Anasayfa - / - Etiket Arşivi: empotans

Etiket Arşivi: empotans

İktidarsızlık (Empotans) Sertleşme Sorunu ve Cinsel İsteksizlik Soru/Cevap


Türkiye'de cinsellik hem kadın hem de erkek için hâlâ önemli bir sorun. Çünkü genellikle sorun dile getirilmiyor. Örneğin, sertleşme sorunu yaşayan her 10 erkekten sadece biri doktora başvuruyor. Hastaların çoğu ya utandığı ya da bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğü için doktora gitmiyor. Oysa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Alıcı, "Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme başka bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor" diyor. Prof. Dr. Alıcı, sertleşme sorunları konusunda soruları yaıtladı.
 
İktidarsızlık nedir? 
İktidarsızlığın kelime anlamı gücünü kaybetmektir. Çok olumsuz bir ifade olan iktidarsızlık yerine bilimsel olarak da kabul gören doğru tanım 'sertleşme sorunu'dur. Sertleşme sorunu bir erkeğin sürekli veya tekrarlayan biçimde, cinsel ilişki için yeterli sertliği sağlayamaması ya da sertliği sürdürememesidir.


Sertleşme sorunu sık görülen bir durum mu? 
Bilimsel veriler erkeklerin yarısının hayatlarının herhangi bir döneminde en az bir kez hafif ya da şiddetli sertleşme sorunu yaşadığını gösteriyor. Yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe sertleşme sorununun sıklığının da arttığını görüyoruz. Ortalama olarak 40'lı yaşlarda yüzde 40, 50'li yaşlarda yüzde 50, 60'lı yaşlarda yüzde 60 sertleşme sorunu görülüyor.
 
Sertleşme sorunu bu kadar sık görülmesine karşın hep aynı şiddette yaşanmıyor. Hafif, orta veya şiddetli olabilir. Örneğin Türkiye'de yapılan bir çalışmada 40-70 yaş arası sertleşme sorunu yüzde 69 oranında olmasına rağmen şiddetli sertleşme sorunu yaşayanların oranı sadece yüzde 10. 
Bu kadar sık görülen sertleşme sorunu hastalarca dile getiriliyor mu? 
Cinsel güce verilen önemden dolayı sertleşme sorunu yaşayan bir erkek bu durumu hemen kabullenip ortaya koymuyor. Sorunun sadece kendinde bulunduğunu düşünüyor ve konuyu başkalarına veya doktora açmaktan çekiniyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin ancak 10'da biri doktora başvuruyor. Bunun nedenleri araştırıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: 
Hastaların yüzde 75'i utanma nedeniyle, yüzde 70'i sertleşme sorununu tıbbi bir sorun olarak görmediği için, yüzde 68'i ise bu konuyu konuşmanın doktoru rahatsız edeceğini düşündüğünden doktora gitmiyor.

Sertleşme nasıl oluyor? 
Sertleşmenin olabilmesi için öncelikle cinsel isteğin olması gerekir. Cinsel isteği uyaran ise erkeklik hormonu olan testosterondur. Testosteron olmadan cinsel isteğimiz olmaz. Cinsel istekle birlikte uyarılma gerçekleşir, yani peniste sertleşme olur.
Sertleşmenin gerçekleşmesi için penise giden sinirlerin normal olması, çalışması, penis içinde kan damarlarının genişlemesi gibi bazı koşullar gerekli. Cinsel uyarı olmadan gece uyku sırasında da sertleşme olabilir. Sağlıklı kişilerde gece uykusu sırasında rüyanın görüldüğü dönemde penise kan akımı artar ve sertleşme olur.
 
Sertleşme sorunu neden kaynaklanır? 
1980'li yıllara kadar sertleşme sorununun çoğunlukla psikojenik (ruhsal kaynaklı) olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalarla sertleşmenin nasıl oluştuğu tam olarak anlaşıldığında sorunun çoğunlukla psikojenik olmadığı, organik (fiziksel) sebeplerin daha fazla olduğu görüldü. 
Yani gerekli hormon, sinir, damar ve adale sisteminde meydana gelen bozukluklar sertleşme sorununa yol açabiliyor. Sorunun kaynağı sadece fiziksel olabileceği gibi, hem fiziksel hem de psikojenik olabilir.
 
Penis boyutunda bir ölçü var mı, cinsel ilişki sıklığı ne kadar olmalı? 
Sönük haldeyken penis çekildiğinde boyu dokuz santimin altındaysa fiziksel yetersizlikten söz edilebilir. Cinsel ilişki sıklığı bakımından psikolojik olarak doğru miktar her iki kişiyi de mutlu edecek miktardır. 
Fiziksel olarak gençlerde sıklık serbest zaman ve enerjiyle sınırlıdır. 30'lu yaşlarda haftada iki-üç kez ilişki normal kabul edilirken yaşla birlikte bu sıklık haftada bire hatta 15 günde bire iniyor. 

Psikolojik sebepler sertleşme sorununa nasıl yol açıyor? 
Kişinin fiziksel yapısında yetersizlik olduğunu düşünmesi, cinsel bilgi eksikliği, deneyimsizlik, başarılı olamama korkusu, cinsel taciz veya yaralanma, ekonomik problemler, ailevi sorunlar, depresyon gibi birçok durumda sertleşme sorunu görülebilir. Bu kişiler fiziksel olarak sağlıklı olsalar da beyinde cinsel uyarı engellenir ve sertleşme bozukluğu ortaya çıkar.
 
Psikolojik sebepler en çok kimlerde görülüyor? 
Türkiye'de cinsel eğitim eksiği çok fazla olduğundan genç erkeklerde daha fazla görüyoruz. Örneğin, ilk gece korkusunun altında başaramama korkusu, aşırı heyecan ve cinsel bilgi eksikliği yatabiliyor. Gençlerde nadiren fiziksel neden saptıyoruz. 
Tedavi için ne kadar erken başvurulursa başarı o kadar yüksek oluyor. Yaş ilerledikçe fiziksel nedenler daha fazla görülüyor. 

Fiziksel nedenler neler? 
Normal sertleşme için gerekli olan hormonlar, sinir sistemi, penisteki damar ve iç adale yapısı gibi sistemlerin birinde ya da birkaçında bozukluk olduğunda sertleşme sorunu ortaya çıkar. En sık kalp-damar sistemi hastalıkları, diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, depresyon hastalarında sertleşme sorunu görülür. Kişide sertleşme sorununa bağlı olarak başka problemler de ortaya çıkabiliyor. Örneğin sinirsel gerginlik, özgüven kaybı, hayat kalitesinde azalma, insan ilişkilerinde olumsuz etki gibi.
 
Sertleşme sorunu için başvurmak ve araştırmak niçin önemli? 
Sertleşme sorununun nedenini aramak, altta yatan ve hasta tarafından bilinmeyen başka hastalıkların tanısını sağlayabilir. Bu konu çok önemli, çünkü sertleşme sorunu bir başka hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. 
Bunlar, yüksek kan yağları, kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet ve depresyondur. Yüksek tansiyonu olanların yüzde 68'inde sertleşme sorunu olabiliyor. Sertleşme sorunu olanların ise yüzde 60'ında yüksek kan yağları, yüzde 40'ında koroner damar tıkanıklığı, yüzde 20'sinde diyabet ve yüzde 11'inde depresyon görülüyor. 

Sertleşme sorunu yaratabilecek risk faktörleri var mı? 
Öncelikle yaşlanmayla cinsel fonksiyonlarımız azalır. Ancak sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değildir. Yaşlanmanın yarattığı psikolojik durum olumsuzluk yaratabilir. Esas olarak kronik hastalıklardan olan yüksek tansiyon, diyabet, kalp damar hastalıkları ve depresyon risk faktörlerindendir. 
Sağlıksız yaşam koşulları, sigara kullanımı, stres ve alkol bağımlılığı da sertleşme sorununa yol açabilir. Bazı tansiyon düşürücüler (beta-blokerler, tiazid diüretikler) ve antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da sertleşme sorununa neden olabilir. 

Altında başka hastalıklar yatabilir 
Hastalıklara göre sertleşme sorunu yaşama riski ne kadar artıyor? 
Diyabet varsa dört, prostat hastalığı varsa üç, damar sertliği, yüksek tansiyon ve depresyon varsa iki kat fazla risk yaşanıyor. 
Kalp-damar hastalıkları nasıl etkiler? 
Kalp-damar hastalığına yol açan sebepler arasında yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan yağları ve genetik yatkınlık sayılabilir. Özellikle tansiyon ve kan yağları damar cidarında kalınlaşma ve sertleşmeye yol açar. Sertleşme için gerekli olan kan akışı azalır. Sigara ve stres damar cidarlarını ve penis iç dokusunu kötü etkileyerek sertleşme bozukluğu yaratır. 

Sertleşme sorunu olan hastalar hangi şikâyetlerle doktora başvuruyor? 
Hastaların bir kısmı sorununu doktora doğrudan söylüyor, bir kısmı da dolaylı yoldan aktarıyor. Mesela prostat şikâyeti olduğunu söylüyor. Uygun sorular sorunca asıl sorununun sertleşme problemi olduğunu görüyoruz. 
Sertleşme sorunu başka bir hastalığın belirtisi olabilir mi? 
Sertleşme sorunuyla gelen hastanın incelenmesi sırasında kendisinin farkında olmadığı diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarında yükseklik ve buna bağlı kalp-damar hastalıkları ortaya çıkıyor. Yani sertleşme sorunu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Bu yüzden hastalar bilinçli olmalı ve sertleşme sorunu olduğunda doktora başvurmalı. 

Sigara tiryakiliği de seks hayatının düşmanlarından. Sigara hem damar tıkanıklığı hem de damar cidarında kasılma yaparak cinselliği olumsuz etkiliyor. Uzun ve renkli seks için bir önlem de kolesterolü düşürmek

Cinselliğin önündeki engeller bir değil: Sigara, stres, yüksek tansiyon, aşırı alkol tüketimi, işkolik olmak… Bunlar bir araya geldiğinde, mutlu bir cinsel hayattan bahsetmek pek mümkün olmuyor. Oysa bu risk faktörlerinden bir bir kurtulmak, hem seks hayatını, hem de kalp ve beyin sağlığını korumada çok önemli.  

Kimler sertleşme sorunu yaşayabilir? 
Yaş ilerledikçe sertleşme sorunu artıyor, fakat sertleşme sorunu yaşlanmanın bir sonucu değil. Yaşla birlikte sıklığı artan kronik hastalıklar (yüksek tansiyon, diyabet) sertleşme sorunu yaratabilir. Bu hastalıkların dışında çok sayıda risk faktörü de var. Örneğin, kilolu, sigara içen, işkolik, yüksek tansiyonu nedeniyle ilaç kullanan, sık alkol alan, eşi ya da partneriyle sık tartışan bir kişiyi düşünelim. 
'Bunlardan hangisi sertleşme sorunu yaratıyor?' diye sorarsak, cevap 'Hepsi' olacaktır. 
 

Sigara bu sorunda nasıl bir rol oynuyor? 
Sigaranın kötü etkisi iki şekilde ortaya çıkıyor. Birincisi, sigara damar sertliği yaratır. Bunun sonucunda kalp ve beyin damarları daralarak ölümcül sonuçlar doğurabilir. Sertleşme sorunu ölümcül değildir ama cinsel hayatınızı öldürür. Sigaranın içindeki kimyasal maddeler penise giden küçük damarların tıkanmasına yol açarak sertleşmeyi engelleyebilir. 
İkinci olarak, sigara damar cidarında kasılmaya yol açarak penise giden kan akımını azaltır ve sertleşme güçlüğü başlar. Bazen penise kan normal gelse bile damar sertliği olan kişilerde cinsel ilişkideki hareket sırasında kan bacak ve kalça bölgesine kaçar ve sertleşme devam edemez. 

Sorunun hormonlarla ilişkisi var mı? 
Özellikle erkeklik hormonu olan testosteron cinsel isteğimizle ilişkilidir. Testosteronun penis iç yapısı üzerine de etkisi var. Testosteron düzeyindeki düşüklük hem isteği, hem de penis iç yapısını olumsuz etkileyerek sertleşme sorununa yol açabilir. Diğer hormonal bozukluklar, örneğin diyabet, tiroid bezi, böbrek üstü bezi veya hipofiz bezi hastalıklarında da hormonal değişiklikler oluşarak sertleşmeyi etkilerler. 
Diyabetle ilişkisi nedir? 
Diyabeti olan erkek hastaların yarısında zaman içinde sertleşme sorunu gelişiyor. Tip 1 diyabeti olan, ensülin bağımlısı genç hastalarda bu problem daha erken ortaya çıkabiliyor. 
Tip 2 diyabeti olan ensüline bağımlı olmayan ve daha geç yaşlarda ortaya çıkan diyabette sertleşme sorunu daha yavaş gelişiyor. Diyabeti olan erkeklerde birkaç nedenle sertleşme sorunu meydana geliyor. Öncelikle diyabet küçük kan damarlarına zarar vererek penise kan akımını azaltıyor. İkinci olarak çevre sinirlerde bozukluk oluşturarak penise sertleşme için gerekli uyarının iletilmesini engelliyor. Bu hastalarda penisten beyne giden uyarılarda da azalma oluyor ve sertlik elde etmek güçleşiyor. Son olarak diyabette genel sağlık daha kötü seyredebiliyor. Buna karşı en iyi yol kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutmaktır. 
Kan yağları sertleşmeyi nasıl etkiliyor? 
Kolesterol ve trigliserid gibi kan yağlarındaki yükseklik kalp-damar hastalığı yaratıyor; penise giden kan akımını azaltarak sertleşme bozukluğuna neden oluyor. Özellikle yüksek kötü huylu kolesterol sertleşmeyi olumsuz etkiliyor. 

Başka neler sertleşme sorunu nedeni? 
Penise gelen sinirlerde hasara yol açabilecek MS gibi rahatsızlıklar veya kaza, hastalık sonucu oluşan omurilik sinir hasarları sayılabilir. 
Prostat kanseri ameliyatları, kolon, rektum ameliyatları gibi bazı operasyonlardan sonra da sertleşmeyi sağlayan sinirler etkilenerek sertleşme bozulabilir. Penisin eğrilmesine yol açan bir hastalık olan peyronie de sertleşmeyi bozabilir. Bu hastalıkta penis sertleşse bile eğrilir ve ilişkiyi engelleyebilir. Bir başka neden, ilaç kullanımı. Bazı ilaçlar sertleşme sorunu yaratabilir. Bunlar arasında antidepresanlar, tansiyon düşürücüler ve mide koruyucularından bazıları sayılabilir. Yine bir başka sebep priapizm sonrası sertleşme bozukluğunun gelişmesidir. Priapizm cinsel uyarı olmaksızın istek dışı uzun süreli sertleşmenin olmasıdır. Bu durumda penis içinde kan uzun süre hapsolduğu için oksijen azalır ve doku kalıcı biçimde zarar görebilir. 
Bu nedenler önlenebilir mi? 
Omurilik sinir hasarı gibi bazı sebepler geri dönüşsüzdür. Sertleşme sorununa yol açabilecek birçok kronik hastalığın iyi tedavi edilmesi koruyucu olabilir. Örneğin, kan yağları yüksek olan bir kişi diyet ve egzersizle kan yağlarını normal seviyeye indirir, sigara veya alkol alışkanlığından vazgeçer, stresten uzak kalırsa sertleşme sorununu geciktirebilir. Keza yaşlanmayla ortaya çıkan kısmi hormonal yetersizlik durumunun düzeltilmesiyle bu sorun önlenebilir. Ayrıca şekeri olanların kan şekerini, tansiyonunu iyi kontrol etmesi koruyucu olabilir. 

Birçok hastalıkta olumsuz faktör olan stres, erkeklerin cinsel yaşamını da kâbusa çevirebiliyor. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler damarlarda sigara gibi kasılma yapıyor

Stres cinselliği nasıl etkiliyor? 
Erkekler bu sözü duymak istemiyor ancak stres pek çok hastalık için risk faktörü. Stres yoğun olmazsa direncimizi artıran bir etki gösterebilir ama yoğunlaştığı zaman başta sertleşme sorunu olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Stresle ortaya çıkan kimyasal maddeler önce sigara gibi damarlarda kasılmaya neden olur, uzun zaman içinde de kan basıncını yükselterek damarlarda kalıcı hasara yol açar. Penise, kalbe, beyine kan az gider. Stresle eşler arası ilişkide de bozulmalar olur. Kısırdöngü haline gelebilen bu durumda hem fiziksel hem de ruhsal etkilenme ortaya çıkar. Dolayısıyla stresimizi azaltacak tedbirlere başvurmak genel sağlığımızla birlikte cinsel sağlığımız için de koruyucu olacaktır. 
Sertleşme sorununda teşhis kolay mı? 
16'ncı yüzyılda Avrupa'da bir kadın eşindeki sertleşme sorunu nedeniyle boşanmak istediğinde hâkim, erkeğin sertleşme yeteneğini kontrol için mahkemede bir grup tanık önünde eşiyle ilişki kurmasını istermiş. 
Neyse ki günümüzde gelişmiş tanı yöntemleriyle sertleşme sorununa yol açan nedenler ortaya çıkarılabiliyor. Tanı için en önemli nokta, tıbbi ve cinsel hayata ilişkin hikâyenin iyi alınmasıdır. Hasta-doktor arasındaki bu konuşma sorunun tedavisinin temel taşıdır. Sorunun ruhsal veya fiziksel kaynaklı olup olmadığı tahmin edilebilir. 
Bazen hastanın anlattıkları gerçek durumu yansıtmayabilir. İlk görüşmede olmasa bile bir sonraki görüşmede hastanın eşiyle birlikte hikâyeyi doktora anlatması daha doğru bir yaklaşım. Şikâyetin ne şiddette olduğu, kişinin kendi kendine doldurduğu bazı sorgu formlarıyla anlaşılabilir. Psiko-seksüel hikâye, fizik muayene ve bazı laboratuar testleri tanı için çoğunlukla yeterlidir. 
Özel durumlarda intrakavernöz enjeksiyon, penil doppler ultrasonografi, NPT testi gibi ileri tanı yöntemleri gerekebilir. 

Hepsini yaptırmak gerekmez 
Teşhis için bu saydığınız testlerin hepsi yapılmalı mı? 
Günümüzde 'hedefe yönelik tanı ve tedavi' yaklaşımı daha çok benimseniyor. Hedefe yönelik demek, hastanın isteği doğrultusunda tanı için gerekli testlerin bir kısmının veya hepsinin yapılmasıdır. Sertleşme sorununun fiziksel kaynaklı olup olmadığını ve şiddetini yapılacak temel testlerle anlayabiliriz. Tedavi buna göre seçilebilir. 
Hasta sebebi bilmek istemiyorsa, sadece tedavi talep ediyorsa testlerin hepsinin yapılması gerekmez. 
Hangi durumlarda ileri testler yapılmalı? Buna hasta mı karar veriyor? 
Üç durumda ileri testler yapılabilir. Birincisi, yapılan temel testlerde doktor normal olmayan bir durum gördüğünde gerekli olduğu için ileri testleri yapar ve yaptırır. 
İkincisi, bazı hastalarımız sertleşme sorununa yol açan asıl sebebi öğrenmek istediklerinde penil doppler ultrasonografi, kavernozometri, grafi, gece uyku testi gibi ileri tetkikler yapılabilir. Bu tetkikler tedavinin sırasını ve şeklini değiştirmez. 
Ama durumu kabullenmekte zorluk çeken hastalar için belgelendirme ve kişinin merakını tatmin için kullanılabilir. Özellikle genç hastalar, fiziksel bir sorunları olmadığı belgelendiğinde, sorunun psikolojik olduğunu görerek altta yatan sebebi çözme yolunda adım atıyor. 
Son olarak, akademik araştırma amacıyla ileri testler yapılabilir. 

Tanı için mutlaka yapılması gereken testler hangileri? 
Hastalık hikâyesi, semptom skorlaması, fizik muayene, açlık kan şekeri, testosteron, kan yağlarının ölçümü mutlaka yapılmalı. Bir de orta yaş ve üzerinde prostat hastalıklarının teşhisinde kullanılan PSA testi yapılmalı. Cinsel hikâyenin büyük önemi var. 
Sorunun ne kadar zamandır devam ettiği, aniden veya uzun zaman içinde gelişip gelişmediği, sabah uyandığında peniste sertlik olup olmadığı, eşin soruna nasıl tepki verdiği, penisin yapısında bozukluk veya ağrı olup olmadığı sorularak sorunun psikolojik veya fiziksel kaynaklı oluşu ayırt edilebilir. 

Peki sertleşme sorunu nasıl tedavi ediliyor? 
Sertleşme sorunu tedavisinde asıl amaç normal bir cinsel yaşam sağlamak. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sertleşme sorununun ortadan kaldırılmasında koruyucu hekimlik, birinci, ikinci ve üçüncü basamak tedavi adımları var. Koruyucu hekimlik kişide değiştirilebilir risk faktörleri ve sebep varsa bunların düzeltilmesini kapsıyor. 
Bu şekilde durum düzelmiyorsa birinci basamak tedavi, cinsel danışmanlık, eğitim ve oral (ağızdan kullanılan) ilaçlarla yapılır. Durum düzelmemişse vakum cihazı, penise iğne uygulamaları gibi lokal tedaviler uygulanır. Yine durum düzelmemişse üçüncü basamak tedavi olan cerrahi tedavi (penil protez) uygulanır. 

Koruyucu hekimlik ile sertleşme sorunu giderilebilir mi? 
Yaşam stilinde değişiklikler sertleşme sorunu şiddetli değilse etkili olur. Bunlar sigarayı bırakmak, alkol alımını sınırlamak, uyuşturucu madde alımından kaçınmak, sağlıklı yeme alışkanlığı kazanmak ve düzenli spor yapmaktır. Bu şekilde cinsel fonksiyonlarda önemli düzelme sağlanabilir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitimin rolü nedir? 
Cinsellik bireysel değildir. Kişiler arası problemlerin çözümü özellikle psikolojik sorunları nedeniyle sertleşme sorunu yaşayanlarda önemlidir. Bilgi eksikliği veya yanlış cinsel bilgi korku yaratır, kişide başaramama korkusunu yerleştirir. 
Cinsel danışmanlık ve eğitim bu hastalarda tek başına tedavi için yeterli olabiliyor. Depresyonu olanlarda, depresyonu tedavi etmek sertleşme sorununu çözebilir. Ancak bazen ilacın kendisi sertleşme sorunu yaratabilir, bu nedenle bu ilaçlar dikkatli ve uzman kişilerce kontrollü verilmelidir. 

İlaçlar yüzde 60-85 etkili 
Sertleşme sorunu için ağızdan kullanılan ilaçlar nelerdir? 
Fosfodiesteraz-5 inhibitörü denilen ilaçlar kullanılıyor. Bunlar sildenafil sitrat (Viagra), vardenafil (Levitra) ve tadalafil (Cialis)'tir. Türkiye'de üçüde var. Cinsel uyarı olduğunda sertleşmeyi sağlayan maddenin hücrede yıkılmasını geciktirerek daha fazla sertlik oluşmasını sağlarlar. Bu ilaçların etkinlik ve güvenilirlikleri kanıtlandı. Gerek fiziksel gerekse psikolojik nedenli sorunlarda yüzde 60-85 oranlarında etkili oluyorlar. 

İlaçları kimler güvenle kullanabilir? 
Ağızdan alınan ilaçların farklı özellikleri mi var? 
Evet. Farklı molekül yapıları özelliklerinin de farklı olmasına yol açıyor. 
Viagra ve Levitra'nın molekül yapıları birbirine benzer olduğundan etki ve yan etkileri de birbirine benziyor. Cialis ise diğerlerinden farklı moleküle sahiptir. Etki süresi 36 saate kadar çıkıyor. 

Bu ilaçlar ne kadar güvenli? 
Bazen damarlarda yarattıkları genişlemeye bağlı geçici yan etkiler olabiliyor. Ancak yan etkiler şiddetli değil, bu nedenle tedaviyi bırakma oranı düşüktür. Her 100 hastadan sadece üçü tedaviyi bırakmak zorunda kalıyor. Ayrıca bu ilaçlar kalp üzerine yük eklemiyor. İki kat merdiveni rahat çıkabilen kişi bu ilaçları da kullanabilir. Kalp krizi riskini artırmıyor. Bu ilaçları kullananlarda kalp krizi görülme oranı, ilaç kullanmayan toplumdaki normal kalp krizi riski ile aynıdır. 

Kimler bu ilaçları kullanmamalı? 
Nitrat içeren ilaç alanlar kesinlikle kullanmamalı. Yüksek riskli kalp-damar hastalığı olan hastalar bu ilaçlardan uzak durmalı. AIDS için kullanılan ilaçlarla birlikte alınmamalı. Eritromisin (Antibiyotik), simetidin (Mide ilacı) gibi ilaçlarla da dikkatli kullanılmalı. 

Ağızdan kullanılan ilaçlar etkili olmazsa ne yapılmalı? 
Bu ilaçların nasıl kullanıldıkları çok önemli. Günde sadece bir tane ve ilişkiden ortalama bir saat önce alınmalıdır. Cinsel uyarı olmadan etkilerini gösteremezler. Bunların haricinde testosteron hormonu düşük olan kişilerde de etkileri azalır. Bu tip hastalarda eksik olan testosteron yerine konulduğunda aynı ilaç daha etkili olur. Bu koşullarda etkili olmadıklarını söyleyebilmek için ilaç en az altı kez değişik zamanlarda denenmiş olmalıdır. Etki olmaz veya yetersiz olursa, ikinci tedavi basamağına geçilebilir. 

Sertleşme sorununda ilaçlardan fayda görmeyenleri vakum, iğne gibi 'ikinci basamak' tedaviler bekliyor. Ancak bu yöntemleri de tercih etmeyenler bir saatlik operasyonla protez taktırabiliyor

Sertleşme sorununa karşı ağızdan alınan ilaçlar etkisiz kaldığında devreye vakumdan kendi kendine iğneye kadar birçok seçenek giriyor. 

İlaçlar etkisiz olursa ne yapılabilir? 
İkinci basamak tedavilere geçilebilir. Bunlar sırasıyla vakum cihazı, kendi kendine iğne tedavisi, idrar yoluna sıkılan ilaç kullanımıdır. Vakum cihazı denilen araç, penis üzerine geçirilen bir fanus ve bu fanus içindeki havayı emen bir pompadan oluşur. Penis üzerine silindir şeklindeki fanus yerleştirildikten sonra pompa aracılığıyla fanus içindeki hava emilir. Bu şekilde penis kanla dolarak fanus içinde büyür. Sebep ne olursa olsun, yüzde 90 başarıyla sertleşme sağlar. Ağızdan ilaç veya penise iğne kullanamayacak hastalarda rahatlıkla kullanılabilir. Dezavantajı ise şu: Hazırlığı zaman alır. Bu yöntemi Türkiye'de hastalarımız pek benimsemedi. 

Kendi kendine iğne tedavisi nedir? 
İlaç kullanarak başarı sağlanamayan hastalarda penis içine insülin iğnesiyle sertleşme sağlayan bazı ilaçlar uygulanabiliyor. Bu ilaçlar prostaglandin E1, papaverin ve fentolamin olmak üzere üç tane. 
Tek başına ya da karışım şeklinde kullanılabiliyor. İlaç uygulandıktan beş-10 dakika sonra sertleşme oluşur. İlacın cinsine ve dozuna, hastanın sertleşme sorununun şiddetine göre etki süresi değişir. 
İlacın seçimi ve etki süresinin ayarlanması doktor tarafından uygulanarak ayarlanır. Hasta önerilen dozu ihtiyaç hissettiğinde kendi kendisine yapabilir. Yan etkileri şunlardır: 
İlacın etkisi uzun sürerek sertlik devam edebilir. Sertliğin dört saatten uzun sürmemesi gerekli. Aksi takdirde penis içinde oksijen azalarak dokuya zarar verebilir. 
Bu tedavi yöntemiyle ortalama başarı yüzde 60-65 arasında. Gelelim kullanılan ilaçların özelliklerine… Papaverin en az etkili olandır, ancak en ucuzudur. Prostaglandin E1 en etkili ve pahalısıdır. Papaverin daha fazla yan etki yaratıyor. İkili-üçlü karışımlar kullanarak yan etki oranı düşürülebilir. Ayrıca karışımla hem ilacın etkinliği artar hem de maliyeti azaltılır. 

İğneyi herkes kullanabilir mi? 
Kan hastalığı veya kanama problemi olanlar, penis içinde doku sertliği bulunanlar (Peyronie hastalığı), el becerisi düşük olanlar kullanmamalı. 
İğne korkusu olanlarda tedaviye alışmak mümkün olmayabiliyor. Avantajı hızla sertlik oluşması. Dezavantajı ise ilacı üzerinizde taşıma zorluğu, iğne yapılan yerde kısa süren ağrı hissi veya sertlik olması. 
İdrar yoluna yapılan ilaçlar nedir? 
İdrar yolu içine sertleşme sağlayan 'prostaglandin E1' denilen bir madde jel gibi uygulanıyor. Türkiye'de bu ilaç yok.
 
Bu yöntemlerden fayda görmeyen hastaların tedavi şansı var mı? 
Ağızdan kullanılan ilaçlar, vakum cihazı veya kendi kendine iğne tedavisinden fayda görmeyen ya da kabul etmeyen hastalara, psikojenik (ruhsal) sertleşme sorunu olup psikiyatrik tedaviden uzun süre yarar görmeyen hastalara, şiddetli peyronie hastalığı olanlara ve orak hücreli anemide penis protezi (mutluluk çubuğu) ameliyatı öneriliyor. Penis protezleri silikondan yapılır. Bükülebilir ve şişirilebilir olan iki türü vardır. 
Bükülebilir penis protezi nedir? 
Penisin kanla dolan iki silindir şeklindeki yapısı içine yerleştirilen ve sertleşmeyi sürekli sağlayan bir protezdir. Büküldüğünde hasta giysilerini giyebilir. Ucuz ve kullanımı kolaydır. Penisin sönük haline dönememesi ve doğal görünmemesi ise dezavantajıdır. 
Ya şişirilebilir protezler… 
Hidrolik sistem esasına göre çalışır. Penis içine yerleşen iki silindir, deposu ve pompası olan sistemler. Şişirilebilen protezler iki ve üç parçalı olmak üzere iki çeşit. İki parçalı penis protezinde iki silindir ve bir pompa var. Üç parçalı da bir de depo kısmı var. Şişirilebilen iki silindir penis içine, depo karın içine pompa ise torba içine, testis (yumurtalık) yanına cilt altına yerleştirilir. Bu parçaların hiçbiri dışardan görülmez. Pompa kısmı sıkılarak depodan sıvı penise dolar. Pompa üzerindeki bir düğmeye basılınca da sönük haline döner. 

Protez kimlere takılabilir, ameliyat riskli mi? 
Penis protezi erişkin, kanser tanısı ve enfeksiyonu olmayan, beklentisi yüksek hastalara takılabilir. Psikiyatrik rahatsızlığı olanlar ve el becerisi olmayanlarda uygun değil. Ameliyat sonrası enfeksiyon gelişmesi ve vücudun protezi reddetmesi mümkün. Enfeksiyon riski yüzde 2-3. Yeni geliştirilmiş protezlerin dışı antibiyotik kaplı. Bu da enfeksiyon riskini çok azaltıyor. 
Ameliyat ne kadar sürüyor? 
Yaklaşık bir saat. Hastanede kalma süresi bir-iki gün. İlk 1.5 ay bakım çok önemli, ilişki önerilmiyor. 
Protezlerin ömrü var mı? 
Protezler hayat boyu kullanılabilir. Mekanik parçalarda bozukluk gelişme riski yüzde 5 civarında. 
Protezlerin fiyatı ne kadar? 
Modele göre değişiyor. Hastane ve doktor ücreti hariç olarak bükülebilir protezler 1000-1500 YTL. Şişirilebilir (balonlu) protezler 3.5-5 YTL. Şişirilebilir penis protezlerinin yüzde 80'ini devlet karşılıyor. 

Sertleşme sorunu yaşayan bazı erkeklerin eşleri bunu görmezden geliyor. Bir kısmı, mevcut ilişkinin kendisine yettiğini söylerken, sertleşme sorununu eşinin kendisini sevmemesi olarak algılayan da var

Yatak odasındaki sorunlar, genellikle tek taraflı olmuyor. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bazı durumlarda da kadın, sertleşme sorunundan kendisini sorumlu görür, eşinin artık kendisini sevmediğini düşünür


Erkekte görülen sertleşme sorununda kadının rolü var mı? 
Cinsel ilişki daima iki kişiyi ilgilendiren bir durum. Cinsel işlev bozukluğu şikâyetiyle gelen bir çiftte erkeğe yoğunlaşmak kolay, ancak erkeğin cinselliğinin bir kısmı eşiyle iletişimine bağlı. Kadının cinsel ilişkiye nasıl yaklaştığı önemli. Tamamen sağlıklı bir erkek, kendisine yakınlaşmayan, uyarmayan bir kadın karşısında sertleşme sorunu yaşayabilir. Bu durum özellikle sertleşmesi sınırda olan erkeklerde daha belirgin. Sık görülen bir durum da şu: 
Çoğu zaman sertleşme sorunu yaşayan bir çift şehir dışında veya rahat bir ortamda sorun yaşamıyor. Stres ve sorumluluklardan uzaklaşmak, kadının daha istekli ve aktif olmasını sağlayabilir. Bu da erkeğin uyarılma derecesinin artmasıyla sonuçlanır. Erkeğin sertleşebilmesi ve kadının cinsel olarak buna cevap verebilmesi ancak sakin ortamda ve cinselliğe zaman ayrıldığında mümkün.
 
Tedaviye eşler birlikte mi gitmeli? 
Mutlaka gerekli değil. Ama ilk basamak tedavilerine cevap alınamazsa kadının da görüşmeye gelmesi uygun. Bazen durumu izah ederken erkek farklı, kadın tamamen farklı değerlendirmede bulunabilir. 
Erkek için kısmen yeterli gördüğü bir sertlik, kadın için hiç yeterli olmayabilir. Veya kadının hiçbir şikâyeti yokken erkek kendisini yetersiz görüyor olabilir. Kadının erkek için önerilen tedaviyi, davranışları bilmesi sorunu birlikte kabullenmeleri ve tedaviye uyum açısından çok önemli. 

Kadının eşe yaklaşımı nasıl olmalı? 
Erkekte sertleşme sorunu başladığında eş veya partnerinin üç davranış biçimi var. 
İlk ve en sık görülen, kadının sorunu görmezden gelmesidir. Erkek durumundan bahsettiğinde de 'Sen söyleyene kadar farkına bile varmadım. Ancak, benim için önemli değil' diyebilir. İkincisi, kadın mevcut sertleşmenin kendisi için yeterli olduğunu ama sorun erkek için önemli olduğu takdirde yardımcı olacağını söyleyebilir. 
Son olarak, kadın bu olaydan etkilendiğini yıkıcı bir biçimde belli edebilir. Olayı da genellikle iki biçimde yorumlar. Ya 'Cinsel cazibemi yitirdim ve sorun benden kaynaklanıyor', ya da 'Eşim enerjisini başka bir alanda ve başka kişiyle kullanıyor' şeklinde düşünür. Birinci ve üçüncü yaklaşım mevcut durumu daha da kötüleştirebilir. Burada erkeğin ihtiyacı anlayışlı ve destekleyici olan ikinci yaklaşımdır. 
Peki bu durumdaki bir erkek kadına nasıl davranmalı? 
Aslında kadının cinsel sorun yaşama riski, erkeklerin sorunundan daha az ya da önemsiz değil. Ancak sertleşme sorunu olduğunda kadın tarafından önem verilen nokta, eşinin kendisini hâlâ sevdiğini ve istendiğini bilmesidir. Kadın, sertleşme sorununun kendi hatası olmadığını ve eşinin hâlâ kendisiyle ilişki istediğini bilmek ister. Kadının ikinci ihtiyacı kişisel cinsel tatminidir. Çoğu erkeğin kafasında 'Seks eğer orgazmla sonlanmamışsa seks değildir' düşüncesi var. Bu kadın için her zaman doğru değil. Kadınların dörtte biri hayatında hiç orgazm yaşamazken, her 
ilişkide orgazm yaşayan kadın sayısı çok az. 
Erkeğin amacı her seferinde eşine orgazm yaşatmak olduğu takdirde başarısızlık kaçınılmaz. Kadın için yakınlaşma daha ön planda. Ancak, orgazm için bilinmesi gereken şey şu: Sadece vajinal uyarıyla orgazm olabilen kadın sayısı az. Uyarının vücudun diğer noktalarına da yoğunlaşması gerekir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu nedir? 
Geçmişte kadının pasif rolü olduğu ve kadın cinsel işlev bozukluğunun olamayacağı düşünülürdü. Erkek sertleşme ve sorunlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda hem sistemin nasıl çalıştığı hem de sorunların sebepleri çok iyi aydınlatılabildi. Bu nedenle son beş-altı yıldır kadın cinsel işlevi ve bozukluklarıyla ilgili çalışmalar yoğunlaştı. Erkekte olduğu gibi kadında da cinsel işlev döngüsü istek, uyarılma, orgazm ve gevşeme (memnuniyet) olmak üzere dört aşamalıdır. Cinsel işlevi ilgilendiren istek, uyarılma, orgazm bölümlerinden biri veya birkaçının oluşmaması ve cinsel ilişki sırasında ağrı, kadın cinsel işlev bozukluğu olarak tarif edilir. 
Kadının cinsel yanıtı nasıl olur? 
Kadın cinselliği cinsel isteğin olmasıyla başlar. Cinsel isteği erkeklerde olduğu gibi kadında da testosteron denilen erkeklik hormonu sağlar. Kadında erkekten çok daha az miktarda erkeklik hormonu var ve bu cinsel istekle alakalı. İstek olduğunda uyarılma başlar. Uyarılma aşamasında cinsel organa kan akışında artış olur. Dış dudaklar ve klitoris büyür, vajen (hazne) kayganlaşır. Göğüs duyarlı hale gelir. Vücut ilişkiye hazır olur. Haz yoğunlaşmasıyla orgazm oluşur. Kadınlarda orgazm sırasında rahimde ve tüm vücutta kasılmalar oluşur ve prolaktin, oksitosin gibi hormonlar salgılanır. Beyinde salgılanan seratonin maddesi mutluluk yaratır. Son olarak da gevşeme olur. 

19 soruda kadınların cinsel işlevi test ediliyor 

Kadın cinsel işlev bozukluğu sık görülen bir durum mu? En sık hangi şikâyetler görülüyor? 
Erkeklerde olduğu gibi yaş ilerledikçe sıklığı artıyor ve ilerleyici özelliği var. Toplumda genellikle yüzde 40-45 oranında görülüyor. En sık görülen şikâyet cinsel istek azlığıdır, her üç kadından birinde bu soruna rastlanıyor. Cinsel uyarılma bozukluğuna bağlı gelişen kayganlıkta azalma her dört kadından birinde; orgazm bozukluğu ise kadınların yüzde 30'unda görülüyor. Bunların dışında ilişkiye bağlı ağrı, vajinismus, cinsel tiksinti bozukluğu ve ilişki dışı ağrı şikâyetleri görülebiliyor. 
Kadınlardaki cinsel sorunların sebepleri neler? 
Diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, menopoz, geçirilmiş cerrahi tedaviler, cinsel travmalar, stres ve eş/partner ilişkileri en sık 
görülen sebeplerdir. Pek çok sorunun temelinde erkeklerde olduğu gibi fiziksel bozukluğun yanı sıra psikolojik sebepler de yer alır. 
Kadındaki cinsel işlev bozukluğu nasıl teşhis edilir? 
Tıbbi ve cinsel işlev hikâyesi en önemli tanı aracıdır. Cinsel işlevin hangi aşamasında sorun olduğunun belirlenmesi için geliştirilmiş sorgu 
formlarından yararlanıyoruz. Bu formda cinsel istek, uyarılma, kayganlık, orgazm, genel tatmin ve ağrıyla ilişkili 19 soru yer alıyor. Bu form diyabet, kardiyoloji gibi değişik polikliniklerde şikâyetini dile getirmeyen hastaları bilinçlendirmek üzere hazır bulunduruluyor. Hemşireler aracılığıyla yardım talep edenlere formu doldurmaları teklif ediliyor. İleri tetkik olarak kan testleri (kan şekeri, kan yağ düzeyleri, östrojen, testosteron, tiroid hormonları gibi) ve gerekli olduğu takdirde vajen asiditesi, kan akışının ölçümü, sinir iletisi gibi bazı özel testler de yapılıyor. 

Kadınlarda cinsel isteksizliğin hem psikolojik hem fiziksel nedenleri var. Hormon eksikliği, tedavisi kolay fiziksel nedenler arasında

Kadınlardaki cinsel sorunların fiziksel sebepleri var mı? 
Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da cinsel işlevi etkileyen fiziksel sebepler var. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadının hem sinirlerinde hassasiyet azalabilir, hem de damar yapısı bozulabilir. Bu da genital organların kanlanmasında ve his algılamasında azalmaya yol açar. Ortaya çıkan sorun kayganlığın oluşmasını zorlaştırır; ilişki sırasında kuruluk, ağrı yaratabilir. 
Bir başka örnek, sık vajinal enfeksiyon geçiren kadınlardan verilebilir. Örneğin mantar enfeksiyonları klitorisi örten deride büzülmeye, klitorisin gömük kalması sonucu uyarılmada azalmaya neden olabilir. Bunlar fizik muayenede teşhis edilebilir.

Yaygın isteksizlik nedenleri ne? 
Cinsel isteksizlik hormonal dengesizlikten, kronik hastalıklardan olabileceği gibi psikolojik nedenlerden, kullanılan ilaçlardan ve eş ilişkilerindeki bozukluktan kaynaklanabilir. Erkeklik hormonu olan testosteron kadınlarda da cinsel istekten sorumludur. Özellikle yaşla birlikte bu hormon azalabilir, bu da cinsel isteksizlik ortaya çıkarabilir. Kadında androjen (testosteron) eksiği olduğunda cinsel isteksizliğe depresyon da eşlik edebilir. Cinsel isteksizlik olduğunda vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki ve orgazm olamama görülebilir. 

Kadında androjen eksikliğinin belirtileri var mı? 
Evet. Kendini iyi hissetmeme, açıklanamayan sürekli yorgunluk hali, hafızada zayıflama, cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk belirtiler arasında. Daha ileri dönemde kas gücünde azalma ve kemik erimesi oluşur. 
Cinsel sorunların psikolojik nedenleri neler? 
Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği cinselliği benimsemeyi, bundan keyif almayı engeller. Eş/partner iletişimindeki yetersizlik ya da bozukluk da cinsel sorunlara yol açabilir. Ayrıca depresyon ve kaygılar da cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açar. 
Menopoz cinselliği nasıl etkiliyor? 
Menopozda östrojen hormonunun ani düşüşü söz konusu. Böylece vajinal kan akımında azalma, ciltte incelme ve genital duyularda azalma meydana gelir. Vajinal kuruluk oluşur. Tüm bunlar ilişkiyi zorlaştırır. 

Kadınlardaki cinsel sorunlar nasıl tedavi ediliyor? 
Altı başlıkta toplanabilir. Öncelikle cinsel bilgi eksikliğinin giderilmesi için danışmanlık, gerekirse seks terapisi yapılır. Hormon eksikliklerinin giderilmesi için hormon tamamlama tedavileri, damar genişletici ilaçlar, merkezi sinir sistemine etkili ilaçlar, mekanik araç kullanımı ve alternatif tedavi yöntemleri seçenekler arasında.
 
Hormon tamamlama tedavisi nedir? 
Hormon tedavisi genellikle menopoz sonrası kadınlara kullanılır. Kullanılan başlıca hormonlar östrojen ve androjendir. Östrojen menopoz döneminde görülen sıcak basmasını giderir, osteoporozu azaltır, vajen duvarını kalınlaştırır, kan akışını artırır, vajinal kayganlıkta artışı sağlar. Östrojenle testosteron birlikte kullanıldığında cinsel istek de olumlu etkilenir. Östrojen ve testosteronun birlikte kullanıldığı pek çok çalışmada cinsel istekte, uyarılmada ve orgazmda artış olduğu bildiriliyor. DHEA kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisi için kullanılan bir başka androjendir. 

Kadın cinsel işlev bozukluğu tedavisinde ne tür cihazlar kullanılıyor? 
Uyarılmada zorluk yaşayan kadınlarda EROS adı verilen klitoral vakum cihazı kullanılabiliyor. Bu cihazın klitoris üzerine uyan bir başlığı var; kişinin ayarladığı şiddette vakum yaratarak klitorisin kanla dolmasını sağlıyor. Bu cihaz dışında radyoterapi görmüş ve vajinal darlık gelişmiş kadınlarda vajinal genişleticiler kullanılabiliyor. 

Uzunca bir süre sekse ilginin azalması, hiç cinsel hayal kurulmaması, istek olmaması durumunda kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğundan söz ediliyor. Çaresi, seks terapisi…
Birçok kadın her ne kadar sekse ilgilerindeki azalmayı sorun olarak görmese de, aslında bu tedavi gerektiren bir sorun sayılıyor.
 

Kadınlarda ne zaman cinsel istek bozukluğundan bahsedilir? 
Uzun süre cinsel fantezi, arzunun olmaması veya zayıf olması durumunda kadında cinsel istek bozukluğundan bahsederiz. Sevişme isteğinin yanında cinsel hayaller kurmak, cinsel konularla ilgilenmek gibi bir istek de ya hiç yoktur ya da seyrektir. Sevişme veya mastürbasyon sırasında uyarılma belirtileri ya zayıftır ya da hiç gerçekleşmez. Ayrıca cinsel haz da ortaya çıkmaz veya çok zayıftır. Orgazm genellikle olmaz. 
Hangi yaşlarda ortaya çıkar? 
Erişkinliğin başından beri olabileceği gibi sonradan da çıkabilir. Başlangıçta normal bir isteğin bulunduğu bir dönemin olması, cinsel isteksizliğin sonradan gelişen bir nedene bağlı olduğunu düşündürür. Bu durum büyük olasılıkla tedaviye iyi yanıt verir. Ergenliğin başından beri olan cinsel isteksizlikte daha ciddi etkenler vardır. 

Cinsel istek bozukluğu niye olur? 
Nedenleri biyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırabiliriz. Biyolojik nedenler içinde hastalıklar ve ilaçlar bulunur. Koroner yetmezlik, kalp krizi, böbreküstü bezlerinin fazla ya da az çalışması, cinsellik hormonlarının azlığı, tiroid hormonlarının azlığı ya da artışı, epilepsi, beyin kanamaları gibi rahatsızlıklar cinsel ilgiyi azaltabilir. Ayrıca depresyon ilaçları, lityum, bazı tansiyon ilaçları, psikoz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel isteği azaltabiliyor. 

Peki psikolojik nedenler nedir? 
En önemlilerinden biri kişilik bozuklukları. Bazı kişiler genel olarak haz almaktan, mutlu ve keyifli olmaktan kaçınırlar. Kendilerini acılarla dolu, talihsiz bir kurban olarak hissederler. Bu kişiler keyifli olan ve zevk veren birçok şeyden olduğu gibi cinsel haz almaktan da kaçınırlar. Bu kişilerde cinsel isteksizlik çoğunlukla ergenliğin başından beri vardır. Böyle bir durumda kısa seks terapisi yararlı olmayabilir ve daha uzun süreli terapi gerekebilir. Bir diğer önemli neden, cinsel kimlik veya yönelim sorunlarıdır. Cinsel ilgileri kendi cinsine yönelik olarak gelişen bazı kadınlar bu arzularını bastırırlar veya gizlerler. 
Depresyon isteksizliğe yol açar mı? 
Evet. Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şöyle sıralanabilir: Yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle anksiyetenin yoğun olduğu dönemlerde şizofreni. 

Stres neden olabilir mi? 
Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşantılar cinsel isteksizlikte önemli rol oynayabilir. Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi olaylar cinsel isteği azaltabilir. 
Yaş faktörü ne kadar etkili? 
Belli yaş dönemlerinde cinsel yaşamlarının biteceğine ilişkin yanlış düşünceleri olan ya da yaşın getirdiği değişikliklerden utanan kadın isteğini göz ardı etmeye çalışabilir. Ayrıca kilo alımı, sarkmış göğüsler gibi fiziksel değişikler ve çekiciliğin kaybı gibi düşünceler sekse ilgiyi azaltabilir. 
Eşe ilgi kaybı isteksizlik nedeni mi? 
Birçok çift birlikteliklerinin ilerleyen dönemlerinde birbirlerine eskisi kadar cinsel ilgi duymamaya başlar. Birbirinde aradığını bulamamak, eşiyle mutlu olamamak, kızgınlıklar, hayal kırıklıkları gibi genel ilişkideki sorunlar cinsel isteğe olumsuz yansır. 

Cinsel isteksizlik nasıl tedavi edilir? 
Kadın işlev bozuklukları seks terapisine çok iyi yanıt verir ve başarıyla tedavi edilebilir. Seks terapileri haftada bir olmak üzere ortalama sekiz seans sürer, yani iki ayda tamamlanır. İstek bozukluğunda eğer sorun güncel nedenlerden değil de daha eski yaşantı ve çatışmalara bağlıysa başarı oranı biraz düşebilir. Ancak standart cinsel tedaviyle iyileştirilemeyen kadınlarda daha uzun süreli terapilerle oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlıysa, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa seks terapisi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir. 

Hiç orgazm olmamış kadına iki ayda tedavi 

Orgazm bozukluğu tanısı ne zaman konulur? 

Eğer ilişkide sürekli ve tekrarlayan biçimde orgazm gerçekleşmiyorsa ya da çok nadiren oluyorsa bu durumda orgazm bozukluğundan söz ederiz. Hayatında hiç orgazm olmamış ya da çok nadir orgazm olmuş kadınlar var. Kadınların bir kısmı mastürbasyonla orgazm olabilir ama aynı şeyi cinsel birleşme sırasında yaşayamazlar. Mastürbasyonla orgazm olabilen kadınlar tedaviye daha kolay yanıt verir. 
Sık görülen bir sorun mu? 
Cinsel birleşmeyle orgazm olamama kadınlarda çok yaygın bir sorun. Birçok araştırma kadınların yüzde 40-60 kadarının orgazm olamadıklarını gösteriyor. Sorun bu kadar yaygın olmasına karşın bir uzmana başvuru oranı yüksek değil. Kadınlar cinsel haz alma ve doyuma ulaşmayı pek önemsemiyor. Eğer cinsel birleşme oluyor ve erkek açısından bir memnuniyetsizlik yoksa kadınlar da bir sorun yokmuş gibi davranmayı, hatta orgazm taklidi yapmayı tercih ediyor. Birçok araştırmaya göre cinsel sorunu olan kadınların evlilikleri yüzde 83 oranında mutlu. 
Bazı kadınlar neden orgazm olamaz? 
Ameliyatlar nedeniyle vajinanın yapısı bozulan ya da omurilik lezyonu olan kadınlarda orgazm bozukluğu gelişebilir. Ancak orgazm yetisi vajinanın boyutu veya pelvis kaslarının (vajina bölgesi kasları) gücüyle bağlantılı değil. Bir de psiko-sosyal nedenler var. 
Nedir bunlar? 
Örneğin orgazm bozukluğu olan kadınlarda yetersizlik duyguları ve olumsuz beden imgesi daha sık görülür. Bu kadınlar cinselliklerinden, ilişkilerinden ve cinsel aktivitelerinin tipinden pek memnun değildir. Yine baba-kız ilişkisindeki olumsuzluklar orgazm bozukluğuna neden olabilir. Ayrıca geleneksel kadın rolünün dışına çıkamamak da orgazm bozukluğunda önemli rol oynuyor. Bu gruptaki kadınlar cinsellikle ilgili her türlü duygu ve davranışlarını kontrol eder, cinselliklerini sadece eşlerine yanıt vermekle sınırlar. 
Orgazm yetisi yaşla birlikte artar mı? 
Evet. 20'li yaşlarda fazla cinsel deneyimi olmayan kadınlarda cinsel birleşmeyle orgazm daha azdır. 

Bozukluk nasıl tedavi edilir? 
Tedavinin iki basamağı var. Önce kadının yalnız başına sonra da eşiyle birlikte orgazm olması planlanır. Tedavide önce çiftin sevgi ve yakınlık konusunda iletişim ve deneyimlerini artıracak ödevler verilir. Hiç orgazm yaşamamış bir kadınla terapinin ilk hedefi, engelleyici tüm çevresel etkenleri yok etmektir. Orgazm sorunu seks terapisiyle iki ayda tedavi ediliyor. 
 

Radikal gazetesi Arşivinden Alıntıdır.

Empotans (Sertleşme Sorunu)

İktidarsızlık kavramı bir çok kavramı içinde barındırır. Erken boşalma, sertleşme sorunu, cinsel birleşme kuramama, cinsel isteksizlik, kısırlık gibi kavramlar bu hastalık başlığı altında toplanabilir. Çok kimse eşcinselliği bile sertleşme sorunu olarak görür.1980'li yılların başına kadar iktidarsızlık dahil tüm cinsel işlev bozuklukları iktidarsızlık diye değerlendiriliyordu. Bütün cinsel sorunlar tek bir sorunmuş gibi algılandı.

Bir çok erkek bu sorunu için doktora gitmeye çekinir. Bunun nedeni hastanın iktidarsız dalgasını yemek istememesidir. Çünkü ülkemizde iktidarsızlık kelimesi aşağılayıcı bir damga ifade ediyor. Bu yüzden iktidarsızlık lafını dikkatli kullanmak gerekiyor.

İktidarsızlık, erektil disfonksiyon, cinsel işlev bozukluğu, empotans denilen sertleşme bozukluğu penisin erekte yani dikleşme fonksiyonunu yerine getirmemesidir. Penisin cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliği koruyamamasıdır. Dikleşmeyen penis cinsel faaliyetini yerine getiremiyor demektir. Ereksiyon fonksiyonu kanın penisin sünger dokusuna dolması sonucu meydana gelir. Fakat fonksiyona ekili bir çok etken vardır. Ereksiyon için beyinden, omurilikten ve bölgesel sinirlerden uyarıcı gelmesi gerekir. Buna göre penis damar, sinir ve kasların, beyin, omurilik ve kanın normal olması gerekir. Bunlardan her hangi birinin bozuk olması sertleşme sorununa neden olur.

Bunun yanında psikolojik nedenler, ruhi gerginlik, bedensel ve ruh yorgunluğu, stres sertleşme sorunu yapabilir. Bazen hiç sebep yokken sertleşme sorunu olabilir. Bu nedenle erkekte sertleşme sorunu var demek için 3 aylık bir geçmişi olması gerekir. Erkeğin üç ay boyunca cinselliği arzuladığı halde ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması durumunda sertleşme sorunu var denir. Yaşla ilgisi vardır. İktidarsızlığın görülme oranı 70 yaşında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'ye kadar yükseliyor. Erkeklerin %80 hayatlarının bir döneminde bu şikayete maruz kalabiliyor.

İktidarsızlık, erektil disfonksiyon, cinsel işlev bozukluğu, empotans denilen sertleşme bozukluğu penisin erekte yani dikleşme fonksiyonunu yerine getirmemesidir. Penisin cinsel birleşmeyi sağlayacak yeterli sertliği koruyamamasıdır. Dikleşmeyen penis cinsel faaliyetini yerine getiremiyor demektir. Ereksiyon fonksiyonu kanın penisin sünger dokusuna dolması sonucu meydana gelir. Fakat fonksiyona ekili bir çok etken vardır. Ereksiyon için beyinden, omurilikten ve bölgesel sinirlerden uyarıcı gelmesi gerekir. Buna göre penis damar, sinir ve kasların, beyin, omurilik ve kanın normal olması gerekir. Bunlardan her hangi birinin bozuk olması sertleşme sorununa neden olur.

Bunun yanında psikolojik nedenler, ruhi gerginlik, bedensel ve ruh yorgunluğu, stres sertleşme sorunu yapabilir. Bazen hiç sebep yokken sertleşme sorunu olabilir. Bu nedenle erkekte sertleşme sorunu var demek için 3 aylık bir geçmişi olması gerekir. Erkeğin üç ay boyunca cinselliği arzuladığı halde ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması durumunda sertleşme sorunu var denir. Yaşla ilgisi vardır. İktidarsızlığın görülme oranı 70 yaşında yüzde 20, 75 yaşında ise yüzde 50'ye kadar yükseliyor. Erkeklerin %80 hayatlarının bir döneminde bu şikayete maruz kalabiliyor. 

Sertleşme probleminin sebepleri nelerdir?

  1. Hormonal Nedenler: Beyin ve testis dokusunun salgılamış olduğu hormonların eksiklikleri. Testosteron (erkeklik hormonu), Prolaktin ve FSH (yumurtayı uyarıcı hormon) eksikliği sertleşme den sorumlu hormonlardır.
  2. Guatr ve tiroit bezi hastalıkları dolaylı olarak sertleşme sorunu yapabilir.
  3. Norojenik Nedenler: Beyin ve omurilikten gelen sinirlerin penis kaslarını çalıştırmaması sonucu meydana gelir. Bu sinirlerin alkol, şeker hastalığı, vitamin yetersizliği gibi etkenlerden dolayı yapısal bozukluklarda penis sinir, kas ve damar çalışma düzenini bozar.
  4. Damarsal Nedenler:
    4.a. Atardamar sebepleri: Penise gelen kan miktarının azalması sonucu olur. Bir penisin sertleşmesi için penis kan akımının 7 kat artması gerekmektedir. Tam sertleşmede damar basıncı 100 mmHg dır. Bu kanın gelmesini engelleyen damar cidarının kalınlaşması veya herhangi bir seviyede tıkanıklık sertleşme bozukluğuna neden olur.
    4.b. Toplar Damar Sebepleri: Sertleşmede toplar damarlarında rolü büyüktür. Bu damarlarda kan birikmeyecek olursa sertleşme olamayacağı gibi erken boşalma gibi şikâyetlerde meydana gelir.
  5. Psikolojik Sebepler: Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, ön sevişmenin kısıtlılığı, travmatik cinsel deneyimler, bozuk aile ilişkileri, ortam şartları uygunsuzluğu, utangaçlık, çekingenlik, kültürel özellikleri, cinselliğe bakış açısı, eşiyle ilişkisi, işyerindeki problemler, sertleşme sorununa neden olan psikolojik nedenlerdir. 
  6. İlaçlar: Tansiyon için kullanılan ilaçlar bu duruma sıklıkla yol açar. Bazı kalp krizi önleyici ilaçlar, idrar söktürücü ilaçlar, depresyon önleyici ilaçlar, sinirleri yatıştırıcı bazı ilaçlar, bazı hormon ilaçları sertleşme sorununa neden olur. Uyuşturuculardan kokain, eroin, marihuana sertleşme problemine neden olur.
  7. Ayrıca sigara damar sertliği yaparak, alkol sinirlerin yapısını bozduğundan dolayı empotans nedendir.
  8. Alkol sinir uçlarını bozduğu için beyinden gelen uyarılara cevapsız kalan penis sertleşme sorunu yapar.
  9. Dış müdahale ile meydana gelen empotans: Karın büyük ameliyatları, böbrek nakli, şua tedavileri, bel fıtıklarının ameliyatları, mide barsak ameliyatları, prostat kanserlerinden sonra prostatın tümden çıkarılması., penis ameliyatları sonucu empotans meydana gelebilir.
  10. Diğer Hastalıklar: 
    Şeker hastalığı: Sertleşme problemi yapan en sık görülen hormon hastalığıdır. Hem sinirleri hem de damarları bozarak olumsuz etki yapar.
    Kolesterol damar sertliği yapığı için sertleşme sorunlarına neden olur.
    Kan hasatlıkları, kansızlık, aneminin bazı şekilleri sertleşme sorunu yapar.
    Böbrek hastalıkları: Böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize (Böbrek makinesi) giren hastaların % 50 sinde empotans meydana gelir. Kanda erkeklik hormonunu düşmesi ve birçok ilaç kullanımı nedeni ile olur.
    Diğer hastalıklar: Kalp krizi geçirenlerde, safra kesesi ameliyatı olanlarda, Karaciğer hastalığı olanlarda, bazı kanser hastalıklarında sertleşme problemleri olur.


Sertleşme Probleminin Tedavi nasıl yapılır?

Tedavi her şeyden önce nedene yöneliktir.

  1. İlaçlar: Atar damar yetersizliklerinde damar içerisine damar büzücü ilaçlar verilir. Amaç daha çok kan gelmesi ve kanın penis içerisinde daha çok kalmasını sağlamaktır. Birleşmeden hemen önce yapılır. 30 dakika ile 1 saatlik sertleşme sağlanır. Bu da amaca uygundur.
  2. Vakum yöntemi: Vakum meydana getiren bir alet ve kavanoza benzeyen bir aygıtın içerisine penis konulur. Aletin vakumu sayesinde kan penis içerisine dolar. Bu sırada penis kök kısmına elastik bandajlar yerleştirilerek kanın geri kaçması önlenir. Yapılan bu işlem penisin sertleşmesini sağlar. % 60- 70 başarı sağlasa da kullanımı pratik değildir. Yan etkileri fazladır.
  3. Cerrahi Yöntemler: Şayet damar darlığı varsa ameliyat ile bu giderilir. Şant ameliyatları denilen bazı ameliyatlar ile penisin içyapısındaki damarlar karnın çeşitli damarları ile ağızlaştırılarak penisin daha çok kanlanması sağlanır.
  4. Penis Protezleri: Protezden önce mutlaka diğer metotlar uygulanmalı ve sonuç alınamazsa denenmelidir. Penis içerisine takılan çok çeşitli protezler vardır. Hidrolik prensiplerine göre çalışan protezler de vardır. Protezin bir ucuna balon konulur.Alet içerisinde sıvı vardır. Penisin sertleştirmek istendiği zaman bu balon pompalanarak protez şişirilir ve sertleşme sağlanır. 
  5. Hormonsal Tedavi: Erkeklik hormonu ve diğer hormonlar ancak bu hormon yetersizliğinde kullanılır.
  6. Psikolojik Tedavi: Psikoanalitik, hipnoz, davranış bozukluğu tedavileri bir psikiyatrisi uzmanı yardımı ile sağlanır. Eşi ile birlikte yanlış bildikleri bir şey varsa bunun doğrusu öğretilir. 
  7. İlaç tedavisi: Günümüzde bu amaçla kullanılan iki ilaç vardır 
    7.a. İndoialkilamin: Cinsel iştah açıcı bir ilaçtır. Penisin kanlanmasını sağlar.
    7.b. Sildenafil: Çok popüler olarak kullanılmaktadır. Sonuç % 60 olarak bildirilmişti. Damar genişletici kalp ilaçları ile birlikte kullanılmamalıdır. En iyisi bir doktor gözetiminde alınmasıdır.

 

Özetleyecek Olursak:

Sertleşme nedenleri 3 ana başlık altında toplanır.

  1. Patolojik: Penisin damar veya yapısal bir bozukluğu.
  2. Fizyolojik: Penis fonksiyon bozukluğu.
  3. Psikolojik: Stres ve heyecan gibi sebepler 

Bu sebeplerin ayrımını yapmak için bazı tetkik ve tahlillere ihtiyaç vardır. Sertleşme şikâyetleri olan kimselerde hemen psikolojik teşhisi konulmamalıdır. Yapılabilecek tetkik ve tahliller şunlardır. Penis doppler ultrasonu, penisin uyaranlara cevap verme testleri, kanda bilhassa testosteron hormonu olmak üzere bütün hormon tahlilleri, geniş biyokimya ve kan sayımı tahlili.

Bu tetkik ve tahlillerde bir şey bulunursa tedavi buna göre yapılır. Ama bir şey tespit edilmezse psikolojik kabul edilir. Bu durumda da bir psikiyatri uzmanından yardım alınır.

 

Kısırlık ve Sebepleri

Günümüzde kısırlık artık çok nadiren düzeltilemeyecek bir nedene bağlı olabilir. bunu gerçek kısırlık (sterilite) olarak adlandırıyoruz. Ör: kadının erken menopoz'a girmesi (35 yaş altında), kadının rahminin veya yumurtalıklarının ameliyatla alınmış olması, erkeğin hiç sperm üretememesi (azospermi) gibi. bunların dışında kısır çiftlerde, üreme yeteneği değişik oranlarda azalmış olmakla beraber tedavi ile çocuk sahibi olmak mümkündür.

Kısırlık tedavisine başlamadan önce kadın ve erkeğin detaylı bir şekilde araştırılıp altta yatan nedenlerin ortaya çıkarılması gerekir. bu araştırmalar sırasında önceden fark edilmemiş bazı hastalıklar ve yapısal değişiklikler de ortaya çıkabilmektedir. yapılacak tedaviler de bu nedenlere göre planlanır. bazen başka bir hastalık gebelik oluşmasına engel olabilir ve bu durumun tedavisi ile çocuk sahibi olmak mümkün olur.

Kadında Kısırlık:

Kadında gebelik oluşmamasının ana sebepleri adet ve yumurtlama düzensizlikleri, endometriozis, polikistik over, erken menapoz, rahim kanallarının kapalı olması veya üreme sistemine ait yapısal bozukluklar olabilir.

  • Yumurtlama Düzensizlikleri:
    Yumurtlama düzensizlikleri, kadın kısırlığının en sık görülen sebebidir. yumurtlama, yumurtalıklarda gelişip olgunlaşan yumurtaların barındıkları içi sıvı dolu keseciklerden (folikül) atılması işlemidir. yumurtlama olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. seyrek veya sık adet görme veya hiç adet görememe yumurtlama ile ilgili problemi düşündürür. ancak düzenli adet gören kadınlarda da yumurtlama düzensizliği olabilir.
  • Rahim Kanalları Hasarı:
    Rahim kanallarının kısmen veya tamamen tıkalı olması halinde spermler yumurtaya ulaşamaz. rahim kanallarına hasar veren olaylar arasında daha önce geçirilmiş karın içi veya üreme organlarına ait enfeksiyonlar, endometriozis, ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklar veya geçirilmiş bir dış gebelik sayılabilir.
  • Endometriozis:
    Endometriyozis, rahimin içini döşeyen ve adet görülen rahim içi dokunun, rahim dışında odaklar halinde bulunmasıdır. normal yerleşiminin dışında bulunan bu odaklar, zamanla rahim tıkanmasına, veya yumurtlamanın bozulmasına neden olabilir. endometrioz lu hastaların %70’i kısırlık problemi yaşamaktadır.
  • Rahim Ağzı (serviks) Daktörü – Rahim Faktörü:
    İnfertiliteye sebep olan rahim problemleri arasında, şekil bozuklukları, enfeksiyonlar ve mukus kalitesinin iyi olmayışı, rahim ağzında (serviks) veya rahim içinde gelişen polipler sayılabilir. polip ler iyi huylu, küçük, et beni gibi doku oluşumlarıdır. kötü bir hastalıkla ilgileri yoktur, fakat bazen gebeliğe engel olabilirler. adetin değişik evrelerinde rahim ağzı salgısı (mukus) hormonların etkisi ile miktar ve kıvam olarak değişiklikler gösterir. mukus, uygun nitelikte olmaması halinde spermin, kadın üreme yollarında ilerlemesine engel olabilir.
  • Miyom (myom):
    Yapısal olarak iyi huylu rahim tümörleri olan myomlar da, büyüklüklerine, yerleşim yerlerine ve sayılarına bağlı olarak kısırlığa neden olabilirler.
  • İmmünolojik faktörler (Bağışıklık Sistemi):
    Kısırlıkta rol oynayan immunolojik faktörlerin tanısı zor, tedavisi ise sınırlıdır. kadının servikal mukusunda bulunan sperme karşı antikorlar yani, bağışıklık maddeleri, erkeğin kendi spermine karşı oluşturduğu antikorlar, hatta döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyen bağışıklık faktörleri kısırlığın nedeni olabilir.
  • Açıklanamayan – Nedeni İzah Edilemeyen Kısırlık:
    Bazen, kadın ve erkekte yapılan muayene ve tetkiklere rağmen kısırlığı izah edecek bir neden bulunamaz. Özellikle bu durum, çiftlerde umutsuzluğa ve hayal kırıklığına yol açmaktadır. kendileri üzüldükleri gibi, aile ve çevreye karşı bir eziklik hissetmektedirler. ortada belli bir neden yokken çocuk sahibi olamamak bazen karı kocanın birbirini, hatta ailelerin birbirlerini suçlamasına yol açabilmektedir.


Erkekte kısırlık:

Erkekte sperm hücrelerinin üretiminde sayısal azlık (oligosperm), hareket azlığı (astenosperm) veya yokluğu (azosperm), hücrelerin kümelenmeleri (aglütinasyon) gibi nedenler tek başına olabileceği gibi bütün bu faktörler bir arada bulunabilir. bazen, sperm hücresi, sperm kanallarının tıkalı olması nedeniyle dışarı çıkamaz (tıkanıklığa bağlı azospermi) veya hücre yapımının olmayışı ile ilgili olan yapısal azospermi görülebilir.

Sperm sayı ve kalitesini etkileyen nedenler:

Sperm yapımı ve olgunlaşmasına ait problemler, erkek kısırlığı nedenleri arasında en geniş grubu oluşturur. sperm hücreleri, yeterli sayı, şekil veya hareket özelliklerinde olmamaları nedeniyle yumurtayı döllemeyebilirler. Spermatogenez (sperm yapım ve olgunlaşması) üzerine olumsuz etkisi olan birkaç faktör vardır.

  • Bazı Enfeksiyon Hastalıkları üreme organlarını etkileyerek testislerde sperm yapımını bozabilirler. ergenlik çağından sonra geçirilen kabakulak hastalığının %25 oranında infertiliteye sebep olması en iyi bilinen örnektir.
  • Hormonal Eksiklikler: sperm yapımını sağlayan fsh ve lh hormonlarındaki düzensizlikler en sık görülen şeklidir.
  • İmmünolojik Bozukluklar: bazı erkekler, kendi spermlerine karşı antikorlar oluşturarak, sperm hareketlerinin bozulmasına veya aglütinasyonlara (spermlerin başlarından veya kuyruklarından yapışarak hareket yeteneğini kaybetmesi) neden olabilirler.
  • Varikosel: testisler skrotum adı verilen torba yapıları içinde bulunurlar. skrotumdaki venlerin varisleşmesi (varikosel) de sperm kalitesini bozabilir. varikosel, erkek hastalarda %21-41 oranında görülür. benzer bir durum bacaklarda damarların genişlemesi ile olan varislere benzer. testiste olduğunda varikosel adını alır. İleri derecelerde ağrıya neden olabilir.
  • Çevresel Faktörler ve Hayat Tarzı sperm kalitesini etkileyebilir. Çalışma ortamındaki uçucu gazlar (boya, mobilya, akü sanayi), radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri de geçici veya kalıcı olarak sperm yapımını durdurabilir.
  • Genetik olarak bazı erkeklerin y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı veya yokluğuna neden olabilir. 
  • Sperm Kanallarında Tıkanıklıklar:
    sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir. bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyat yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
  • Cinsel İlişkiye Ait Problemler
  • Empotans (sertleşme problemleri) veya erken boşalma, bu grupta yer alan sebeplerdir.


Yapılması Mutlaka Gerekli Olan Tetkikler

  • Öngörüşme, jinekolojik muayene ve ultrasonografi: kısırlık nedeni olabilecek hormonal yapıya ait ipuçları araştırılır (kilo, kıllanma, memelerden süt gelmesi, büyümüş tiroid bezi vs.), üreme sistemi, yumurtalıklar ve rahim ultrasonafi yardımı ile değerlendirilir. Üreme organlarına ait enfeksiyonlar, bu sistemin yapısal bozukluklarının bir kısmı , rahime ait miyom polip gibi urlar ve rahim için tabakasınınnın (endometrium) özellikleri, yumurtalıkların yapısı, kistleri teşhis edilebilir.
  • Kadında hormon tetkikleri: fsh, lh, prl, tsh, e2
  • HSG (histero-salpingo-grafi, rahim kanallarının filmi) : rahim ağzından verilen ilaçlı maddenin rahim boşluğunu doldurup kanallardan geçerek karın boşluğuna dağılışı bir dizi röntgen filmi ile tespit edilir. hsg olarak adlandırılan bu tetkik rahim kanallarının geçirgenliği hakkında bilgi verir ve rahim boşluğunun şekil bozuklukları ve yer kaplayan oluşumlarının tanınmasını sağlar. kanalların her ikisinin de tıkalı olması kesin kısırlık nedenidir ve tüp bebek yapılmasını gerektirir. kanallardan bir tanesi açık diğeri kapalı ise gebe kalma şansı azalmakta, kısırlık ihtimali daha da artmaktadır. bu gibi durumda aşılama tedavisi kadının yaşına, evlilik yılına, sperm analizine göre değerlendirilip, gerekirse tüp bebek yapılabilir. 


Gerektiğinde yapılabilecek tetkikler:

  • Rahim boşluğunun değerlendirilmesi (hidro-sonografi): rahim ağzından verilen sıvının ultrason kontrolu altında rahim boşluğunu doldurması izlenerek, rahim içinde yer kaplayan oluşumlar tesbit edilebilir. bu yöntem ile rahim içi dokunun gelişme durumu, polip, miyom gibi oluşumlar tesbit edilmektedir.
  • Laparoskopi: genel anestezi altında göbek altından 1 cm’lik bir kesi ile karın boşluğuna girilip optik bir sistem aracılığı ile karın içinin gözlenmesidir. yumurtalık ve rahim kanallarının yapısal ilişkilerinin araştırılması, karın içindeki endometriozis odaklarının tespiti, ve gerektiğinde bazı cerrahi müdahalelerin açık ameliyata geçmeden yapılabilmesi için önerilebilir. ancak gerekirse yapılmalıdır.
  • Histeroskopi: rahim içini ilgilendiren bir problemden şüphelenildiğinde uygulanır. rahim kanalından rahim boşluğuna doğru ilerletilen bir optik sistem ile görüntü alınıp, cerrahi olarak problemin giderilmesini sağlamak üzere önerilen bir yöntemdir. ancak gerekirse yapılmalıdır. bu yöntemle, rahim içi direkt görülebilir, buradaki dokudan biyopsi, miyom veya polip gibi oluşumlar alınabilir. 

Erkeğin değerlendirilmesi

  • Sperm Tetkiki: 3-4 günlük cinsel perhizden sonra mastürbasyon yoluyla verilen sperm, sayı, hareket özelliği ve yapısal durum bir çok yönden değerlendirilir. sperm yıkama işlemi ile dölleme yeteneğinin arttırılması açısından sağlanan fayda araştırılır.
  • Muayene: sperm tetkikinde tespit edilen soruna göre testislerin durumu değerlendirilir, varikosel, enfeksiyon gibi problemler araştırılır.
  • Erkekte Hormon Tetkikleri: fsh, lh, testosteron, free testosteron, prl, tsh . 

Sevgili çiftler, kısırlık kimsenin istemediği bir durum. ne yazık ki evli çiftlerin %15-20 gibi bir kısmı bu durumla karşılaşıyor. türkiye gibi aile kurma ve çocuk sahibi olmanın çok önem verildiği ülkelerde kısır olmak bireyler üzerine ağır psikolojik sıkıntılar yüklemektedir. burada, aile büyüklerinin, çevrenin, adet ve törelerin, toplumun baskıları bazen bir kabus niteliğini almaktadır.

Son 15-20 yılda kısırlık tedavisi konusunda büyük ilerlemeler kaydedildi. tüp bebek ve bu kavramın içeriğindeki teknikler eskiden ümitsiz olan çiftlere özlemlerinin gerçekleşmesinde çok büyük imkanlar sağlıyor. fakat, tüp bebek ve hatta klasik tedaviler bile maddi yönden pahalı olma özelliklerini koruyorlar. Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

Kısırlık söz konusu olan çiftler, öncelikle bu sorunu çevrelerinden saklama ihtiyacı duyuyorlar. daha fazla saklayamayınca da tedavi arayışına giriyorlar. tedaviye girdikten sonra artık günlük hayattan kopuyorlar. karı koca birbirlerine karşı daha içlerine kapanık hale geliyorlar. Çevrede gördükleri her çocuk onlarda bir burukluk ve hüzün yaratıyor. sanki çocuk sahibi olamamak bir suçmuş gibi algılanıyor ve toplum içinde eziklik hissediyorlar.

Bütün bu anlattığım ifadeler tüm çiftlerde olmasa bile bazılarında değişik derecelerde izlenebiliyor. bu konuda, çiftlere tedaviyi yapan doktora çok önemli sorumluluk düşmektedir. doktorun, böyle durumları önceden sezebilmesi ve elden geldiğince çiftlere, aileye yardımcı olması, onlarla sohbet etmeye zaman ayırması gerekir. Çünkü, bu karamsar tabloyu yok edecek mucizevi bir ilaç veya yöntem yok henüz. fakat, biliyoruz ki sıkıntılarımızı paylaşmak hepimiz için rahatlatıcı etkiye sahiptir, çiftlere de tedavinin ağır manevi yükünü kaldırmada yardım edebilir. doktor, çiftlere olduğu kadar gerekirse yakın aile çevresine de yardımcı olmaları yönünde telkinde bulunabilir.

Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor. böyle durumlarda doktorlara da büyük sorumluluk düşmektedir.

İnsanlar genel olarak sorunları ağır bile olsa onlarla baş edebiliyor. yeter ki sorunlarını anlatabilsinler, paylaşabilsinler. İnsanın sorunlar karşısında direnmesinde ve çözüm bulmasında en itici güç umudunun olmasıdır.

ICSI adıyla da bilinen mikro enjeksiyon, günümüzde teknolojinin infertilite alanına kazandırdığı en yüz güldürücü tekniklerden biridir. Çok kısa bir zaman öncesine dek imkansız denilen durumlarda bile icsi çiftlerin gebeliğe ulaşma şansını arttırmaktadır. dünyada ve türkiye'de bir çok mikro enjeksiyon bebeği sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedir.

İnfertil çiftlerde yardımla üreme için icsi (intra cytoplasmic sperm injection) ya da bilinen adıyla mikroenjeksiyonun kullanılması, in vitro fertilizasyon ve embriyo transferi (ivf-et) yöntemlerinin gelişmesinden beri ulaşılan en önemli gelişmedir. 1970'li yılların sonlarında ve 1980'li yılların başlarında tüp bebek (ivf-et) yönteminin ilk geliştirilme amacı, tüplerin tıkalı olduğu kadın infertilite olguları idi. bu şekilde tüpler by-pass edilebileceklerdi.ivf ile, sadece tüplerin devre dışı bırakılmasının değil aynı zamanda daha az sayıda sperm ile döllenmenin başarılabileceği fikri ortaya çıkmıştır. bu yöntemde yumurta ve sperm özel serumların içinde aynı tüpe konur ve döllenmenin oluşması beklenir. nispeten daha az sayıda sperm oositlerle laboratuar ortamında karşılaştırılmakta ve daha sonra embriyo gelişimi izlenerek uygun zamanda rahim içine embriyo transferi yapılmaktadır.

IVF ile erkek faktör infertilitesinin tedavisi bir noktaya kadar başarılıdır. ivf'e rağmen hala gebeliğe ulaşamayan ve sperm sorunu olan çiftlerde ileri tekniklerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. geliştirilen ilk teknik parsiyel zona diseksiyonu (pzd) dur ve hemen sonrasında sub zonal inseminasyon (suzi) kullanılmaya başlanmıştır. bu tekniklerin ikisinde de amaç sperm-yumurta yakınlaşmasını sağlamaktır.

PZD'de yumurta hücresinin zona ismi verilen dış tabakasına mikro-pipet yardımıyla bir delik açılır. böylece sperm zonayı by-pass eder ve direk ara boşluğa (perivitellin aralığa) geçer.

SUZİ işleminde, mikro-pipet içine bir veya daha fazla sayıda sperm alınır, yumurta tutulur. pipet zona boyunca geçirilir ve sperm direk perivitellin aralığa enjekte edilir.

Ulaşılan en üst noktada ise icsi yani mikroinjeksiyon yöntemi tüm tekniklerin önüne geçmiştir. tek bir sperm yumurtanın içine direk enjekte edilir.

İCSİ'nin geliştirildiği ilk dönemlerde sperm yumurta karşılaşmasında döllenmeme riski taşıyan çiftlerde uygulanması, bunun dışında geleneksel ivf yöntemine devam edilmesi düşünülmekte idi. oysa günümüzde bir çok tüp bebek merkezi, başarı oranlarının daha yüksek olması nedeniyle tüm tüp bebek uygulamalarını icsi ile yapar hale gelmiştir. icsi yapılabilme imkanı varken sadece ivf uygulanması tercih edilmemeye başlanmıştır.

Geleneksel Olarak ICSI Gerekenler;

  • Grup-I : Önceki ivf denemelerinde döllenme sağlanamayan olgular,
  • Grup-II : Önceki ivf denemelerinde döllenme oranı düşük olanlar,
  • Grup-III : tesa/tese gibi cerrahi yöntemlerle sperm elde edilmek durumundaki olgular,
  • Grup-IV : sperm parametreleri kötü olanlardır.

Ovulasyon indüksiyonu yapılarak fazla miktarda yumurta hücresi oluşturulmaya çalışılır. oluşan folliküller takip edilir ve uygun büyüklüğe gelmesi beklenir. bu arada ölçülen e2 seviyeleri ile yumurtalıkların tedaviye verdiği cevap değerlendirilir. yumurta toplama günü kararlaştırılır.

Yumurta toplanmasını (opu) takiben alınan oositler (yumurta hücreleri) önce işlemden geçirilerek yıkanır ve artıklardan arındırılırlar. oositler seçilir ve uygun olgunlukta olanlar icsi için hazırlanır. bu arada alınan spermler de bazı özel yıkama işlemlerinden geçirilerek hazırlanır. seçilen spermlerden enjeksiyon yapılacak oosit sayısı kadar sperm ayrılır ve hareketsizleştirilir. sperm mikro-pipete alınır ve başka bir pipetle tutulan oositin içine enjekte edilir. bu işlem her oosit-sperm çifti için tekrarlanır.

Enjeksiyon sonrası, özel serumların içinde uygun sıcaklıkta ve karbondioksit yoğunluğunda inkübatöre konur. ve döllenme oranları ve gelişim kalitesi belli aralıklarla izlenir.

Ovulasyon indüksiyonu (yumurtlama uyarıcı) tedavileri, birkaç ilacın bir arada kullanıldığı çeşitli protokollerden oluşur. hangi ilacın ne dozda ve hangi şemada başlanacağı kişinin muayene sonuçlarına, hormon profiline, önceki tedavilere verdiği yumurtlama cevabına ve neden tüp bebek uygulaması yapıldığına göre değişir.

Kullanılacak ilaçlar tedavi siklusunun başında belirlenerek, reçete düzenlenir ve gerekli ilaçların tedaviye hazırlık döneminde temin edilmesi istenir.

 

İlaçlar:

Olgun yumurtalar elde etmek için birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır. her hastanın kişisel özelliklerine göre değişik ilaç rejimleri kullanılır. ancak, çoğu rejimler aşağıda adı geçen ilaç gruplarını içerir.

  1. Grup 
    Decapeptyl : günlük veya tek kez yapılan enjeksiyonlar.
    Suprefact : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Suprecur : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Lucrin : günlük veya tek kez yapılan enjeksiyonlar.
    Synarel : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Zoladex : tek enjeksiyon olarak uygulanır.

     

     

     

    Bu ilaçlara gnrh analogları adı verilir ve down regulation dediğimiz, hipofiz bezinin doğal olarak fsh ve lh üretimini kısarak, olgunlaşmakta olan folliküllerin erkenden bozulmalarını önleyerek çok önemli bir yer tutarlar.
     

  2. Grup
    Metrodin, follegon saf fsh, pergonal, humegon, menogon ise fsh ve lh hormonlarını beraber içerir ve bunlar günlük enjeksiyonlarla follikül gelişimini uyarırlar.
     
  3. Grup
    Pregnyl, profasi ve choragon ise hcg denen hormonu içerir ve yumurta alımı işleminden 2 gün önceki gece uygulanır. bu hormonun etkisi büyümüş folliküller içerisindeki yumurtaları olgulaştırarak döllenmeye hazır hale getirmek ve aynı zamanda progesteron salgılanmasını başlatmaktır.
     
  4. Grup
    Progesteron: yumurta toplanmasından sonra bu hormon vainal fitiller şeklinde uygulanır. alternatif olarak, günlük enjeksiyonlar olarak da kullanılabilir. bu ilacın amacı endometrium denen rahmin iç duvarını embriyoların yuvalanmasına hazırlamaktır. bazen ek olarak hormonal destek olarak hcg enjeksiyonları da kullanılabilir.

Bu ilaçlar, gebelik olmasa bile adetinizi geciktirebilir. bu nedenle embriyo transferinden 12-14 gün sonra kanda b-hcg hormonu ölçülerek gebelik saptanmalıdır.

Tedavi nasıl yapılmaktadır?

Tedaviye hazırlık dönemi sırasında 1-2 aylık doğum kontrol hapı (microgynon, desolett, ginera vs) kullanılır. doğum kontrol hapları, sonra kullanılacak yumurtlama ilaçlarına yumurtalıkların vereceği cevabı arttıracaktır. takiben burun spreyi (suprefact) veya decapeptyl, lucrin, zoladex gibi enjeksiyonlara genellikle adet kanamasının ortalama 1 hafta öncesinden (uzun protokol), bazı durumlarda ise adetin 1. günü (kısa protokol) başlanır. bu ilaçlara başlayacağınız tarihi doktorunuz belirleyecektir.

Uzun protokolde ilacın başlangıcından 2 hafta kadar sonra ilk pazartesi veya salı sabahı vajinal ultrason tetkiki ve e2 ölçümü için randevu verilecektir. ultrason tetkiki oldukça kolay ve hızlı olup boş mesane ile uygulanır ve yumurta uyarılmasına başlanmadan önce rahim ve yumurtalıklarda bir sorun olup olmadığına bakılır. kanda e2 ölçümünün sonucu ve ilaç dozajlarının bildirilmesi ile bir sonraki randevunuzun ayarlanması için aynı gün öğleden sonra veya ertesi sabah koordinatör hemşire ile telefonla görüşmeniz gerekecektir. ultrason normal ve e2 seviyeniz gereken düşüklükte ise metrodin, pergonal vs ile yumurta uyarılmasına başlanabilir.

Çoğu zaman metrodin, pergonal vs. enjeksiyonlarına genellikle Çarşamba-cuma günleri arası akşam üzeri başlanır ve günde bir kez uygulanır. size bu enjeksiyonları hangi dozda, nasıl ve kaç gün uygulayacağınız bildirilecektir. gerekirse bir randevu alıp görüşerek daha detaylı bilgi alabilirsiniz. bu sırada bir sonraki randevunuz da verilecektir. bu muhtemelen enjeksiyonları 5 gün yaptırdıktan sonraki sabah olacaktır. bu vizitte yine kısa süren bir vajinal ultrason incelemesi ile follikül gelişimi izlenecek ve kanda e2 ölçülecektir. lütfen aynı gün öğleden sonra saat 15:00 ila 17:00 arasında telefon ederek koordinatör hemşireyi arayınız ve sonuçlarınız ile ilgili olarak tedaviye devam ve bir sonraki randevu ile ilgili talimatlarınızı alınız.

Folliküller yeterli büyüklüğe gelmiş ve e2 seviyesi uygun ise, size artık hcg 10.000 u olarak (pregnyl, profasi veya choragon ) verilebilir. bu enjeksiyonu yumurta toplanması işleminden 34-36 saat öncesinde yaptırmak çok önemlidir. bu genellikle işlemin 2 gün öncesinin gecesi olacaktır. enjeksiyonun tam zamanını koordinatör hemşire size bildirecektir.

Tedavi siklusunun iptalini gerektiren sebepler:

  1. Birkaç günlük metrodin,pergonal vs. kullanımından sonra follikül gelişimi hiç olmaz veya çok zayıf ise size tedaviyi iptal etmeniz tavsiye edilebilir. daha sonra ne yapılabileceği hususunda aynı gün veya daha sonraki bir vizitte tartışılabilir. genellikle tavsiyeler ya metrodin, pergonal vs. dozajını yükseltme ve/veya kısa protokole dönmektir.
  2. Metrodin, pergonal vs enjeksiyonlarına aşırı cevap vermiş ve şiddetli ohss riski mevcut ise, siklus iptali bir seçenektir ve bu konu da tartışılacaktır. siklus iptali durumunda ileride planlanacak strateji geliştirilecektir.

 

Cerrahİ sperm arama (pesa, ptsa, tese)

Erkeğin menisinde hiç sperm olmaması durumunda (azospermi) mikroenjeksiyon işleminde kullanılacak olan spermin testislerden alınması gündeme gelmektedir. bu uygulamanın başlaması ile erkek kısırlığı konusunda devrim yaşanmıştır. tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında kanalların içine ince bir iğne ile girilerek sperm aranır (pesa). bu tür olgularda kendi kliniğimizde sperm bulma oranımız %99.6?dır.

Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha karışıktır. bu durumlarda erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak gerekmektedir. parça iğne ile (ptsa) ya da açık cerrahi ile alınabilir (tese). bu teknikle hastaların yaklaşık %60?ında sperm bulunabilmektedir. Üretim bozukluğuna bağlı azospermi olgularında gebelik oranları biraz daha düşüktür.

 

Destekli Yuvalama

Yardımcı üreme tekniklerine başvuran çiftlerin yarasından fazlasında embriyo gelişmesine rağmen gebelik olmamaktadır. döllenme olmasına rağmen gebelik oluşmamasının kaynağı muhtemelen embryonun rahime yerleşme safhasındadır. embriyonun rahim içine yerleştirilmesini takiben değişik olaylar oluşmaktadır. İlk olarak embriyo bölünmeye ve büyümeye devam etmekte belli bir boya erişince kendisini çevreleyen zarı (zona pellusida) yırtarak endometriumolarak adlandırılan rahim içindeki dokunun derinliklerine yerleşerek büyümesine burada devam etmektedir.

Gebeliğin oluşmamasının en önemli nedeni embriyonun bu zarı yırtarak dışarı çıkmaması ve dolayısı ile rahim duvarına yerleşmemesi olduğu kabul edilmektedir. bu problemi çözmek için embryoyu, çevreleyen bu zarda transfer işlemi öncesi kimyasal veya mekanik yötemlerle küçük bir delik açılarak embriyonun bu zarı yırtması ve rahim duvarına yerleşmesi sağlanmaktadır. yapılan bilimse çalışmalar bu yöntemle gebelik oranlarında hissedilir bir yükselme olduğunu göstermektedir. vkv amerikan hastanesi yardımcı Üreme teknikleri merkezi?nde bu teknik kısaca şu şekilde uygulanmaktadır: İlk olarak embriyo mikroskopik bir iğne ile embriyo duvarından teğet geçilerek iki noktada delik açılır. embriyo rahim içinde büyümesine devam ederken zayıf olan bu noktalarda zarını delebilir.

 

Preimplantasyon genetik tani (pgt)

Preimplantasyon genetik tanı (pgt), ailesinde genetik hastalıkları olan çiftlerin ya da uygulanan tedavilere cevap vermemiş intefil ailelerin tüp bebek yöntemi kullanılarak sağlıklı bebeğe kavuşmalarını sağlayan yeni bir genetik tanı yöntemi olup bu yöntemle çiftlerden elde edilen embriyolar tek tek incelenerek genetik olarak sağlıklı olan embriyolar anormal embriyolardan ayrılır ve anne adına genetik olarak normal olduğu saptanan embriyolar transfer edilir. bu sayede genetik bozukluğu olan çocuğa sahip olma riski yüksek olan çiftler için hamilelik en başından kontrol altına alınmış olur. ivf?de olumsuz sonuçların başlıca sebeplerinden biri kromozom anomalisi dolayısıyla meydana gelen düşüklerdir. bu nedenle pgt, özellikle ileri yaştaki ivf hastalarına ait oositlerde %43.1?lik gibi yüksek oranda kromozom anomalisine rastlanması sebebi ile ileri yaş anne adaylarına önerilmektedir. ayrıca ülkemizde sıklıkla görülen talasemi ve orak hücreli anemi genetik hastalıkların gebelik öncesi analizi de pgt ile yapılabilmektedir. gelişen genetik teknikler ve bilgiye ulaşma olanaklarının artması çiftlerin, pgt ve diğer prenatal tanı yöntemleri hakkında sağlık merkezlerine başvurmalarını kolaylaştırmıştır. asıl amacı aileleri sağlıklı bebeklere kavuşturmak olan ivf, preimpantasyon genetik tanı?nın uygulanması ile birlikte başarıya ulaşma konusunda bir daha atılmasını sağlamıştır.

 

Blastokist Transferİ

Son dönemlerde geliştirilmiş medium sistemleri kullanılarak embriyo canlılığı laboratuar ortamında daha da uzatılmış ve buna bağlı olarak günümüzde tüp bebek merkezlerinde, daha yüksek gebelik oranlarının elde edildiği 5. ya da 6. gün transferleri yaygınlaşmaya başladı. buna blastokist transferi adı verilir. embriyonun ana rahmine tutunmadan önce ulaştığı en son aşamaya blastokist aşaması denir.

Blastokist Transferlerinin Avantajları Şunlardır:

  • Gelişim potansiyeli daha iyi olan embriyoları seçebilme
  • Canlılğı yüksek olan daha az sayıda embriyo transfer ederek çoğul gebelik olasılığını azaltması
  • Embryo gelitimini daha iyi gözleyebilme
  • Embryoları en yüksek gelişim potansiyeline sahip oldukları dönemde yani blastokist aşamasında doldurabilme
  • Preimplantasyon genetiği uygulayan merkezlerde trophectoderm (blastokiste ait hiç hücre tabakaları) biopsisi uygulayabilmek ve bu doku embriyonik olmadığı için ethik problemleri ortadan kaldırabilmek
  • Embriyo canlılığının incelenebileceği metodlara fırsat tanıması.


Embriyo Dondurma

İnsan gametlerinin ve embriyolarının dondurulmasının tüp bebek pratiğinde büyük önemi vardır. tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik riskini en aza indirmek için genel yaklaşım en fazla üç embriyo transfer etmektir. bu durumda akla gelen ilk soru elde edilen fazla embriyoların ne şekilde değerlendirileceğidir. bu şekilde elde edilen fazla embriyoların dondurulması hastaya hem ekonomik, hem de psikolojik bir avantaj sağlar. ayrıca dondurulan embriyolar transfer edileceği zaman hasta herhangi bir tedaviye gereksinim duymaz. embriyo dondurma işlemi tüp bebek uygulamalarında başarı şansını arttıran bir işlem olarak da değerlendirilebilir.

Emriyo dondurma ve çözme işlemi, embryolar kimyasal maddelerle (kriyoprotektan) dengelendikten sonra soğutulması ve -196 c sıvı nitrojen içinde depolanması, çözüldükten sonra da krioprotektan ortamından uzaklaştırılarak ileri gelişimi sağlamak için özel kültür ortalamanın içine alınmasıdır. her iki işlemde çok dikkatli yapılır. rutin tüp bebek ve mikroenjeksiyon uygulamalarında embriyo dondurma ile gebelik oranları %15-25 arasında değişir. aynı siklusda gebelik elde edilmiş ve kalan embriyolar dondurulmuş ise bu kez gebelik oranı %40 kadar olur. Çiftlerden izin belgesi alınarak dondurulan embriyolar Türkiye'de 1997 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile üç yıl boyunca sıvı nitrojen içerisinde saklanabilir.

 

Sperm Analizi:

Sperm analizi, tedavinin planlanmasında çok önemli değere sahiptir. bu nedenle, iyi bir merkezde, bu işten anlayanlar tarafından yapılması gerekir. eksik, yetersiz veya yanlış yapılan bir tahlil, yanlış tedavi planlanmasına, zaman kaybına ve tekrar tahlil istenmesi nedeniyle mali kayıplara neden olabilir.

Tedaviyi planlayan ve uygulayan doktorun sperm analizini yeterli şekilde değerlendirmesi hayati önemi olan bir konudur. ayrıca, spermin nasıl ve hangi şartlarda alınması gerektiği de erkeğe iyice anlatılmalıdır.

Sperm tahlili için erkeğin 2-7 gün arası boşalmaması gerekir. sperm verirken su, tükürük, sabun veya başka bir kayganlaştırıcı kullanılmaması gerekir. sperm odası gürültüden uzak, sakin ve sessiz bir ortam olmalı, gözden uzak bir yerde bulunmalıdır. İçinde lavabo, temizlik malzemeleri, rahat bir oturma imkanı olmalıdır. bazen uygun olmayan şartlarda sperm vermek zorunda kalan erkekler bu konudan şikayetçi olmaktadır. sperm vermede sorun yaşayanlar için gerekli imkanlar sağlanmalıdır.

 

Azospermi:

Erkeğin menisinde canlı veya cansız hiç sperm hücresi olmamasıdır. bu durum 2 şekilde ortaya çıkar:

  1. Tıkayıcı Tip: burada erkeğin yumurtalıklarında (testis) sperm hücre yapımı olmasına rağmen hücreleri ileten kanallarda tıkanıklık olması nedeniyle (daha önce geçirilmiş iltihabi bir hastalık gibi) sperm hücreleri dışarı çıkamaz. bu hastalarda enjektör ve iğne yardımı ile sperm kanallarından hücre alınır. (tesa, mesa, pesa)
  2. Hücre Yapımının Olmaması: burada ise sperm hücresini yapımı ya hiç olmamakta, ya da hücre olgunlaşması tamamlanamadığı olgun sperm hücresi bulunmamaktadır. bu tip azospermi pek çok nedenden olabilir: Ör: İnmemiş testis, genetik kaynaklı gibi. bu hastalarda testislerden iğne yardımı ile hücre aranır (tesa). eğer hücre bulunamazsa testislerden biyopsi ile çok küçük parçalar alınır ve hücre aranır (tese, mikrotese) 

Her iki azospermi tipinin ayırıcı tanısında;

  • Sperm analizi
  • Erkeğin muayenesi
  • Erkeğin hormon tetkiklerinin
  • Erkeğin genetik tetkikinin yapılması gerekir. 

tıkayıcı tipte olan azospermi de hücre bulunma şansı hemen hemen kesindir ve başarı şansı yüksektir.

Hücre yapımının olmadığı veya çok az olduğu ikinci tipte hücre bulunma şansı %30-50 dir. eğer hücre bulunamazsa en az 6 ay ara ile biyopsi tekrar edilebilir.

Bazı durumlarda, azospermi tanısı konulanlarda nadir de olsa tekrar yapılan menide yapılan sperm analizinde çok az sayıda canlı hücre bulunabiliyor. bu nedenle, hastaların her zaman dikkatli değerlendirilmesi gereklidir.

Bu genel bilgiler dışında, her erkeğin kendi özel durumuna göre bir değerlendirme yapılıp ileriye yönelik tüp bebek şansı ayrıca ayrıntılı olarak tartışılıp ona göre karar verilmelidir.

İmmotil sperm: (%100 hareketsiz) Erkeğin menisinde hareketli sperm hücrelerinin olmayışıdır. burada hücrelerin kuyruk yapısında bir anormallik söz konusudur. hücre sayısı değişik olabilir. burada, iki durum söz konusudur:

  1. hücrelerin hepsi ölüdür.
  2. hücrelerin bir kısmı canlıdır fakat hareket yeteneğini kaybetmiştir. 

Bunun için canlılık testi yapılır. bu test sonucuna göre uygun vakalarda tüp bebek yaplır. eğer canlı hücre yoksa erkeğin testislerinden biyopsi ile sperm hücresi aranır.

Oligospermi: (sayı) Sperm hücrelerinin sayı olarak azlığını ifade eder. eğer, sperm hücre sayısı 20 milyon/ml den az ise oligospermi tanısı konur. bu azlığın derecelerine göre tedavi düzenlenir.

Astenospermi: (az hareketlilik) sperm hücrelerinin hareket azlığını ifade eder. burada:

  1. Hızlı ileri hareketli (hiperaktif) (a)
  2. Yavaş hareketli (b)
  3. Yerinde hareketli (c)
  4. Hareketsiz (d) 

Şeklinde bir sınıflandırma vardır. tedavinin planlanmasında özellikle hiperaktif olanlar önemlidir.

Teratospermi: (Şekil farklılıkları) İnsan sperm hücrelerinin kendine has “iğ” şeklinde bir baş yapısı vardır. bazen sperm başı değişik şekillerde olur. her normal sperm analizinde bazı hücrelerin “anormal şekilli” şeklinde yazıldığı görülür ve belli bir yüzde ile ifade edilir. eğer, anormal şekilli sperm hücrelerinin oranı hemen hemen % 100 ise teratospermiden bahsedilir. bu tanı bazen hastalarda kaygılara yol açmaktadır. sanki bu hücrelerle tüp bebek yapılırsa ve gebelik oluşursa bebeğin anormal olmasından korkulmaktadır. halbuki, bu tip hücreler doğal yollardan kadının yumurtasını dölleyemezler; ancak, tüp bebek uygulamasında kullanılabilirler.

Şunu unutmamak gerekir: tüp bebek uygulamalarında sperm hücreleri ne durumda olursa olsun, gerek duyulduğunda genetik testlerin yapılmasından kaçınmamalıdır. tedavilerin ayrıntıları çiftlerle beraber tartışılmalıdır.

Aglütinasyon: (kümeleşme) sperm hücrelerinin baş, kuyruk gibi bölgelerinden irili ufaklı kümeler oluşturmasıdır. bu durumda sperm hareket etse bile yerinden ayrılamadığı için yumurta dölleme kabiliyetini kaybetmiştir. bu durumda mutlaka sperm yıkama yapılarak değerlendirilmelidir. genellikle menide bulunan bazı bağışıklık maddeleri bu duruma yol açabilir.

Sperm yıkama: ünümüzde sperm analizinin artık ayrılmaz bir parçası olmuştur. yıkama yapılmadan bir sperm analizini değerlendirmek çok sağlıklı olmamaktadır. bazı özel hücre kültürü sıvıları ile meni yıkanarak istenmeyen maddeler ayrılarak sağlıklı sperm hücrelerinin değerlendirilmesi mümkün olmaktadır.

Kruger Testi: Bu test sperm şekline göre yapılan özel bir değerlendirmedir. sonuçlar intertilite tedavisinin planlanmasında önem arz eder. Şöyle ki:

  • %14 ve üzeri normal, doğal ilişki veya aşılamaya uygun
  • %5-13 sınırda, yıkama sonuçlarına, ve diğer intertilite nedenlerine göre karar vermek gerekir
  • %4 ve daha az ise tüp bebek gerekir. 

Kruger kriteri azaldıkça spermin yumurtayı dölleme yeteneği de azalmaktadır.

Diğer Kriterler:

  • Sperm hücrelerinin değerlendirilmesi genellikle meni alındıktan 2 saat sonra değerlendirilmektedir. Özellikle bazı durumlarda 2. saatte hücre hareketi yüzdesi iyi iken, 6 ve daha ileri saatlerde bu yüzdenin hızla azaldığı ve bazen % 0 olduğuna rastlanmaktadır. bu önemli bir kriterdir
  • Menide toplam ileri hareketli sperm sayısı 5 milyon altında ise tüp bebek daha iyi bir tedavi yöntemdir.
  • Meni miktarı normalde 2-7 cc olarak kabul edilir. bazen 2 cc altında meni elde edilir. bu az miktar meni ile doğal yoldan gebe kalma şansı çok düşüktür.
  • Gereksiz kullanılan bazı ilaçlar sperm analizinde tam ters bir etki ile hücre azlığına veya yokluğuna yol açabilir. bu gibi durumlarda ilacı kestikten en az 2 ay sonra yeni bir tetkik yapılmalıdır.
  • Aşırı sigara ve alkol tüketimi (özellikle 5-10 seneden fazla) sperm hareket ve sayısında azalmalara yol açabilir
  • Başka bir hastalık nedeniyle alınan ilaçlar (ör: mide rahatsızlıkları, depresyon) sperm üzerinde olumsuz etki yapabilirler. 
Göster
Gizle