaktine bağlı değildir,meme kanallarında iltahap,memede tümör,veya başka nedenler olabilir yapılacak tek şey hemen doktorunuza baş vurmanızdır.
  • Gebe kalamama
  • Prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler:
    – Hipofiz hipotalamus tümörlerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozuklukları
    – Tümörlerde baş ağrısı, görme bozuklukları
    – Tiroid bezi çalışma bozukluğunda halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı.

Prolaktin yüksekliğinin tanısı yapılan bir kan testi ile kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.
Test yapılırken dikkat edilmesi gereken koşullar;

  • sabah saat 10:00-11:00 arasında bakılmalı,
  • testten önce birkaç gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı,
  • test öncesi birkaç gün meme uyarımından kaçınılmalı, (dar sutyen giyilmemeli,göğüsler yıkamak için dahi ovulmamalıdır),
  • uyku düzeni testi etkileyebilmektedir,
  • açlık veya tok olmak testi etkilememektedir,
  • kullanılan ilaçlar kesilmelidir,özellikle psikiyatri ilaçlarının kesilmesi çok önemlidir.
  • kan örneği alınmadan önce stresten uzak olmakta çok önemlidir,hasta 10 dakika kadar sakin bir yerde dinlendirilip kan örneği almakta fayda vardır. 

Testin sonucuna göre doktorunuz ;

  • testi tekrar isteyebilir(bazı hafif yüksek sonuçlarda test öncesi önerilen kuralları tekrar gözden geçirip test tekrarlanabilir)
  • bir süre bekleyebilir
  • direk ilaç tedavisine başlayabilir,
  • bir kafa röntgeni isteyebilir,
  • beyin tomografisi isteyebilir ve bunu bir beyin cerrahına gösterebilir veya başka diğer hormonal testler isteyebilir. 

Prolaktin yüksekliği kısırlık yapar mı?
Kısırlık sebeplerinden birisi de prolaktin hormonu yüksekliğidir. Hani eskiler emziren kadınlar için gebe kalmaz ,süt korur derler ya ,kabaca vücut bu hormon yüksekliğinde gebe kalmayı engeller diyebiliriz.
Ancak bundan her prolaktin yüksekliği olanın çocuğu olmaz anlamı çıkartılamaz. Tedavisiz dahi gebelik oluşabilmektedir. Ayrıca prolaktin hormonu yüksekliği, ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir.

Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?
Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve tedavi edilmelidir.
Tedavide;

  • gerekirse radyoterapi verilebilir,bu çok özel durumlarda kullanılır
  • gene gerekirse mikro cerrahi yapılabilir,bu gene çok özel durumlarda kullanılır
  • tıbbi tedavide ilaç en geçerli ve sağlıklı yöntemdir,tedavide prolaktin hormonu üretimini ve kana salımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır,bir çok hastada basit ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar.

İlaç tedavisi bazı hastalarda baş dönmesi,bulantı ve halsizlik,tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir,bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar. 

-Her ay düzenli meme kontrolünüz yapınız,bilmiyorsanız hekiminizden bunu size öğretmesini isteyiniz,her altı ayda bir rutin jinekolojik muayeneneniz sırasındada meme kontrolünüzü hekiminizden mutlaka isteyiniz. 

Bitkisel İlaçlar ve Besinler

Önemli Not: Bu yazı bilgilendirmek amacı ile yazılmıştır. Burada verilen bilgiler tamamen tavsiye niteliğindedir. Bu bilgiler internet veya kitaplardan derlenmiştir. Her ilacı doktor kontrolünde kullanılması gerektiği gibi bitkisel ilaçlar da doktor kontrolünde ve bu işi bilen bir uzman kontrolünde kullanılmalıdır. Hiç bir zaman kendi başınıza kullanmayın. Çünkü bitkisel ilaç olsada karaciğere, böbreğe, mide veya bağırsağa zararı ve yan etkisi olabilir..
Mesela bir böbrek yetmeliğinde veya karaciğeri hasta olanda bu bitkisel ilaçların kullanılması nasıl sakıncalıysa Böbreği, karaciğeri normal olan bir kimsenin böbreği, karaciğeri hasta olabilir. Etkisi ve faydasıda şüphelidir..Şüphe üzerine tedavi yapmak hatadır.
Kendi başınıza kullandığınız taktirde meydana gelecek komplikasyonlardan ve yan etkilerden tamamen hasta sorumludur. Bu site ve site doktoru sorumlu değildir. Hasta bunu kabul etmiş sayılır.

ENDORPHIN bulunan besinlerin insanı mutlu ettiğini belirten bilim adamları, bu maddeyi en çok barındıran 10 besini sıraladı. Bu besinler kalori bakımından çok zengindir. Mutluluk için kalori miktarları hesaplanarak yenilirse fazla kilo alınması önlenmiş olur.

ÇİLEK——–> C Vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır, çileği çok olan bölgenin halkı uzun yaşar. Yüksek tansiyonu düşürür ,damarları temizler. Kansere karşı korur, Böbrekte kum ve taş
oluşmasını önler.

MUZ———-> Kokusuyla bile mutluluk aşılayan muz,tam bir endorphin deposudur. Kendinizi güçsüz ve ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir .Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.

ÜZÜM——–> Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. Sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.

PORTAKAL—-> C ve B Vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Bacaklardaki varisi geçirir. Vücuttaki direnci arttırır. Grip ve nezlede portakal suyu , şeker , şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır. 

ÇİKOLATA —–> Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir
parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli , mutluluk hormonu "serotonin" anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği "penilatilamin" insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze-meyvelerde bulunan flavonoid" adlı bol miktarda vardır. Bu
madde kanı sulandırıyor ,kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasındaki ölüm olayı yemeyenlere kıyasla % 30 daha geç gerçekleşiyor.(günde 30 gr)

DONDURMA—–> Çok yenirse şişmanlatıyor,az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor.100 gr dondurmada ortalama : *135 mg kalsiyum*115 mg fosfor* 100 mg sodyum*160 mg potasyum,25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika?da kişi başına 25 kg., Türkiye?de kişi başına 6 Külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin bir besin maddesidir. A,B,C,D,E vit.içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.

MAKARNA——-> Çok ağır soslarla yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişmanlatmaz.

EKMEK———–>  Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.

FISTIK————> Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmp.da Tanrı yiyeceği olarak adlandırılan fıstığın kolesterolü düşürdüğü ve kalp krizi riskini azalttığı bildirildi Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilirler. Demir,bakır,selenyum,magnezyum,çinko,potasyum ve fosfor gibi
minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra, beyin-sinir sistemi,kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanından her gün 10-15 adet yenilebilir.

SUSAM——-> Dar gelirlerinin baş tacı olan simit, mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yağ ve Protein içerir. Susamdan elde edilen tahin bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir. Kışa girerken bağışıklık sistemini güçlendirmek için bolca tüketmeliyiz.(Demir bak.zengindir.)

RAHİM EGZAMASINI NASIL GEÇİREBİLİRİM?
Bal ve su içilir.2 çorba kaşığı çiğ süt, 2 çorba kaşığı zeytinyağı ve 2 çorba kaşığı su iyice karıştırılıp vajinaya sürülür

BEL SOĞUKLUĞU BİTKİSEL NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Sarımsak,limon,ardıç,lavantin.

CİNSEL SOĞUKLUK:
1. 4 bardak suya 3 diş kıyılmış sarımsak bir ince dilim kuru soğan ve bir tutam nane konur yarım saat bekletilip, süzülür. Yatmadan önce bir çay bardağı içilir.
2. 4 bardak suya 2 tutam adaçayı ve bir tatlı kaşığı karanfil koyulur.kaynatılıp süzülür.
3. 1 çay bardağı suya bir kahve kaşığı kekik konur.kaynatılıp süzülür.Ilık ılık içilir. 
4. 1 bardak sıcak suya bir kahve kaşığı tarçın konur 10 dakika beklenir bir kahve kaşığı süzme bal ilave edilerek içilir.

ERKEN BOŞALMA:
1. Bir tatlı kaşığı kuru nane iyice ufalanır üzerine bir tatlı kaşığı süzme bal konur ve iyice karıştırılır.Her sabah bir tatlı kaşığı yenir.
2. Bir avuç kuru nar kabuğu ufalanır iyice dövülür bir avuç ezilmiş mazı ilave edilir iyice karıştırılır.her sabah aç karnına bir tatlı kaşığı yenir.
3. Her sabah aç karnına bir çay kaşığı dörtte biri kadar ufalanmış kafuru az su ile içilir.
4. Her sabah bir kahve kaşığı çörekotu az su ile içilir.

İKTİDARSIZLIK:
Yulaf, kereviz, çam fıstığı, tarçın, karanfil, nane, soğan,kırmızı biber, roka, biberiye, kahve, vanilya. Anason, zencefil, ufak Hindistan cevizi, kuruyemişler bol miktarda yenmeli, sigara alkol bırakılmalı ve mümkün olduğunca temiz havada dolaşılmalıdır.

AFRODİZYAK BESİNLER (Cinsel Uyarıcılar)
1. Bol soğanlı taze fasulye yemeğine tarcın ,zencefil konup yenir
2. Bir çorba kaşığı soğan tohumu önce elenir. Sonra bir çorba kaşığı süzme balın ,içine bir kahve kaşığı konup yenir.
3. Dört bardak et suyuna 2 tane çırpılmış yumurta yavaşça dökülüp karıştırılır. Sonra tuzlu suda haşlanmış bir çorba kaşığı şehriye tuz ve karabiber ilavesiyle yenir
4. Mercimek, soğan,kereviz maydanoz un karabiber,süt su karıştırılarak çorba yapılır.
5. 2 adet kuru soğanın suyu,suyun iki misli bal,karıştırılır kaynatılıp soğanın suyu buharlaşıncaya kadar kaynatılır ve soğutulur yatmadan 15 dakika önce bir çorba kasığı suya bir tatlı kaşığı karıştırılıp içilir.
6. yumurta ,tereyağı ve bal.
7. 3 gün süre ile bir yumurta sarısı ile bir baş kuru soğan yenir
8. Her gün bir su bardağı salebin üstüne bol tarçın ve zencefil ekilerek yenir.
9. Her gün bir kase sütlaç yenir
10. İmkanlar nispetinde, kuru sarımsak, taze fasulye, pırasa, lahana, yeşil salatalık, kereviz, dana eti ve beyni, balık çorbası, çikolata, fındık fıstık yenmelidir. 

KUVVET MACUNLARI:
Bir kahve fincanı taze kuru soğan suyu 3 çorba kaşığı ufalanmış kedi otu kökü, yarım çay bardağı yulaf ezmesi.

VAJİNA KAŞINTISI
8 su bardağı suya 5 çorba kaşığı börülce konur kaynatılıp süzülür. Günde üç kere bir çay bardağı içilir. Bir çay bardağı suya bir kahve kaşığı kekik konur. Beş dakika bekledikten sonra süzülüp içilir. Çiğ maydanoz ve badem de yemek yararlıdır. 

AĞRILI ADET GÖRME NASIL GİDERİLİR?
Adaçayı, anason, ardıç, kuşdili, lahana, marul, maydanoz, kramp çözücü civanperçemi, nane, papatya, safra, şerbetçiotu, tarhun otu, yabani kereviz kullanılır?

ADET DÜZENSİZLİĞİ NASIL GİDERİLİR?
Adaçayı, hardal, kuşdili, mercanköşk, nane, papatya ve yabani kereviz kullanılır.

ADETLERİN FAZLALIĞI NASIL ÖNLENİR?
At kuyruğu veya çobançantası bitkisi denenmelidir. Günde 2-3 bardak çay adet döneminden 2-3 gün öncesinden başlanarak yemeklerden önce tatlandırılmadan içilmelidir.Adet öncesinden magnezyum tabletlerinin alınması da iyi olur. At kuyruğu :1-3 çay kaşığı dolusu ince kıyılmış bitkiye bir bardak su eklenir.kaynayınca alınıp 15 dakika demlendirilir..

ADET KANAMASININ YOKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
İncir, fesleğen, lavantin, rezene, adaçayı, kekik, kimyon, biberiye, maydanoz, melisa otu, nane çay olarak veya yemeklere katılarak kullanılabilir,

BEYAZ AKINTI NASIL BİTKİSEL YOLLARDAN NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Lahana, ayva, ceviz, maydanoz, ardıç, lavantin, kuşdili, adaçayı, kekik, sarımsak, papatya, limon, karanfil, okaliptüs bitkileri yararlıdır. Birde civanperçemi oturma banyoları da etkili olabilir.

PROSTATTA İLAÇLARIN DIŞINDA NELER YEMEMİ TAVSİYE EDERSİNİZ?
Soğan, mazı, yulaf ezmesi, servi, ısırgan otu yaprağından yapılan çay iyi gelir. 2-4 haftalık kürler olarak uygulanabilir. Günde 2-4 bardak çay tatlandırılmadan sıcakken içilmelidir.

PROSTAT BÜYÜMESİ:
Isırgan otunun kökleri yapraklarıyla beraber karıştırılarak kullanılabilir. İlaçlarla beraber destekleyici olarak iyi sonuç verir. Küçük çiçekli yakı otu çay olarak içilirse başarılı olabilir.

PROSTAT İLTİHABI:
Tedavi sırasında 10 gün yatak istirahatı gereklidir. Servi yaprağı, su (4 bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur, 20 dakika kaynatılır süzülür. Günde 3 kere içilir.)ardıç tohumu (4 bardak suya1 çorba kaşığı ardıç tohumu konur 15 dakika kaynatılıp süzülür.sabah akşam bir kahve fincanı içilir.bol bol kuru soğan yenmelidir. Maydanoz, su (4 bardak suya 3 tutam maydanoz koyulur 20 dakika kaynatılır süzülür.günde üç defa birer çay bardağı içilir.)

MESANE İLTİHABINA NE İYİ GELİR?
Isırgan otu çayı iyi gelir.

İDRAR YOLLAR İLTİHABI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Isırgan otu çayı iyi gelir.arpa,su(4 bardak suya 2 çay bardağı arpa konur 15 dakika kaynatılır süzülür.günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.tavuksuyu çorbası ve kişniş bir çorba kaşığı karıştırılıp içilir.tedaviye yardımcı olmak için çok miktarda su içilmesi yaralıdır. 

İktidarsızlık için bitkisel ilaçlar
Naneden kerevize 'Viagra' 
Nane: Cinsel isteği artırır. Erkekte psikolojik iktidarsızlığı giderir. 
Kuşdili: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde iktidarsızlığı giderir. 
Kekik: Vücudun savunma gücünü ve erkekte cinsel arzuyu artırır. 
Tarçın: Cinsel isteği artırır. 
Zencefil: Tüm vücudu uyararak bedenin ve zihnin çalışma gücünü artırır. Erkekte cinsel gücü artırır. 
Maydanoz: Bedenin yorgunluğunu ve ruhi bunalımını giderir. Libidoyu yükseltir. 
Kişniş: Erkeklerde cinsel arzuyu artırır. Günde bir kahve kaşığı kullanılır. Sinir sistemine de çok yararlıdır. 
Kırmızı biber: Cinsel isteği artırır. Ancak damar sertliği, üre ve tansiyonu olanlar yememelidir. 
Vanilya: Çeşitli nedenlere bağlı iktidarsızlığa karşı etkili. Erkeklere cinsel güç kazandırır. 
Sivribiber: Bol miktarda C, P, K vitamini içerir. Erkeklerde cinsel isteği artırır. 
Hardal: Cinsel arzuyu artırmanın yanı sıra sinirleri kuvvetlendirir. Midesi hassas olanlar, karaciğer, damar sertliği ve tansiyon rahatsızlığı bulunanlar kullanmamalı. 
Kereviz: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır. Bu yüzden erkeklerde cinsel faaliyeti artırır. 
Ayçiçeği: Bol protein ihtiva eder, içeriğinde bol miktarda E vitamini vardır. İktidarsızlığa engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarına karşı koruyucu. Cinsel arzuyu artırır. 
Greyfurt: İçerdiği bol C vitaminiyle dinçlik verir. Aynı şekilde cinsel yaşama da etkisi olur. 
Çam fıstığı: Bol E vitamini var. Cinsel tükenme, buna bağlı olarak ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarına karşı etkili. 
Antepfıstığı: Protein ve E vitamini içerir. Cinsel arzuyu artırır. 
Mesir macunu 
Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan, Manisa'da hastalanır ve hastalığına çare bulunamaz. Hafsa Sultan'ın yaptırdığı Sultan Camii Medresesi'nin başına getirilen Merkez Efendi, bitki ve baharat karışımından oluşan bir macun hazırlar. 41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macun sayesinde sağlığına kavuşan Hafsa Sultan, ilacın bütün hastalara dağıtılmasını ister. Ağrı, hazımsızlık ve iştahsızlıklara karşı da kullanılan mesir macunu, dünyada 'Türk Viagrası' olarak tanınıyor.

İSTEYENE KIZ, İSTEYENE ERKEK BEBEK OLUR MU? 
Çok sorulan hakkında çok tartışılan bir konudur. Bunun için çeşitli öneriler diyetler ve günler verilmektedir. Doğruluğu kesin saptanmamakla birlikte Kız yada erkek bebek isteyen çiftler tarafından denenmektedir. Doğacak çocuğun cinsiyetini baba belirler. Laboratuar araştırmalarında erkekte bulunan x kromozomlarının y kromozomlarından daha yavaş ama daha dayanıklı olduğu belirtiliyor. ”y” kromozomu erkek x kromozomu kız bebek oluşturuyor. Az yapılan seks “ x” kromozomlarını artırıyor. Sık yapılan seks” y “kromozomlarını artırıyor. Erkek bebek istenirse deniz ürünleri, hamur işleri, dana eti, kayısı, muz, fasülye, soya, kuru erik, kestane üzüm, portakal bolca yenmesi gerekiyor. Kız bebek istenirse elma,kavun,yumurta,balık,haşlanmış tavuk,marul,soğan,çilek,hindistan cevizi, kuşkonmaz yenmesi gerekmektedir.

alıntı: http://www.cocukistiyorum.com

Tüp Bebek

IVF veya diğer adıyla "tüp bebek" terimi vücut içinde değil de laboratuar ortamında bir araya getirilen spermin yumurtayı döllemesini ifade eder. yirmi yıldan daha uzun süredir uygulanan bir yöntemdir. 

Bu işlemde yumurtalıkları uyarıcı ilaçlarla toplanılan kadına ait yumurtalar, özel kültür sıvısı içeren bir tüp içine alınarak ortama belirli sayıda hareketli sperm bırakılır. bu şekilde spermin kendiliğinden yumurta içerisine girmesi beklenir. anne vücut ortamını taklit eden bu cihazlarda (inkübatörlerde) bekletme işlemine "inseminasyon" denir. daha sonraki aşamalar mikroenjeksiyon ile aynıdır. "mikroenjeksiyon" (icsi, iğneli gebelik) işleminde ise sperm özel mikro-aletler yardımıyla yumurtanın içerisine direkt olarak yerleştirilmekte, adeta bir mikro enjektör vasıtası ile enjekte edilmektedir. Hem ivf hem de mikroenjeksiyon ile bu şekillerde vücut dışında elde edilen döllenmiş yumurtalar belirli bir süre özel besleyici sıvılar (kültür ortamı) içerisinde tutularak bölünmeye başlamaları beklenmekte ve daha sonra gelişen embriyolar belli bir safhadayken normal gelişimini sürdürebilmeleri amacıyla rahim içine yerleştirilmektedir.

IVF ile ilk sağlıklı doğum 1978 yılında gerçekleşmiş ve İngiltere'de "louise brown" bu yöntemle dünyaya gelmiştir. IVF (tüp bebek) basitçe, yumurtaların sperm tarafından vücut dışında, laboratuar koşullarında döllenmesidir. ivf yani in vitro fertilizasyon, tüp bebek yönteminin bilimsel adı olup vücut dışında döllenme anlamına gelmektedir. kadından alınan yumurta erkekten alınan sperm ile aynı tüpe konur ve döllenme gerçekleşir.

Normalde her ay 1 yumurta üretilir ve sperm ile buluşma olur. sperm yumurta buluşması (döllenme) için zamanlama önemlidir. diğer önemli faktör buluşma güzergahının yani rahim ve tüplerin açık olmasıdır. uygun kalitede sperm ve yumurta doğru zamanda ve doğru yerde buluşmalıdır. bu sürecin herhangi bir aşamasında sorun olduğunda gebeliğe ulaşılamaz.

Tüp bebek tedavisi,

  1. spermin yumurtaya ulaşmasında problem olan durumlarda; – tüplerin tıkalı olması, – endometriozis, – anti-sperm antikorların varlığı vb
  2. sperm fonksiyonlarının bozuk olduğu durumlarda; – azalmış sperm sayısı, – sperm hareketlerinin normalden az olması vb
  3. yumurtlama sorunu olanlarda;
  4. açıklanamayan infertilite problemi olan çiftlerin bebek sahibi olmalarına yardımcı olan bir yöntemdir.

doğal bir siklusta, bir sonraki adet kanamasından 2 hafta önce olgunlaşmış follikülün içerisinden genellikle tek bir yumurta atılır. follikül, yumurtanın atılmasından önce 16-22 mm'ye kadar büyüyen içi sıvı dolu bir kist, bir keseciktir. genellikle bir follikül içerisinde tek bir yumurta vardır.

Tüp bebek sikluslarında, amaç birden fazla follikül geliştirip birkaç yumurta birden toplama şansını maksimuma çıkartmaktır. döllenme gerçekleştikten sonra, en iyi embriyolar seçilip, rahim içerisine konur. rahim içerisine uygun sayıda embriyo transfer edildikten sonra geri kalan iyi kalitedeki embriyolar daha ileri bir tarihte kullanılmak üzere dondurulabilir.

Yumurtlama uyarıcı ilaçlarla yumurtalıklar uyarıldığında genellikle birkaç follikül büyür. ne var ki, her follikülün büyüme hızı değişken olabildiği için yumurta toplama işlemi yeterli sayıda yumurta olgunlaştığı zaman uygulanır. bunu sağlamak için, vücudun normal hormonal döngüsünü kontrol altına alan birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır.

Yumurtalıkları uyaran fsh ve lh denen hormonlar beynin içindeki hipofiz bezi tarafından salgılanır. fsh ve lh, yumurtlamadan önce östrojen (e2) ve yumurtlama gerçekleştikten sonra progesteron salgılayan folliküllerin büyümesini sağlar. Östrojen rahim iç duvarı olan endometriumu kalınlaştırır, progesteron ise endometriumu embriyoların yuvalanıp tutunmalarına hazır hale getirir.
İnfertilite araştırmaları aslında onlarca yıldır sürmektedir. ancak vücut dışında insan yumurtasının döllenebilmesi 1960'ların sonlarında başarılabilmiştir.

1968'de tüpleri tıkalı bir kadına yapay tüp takılmış, fakat başarı sağlanamamıştır. bu tür başarısız denemelerden sonra çalışmalar vücut dışında döllenme araştırmalarına dönmüştür.

İlk kez 1973'te vücut dışında döllenme başarılabilmiştir. fakat döllenme sonrası oluşan embriyo rahime yerleşememiş (yani implante olamamış) ve düşükle kaybedilmiştir. Temmuz 1978'de İngiltere' de, ilk tüp bebek olan ünlü louise brown dünyaya gelmiştir. bu uygulamayı başaran doktorlar olan dr.steptoe ve dr. edwards saygıyla ve şükranla anılmaktadır. Bu aşamadan sonra hedef yumurtlama tedavilerinin geliştirilmesine doğru da ilerlemiştir. bu amaçla kullanılmaya başlanan hormonlar 1979 ve 1980 yıllarında geliştirilmeye başlanmıştır. Tüp bebek fikrinin orijinal kullanılış noktası tüplerin tıkalı olduğu durumlar olmakla birlikte, bu fikir giderek olgunlaşmış, uygulama alanları ve nedenleri de her geçen gün artmıştır. Oluşan embriyo kadına gift, zift gibi yöntemlerle verilmesi önemli aşamalardır. sperm sorunu olan çiftlerde suzi ve pzd gibi metotlarla sperm-yumurta buluşması sağlanmıştır. Ancak gerçek ilerleme 1996'da icsi'nin bulunması ile başarılmıştır. icsi yani mikroenjeksiyon ile tüp bebek uygulamalarının başarı oranı arttırılmıştır. Halen dünya üzerinde icsi yöntemi ile doğmuş binlerce bebek vardır. Tüp bebek yöntemi ile ilgili her yıl çok sayıda bilimsel araştırma yapılmakta ve gelişmeler umut verici şekilde devam etmektedir. Yukarıda bahsedilen üremeye yardımcı tedavi yöntemleri, yumurtanın döllenme şekline, spermin elde ediliş yoluna, hücrelerin rahim içine verilişine göre farklılıklar göstermektedir. hepsinde ortak özellik yumurtanın geliştirilmesi ve toplanması safhalarının aynı olmasıdır.

Üremeye yardımcı tedaviler 4 basamakta uygulanan bir süreçtir:

  • yumurtalıkların ilaçlarla uyarılması ve yumurta geliştirilmesi
  • yumurta toplanması
  • sperm ile yumurtanın döllenmesi, yani embryo oluşması
  • embriyo transferi 

Yumurta gelişiminin sağlanması: 

Hastaların gebelik şanslarını artırmak için kendiliklerinden geliştirecekleri bir adet yumurtayı kullanmaktansa, hem yumurta sayısını arttıran hem de folliküllerin yumurta toplanma işlemine kadar çatlamadan beklemesini sağlayan ilaçlarla yumurtalıkların kontrollü olarak uyarılması ilk tercih edilen yöntemdir. (folliküller yumurtalıklarda gelişen ve yumurtaları barındıran içi sıvı dolu keseciklerdir.)

İlaçla tedavi sırasında, yumurtalıkların verdiği cevabın görülmesi ve yan etkilerden korunmak için hastaların dikkatli takibi gerekmektedir. bu amaçla adet kanamasının 2. gününden, en geç 3. gününden başlayarak düzenli aralarla yapılan ultrason takipleriyle, yumurtalıklarda oluşan yumurta keseciklerinin (folikül) gelişimi ve rahim içi dokunun (endometrium) kalınlık ve kalitesi izlenir. gerekirse doz ayarlamaları yapılır. bu uyarılma süreci yaklaşık 10-12 gün sürer. gelişen folliküllerin sayı ve büyüklükleri, rahim içi tabakasının kalınlık ve kalitesi, kanda östradiol (e2) hormon düzeylerinin takibi ile istenilen gelişme elde edildiğinde bir sonraki basamak olan yumurta toplama işlemine geçilir. yumurtaların son olgunlaşmasını sağlamak için ayrı bir ilaç verilerek (pregnyl) yumurta toplamanın günü ve saati tesbit edilir.

Yumurta toplama:

yumurta toplama işlemi, ultrason Kılavuzluğun da uygulanır. bu işlem, ameliyathane şartlarında, hafif bir anestezi altında, ağrısız olarak gerçekleştirilir. Özel bir iğne ile vaginal yoldan yumurtalıklara ulaşılarak follikül içindeki sıvı boşaltılır ve mikroskop altında yumurta aranır. yumurta hücresi bulunamazsa follikül içi yıkanır ve elde edilen sıvıda tekrar yumurta aranır. toplanan yumurtalar döllenme işlemi için özel ortama alınır. bu aşamada her follikülden yumurta çıkmayabilir veya elde edilen her yumurta olgunlaşmış olmayabilir.

Döllenme (fertilizasyon):

erkekten alınan sperm örneği laboratuarda işlemden geçirilerek sağlıklı olanlar ayrılır. tüp bebek yöntemi kullanılıyorsa, yumurtalar spermler bir araya getirilir veya mikroenjeksiyon uygulanıyorsa spermler yumurta içine enjekte edilir, bu icsi olarak anılır. daha sonra kadın vücudundakine benzer şartlarda özel ortamda beklemeye alınır. anne ve babadan gelen hücrelerin birleşmesi ile oluşan yeni yapıya embriyo adı verilir.

Embriyo transferi (et):

embriyoların laboratuar ortamından alınarak rahime verilmesi işlemine embriyo transferi adı verilir. bu nakil işlemi için ince bir plastik araç kullanılır. anestezi gerektirmeyen kısa bir uygulama ile rahim içine bırakılan embriyoların bundan sonra kendi kendilerine gelişmeye devam ederek rahime tutunmaları beklenir. Embriyo transferinde kullanılan embriyolardan sonra elde kalan iyi gelişme gösteren embriyolar dondurularak daha sonra kullanım için saklanabilir. embriyoların donma ve çözülme işleminden sonra canlılıklarını koruyabilme oranları %50'dir. donmuş embriyolar, taze embriyolardan daha düşük oranda gebelik oluşturmalarına rağmen, ikinci bir gebelik şansı vererek toplam gebelik oranlarını arttırmakta ve maliyeti düşürmektedir. Hazırlık aşamasında bir takım kan tetkiklerini, kültürleri, histerosalpingografiyi (hsg), hormonal incelemeleri, doktor muayenesini, hemşire tarafından bilgilendirmeyi ve maliyet açıklamalarını içerir. İlk görüşmeye eşlerin birlikte gelmeleri kolaylık sağlayacaktır.

Önce tıbbi geçmişiniz ile ilgili bilgi toplandıktan sonra bir jinekolojik muayene yapılır. Kadına adet düzeni, adetlerinin ağrılı olup olmadığı, adet kanamasının miktarı, varsa önceki gebelikleri ve geçirdiği operasyonlar dahil birçok konuda sorular sorulacaktır. Erkekten ise genital travma, operasyon, enfeksiyon, kullandığı ilaçlar ve geçirdiği hastalıklar hakkında bilgi alınacaktır. bu nedenle tıbbi geçmişinizle ilgili önceki tüm tetkik ve tedavi bilgilerinizi (kan tetkikleri, reçeteler, rahim filmi gibi..) yanınızda getirmenizde fayda vardır. bu sayede bazı tetkiklerin gereksiz tekrarı önlenebilecektir. Rutin muayene yapıldıktan sonra ileride yapılması muhtemel bir embriyo transferine kılavuzluk sağlaması için boş kateter ile bir "deneme transferi" işlemi yapılacaktır. Deneme transferi, steril incecik bir plastik borunun rahim içine sokulmasından ibaret olup son derecede ağrısız ve basit bir işlemdir. bu yolla gerçek transfer sırasında kullanılmak üzere, rahmin boyu ve kanaldan geçiş özellikleri hakkında bilgiler toplanır. Daha önceden çektirmiş olduğunuz rahim filmi de doktorunuz tarafından incelenir. eğer tıbbi bir gereklilik varsa (örneğin bu filmden sonra geçirilmiş bir rahim operasyonu veya 3 yıldan daha uzun bir süre gibi) tetkikin tekrarı istenebilir. bu durumda test, adetin 5-11. günleri arasında tekrarlanır. ancak bu sırada adetin tamamen bitmiş olması gerekir. bazen ise ağrılı hsg çekimi işlemi yerine basit bir şekilde yapılan ofis h/s ile değerlendirme de yeterli olabilir.  Bazı hormonların (östradiol, fsh, lh) mutlaka adetin 2. veya 3. gününde değerlendirilmesi gerekir (bazal hormon düzeyleri). bu sonuçlar hem başarı şansınızın değerlendirilmesinde hem de daha sonraki tedavinizde ilaç dozunuzu belirlemede yardımcı olacaktır.

Üremeye yardımcı tekniklerle çoğul gebelik oranlarının daha yüksek olduğu aşikardır. Çoğul gebeliklerde gebelik sırasında artmış komplikasyon riski mevcuttur. erken doğum, çoğul gebeliklerde yaşanabilen en önemli sorunlardandır. prematüre bebekler akciğer gelişimi tam olgunlaşmadığı için solunum zorluğu yaşayabilir. sarılık sık karşılaşılabilen bir diğer sorundur. Yumurtalıkların uyarılmasında yani ovulasyon indüksiyonunda kullanılan ilaçlar temel olarak hormonal ilaçlardır. enjeksiyon yerinde ağrı, baş ağrısı, yorgunluk hissi, alerji, sıcak basması, kasıklarda dolgunluk, bulantı, vajinal kanama, burunda tahriş, göğüslerde gerginlik,hassasiyet, kabızlık, adetin gecikmesi veya düzensizlik ve de ovaryan hiperstimülasyon sendromu (ohss) nadir de olsa görülebilen yan etkilerdir. Bu yan etkilerin çoğu tedaviyi etkileyecek veya yarıda bıraktıracak ciddiyette değildir ve umarız ki bunları yaşamazsınız. İlaç dozajlarına dikkat etmek son derece önemlidir. Bazen, ilaçlara bağlı olarak yumurtalıklarda geçici küçük kistler oluşabilir ve bunlar genellikle kendiliğinden geçer. nadiren bu kistler patlayıp, kanamaya veya çevresi etrafında dönerek daha ileri tedavi gerektirebilir. bazen kısa bir süre için adet düzensizliği olabilir. Vajinal yoldan yumurtaların toplanması işleminde genellikle komplikasyon nadirdir. ancak, her cerrahi müdahalede olduğu gibi, küçük bir enfeksiyon ve kanama riski mevcuttur. Tüp bebek tedavisi çok değişik nedenlerden dolayı yapıldığı için gebelik elde edilmesini etkileyen pek çok faktör de mevcuttur. daha önce bahsedildiği gibi özellikle:

  • kadının yaşı
  • uzun evlilik süresi
  • erkek spermi ile ilgili bazı faktörler. Ör: azospermi, varikosel, oligosperm, immotil sperm
  • hormonal faktörler
  • Üreme organları dışında bazı özel hastalıklar
  • geçirilmiş eski hastalıklar
  • daha önce gebelik olup olmadığı
  • daha önce doğum veya düşük olması 

gibi pek çok faktör tedavinin başarı şansını etkilemektedir.

Tüp bebek yönteminin başarı şansından bahsederken, öncelikle tedavi gören çiftin kendi özel şartlarını göz önüne almak gerekir. bu şekilde bakıldığında, gebelik oranları bazı gruplarda % 5-10, bazılarında %25-40, bazı gruplarda ise % 50-70 olmaktadır. Çok küçük bir hasta grubunda ise gebelik elde etmek mümkün olmamaktadır. Diğer taraftan, her merkezin tüp bebek için bir ortalama gebelik oranı vardır. yani, hep genç ve problemsiz, veya kısırlık sebebi kolayca aşılan hastaları programa alan bir merkez ile, gebeliğin zor elde edildiği hastaları da kabul eden bir merkezin gebelik oranları farklı olacaktır. bir merkezi değerlendirirken ne tür hastaları kabul ettiğini de göz önüne almak gerekir. O halde, tüp bebek merkezleri nin gebelik oranı yaklaşık % 25-60 arasında değişebilir. Tabii, burada merkezlerin laboratuar şartlarının normal olduğunu varsayıyoruz. tüp bebek merkezi nin laboratuar şartları da başarı sansını etkileyen önemli faktörlerdendir. Tüp bebek uygulaması için belli bir gebelik şansının olduğunu biliyoruz, uygulamaların bir kaç kez denemesinde fayda vardır. fakat, çiftin özel durumuna göre, 1-3 denemede gebelik elde edilemezse yeni bir denemeden önce durumun tekrar değerlendirilmesi, gerekiyorsa yeni tetkikler yapmak, ve çifti durumları ile ilgili daha ayrıntılı bilgilendirmek uygun olur. Tüp bebekte başarı bilinen faktörler yanında bilinmeyen pek çok faktörün etkisi altındadır. bilinmeyen konularda araştırmalar halen yoğun olarak sürmektedir. gebelik oranları, bu nedenlerden dolayı sürprizlere de açıktır.

Gebelik oranlarındaki değişiklikler hakkında bazı örnekler fikir verebilir:

  • kadın yaşı 40 ve üzeri ise gebelik oranları % 10-20 civarına inebilir.
  • erkekte azospermi hücrelerin yapım aşamasındaki bir durumla ilgili ise gebelik oranı % 10-40 arasında değişebilir.
  • hem kadın yaşı ileri, hem de azospermi varsa gebelik oranı % 0-20 arasında olabilir.
  • daha önce 2-3 ten fazla erken düşük varsa başarı sansı azalabilir.
  • her şeyin normal olduğu vakalarda defalarca tüp bebek denemesine rağmen gebelik elde edilemeyebilir.
  • muayene ve tetkik sonuçlarına göre başarı şansı düşük olacağı varsayılan bir denemede çok olumlu sonuçlar alınabilir
  • bazen, tüp bebekte gebelik elde edilemezken, tedaviye ara veren çiftlerde daha sonra kendiliğinden gebe kalanlar olabilir.
  • tüp bebek merkezleri ni veya doktorları arayan hastaların büyük bir kısmı doğrudan gebelik oranlarını sorarak bir karar verme eğiliminde olmaktadırlar. halbuki, kendi özel durumlarının değerlendirilmesinden sonra bir karara varmaları daha doğru bir tutum olacaktır.
  • tüp bebek için başvuran çiftlerle, ilk olarak tanışma ve değerlendirme görüşmesi yapılır, gerekli olan tetkikler planlanır. daha sonra tetkiklerin sonuçlarına göre o çifte ait uygun bir tedavi yöntemi tespit edilir. Çifte, tüp bebek hakkında daha ayrıntılı bilgi verilir. 
  • yumurta geliştirme aşamasında, kadının yaşı, adet durumu ve hormonal tablosuna göre kısa veya uzun ilaç kullanımı seçilir. uzun programda, üreme ile ilgili mekanizmaların baskılanması için yaklaşık 8-10 gün süren bir ön tedavi (lucrin) uygulanır. her iki yöntemde adetle birlikte yumurta üretimi uyaran ilaçlar (puregon, gonal-f, menogon) kullanılmaya başlanır. Tüp bebek tedavisinde ilaçların kullanımı sırasında, yumurta üretimini istenen düzeyde tutabilmek için, giderek sıklaşan aralıklarla ultrason ve hormon takipleri yapılır ve gerekirse ilaç dozu değiştirilir. yaklaşık 10-12 gün içinde yumurta gelişimi istenilen düzeye gelir. yumurta hücrelerinin son olgunlaşma aşamalarına gelmelerini sağlayan bir ilacın (pregnyl, profasi) uygulanmasından yaklaşık 35-36 saat sonra yumurta toplanması planlanır. bu işlem için çiftlerden belirlenen saatte hastaneye gelmeleri istenir. Program sırasında, bir kez yumurta toplama, bir kez de embriyo transferi sırasında olmak üzere toplam iki kez, sabah gelip akşam gitme şeklinde hastanede kalınır.
  • yumurta toplama işlemi, hafif bir genel anestezi altında ve ameliyathane koşullarında vaginal yoldan özel bir iğne ile, ultrasonografi kontrolunda uygulanır. aynı gün sperm de alınır. erkeğin program süresince, sadece spermin alındığı gün hastanede bulunması yeterlidir. yumurta toplandığı gün, oluşması beklenen gebeliğe destek vermek üzere bazı yardımcı ilaçlara başlanır.
  • laboratuar şartlarında döllenme sonrası (icsi, mikroenjeksiyon, ivf) oluşan embriyolar, yumurta toplama işleminden en erken 2 gün sonra, genellikle 3. gün kadının ruhimi içine ince bir plastik aletle transfer edilir. embriyo transferi, ağrısız, kısa süren ve anestezi gerektirmeyen bir işlemdir. birkaç saat hastanede dinlenmeyi takiben, hasta evine gidebilir. embryo gelişimini desteklemek için ilaçların kullanımı devam eder. Çok sayıda iyi gelişmiş embriyosu olan çiftlere iki seçenek sunulur.
  • Üçüncü gün embryo transferi yapıldıktan sonra kalan embryoların dondurulması
  • beşinci gün transfer. bu, bazı özel durumlar için uygulanır. embryo dondurma şansı daha azdır.
  • embriyo transferinden 12 ve 14 gün sonra toplam iki kez kanda gebelik testi yapılır. gebelik testi negatif sonuç verirse progesteron tedavisi kesilir ve birkaç gün içinde görülen adetle program sona erer. gebelik testi pozitif çıkarsa progesteron tedavisine devam edilir. testlerden bir hafta sonra gebelik kesesinin görülmesi, bundan bir hafta sonra da bebek kalp hareketlerinin görülmesi vaginal yolla yapılan ultrasonografik muayenede mümkün olur. yumurtalık kanalları olmayan veya herhangi bir nedenle tıkalı olan kadınlar. gebe kalmak için geçirdiği cerrahi girişimleri başarısız olanlar ve cerrahinin çok riskli olduğu kadınlar. erkekten kaynaklanan nedenlerle çocuk sahibi olamayan çiftler. Çocuk sahibi olamama nedeni; endometriyozis, rahim ağzındaki salgının sperm hareketlerini bozması (servikal faktör), yumurta kistlerinin çatlamaması (unruptured follikül), tekrarlanan 3 – 4 rahim içi aşılamada (intrauterin inseminasyon – iui) gebelik elde edilememiş olanlar. yaşı 35' in üzerinde olan infertil kadınlar. nedeni izah edilemeyen infertilitesi (unexplained infertilite) olanlar. 

Opu vajinal ultraonografi ile oldukça kolay ve konforlu bir şekilde gerçekleşmektedir. hasta jinekolojik muayene pozisyonunda yatar ve üzeri steril örtüler ile örtüldükten ve vajina temizliği yapıldıktan sonra lokal anestezi vajinaya uygulanır ve ardından vajinal ultrosonsgrafiye başlanır. vajinal uktrosonografi probu üzerinde bulunan, kılavuz içinde geçirilen bir iğne ile overlere ulaşılır. her bir follikül çine girilerek içeriği özel bir aspiratör yardımı ile boşaltılır. alınan sıvı hemen labarotuara yollanarak yumurta içirip içermediği mikroskop altında incelenir, eğer yumurta hücresi varsa ayrılır. eğer follikülden yumurta elde edilemez ise aynı iğne içinden özel sıvı verilerek follikül boşluğu yıkanır ve içinde kalmış olabilecek yumurta alınmaya çalışılır. bu şekilde tüm folliküller aspire edilinceye kadar işleme devam edilir. her iki yumurtanın aspire edilmesi yaklaşık 15-30 dakika sürer. işlem sonrası hasta dinlenme odasına alınarak bir süre istirahat etmesi sağlanır.
Lokal anesteziyi tolere edemeyen, ya da yumurtalıkların ve/veya folliküllerin özel durumu nedeni ile işlemin teknik olarak zor geçeceği düşünülen vakalarda genel anestezi tercih edilebilir. bazen follikül sayısı fazla olmasına karşın içlerinde yumurta hücresi çıkmaz. boş follikül sendromu adı verilen bu durumun en önemli nedenlerinde biri hatanın hcg yaptırmak ve 24 saat sonra opu işlemini diğer yumurtalıkta tekrarlamaktır.
opu işlemi sırasında aspire edilen follikül içeriği hemen labaratuara gönderilir. Özel bir mikroskop ile incelenen bu sıvının içinde bulunan yumurta kültür sıvısının içine konarak inkübatöre kaldırılır. İnkübatör, sıcaklığı 37 c, karbondioksit oranını da %5-6 düzeyinde sabit tutar. olgun yumurta hücreleri 4-6 saat sonra döllenme için hazır hale gelmektedir. koh sonrası çapı 18-22 mm arasında olan folliküllerin yaklaşık %80?inden döllenmeye uygun yumurta elde edilebilmektedir.

Tüp bebek uygulamalarında başarı şansını artırmak için, her sağlıklı kadında normalde ayda bir tane olan yumurta sayısını arttırmak gereklidir. bu nedenle yumurtalıkları daha fazla sayıda yumurta gelişmesine yönelik ilaçlar kullanılır. Yumurtalıkların ilaçlarla uyarılarak yumurta oluşumunun kontrollü olarak arttırılması için yapılan işlemlere "ovulasyon İndüksiyonu" veya "kontrollü ovaryen hiperstimülasyon" denilmektedir. Tüp bebek tedavi protokolünü; yaş, daha önceki tedavi öyküsü, daha önceki tüp bebek uygulamalarındaki sonuçlar ve adetin 2. veya 3. günündeki fsh düzeyi etkiler. yumurtalıkları uyarmada kullanılan ilaçların neredeyse tamamı enjeksiyonla kullanılmaktadır. Tedaviye hazırlık dönemi sırasında 1-2 aylık doğum kontrol hapı (microgynon, desolett, ginera vs) kullanılır. doğum kontrol hapları, daha sonra kullanılacak yumurtlama ilaçlarına yumurtalıkların vereceği cevabı arttıracaktır. Doğum kontrol haplarını takiben burun spreyi (suprefact) veya decapeptyl, lucrin, zoladex gibi enjeksiyonlara genellikle adet kanamasının ortalama bir hafta öncesinden (uzun protokol), bazı durumlarda ise adetin ilk günü (kısa protokol) başlanır. bu ilaçlara başlayacağınız tarihi doktorunuz belirleyecektir. GNRH analoglarını kullanırken gördüğünüz adetle birlikte yumurtalıkları uyarıcı ilaçlara başlanacak ve bunlar ortalama 7-10 gün süreyle kullanılacaktır. bu arada yumurtalıklardaki gelişen folliküler (yumurtalar) sık aralıklarla yapılan ultrasonografik ve hormonal incelemelerle takip edilir. tüm bulguları değerlendiren doktor, yumurtaların toplanması için en uygun zamanı belirler. Yeterli büyüklüğe erişen folliküllerdeki yumurtaların olgunlaşması için hcg (human chorionic gonadotropin) adlı ilaç belirtilen saatte uygulanır ve 34 – 35 saat sonrasında yumurta toplama işlemi yapılır. Ortalama % 10 kadında işlemin, yetersiz yumurta gelişimi, erken yumurtlama, hormonlarda istenmeyen değişiklikler gibi çeşitli nedenlerle yumurta toplama aşamasından önce sonlandırılması gerekmektedir.
Tüp bebek işlemleri mikroenjeksiyon (icsi) aşılama vajinusmus polikistik over sendromu infertilite terimler sözlüğü tüp bebek tedavisine başlama tüp bebek işlemleri, mikroenjeksiyon (icsi), aşılama, ile ilgili tüm merak edilenler. tüp bebek tedavisine başlamadan önce, tup bebek tedavisi uygulanırken ve embriyo transferi sonrası tüm protokollerde adet kanamasının ikinci ya da üçüncü gününde temel ultrason incelemesi ve kanda östrojen tayini yapılır ve kullanılacak ilaç dozuna karar verilir. uyarı tedavisi başladıktan sonra hasta belirli aralıklarla kontrole çağrılır. bu kontrollerde vajinal ultrasonografi yapılarak gelerek gelişen folliküllerin sayısı ve büyüklüğü kontrol edilir. zaman zaman yumurtalıkların durumuna göre kanda östrojen incelemesine gerek duyulabilir.
Tedavide amaç mümkün olduğunca fazla sayıda 16-20 mm çaplı follikül elde etmektir. takipler esnasında kan östrojen düzeyleri kontrol edilerek ilaç dozu ayarlaması yapılabilir. hedef 14 mm?den büyük follikül başına 200 pg/ml östrojen düzeyine ulaşmaktır. folliküller yeterli büyüklüğe ulaştığında son olgunlaşmayı sağlamak için 5.000 -10.000 ünite human chorionic gonadotropin (hcg) enjeksiyonu yapılır. tedavinin süresi değişken olmakla birlikte ortalama 10.4 # 1.7 gündür. Çatlatma iğnesinden 32-36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.
Ultrason takipleri sırasında değerlendirilen bir diğer faktör de rahimin içini döşeyen ve endometrium adı verilen tabakanın yapısı ve kalınlığıdır. gebelik oluştuğunda endometriuma yerleşeceğinden bunun yapısı son derece önemlidir. hcg gününde endometrium 6 mm veya daha ince olduğunda gebelik şansı azalmaktadır. kendi uygulamalarımızda bu tür hastalardaki klinik gebelik oranı %11.8?dir. endometrial kalınlığın 14 mm?den fazla olması da olumsuz etki yaratmakta ve gebelik elde edilse bile düşük olma olasılığı artmaktadır.

Alıntı:www.tup-bebek.us 

Sünnet

TARİHÇE

Sünnetin tarihi MÖ 6000 li yıllara kadar uzanır. Eski Mısır piramitlerinde bulanan bazı mumyaların sünnetli oldukları görülmüştür. Hz.ibrahim'in adeti olduğu söylenmektedir.Tarih boyunca Mısırlılar,Yahudiler, Babilliler in sünnetli oldukları görülmüştür.
Fakat sünnetin devamlı bir adet haline gelmesi Hz. Muhammed'in (S.A) Müslümanlara tavsiyesi ile kalıcı olarak uygulanmasına vesile olmuştur.Bugün artık sünnet hem peygamberin tavsiyesi hem de tıbbî yararından dolayı yapılmaktadır. Sünnet artık batı ülkelerinde de tıbbî yararından dolayı yapılır olmuştur.

Sünnet olmayanlarda oluşabilecek hastalıklar şunlardır:

  1. Sünnet derisi iltihabî hastalıklar. (Balanitis, posthitis)
  2. Sünnet derisi darlığı. Bu durum acil sünneti gerektirir. Çünkü idrarını tam yapamayan çocuk içerisinde biriken idrar nedeni ile böbrek yetmezliklerine kadar varan hastalıklara neden olur.
  3. Sünnet derisinin uzun ve dar olması nedeni ile derinin geriye kaçarak penis başını boğması.(Parafimosis). Bu da acil sünnet gerektiren bir durumdur. Sünnet olunmazsa penis başının kansız kalması sonucu kangren meydana gelir
  4. Sünnet derisi altında taş teşekkülü. Bu salgı normalde sünnet derisi altından salgılanır. Dışarıya atılmazsa taş oluşur.
  5. Sünnet derisi altında toplanan idrar sonuçta iltihaba dönüşür ve böbreklere varan hastalıklara sebebiyet verir.
  6. Sünnet olan penis dış temaslara sürtünmelere karşı dayanıklı olur. Bu nedenle sık sık yara oluşması önlenir
  7. Sünnetlilerde penis başı hassasiyeti azaldığı için erken boşalma dediğimiz izal hadisesi daha azdır.
  8. Sünnet olmayanlarda seksüel durumlarda meninin sünnet derisi altında kalmasından ve daha az miktarda atıldığından dolayı kısırlıklar görülmüştür.
  9. Sünnetsiz olanlarda selim ve habis kanserler daha sık görülür.Eşlerinde ise Rahim ağzı kanserlerine daha sık rastlanır.
  10. Sünnetsizlerde Frengi Belsoğukluğu gibi zührevi hastalıklar daha sıktır.

SÜNNET KAÇ YAŞINDA YAPILMALIDIR ? VE SÜNNET PSİKOLOJİSİ

Klasik görüş sünnetin erken yaşlarda yapılmasıdır. Bugün hâlâ Yahudiler erkek çocuğun doğumundan itibaren 20 gün içerisinde dini tören ile yapmaktadırlar.
Sünnetin 20 gün içerisinde yapılmasının faydaları şunlardır:

  1. 20 günlük çocukta ağrı duyusu tam gelişmediği için sünnet uyuşturulmadan yapıla bilinir.
  2. Pipide damarlaşma çok olmadığı için sünnet sırasında kanama pek olmaz.Çocukta kan durmaması hastalığı (hemofili) varsa bile ciddi bir komplikasyon çıkarmaz.

  3. Çocuklarda yara iyileşmesi çabuk olduğu için sünnet yarası çabuk iyileşir.Dikiş koymak gerekmez
  4. Sünnet derisi darlıklarında acil sünnet gerektirecek durum önlenmiş olur
  5. Yeni doğanda kişilik gelişmediği için sünnet sonrası psişik travma önlenmiş olur

Erken dönemde bu yapılacak sünnet faydalarına rağmen gene de ileri bir tarihe ertelene bilinir. Meselâ hipotrombinemi (kanda trombin azlığı) durumunda sünnet ileri bir yaşa ertelenilir. Çünkü bu durum sünnet sonrası kanamalara neden olur. Böylece tedaviden sonra sünnet düşünülür.
Son olarak şunu söyleyebiliriz sünnet ya ilk 20 günde veya 7 yaşından sonra yapılmalıdır.Çocuğun 1-6 yaş arası özellikle 4-5 yaş arası psikososyal gelişme devreleridir. Bu yaşlarda çocukta pipisini kaybetme korkusu vardır. Anneye de bağlılık son derece kuvvetlidir. Bu yaşta yapılacak bir sünnet psişik travmalara neden olur. 7 yaşından sonra bu psikososyal devre bir durgunluğa girer ve ergenlik çağına kadar devam eder.
Çocukların çok küçük yaşlarda da sünnet edilmeleri tavsiye edilmiyor. Zira bu yaşlarda sünnet olan çocuklar sosyolojik açıdan töre ve törenlerden ayrı kaldığı için ileriki yaşlarda bir eziklik içerisine girebilir.
İleri yaşlarda yapılacak sünnet, çocuğun psikososyal açıdan gelişmesini sağlayacaktır.Toplumun bir üyesi olduğunu fark edecek.Neden sünnet olduğunu ve dini bir vecibeyi yerine getirdiğini anlayacaktır.
Türklerde sünnet olmuş bir çocuğun ruhi ve ve bedeni bakımından olgunlaştığı geliştiği ve serpildiğine inanılır.

SÜNNETİ KİMLER YAPMALI?

Eskiden ülkemizde sünnet el ustura tutan berberler tarafından yapılırdı. Bunun yanında kendisini sünnetçi olarak tanıtan ve 7 kuşak sünnetçiyim deyip ortaya çıkan kimseler vardı. Bu gün artık pek görülmezse de kırsal kesimde hâlâ bu adet devam etmektedir.
Sağlıklı bir sünneti uzman doktorun yapması gerekmektedir. Böylece bir çok sünnet hatasının önüne geçmiş olunur.
Sünnetin bir uzman doktorun yapmasındaki faydalar şunlardır:

  1. Çocukta kan durmaması gibi bir hastalık varsa (Hemofili) bu hastalıktaki yan etkiler verilecek ilaçlar ile önlenir. 
  2. Sünnet ağrı giderici ilaçlar altında yapıldığı için çocuk ağrı duymaz.
  3. Sünnet yarası dikildiği için yara iyileşmesi daha çabuk olur.
  4. Köy sünnetçilerinin yapacağı sünnette çocuk ağrı duyacağı için çok huzursuz ve hırçın olur ve zapt edilmesi daha zordur. Bu nedenle çocuğun psikolojisi bozulur. 

SÜNNET NASIL YAPILMALI?

Yıllar boyunca sünnet çeşitli şekillerde yapılmıştır. İlk zamanlarda sünnet derisi iki ip ile kıstırılmış ve arada kalan deri kısmı kesilerek uygulanmıştır. Daha sonra ip yerine çeşitli ağaç ve metal kıskaçlar kullanılmıştır. Yahudiler ortası yarık madeni bir levha (Barzel) kullanırken Osmanlı devrinde her doktorun kendi ismi ile anılan kıskaçları kullanmayı tercih etmişlerdir.
Sünnetin yapılış şekli:

  1. Cerrahi Sünnet: Genel hijyenik şartlar hazırlanır. Çocuk mutlaka yatırılır. Çünkü ayakta hem sünnetçi için zor olur hem de çocuk korku ile rahat durmaz. Genel anestezi ( Narkoz) veya bölgesel uyuşturma (iğne ile) yapıldıktan sonra penis başına 5-6 mm uzaklığında sünnet derisine bir pens veya kıskaç konulur. Burada pens ağzı içerisine veya kıskacın içerisine penisin baş kısmının girmemesine dikkat edilir. Sonra kıskacın hemen altından bir bisturi (neşter) ile sünnet derisi kesilir. Kanayan damar ağızları bulunup tek tek bağlanır. Kesik olan derinin iki ucu 4 dikiş ile uç uçuna getirilerek dikilir. En son kesik yaranın üzeri anti bakteriyel pomat sürülmüş bir bez ile sarılır. Pansuman gerekmez. Dikişlerde kendiliğinden eriyen cinsten (Katgüt) olduğu için dikiş almaya da gerek yoktur. Bir haftaya kadar dikişler kendiliğinden kopar ve düşer. Çocuk hemen ayağa kalkabilir. Yeme ve içmede bir kısıtlama yapılmaz. 2-3 saat sonra uyuşturucu iğnenin tesiri geçeceğinden çocuk ağrı duymaya başlar. Onun için bu arada ağrı kesici hap, şurup veya fitil verilir.
  2. Açık Sünnet Metodu (Sleeve Tekniği ): Gene hijyenik şarlar sağlandıktan sonra narkoz ve yerel uyuşturucu altında sünnet derisine 2 si sünnet derisinin altına 2 si de üstüne gelecek şekilde pensler konur. Bu pensler arasından bir makas ile boydan boya penis başına 5 mm kalacak şekilde kesilir. Penis başı kollanır. Daha sonra pensler arasıda sünnet derisi kesilir. İki kesik birleştirilir. Kanayan damarlar tutulur ve çevreye 4 adet dikiş konur.
  3. Kıskaç Metodu: Sünnet derisi çekilerek söndürülür. Penis başının 5 mm üzerinden kıskaç konulur ve damarlar yapışsın diye biraz beklenir. Bir bisturi ile üstte kalan deri kısmı kesilir. Bu metotta fazla bir kanama olmaz. Çünkü her iki sünnet deri tabakası birbirine yapışmıştır. Deri tekrar penis başı gerisine alınır ve pansuman yapılıp kapatılır.
  4. Çan Usulü: ( Gomco Klemp ): Bu usulde özel yapılmış çan şeklinde bir aletten faydalanılır. Bu alet iki kısımdan meydana gelir. Penis başına geçirilen çana benzeyen ana parça ve 2 adette kıskaç. Çan küçük büyük olmak üzere numaralandırılır. Hangisi penis başına uyarsa bu çanın içerisine penis başı geçirilir. Sünnet derisi çanın dış yüzünde kalır. Üste kalan vida şeklindeki kıskaçlar ile sünnet derisi iyice sıkıştırılır ve 5 dakika beklenir. Sonra sünnet derisi çan üzerinden çepeçevre kesilir. Kanama varsa bu damarlar tutulup bağlanılır ve kanama önlenir. Yara pansuman yapılıp sarılır.
  5. Koter Usulü: Burada kesmek için neşter yerine koter kullanılır. Koter, elektrik akımının düşük derecelerinde ısıya bağlı olarak cildi kesen bir alettir. Burada kanama olmaz, olsa bile koter ile bu damarlarda yakılır. Her ne kadar kolay ve kansız bir sünnet gibi gözükse de daha sonra ortaya çıkan yan etkiler çok fazladır. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı yasaklamıştır. En büyük yan etkisi yara iyileştikten sonra nedbe dokusu denilen sünnet derisinin aşırı büyümesi ve bu bölgenin hissiz olmasıdır. Damarlar yakılırken sinirlerde harap olacağı için çocuğun ileri yaşlarda erken boşalma ve sertleşme problemi olma ihtimali vardır.
  6. Lazerle Sünnet: Koter yerine kesici olarak lazer kullanılmaktadır. Günümüzde yan etkisi tam olarak bilinmediğinden kullanılması tartışmalıdır.

SÜNNET HATALARI:

Sünneti ehli olmayanlar yapınca sünnet hatalarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Acele ile yapılan hijyene dikkat edilmeyen sünnetlerde yan etkiler ve hatalar çoktur.

  1. Sünnet derisinin az kesilmesi: Çok sık görülür. Mahsuru yoktur. gerekirse 2 ci bir işlem ile fazlalık kesilir.
  2. Penis başının kesilmesi: Dikkatsizlik sonrası oluşur. Tamiri çok güçtür. Tam kesiklerde protezden başka çare yoktur.
  3. Penis başı altındaki derinin fazla kesilmesi ile buradaki dış idrar yolunun da beraber kesilmesi. Çocuk idrarını penis başı alt yüzünden yapmaya başlar.
  4. Kanama : Sık görülür. Tedavide sünnet yarası açılır kanayan damarlar tutulur.
  5. Penis kangreni: Sık olmamakla beraber penisin sıkı bağlanması sonucu oluşur.
  6. İdrar dış deliği penisin alt kısmında olduğu durumlarda (Hypospadias=Yarım Sünnetli Doğma) sünnet yapmamalıdır. Çünkü bu çocuklara bir ameliyat gerekmektedir. Bu ameliyat ile idrar dış deliği penisin uç kısmına alınır. İşte ameliyat esnasında sünnet derisi kullanılacağı için bu çocuklar sünnet edilmezler. Bunu bilmeyen sünnetçi yanlışlıkla sünnet ederse çocuğun ameliyat başarı şansını kaybettirir.
  7. Temizliğe ve hijyene dikkat edilmezse iltihaplanma meydana geliri. Cerahat toplar bu da çocukta ateşin yükselmesine sebep olur. Titreme, bulantı ve kusmalar meydana gelir.
  8. Penis Başı Aşırı duyarlığı: Sünnetten sonra 3 ay kadar sünnet başında aşırı duyarlılık oluşabilirse de bu zaman içerisinde kaybolur
  9. Sünnet sonrası sıkı bandaja bağlı olarak idrar yapamama durumu olabilir. 

DİĞER YAZILARIMIZ:
  
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel 

Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz. 
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi
  
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik 

Böbrek ve Oruç  
Sünnet 

Böbrek ve İdrar Yolları Yapısı

 

1-BÖBREK  ANATOMİ ve FİZYOLOJİSİ:
 

Böbrekler, insan vücudunun göğüs kafesi ile kalça kemiği arasında kalan yan bölgelerde olmak üzere 2 tanedir.
Daha ziyade alt ucu 12 ci kaburga kemiğinin kenarına denk gelir.Normalde ele gelmez.Çevresinde bol miktarda dış darbelere karşı koruyucu yağ dokuları vardır.

 

Boyutları 12x6x3 cm olup Ağırlığı erkeklerde 150 gr. kadınlarda 135 gr dır.Tüm gövde ağırlığının yeni doğanda 1/80 i, yetişkinlerde 1/240'ı dır.Komşulukları şöyledir:Sağ böbrek:Üstte böbrek bezi,önde karaciğer,iç yüzde 12 parmak barsak,altta kalın barsak.Sol böbrek:Üstte böbreküstü bezi,üst dışta dalak,ön üstte mide,içte pankreas kuyruğu,altta kalın barsak.

Böbreğin yapısı 2 kısma ayrılır.1-Dışta idrarın süzüldüğü yer 2-İçte idrarın toplandığı kısım.

Böbreğin vazifeleri:

  1. Metaboilzma sonucu meydana gelen artıkları ve toksik maddeleri atmak
  2. Vücutta su ve kan hacmini düzenlemek
  3. Vücutta elektrolit dediğimiz iyon dengesini düzenlemek.
  4. Kan basıncını düzenlemek.
  5. Hormon salgılamak.
  6. Vücudun asit baz dengesini ayarlamak.

2-İDRAR YOLLARI ve MESANE:

İdrar yolları, (Üreter) böbrekten başlayıp mesaneye kadar devam eden sağlı sollu iki borucuktur.Böbreğin bir uzantısıdır.Boyu 28-30 cm dir.Görevi böbrekten gelen idrarı mesaneye taşımaktır.
Mesane (idrar kesesi) idrar borucuklarının sonlandığı yerde çatı kemiğinin hemen arkasında yer alan bir kesedir.İşeme fonksiyonunda beyinden gelen emirlere uyan kasları vardır.Kasılarak işemeyi sağlar.Kapasitesi 1500 ml yani 1.5 litredir.Bazen idrarın çıkmaması halinde bu kapasite 3 Litreye kadar artabilir.
Mesaneden sonraki borucuk idrara tamamen dışarı atmaya yarayan organdır.Kadınlarda 4 cm boyunda, erkekte 20 cm boyundadır.

3-PROSTAT:
Mesane tabanında kestaneye benzeyen bir salgı bezidir.3.5×2.5 cm ebatlarında bir organdır.Dış idrar kanalcığı içerisinden geçer.Prostat büyümelerinde bu kanalcık dıştan baskı nedeni ile tıkandığı için kişi idrar yapamaz.
Prostat, üreme olayına yardımcı olan bir iç salgı bezidir.Salgılamış olduğu sıvı ile meni denilen sperma sıvısının akışkanlığını kolaylaştırır.Asit baz oranını ayarlar.Her iki yan tarafında bulunan meni keseciklerindeki meninin hacmini düzenler.
 

4-TESTİS:

Testis yumurtalar erkeklerde vücut dışında ve torbalar tarafından muhafaza edilen iki organdır.4.5 cm boyunda ve 35 gram ağırlığındadır.Görevi 1-Üreme fonksiyonu:Tohum hücrelerinin (Sperm hücreleri) oluşması ve olgunlaşmasını sağlamaktır. 2-Hormon salgılamak:Bir çok hormon salgılarsa en önemlisi Erkeğe erkeklik karakteri veren Testesteron
hormonunu salgılamaktır.Bu hormon etkisi altında erkeğin sakalı bıyığı çıkar.Sesi kalınlaşır,vücutta yağ dağılımı düzenlenir.Adaleler daha kuvvetli olur.Kısaca erkeklik karakterlerini verir.

5-PENİS:

Torbaların hemen önünde bulunan penis boyu şahıslara ve yaşa göre göre değişmekle birlikte normalde 10-12 cm dir.Ereksiyonda (sertleşme) bu değer iki katına çıkabilir. Ama genellikle ereksiyondaki penis 15-16 cm dir.Kök gövde ve baş kısmı olmak üzere 3 kısımdan meydana gelmiştir.İçerisinde 3 adet süngerimsi madde vardır.Bunların içerisinde kanın toplanması ile penis erektil hale gelir.
Benisin başlıca iki vazifesi vardır1-mesaneden gelen idrarın dışarı atılması 2-Üreme fonksiyonunda tohum hücrelerinin geçişini yapmak. Böylece bu hücrelerin kadına ulaşmasını sağlamak.


 

Göster
Gizle