Anasayfa - / - Etiket Arşivi: ali hatay (sayfa 2)

Etiket Arşivi: ali hatay

Kısırlık ve Sebepleri

Günümüzde kısırlık artık çok nadiren düzeltilemeyecek bir nedene bağlı olabilir. bunu gerçek kısırlık (sterilite) olarak adlandırıyoruz. Ör: kadının erken menopoz'a girmesi (35 yaş altında), kadının rahminin veya yumurtalıklarının ameliyatla alınmış olması, erkeğin hiç sperm üretememesi (azospermi) gibi. bunların dışında kısır çiftlerde, üreme yeteneği değişik oranlarda azalmış olmakla beraber tedavi ile çocuk sahibi olmak mümkündür.

Kısırlık tedavisine başlamadan önce kadın ve erkeğin detaylı bir şekilde araştırılıp altta yatan nedenlerin ortaya çıkarılması gerekir. bu araştırmalar sırasında önceden fark edilmemiş bazı hastalıklar ve yapısal değişiklikler de ortaya çıkabilmektedir. yapılacak tedaviler de bu nedenlere göre planlanır. bazen başka bir hastalık gebelik oluşmasına engel olabilir ve bu durumun tedavisi ile çocuk sahibi olmak mümkün olur.

Kadında Kısırlık:

Kadında gebelik oluşmamasının ana sebepleri adet ve yumurtlama düzensizlikleri, endometriozis, polikistik over, erken menapoz, rahim kanallarının kapalı olması veya üreme sistemine ait yapısal bozukluklar olabilir.

  • Yumurtlama Düzensizlikleri:
    Yumurtlama düzensizlikleri, kadın kısırlığının en sık görülen sebebidir. yumurtlama, yumurtalıklarda gelişip olgunlaşan yumurtaların barındıkları içi sıvı dolu keseciklerden (folikül) atılması işlemidir. yumurtlama olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. seyrek veya sık adet görme veya hiç adet görememe yumurtlama ile ilgili problemi düşündürür. ancak düzenli adet gören kadınlarda da yumurtlama düzensizliği olabilir.
  • Rahim Kanalları Hasarı:
    Rahim kanallarının kısmen veya tamamen tıkalı olması halinde spermler yumurtaya ulaşamaz. rahim kanallarına hasar veren olaylar arasında daha önce geçirilmiş karın içi veya üreme organlarına ait enfeksiyonlar, endometriozis, ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklar veya geçirilmiş bir dış gebelik sayılabilir.
  • Endometriozis:
    Endometriyozis, rahimin içini döşeyen ve adet görülen rahim içi dokunun, rahim dışında odaklar halinde bulunmasıdır. normal yerleşiminin dışında bulunan bu odaklar, zamanla rahim tıkanmasına, veya yumurtlamanın bozulmasına neden olabilir. endometrioz lu hastaların %70’i kısırlık problemi yaşamaktadır.
  • Rahim Ağzı (serviks) Daktörü – Rahim Faktörü:
    İnfertiliteye sebep olan rahim problemleri arasında, şekil bozuklukları, enfeksiyonlar ve mukus kalitesinin iyi olmayışı, rahim ağzında (serviks) veya rahim içinde gelişen polipler sayılabilir. polip ler iyi huylu, küçük, et beni gibi doku oluşumlarıdır. kötü bir hastalıkla ilgileri yoktur, fakat bazen gebeliğe engel olabilirler. adetin değişik evrelerinde rahim ağzı salgısı (mukus) hormonların etkisi ile miktar ve kıvam olarak değişiklikler gösterir. mukus, uygun nitelikte olmaması halinde spermin, kadın üreme yollarında ilerlemesine engel olabilir.
  • Miyom (myom):
    Yapısal olarak iyi huylu rahim tümörleri olan myomlar da, büyüklüklerine, yerleşim yerlerine ve sayılarına bağlı olarak kısırlığa neden olabilirler.
  • İmmünolojik faktörler (Bağışıklık Sistemi):
    Kısırlıkta rol oynayan immunolojik faktörlerin tanısı zor, tedavisi ise sınırlıdır. kadının servikal mukusunda bulunan sperme karşı antikorlar yani, bağışıklık maddeleri, erkeğin kendi spermine karşı oluşturduğu antikorlar, hatta döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyen bağışıklık faktörleri kısırlığın nedeni olabilir.
  • Açıklanamayan – Nedeni İzah Edilemeyen Kısırlık:
    Bazen, kadın ve erkekte yapılan muayene ve tetkiklere rağmen kısırlığı izah edecek bir neden bulunamaz. Özellikle bu durum, çiftlerde umutsuzluğa ve hayal kırıklığına yol açmaktadır. kendileri üzüldükleri gibi, aile ve çevreye karşı bir eziklik hissetmektedirler. ortada belli bir neden yokken çocuk sahibi olamamak bazen karı kocanın birbirini, hatta ailelerin birbirlerini suçlamasına yol açabilmektedir.


Erkekte kısırlık:

Erkekte sperm hücrelerinin üretiminde sayısal azlık (oligosperm), hareket azlığı (astenosperm) veya yokluğu (azosperm), hücrelerin kümelenmeleri (aglütinasyon) gibi nedenler tek başına olabileceği gibi bütün bu faktörler bir arada bulunabilir. bazen, sperm hücresi, sperm kanallarının tıkalı olması nedeniyle dışarı çıkamaz (tıkanıklığa bağlı azospermi) veya hücre yapımının olmayışı ile ilgili olan yapısal azospermi görülebilir.

Sperm sayı ve kalitesini etkileyen nedenler:

Sperm yapımı ve olgunlaşmasına ait problemler, erkek kısırlığı nedenleri arasında en geniş grubu oluşturur. sperm hücreleri, yeterli sayı, şekil veya hareket özelliklerinde olmamaları nedeniyle yumurtayı döllemeyebilirler. Spermatogenez (sperm yapım ve olgunlaşması) üzerine olumsuz etkisi olan birkaç faktör vardır.

  • Bazı Enfeksiyon Hastalıkları üreme organlarını etkileyerek testislerde sperm yapımını bozabilirler. ergenlik çağından sonra geçirilen kabakulak hastalığının %25 oranında infertiliteye sebep olması en iyi bilinen örnektir.
  • Hormonal Eksiklikler: sperm yapımını sağlayan fsh ve lh hormonlarındaki düzensizlikler en sık görülen şeklidir.
  • İmmünolojik Bozukluklar: bazı erkekler, kendi spermlerine karşı antikorlar oluşturarak, sperm hareketlerinin bozulmasına veya aglütinasyonlara (spermlerin başlarından veya kuyruklarından yapışarak hareket yeteneğini kaybetmesi) neden olabilirler.
  • Varikosel: testisler skrotum adı verilen torba yapıları içinde bulunurlar. skrotumdaki venlerin varisleşmesi (varikosel) de sperm kalitesini bozabilir. varikosel, erkek hastalarda %21-41 oranında görülür. benzer bir durum bacaklarda damarların genişlemesi ile olan varislere benzer. testiste olduğunda varikosel adını alır. İleri derecelerde ağrıya neden olabilir.
  • Çevresel Faktörler ve Hayat Tarzı sperm kalitesini etkileyebilir. Çalışma ortamındaki uçucu gazlar (boya, mobilya, akü sanayi), radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri de geçici veya kalıcı olarak sperm yapımını durdurabilir.
  • Genetik olarak bazı erkeklerin y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı veya yokluğuna neden olabilir. 
  • Sperm Kanallarında Tıkanıklıklar:
    sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir. bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyat yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
  • Cinsel İlişkiye Ait Problemler
  • Empotans (sertleşme problemleri) veya erken boşalma, bu grupta yer alan sebeplerdir.


Yapılması Mutlaka Gerekli Olan Tetkikler

  • Öngörüşme, jinekolojik muayene ve ultrasonografi: kısırlık nedeni olabilecek hormonal yapıya ait ipuçları araştırılır (kilo, kıllanma, memelerden süt gelmesi, büyümüş tiroid bezi vs.), üreme sistemi, yumurtalıklar ve rahim ultrasonafi yardımı ile değerlendirilir. Üreme organlarına ait enfeksiyonlar, bu sistemin yapısal bozukluklarının bir kısmı , rahime ait miyom polip gibi urlar ve rahim için tabakasınınnın (endometrium) özellikleri, yumurtalıkların yapısı, kistleri teşhis edilebilir.
  • Kadında hormon tetkikleri: fsh, lh, prl, tsh, e2
  • HSG (histero-salpingo-grafi, rahim kanallarının filmi) : rahim ağzından verilen ilaçlı maddenin rahim boşluğunu doldurup kanallardan geçerek karın boşluğuna dağılışı bir dizi röntgen filmi ile tespit edilir. hsg olarak adlandırılan bu tetkik rahim kanallarının geçirgenliği hakkında bilgi verir ve rahim boşluğunun şekil bozuklukları ve yer kaplayan oluşumlarının tanınmasını sağlar. kanalların her ikisinin de tıkalı olması kesin kısırlık nedenidir ve tüp bebek yapılmasını gerektirir. kanallardan bir tanesi açık diğeri kapalı ise gebe kalma şansı azalmakta, kısırlık ihtimali daha da artmaktadır. bu gibi durumda aşılama tedavisi kadının yaşına, evlilik yılına, sperm analizine göre değerlendirilip, gerekirse tüp bebek yapılabilir. 


Gerektiğinde yapılabilecek tetkikler:

  • Rahim boşluğunun değerlendirilmesi (hidro-sonografi): rahim ağzından verilen sıvının ultrason kontrolu altında rahim boşluğunu doldurması izlenerek, rahim içinde yer kaplayan oluşumlar tesbit edilebilir. bu yöntem ile rahim içi dokunun gelişme durumu, polip, miyom gibi oluşumlar tesbit edilmektedir.
  • Laparoskopi: genel anestezi altında göbek altından 1 cm’lik bir kesi ile karın boşluğuna girilip optik bir sistem aracılığı ile karın içinin gözlenmesidir. yumurtalık ve rahim kanallarının yapısal ilişkilerinin araştırılması, karın içindeki endometriozis odaklarının tespiti, ve gerektiğinde bazı cerrahi müdahalelerin açık ameliyata geçmeden yapılabilmesi için önerilebilir. ancak gerekirse yapılmalıdır.
  • Histeroskopi: rahim içini ilgilendiren bir problemden şüphelenildiğinde uygulanır. rahim kanalından rahim boşluğuna doğru ilerletilen bir optik sistem ile görüntü alınıp, cerrahi olarak problemin giderilmesini sağlamak üzere önerilen bir yöntemdir. ancak gerekirse yapılmalıdır. bu yöntemle, rahim içi direkt görülebilir, buradaki dokudan biyopsi, miyom veya polip gibi oluşumlar alınabilir. 

Erkeğin değerlendirilmesi

  • Sperm Tetkiki: 3-4 günlük cinsel perhizden sonra mastürbasyon yoluyla verilen sperm, sayı, hareket özelliği ve yapısal durum bir çok yönden değerlendirilir. sperm yıkama işlemi ile dölleme yeteneğinin arttırılması açısından sağlanan fayda araştırılır.
  • Muayene: sperm tetkikinde tespit edilen soruna göre testislerin durumu değerlendirilir, varikosel, enfeksiyon gibi problemler araştırılır.
  • Erkekte Hormon Tetkikleri: fsh, lh, testosteron, free testosteron, prl, tsh . 

Sevgili çiftler, kısırlık kimsenin istemediği bir durum. ne yazık ki evli çiftlerin %15-20 gibi bir kısmı bu durumla karşılaşıyor. türkiye gibi aile kurma ve çocuk sahibi olmanın çok önem verildiği ülkelerde kısır olmak bireyler üzerine ağır psikolojik sıkıntılar yüklemektedir. burada, aile büyüklerinin, çevrenin, adet ve törelerin, toplumun baskıları bazen bir kabus niteliğini almaktadır.

Son 15-20 yılda kısırlık tedavisi konusunda büyük ilerlemeler kaydedildi. tüp bebek ve bu kavramın içeriğindeki teknikler eskiden ümitsiz olan çiftlere özlemlerinin gerçekleşmesinde çok büyük imkanlar sağlıyor. fakat, tüp bebek ve hatta klasik tedaviler bile maddi yönden pahalı olma özelliklerini koruyorlar. Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

Kısırlık söz konusu olan çiftler, öncelikle bu sorunu çevrelerinden saklama ihtiyacı duyuyorlar. daha fazla saklayamayınca da tedavi arayışına giriyorlar. tedaviye girdikten sonra artık günlük hayattan kopuyorlar. karı koca birbirlerine karşı daha içlerine kapanık hale geliyorlar. Çevrede gördükleri her çocuk onlarda bir burukluk ve hüzün yaratıyor. sanki çocuk sahibi olamamak bir suçmuş gibi algılanıyor ve toplum içinde eziklik hissediyorlar.

Bütün bu anlattığım ifadeler tüm çiftlerde olmasa bile bazılarında değişik derecelerde izlenebiliyor. bu konuda, çiftlere tedaviyi yapan doktora çok önemli sorumluluk düşmektedir. doktorun, böyle durumları önceden sezebilmesi ve elden geldiğince çiftlere, aileye yardımcı olması, onlarla sohbet etmeye zaman ayırması gerekir. Çünkü, bu karamsar tabloyu yok edecek mucizevi bir ilaç veya yöntem yok henüz. fakat, biliyoruz ki sıkıntılarımızı paylaşmak hepimiz için rahatlatıcı etkiye sahiptir, çiftlere de tedavinin ağır manevi yükünü kaldırmada yardım edebilir. doktor, çiftlere olduğu kadar gerekirse yakın aile çevresine de yardımcı olmaları yönünde telkinde bulunabilir.

Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor. böyle durumlarda doktorlara da büyük sorumluluk düşmektedir.

İnsanlar genel olarak sorunları ağır bile olsa onlarla baş edebiliyor. yeter ki sorunlarını anlatabilsinler, paylaşabilsinler. İnsanın sorunlar karşısında direnmesinde ve çözüm bulmasında en itici güç umudunun olmasıdır.

ICSI adıyla da bilinen mikro enjeksiyon, günümüzde teknolojinin infertilite alanına kazandırdığı en yüz güldürücü tekniklerden biridir. Çok kısa bir zaman öncesine dek imkansız denilen durumlarda bile icsi çiftlerin gebeliğe ulaşma şansını arttırmaktadır. dünyada ve türkiye'de bir çok mikro enjeksiyon bebeği sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedir.

İnfertil çiftlerde yardımla üreme için icsi (intra cytoplasmic sperm injection) ya da bilinen adıyla mikroenjeksiyonun kullanılması, in vitro fertilizasyon ve embriyo transferi (ivf-et) yöntemlerinin gelişmesinden beri ulaşılan en önemli gelişmedir. 1970'li yılların sonlarında ve 1980'li yılların başlarında tüp bebek (ivf-et) yönteminin ilk geliştirilme amacı, tüplerin tıkalı olduğu kadın infertilite olguları idi. bu şekilde tüpler by-pass edilebileceklerdi.ivf ile, sadece tüplerin devre dışı bırakılmasının değil aynı zamanda daha az sayıda sperm ile döllenmenin başarılabileceği fikri ortaya çıkmıştır. bu yöntemde yumurta ve sperm özel serumların içinde aynı tüpe konur ve döllenmenin oluşması beklenir. nispeten daha az sayıda sperm oositlerle laboratuar ortamında karşılaştırılmakta ve daha sonra embriyo gelişimi izlenerek uygun zamanda rahim içine embriyo transferi yapılmaktadır.

IVF ile erkek faktör infertilitesinin tedavisi bir noktaya kadar başarılıdır. ivf'e rağmen hala gebeliğe ulaşamayan ve sperm sorunu olan çiftlerde ileri tekniklerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. geliştirilen ilk teknik parsiyel zona diseksiyonu (pzd) dur ve hemen sonrasında sub zonal inseminasyon (suzi) kullanılmaya başlanmıştır. bu tekniklerin ikisinde de amaç sperm-yumurta yakınlaşmasını sağlamaktır.

PZD'de yumurta hücresinin zona ismi verilen dış tabakasına mikro-pipet yardımıyla bir delik açılır. böylece sperm zonayı by-pass eder ve direk ara boşluğa (perivitellin aralığa) geçer.

SUZİ işleminde, mikro-pipet içine bir veya daha fazla sayıda sperm alınır, yumurta tutulur. pipet zona boyunca geçirilir ve sperm direk perivitellin aralığa enjekte edilir.

Ulaşılan en üst noktada ise icsi yani mikroinjeksiyon yöntemi tüm tekniklerin önüne geçmiştir. tek bir sperm yumurtanın içine direk enjekte edilir.

İCSİ'nin geliştirildiği ilk dönemlerde sperm yumurta karşılaşmasında döllenmeme riski taşıyan çiftlerde uygulanması, bunun dışında geleneksel ivf yöntemine devam edilmesi düşünülmekte idi. oysa günümüzde bir çok tüp bebek merkezi, başarı oranlarının daha yüksek olması nedeniyle tüm tüp bebek uygulamalarını icsi ile yapar hale gelmiştir. icsi yapılabilme imkanı varken sadece ivf uygulanması tercih edilmemeye başlanmıştır.

Geleneksel Olarak ICSI Gerekenler;

  • Grup-I : Önceki ivf denemelerinde döllenme sağlanamayan olgular,
  • Grup-II : Önceki ivf denemelerinde döllenme oranı düşük olanlar,
  • Grup-III : tesa/tese gibi cerrahi yöntemlerle sperm elde edilmek durumundaki olgular,
  • Grup-IV : sperm parametreleri kötü olanlardır.

Ovulasyon indüksiyonu yapılarak fazla miktarda yumurta hücresi oluşturulmaya çalışılır. oluşan folliküller takip edilir ve uygun büyüklüğe gelmesi beklenir. bu arada ölçülen e2 seviyeleri ile yumurtalıkların tedaviye verdiği cevap değerlendirilir. yumurta toplama günü kararlaştırılır.

Yumurta toplanmasını (opu) takiben alınan oositler (yumurta hücreleri) önce işlemden geçirilerek yıkanır ve artıklardan arındırılırlar. oositler seçilir ve uygun olgunlukta olanlar icsi için hazırlanır. bu arada alınan spermler de bazı özel yıkama işlemlerinden geçirilerek hazırlanır. seçilen spermlerden enjeksiyon yapılacak oosit sayısı kadar sperm ayrılır ve hareketsizleştirilir. sperm mikro-pipete alınır ve başka bir pipetle tutulan oositin içine enjekte edilir. bu işlem her oosit-sperm çifti için tekrarlanır.

Enjeksiyon sonrası, özel serumların içinde uygun sıcaklıkta ve karbondioksit yoğunluğunda inkübatöre konur. ve döllenme oranları ve gelişim kalitesi belli aralıklarla izlenir.

Ovulasyon indüksiyonu (yumurtlama uyarıcı) tedavileri, birkaç ilacın bir arada kullanıldığı çeşitli protokollerden oluşur. hangi ilacın ne dozda ve hangi şemada başlanacağı kişinin muayene sonuçlarına, hormon profiline, önceki tedavilere verdiği yumurtlama cevabına ve neden tüp bebek uygulaması yapıldığına göre değişir.

Kullanılacak ilaçlar tedavi siklusunun başında belirlenerek, reçete düzenlenir ve gerekli ilaçların tedaviye hazırlık döneminde temin edilmesi istenir.

 

İlaçlar:

Olgun yumurtalar elde etmek için birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır. her hastanın kişisel özelliklerine göre değişik ilaç rejimleri kullanılır. ancak, çoğu rejimler aşağıda adı geçen ilaç gruplarını içerir.

  1. Grup 
    Decapeptyl : günlük veya tek kez yapılan enjeksiyonlar.
    Suprefact : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Suprecur : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Lucrin : günlük veya tek kez yapılan enjeksiyonlar.
    Synarel : burun spreyi şeklinde uygulanır.
    Zoladex : tek enjeksiyon olarak uygulanır.

     

     

     

    Bu ilaçlara gnrh analogları adı verilir ve down regulation dediğimiz, hipofiz bezinin doğal olarak fsh ve lh üretimini kısarak, olgunlaşmakta olan folliküllerin erkenden bozulmalarını önleyerek çok önemli bir yer tutarlar.
     

  2. Grup
    Metrodin, follegon saf fsh, pergonal, humegon, menogon ise fsh ve lh hormonlarını beraber içerir ve bunlar günlük enjeksiyonlarla follikül gelişimini uyarırlar.
     
  3. Grup
    Pregnyl, profasi ve choragon ise hcg denen hormonu içerir ve yumurta alımı işleminden 2 gün önceki gece uygulanır. bu hormonun etkisi büyümüş folliküller içerisindeki yumurtaları olgulaştırarak döllenmeye hazır hale getirmek ve aynı zamanda progesteron salgılanmasını başlatmaktır.
     
  4. Grup
    Progesteron: yumurta toplanmasından sonra bu hormon vainal fitiller şeklinde uygulanır. alternatif olarak, günlük enjeksiyonlar olarak da kullanılabilir. bu ilacın amacı endometrium denen rahmin iç duvarını embriyoların yuvalanmasına hazırlamaktır. bazen ek olarak hormonal destek olarak hcg enjeksiyonları da kullanılabilir.

Bu ilaçlar, gebelik olmasa bile adetinizi geciktirebilir. bu nedenle embriyo transferinden 12-14 gün sonra kanda b-hcg hormonu ölçülerek gebelik saptanmalıdır.

Tedavi nasıl yapılmaktadır?

Tedaviye hazırlık dönemi sırasında 1-2 aylık doğum kontrol hapı (microgynon, desolett, ginera vs) kullanılır. doğum kontrol hapları, sonra kullanılacak yumurtlama ilaçlarına yumurtalıkların vereceği cevabı arttıracaktır. takiben burun spreyi (suprefact) veya decapeptyl, lucrin, zoladex gibi enjeksiyonlara genellikle adet kanamasının ortalama 1 hafta öncesinden (uzun protokol), bazı durumlarda ise adetin 1. günü (kısa protokol) başlanır. bu ilaçlara başlayacağınız tarihi doktorunuz belirleyecektir.

Uzun protokolde ilacın başlangıcından 2 hafta kadar sonra ilk pazartesi veya salı sabahı vajinal ultrason tetkiki ve e2 ölçümü için randevu verilecektir. ultrason tetkiki oldukça kolay ve hızlı olup boş mesane ile uygulanır ve yumurta uyarılmasına başlanmadan önce rahim ve yumurtalıklarda bir sorun olup olmadığına bakılır. kanda e2 ölçümünün sonucu ve ilaç dozajlarının bildirilmesi ile bir sonraki randevunuzun ayarlanması için aynı gün öğleden sonra veya ertesi sabah koordinatör hemşire ile telefonla görüşmeniz gerekecektir. ultrason normal ve e2 seviyeniz gereken düşüklükte ise metrodin, pergonal vs ile yumurta uyarılmasına başlanabilir.

Çoğu zaman metrodin, pergonal vs. enjeksiyonlarına genellikle Çarşamba-cuma günleri arası akşam üzeri başlanır ve günde bir kez uygulanır. size bu enjeksiyonları hangi dozda, nasıl ve kaç gün uygulayacağınız bildirilecektir. gerekirse bir randevu alıp görüşerek daha detaylı bilgi alabilirsiniz. bu sırada bir sonraki randevunuz da verilecektir. bu muhtemelen enjeksiyonları 5 gün yaptırdıktan sonraki sabah olacaktır. bu vizitte yine kısa süren bir vajinal ultrason incelemesi ile follikül gelişimi izlenecek ve kanda e2 ölçülecektir. lütfen aynı gün öğleden sonra saat 15:00 ila 17:00 arasında telefon ederek koordinatör hemşireyi arayınız ve sonuçlarınız ile ilgili olarak tedaviye devam ve bir sonraki randevu ile ilgili talimatlarınızı alınız.

Folliküller yeterli büyüklüğe gelmiş ve e2 seviyesi uygun ise, size artık hcg 10.000 u olarak (pregnyl, profasi veya choragon ) verilebilir. bu enjeksiyonu yumurta toplanması işleminden 34-36 saat öncesinde yaptırmak çok önemlidir. bu genellikle işlemin 2 gün öncesinin gecesi olacaktır. enjeksiyonun tam zamanını koordinatör hemşire size bildirecektir.

Tedavi siklusunun iptalini gerektiren sebepler:

  1. Birkaç günlük metrodin,pergonal vs. kullanımından sonra follikül gelişimi hiç olmaz veya çok zayıf ise size tedaviyi iptal etmeniz tavsiye edilebilir. daha sonra ne yapılabileceği hususunda aynı gün veya daha sonraki bir vizitte tartışılabilir. genellikle tavsiyeler ya metrodin, pergonal vs. dozajını yükseltme ve/veya kısa protokole dönmektir.
  2. Metrodin, pergonal vs enjeksiyonlarına aşırı cevap vermiş ve şiddetli ohss riski mevcut ise, siklus iptali bir seçenektir ve bu konu da tartışılacaktır. siklus iptali durumunda ileride planlanacak strateji geliştirilecektir.

 

Cerrahİ sperm arama (pesa, ptsa, tese)

Erkeğin menisinde hiç sperm olmaması durumunda (azospermi) mikroenjeksiyon işleminde kullanılacak olan spermin testislerden alınması gündeme gelmektedir. bu uygulamanın başlaması ile erkek kısırlığı konusunda devrim yaşanmıştır. tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında kanalların içine ince bir iğne ile girilerek sperm aranır (pesa). bu tür olgularda kendi kliniğimizde sperm bulma oranımız %99.6?dır.

Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha karışıktır. bu durumlarda erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak gerekmektedir. parça iğne ile (ptsa) ya da açık cerrahi ile alınabilir (tese). bu teknikle hastaların yaklaşık %60?ında sperm bulunabilmektedir. Üretim bozukluğuna bağlı azospermi olgularında gebelik oranları biraz daha düşüktür.

 

Destekli Yuvalama

Yardımcı üreme tekniklerine başvuran çiftlerin yarasından fazlasında embriyo gelişmesine rağmen gebelik olmamaktadır. döllenme olmasına rağmen gebelik oluşmamasının kaynağı muhtemelen embryonun rahime yerleşme safhasındadır. embriyonun rahim içine yerleştirilmesini takiben değişik olaylar oluşmaktadır. İlk olarak embriyo bölünmeye ve büyümeye devam etmekte belli bir boya erişince kendisini çevreleyen zarı (zona pellusida) yırtarak endometriumolarak adlandırılan rahim içindeki dokunun derinliklerine yerleşerek büyümesine burada devam etmektedir.

Gebeliğin oluşmamasının en önemli nedeni embriyonun bu zarı yırtarak dışarı çıkmaması ve dolayısı ile rahim duvarına yerleşmemesi olduğu kabul edilmektedir. bu problemi çözmek için embryoyu, çevreleyen bu zarda transfer işlemi öncesi kimyasal veya mekanik yötemlerle küçük bir delik açılarak embriyonun bu zarı yırtması ve rahim duvarına yerleşmesi sağlanmaktadır. yapılan bilimse çalışmalar bu yöntemle gebelik oranlarında hissedilir bir yükselme olduğunu göstermektedir. vkv amerikan hastanesi yardımcı Üreme teknikleri merkezi?nde bu teknik kısaca şu şekilde uygulanmaktadır: İlk olarak embriyo mikroskopik bir iğne ile embriyo duvarından teğet geçilerek iki noktada delik açılır. embriyo rahim içinde büyümesine devam ederken zayıf olan bu noktalarda zarını delebilir.

 

Preimplantasyon genetik tani (pgt)

Preimplantasyon genetik tanı (pgt), ailesinde genetik hastalıkları olan çiftlerin ya da uygulanan tedavilere cevap vermemiş intefil ailelerin tüp bebek yöntemi kullanılarak sağlıklı bebeğe kavuşmalarını sağlayan yeni bir genetik tanı yöntemi olup bu yöntemle çiftlerden elde edilen embriyolar tek tek incelenerek genetik olarak sağlıklı olan embriyolar anormal embriyolardan ayrılır ve anne adına genetik olarak normal olduğu saptanan embriyolar transfer edilir. bu sayede genetik bozukluğu olan çocuğa sahip olma riski yüksek olan çiftler için hamilelik en başından kontrol altına alınmış olur. ivf?de olumsuz sonuçların başlıca sebeplerinden biri kromozom anomalisi dolayısıyla meydana gelen düşüklerdir. bu nedenle pgt, özellikle ileri yaştaki ivf hastalarına ait oositlerde %43.1?lik gibi yüksek oranda kromozom anomalisine rastlanması sebebi ile ileri yaş anne adaylarına önerilmektedir. ayrıca ülkemizde sıklıkla görülen talasemi ve orak hücreli anemi genetik hastalıkların gebelik öncesi analizi de pgt ile yapılabilmektedir. gelişen genetik teknikler ve bilgiye ulaşma olanaklarının artması çiftlerin, pgt ve diğer prenatal tanı yöntemleri hakkında sağlık merkezlerine başvurmalarını kolaylaştırmıştır. asıl amacı aileleri sağlıklı bebeklere kavuşturmak olan ivf, preimpantasyon genetik tanı?nın uygulanması ile birlikte başarıya ulaşma konusunda bir daha atılmasını sağlamıştır.

 

Blastokist Transferİ

Son dönemlerde geliştirilmiş medium sistemleri kullanılarak embriyo canlılığı laboratuar ortamında daha da uzatılmış ve buna bağlı olarak günümüzde tüp bebek merkezlerinde, daha yüksek gebelik oranlarının elde edildiği 5. ya da 6. gün transferleri yaygınlaşmaya başladı. buna blastokist transferi adı verilir. embriyonun ana rahmine tutunmadan önce ulaştığı en son aşamaya blastokist aşaması denir.

Blastokist Transferlerinin Avantajları Şunlardır:

  • Gelişim potansiyeli daha iyi olan embriyoları seçebilme
  • Canlılğı yüksek olan daha az sayıda embriyo transfer ederek çoğul gebelik olasılığını azaltması
  • Embryo gelitimini daha iyi gözleyebilme
  • Embryoları en yüksek gelişim potansiyeline sahip oldukları dönemde yani blastokist aşamasında doldurabilme
  • Preimplantasyon genetiği uygulayan merkezlerde trophectoderm (blastokiste ait hiç hücre tabakaları) biopsisi uygulayabilmek ve bu doku embriyonik olmadığı için ethik problemleri ortadan kaldırabilmek
  • Embriyo canlılığının incelenebileceği metodlara fırsat tanıması.


Embriyo Dondurma

İnsan gametlerinin ve embriyolarının dondurulmasının tüp bebek pratiğinde büyük önemi vardır. tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik riskini en aza indirmek için genel yaklaşım en fazla üç embriyo transfer etmektir. bu durumda akla gelen ilk soru elde edilen fazla embriyoların ne şekilde değerlendirileceğidir. bu şekilde elde edilen fazla embriyoların dondurulması hastaya hem ekonomik, hem de psikolojik bir avantaj sağlar. ayrıca dondurulan embriyolar transfer edileceği zaman hasta herhangi bir tedaviye gereksinim duymaz. embriyo dondurma işlemi tüp bebek uygulamalarında başarı şansını arttıran bir işlem olarak da değerlendirilebilir.

Emriyo dondurma ve çözme işlemi, embryolar kimyasal maddelerle (kriyoprotektan) dengelendikten sonra soğutulması ve -196 c sıvı nitrojen içinde depolanması, çözüldükten sonra da krioprotektan ortamından uzaklaştırılarak ileri gelişimi sağlamak için özel kültür ortalamanın içine alınmasıdır. her iki işlemde çok dikkatli yapılır. rutin tüp bebek ve mikroenjeksiyon uygulamalarında embriyo dondurma ile gebelik oranları %15-25 arasında değişir. aynı siklusda gebelik elde edilmiş ve kalan embriyolar dondurulmuş ise bu kez gebelik oranı %40 kadar olur. Çiftlerden izin belgesi alınarak dondurulan embriyolar Türkiye'de 1997 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile üç yıl boyunca sıvı nitrojen içerisinde saklanabilir.

 

Sperm Analizi:

Sperm analizi, tedavinin planlanmasında çok önemli değere sahiptir. bu nedenle, iyi bir merkezde, bu işten anlayanlar tarafından yapılması gerekir. eksik, yetersiz veya yanlış yapılan bir tahlil, yanlış tedavi planlanmasına, zaman kaybına ve tekrar tahlil istenmesi nedeniyle mali kayıplara neden olabilir.

Tedaviyi planlayan ve uygulayan doktorun sperm analizini yeterli şekilde değerlendirmesi hayati önemi olan bir konudur. ayrıca, spermin nasıl ve hangi şartlarda alınması gerektiği de erkeğe iyice anlatılmalıdır.

Sperm tahlili için erkeğin 2-7 gün arası boşalmaması gerekir. sperm verirken su, tükürük, sabun veya başka bir kayganlaştırıcı kullanılmaması gerekir. sperm odası gürültüden uzak, sakin ve sessiz bir ortam olmalı, gözden uzak bir yerde bulunmalıdır. İçinde lavabo, temizlik malzemeleri, rahat bir oturma imkanı olmalıdır. bazen uygun olmayan şartlarda sperm vermek zorunda kalan erkekler bu konudan şikayetçi olmaktadır. sperm vermede sorun yaşayanlar için gerekli imkanlar sağlanmalıdır.

 

Azospermi:

Erkeğin menisinde canlı veya cansız hiç sperm hücresi olmamasıdır. bu durum 2 şekilde ortaya çıkar:

  1. Tıkayıcı Tip: burada erkeğin yumurtalıklarında (testis) sperm hücre yapımı olmasına rağmen hücreleri ileten kanallarda tıkanıklık olması nedeniyle (daha önce geçirilmiş iltihabi bir hastalık gibi) sperm hücreleri dışarı çıkamaz. bu hastalarda enjektör ve iğne yardımı ile sperm kanallarından hücre alınır. (tesa, mesa, pesa)
  2. Hücre Yapımının Olmaması: burada ise sperm hücresini yapımı ya hiç olmamakta, ya da hücre olgunlaşması tamamlanamadığı olgun sperm hücresi bulunmamaktadır. bu tip azospermi pek çok nedenden olabilir: Ör: İnmemiş testis, genetik kaynaklı gibi. bu hastalarda testislerden iğne yardımı ile hücre aranır (tesa). eğer hücre bulunamazsa testislerden biyopsi ile çok küçük parçalar alınır ve hücre aranır (tese, mikrotese) 

Her iki azospermi tipinin ayırıcı tanısında;

  • Sperm analizi
  • Erkeğin muayenesi
  • Erkeğin hormon tetkiklerinin
  • Erkeğin genetik tetkikinin yapılması gerekir. 

tıkayıcı tipte olan azospermi de hücre bulunma şansı hemen hemen kesindir ve başarı şansı yüksektir.

Hücre yapımının olmadığı veya çok az olduğu ikinci tipte hücre bulunma şansı %30-50 dir. eğer hücre bulunamazsa en az 6 ay ara ile biyopsi tekrar edilebilir.

Bazı durumlarda, azospermi tanısı konulanlarda nadir de olsa tekrar yapılan menide yapılan sperm analizinde çok az sayıda canlı hücre bulunabiliyor. bu nedenle, hastaların her zaman dikkatli değerlendirilmesi gereklidir.

Bu genel bilgiler dışında, her erkeğin kendi özel durumuna göre bir değerlendirme yapılıp ileriye yönelik tüp bebek şansı ayrıca ayrıntılı olarak tartışılıp ona göre karar verilmelidir.

İmmotil sperm: (%100 hareketsiz) Erkeğin menisinde hareketli sperm hücrelerinin olmayışıdır. burada hücrelerin kuyruk yapısında bir anormallik söz konusudur. hücre sayısı değişik olabilir. burada, iki durum söz konusudur:

  1. hücrelerin hepsi ölüdür.
  2. hücrelerin bir kısmı canlıdır fakat hareket yeteneğini kaybetmiştir. 

Bunun için canlılık testi yapılır. bu test sonucuna göre uygun vakalarda tüp bebek yaplır. eğer canlı hücre yoksa erkeğin testislerinden biyopsi ile sperm hücresi aranır.

Oligospermi: (sayı) Sperm hücrelerinin sayı olarak azlığını ifade eder. eğer, sperm hücre sayısı 20 milyon/ml den az ise oligospermi tanısı konur. bu azlığın derecelerine göre tedavi düzenlenir.

Astenospermi: (az hareketlilik) sperm hücrelerinin hareket azlığını ifade eder. burada:

  1. Hızlı ileri hareketli (hiperaktif) (a)
  2. Yavaş hareketli (b)
  3. Yerinde hareketli (c)
  4. Hareketsiz (d) 

Şeklinde bir sınıflandırma vardır. tedavinin planlanmasında özellikle hiperaktif olanlar önemlidir.

Teratospermi: (Şekil farklılıkları) İnsan sperm hücrelerinin kendine has “iğ” şeklinde bir baş yapısı vardır. bazen sperm başı değişik şekillerde olur. her normal sperm analizinde bazı hücrelerin “anormal şekilli” şeklinde yazıldığı görülür ve belli bir yüzde ile ifade edilir. eğer, anormal şekilli sperm hücrelerinin oranı hemen hemen % 100 ise teratospermiden bahsedilir. bu tanı bazen hastalarda kaygılara yol açmaktadır. sanki bu hücrelerle tüp bebek yapılırsa ve gebelik oluşursa bebeğin anormal olmasından korkulmaktadır. halbuki, bu tip hücreler doğal yollardan kadının yumurtasını dölleyemezler; ancak, tüp bebek uygulamasında kullanılabilirler.

Şunu unutmamak gerekir: tüp bebek uygulamalarında sperm hücreleri ne durumda olursa olsun, gerek duyulduğunda genetik testlerin yapılmasından kaçınmamalıdır. tedavilerin ayrıntıları çiftlerle beraber tartışılmalıdır.

Aglütinasyon: (kümeleşme) sperm hücrelerinin baş, kuyruk gibi bölgelerinden irili ufaklı kümeler oluşturmasıdır. bu durumda sperm hareket etse bile yerinden ayrılamadığı için yumurta dölleme kabiliyetini kaybetmiştir. bu durumda mutlaka sperm yıkama yapılarak değerlendirilmelidir. genellikle menide bulunan bazı bağışıklık maddeleri bu duruma yol açabilir.

Sperm yıkama: ünümüzde sperm analizinin artık ayrılmaz bir parçası olmuştur. yıkama yapılmadan bir sperm analizini değerlendirmek çok sağlıklı olmamaktadır. bazı özel hücre kültürü sıvıları ile meni yıkanarak istenmeyen maddeler ayrılarak sağlıklı sperm hücrelerinin değerlendirilmesi mümkün olmaktadır.

Kruger Testi: Bu test sperm şekline göre yapılan özel bir değerlendirmedir. sonuçlar intertilite tedavisinin planlanmasında önem arz eder. Şöyle ki:

  • %14 ve üzeri normal, doğal ilişki veya aşılamaya uygun
  • %5-13 sınırda, yıkama sonuçlarına, ve diğer intertilite nedenlerine göre karar vermek gerekir
  • %4 ve daha az ise tüp bebek gerekir. 

Kruger kriteri azaldıkça spermin yumurtayı dölleme yeteneği de azalmaktadır.

Diğer Kriterler:

  • Sperm hücrelerinin değerlendirilmesi genellikle meni alındıktan 2 saat sonra değerlendirilmektedir. Özellikle bazı durumlarda 2. saatte hücre hareketi yüzdesi iyi iken, 6 ve daha ileri saatlerde bu yüzdenin hızla azaldığı ve bazen % 0 olduğuna rastlanmaktadır. bu önemli bir kriterdir
  • Menide toplam ileri hareketli sperm sayısı 5 milyon altında ise tüp bebek daha iyi bir tedavi yöntemdir.
  • Meni miktarı normalde 2-7 cc olarak kabul edilir. bazen 2 cc altında meni elde edilir. bu az miktar meni ile doğal yoldan gebe kalma şansı çok düşüktür.
  • Gereksiz kullanılan bazı ilaçlar sperm analizinde tam ters bir etki ile hücre azlığına veya yokluğuna yol açabilir. bu gibi durumlarda ilacı kestikten en az 2 ay sonra yeni bir tetkik yapılmalıdır.
  • Aşırı sigara ve alkol tüketimi (özellikle 5-10 seneden fazla) sperm hareket ve sayısında azalmalara yol açabilir
  • Başka bir hastalık nedeniyle alınan ilaçlar (ör: mide rahatsızlıkları, depresyon) sperm üzerinde olumsuz etki yapabilirler. 


Alıntı: www.tup-bebek.us

Böbrek ve Oruç

Başlıklar:
1- Böbrek ve görevleri.
2- Orucun önemi ve faydaları.
3- Orucun vücuda etkisi.
4- Oruç ve sağlık yönünden yapılması gerekenler
5- Böbrek hastalıkları ve oruç
6- Böbrek hastalarında Ramazan diyeti.
 

1- Böbrek ve görevleri:
Böbrek, insan vücudunun en önemli organlarından biridir. Önemli olmasının nedeni yapmış olduğu görevlerden dolayıdır. Hepimiz böbreğin sadece kanı süzdüğünü zannederiz. Aslında böbreğin 6 önemli görevi vardır.

1-Metabolizma sonucu meydana gelen artıkları ve toksik maddeleri atmak
2-Vücutta su ve kan hacmini düzenlemek
3-Vücutta elektrolit dediğimiz iyon dengesini düzenlemek.
4-Kan basıncını düzenlemek.
5-Hormon salgılamak.
6-Vücudun asit baz dengesini ayarlamak. 

2- Orucun önemi ve faydaları:
Oruç, İslâm dininin 5 farzından biridir. Orucun hem maddi hem de manevi faydaları vardır. Maddi faydası insan vücudunun üzerine olan olumlu etkileridir. Manevi faydası ise Allah'ın bir emrini yerine getirmek ve sevap kazanmaktır. Hemen başta belirtelim oruç sadece Allah emir ettiği için yapılan bir ibadettir. Zayıflamak, vücuduma faydası olacak, organlarım dinlensin, tıp bakımından faydalıdır diye yapılan bir işlev değildir. Sadece Allah rızasını hatta Cennet'e girmek için yapılan bir ibadet değildir. Bunun önemini anlayınca hastalarında neden oruç tutmasını gerektirdiğini anlayabiliriz.

Bunu belirttikten sonra gelelim orucun maddi faydalarına yani vücuda tıbbi ve topluma olan faydalarına:
1- Bir sene boyunca çalışan insan vücudundaki, böbrek, mide, karaciğer gibi organlar oruç aracılığı ile dinlenme imkanı bulur.
2- Oruç insan nefsinin aşırı isteklerine ve ihtiraslarına engel olur. Oruç tutanlar daha sabırlıdırlar. İradeleri kuvvetlenir. Hastalıkları yenmenin ve sağlıklı yaşamanın irade ile direk bağlantısı vardır. Sigara ve kötü alışkanlıklar bu sayede bırakılır. Oruç bunu sağlar.
3-Oruç, toplumun ahlâkını iyiye ve güzele götürür. Toklar açların halinden daha iyi anlarlar. Bu nedenle yardımlaşma, acıma, şefkat ve merhamet duyguları gelişir. 

3- Orucun vücuda etkisi:
Oruç, insan sağlığının olumlu etkiler. Bu etkinin bir çeşidi de kan ve idrar tablosu üzerindedir. Böbrek kan dolaşımı kan üzerine direk etkili olduğu için orucun böbrek üzerine olumsuz bir etkisi görülmemiştir. Yapılan araştırmalarda 12-18 saatlik açlık ve susuzluk devresinin, serum protein fonksiyonları üzerinde belirli bir değişme tespit edilmiştir.
Ege Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma sonuçları şöyledir.
– Oruçluda kandaki üre artmamıştır. 
– Kandaki protein miktarları azalmamıştır. 
– Kan şeker seviyesinde sadece yüzde 84 mg'a kadar bir düşüş görülmüştür. 
– Serbest yağ asitleri artmamış, hatta eksilmiştir. Asitlerin kandaki miktarları artmıştır. 
– İdrarda aseton tespit edilememiştir. Kanda yağ miktarı fazla olan kimselerde, oruçla, serum trigliseridi ve kolesterol konsantrasyonunun azaldığını tespit etmişlerdir. Bu durum, damar sertliğinin düzelmesine güzel bir zemin teşkil eder. Orucun müspet bir tesiri de kan yapımı üzerindedir. Oruçlu iken kandaki besinler en az seviyeye düşünce, kemik iliği uyarılır. Bu yüzden, kanlı kişilerin tersine, kansızlık çekenler, oruç tuttuklarında daha kolay kan yaparlar. 

Bu durumda orucun insan sağlığı için mükemmel bir vasıta olduğunu görülmektedir.

4- Oruç ve sağlık yönünden yapılması yapılması gerekenler:
1-Ramazan ayında vücudun değişen düzene uyum sağlaması genellikle 3 hafta sürer. Bu durum böbrek ve kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açarak, ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerekir

2-İftarda yağlı yemekleri fazla miktarda yememeleri, Oruçlarını açtıktan sonra, bir müddet dinlenip, yemeğe yavaş yavaş devam etmeleri önemlidir. Yemekleri daha çok sıvı nitelikle gıdalardan tercih etmeleri, kızartmalardan, yağlardan uzak durmaları bilhassa önemlidir.
Her türlü fazla gıda sindirim sisteminde ve organlarımızda birikerek fuzuli bir yer işgal eder ve organın görevini yapmasını engelleyerek gerekli hücrelerin yeteri kadar ve dengeli beslenmelerine engel olur. 
Vücut, kendisine verilen gereksiz besinlerin kötü etkisinden korunabilmek için sindirim organlarının görevlerinde azaltma yaparak mide-barsak-karaciğer ve böbrek hastalıkları ve şikâyetlere başlar.
Orucun böbrek yetersizliklerini iyileştirmedeki üstün faydalarından bahsederken araştırıcıların önemli tespitleri vardır. Açlık, kandaki toksik maddelerin düşmesine ve hatta organizma tarafından kullanılmasına sebep olarak böbreklerin yükünü önemli derecede azaltmaktadır. 

Yemeklerde karbonhidrat, protein ve yağlara da dikkat edilmesi gerekir. Karbonhidrat ihtiyacının karşılanmasında ekmek, beslenme alışkanlığımızın vazgeçilmezidir. Beyaz undan yapılan ekmeği ise sağlık açısından önerilmez, sindirimi kolay olduğu için çabuk acıktırıyor.
Ramazanda yaygın olarak yenen pide için de aynı şey geçerlidir. Çok tahıllı kepek ekmeği tavsiye ediyoruz. Oruç tutanlar için özellikle bol tahıllı kepek ekmeği oldukça faydalıdır. Sindirimi zor olup geç acıktırır. Ayrıca makarna, pilav, mantı gibi yemekler garnitür olarak çok az yenmeli, bulgur daha çok tercih edilmelidir. (alıntı)

5- Böbrek hastalıkları ve oruç:
İlk önce şunu belirtmekte fayda var. Orucun normal insan böbreği için çok faydalı olduğunu söylemiştik. Orucun her böbrek hastalığında böbrek üzerine olumsuz etkisi yoktur. Nasıl her kalp hastalığı veya her mide hastalığı oruca engel olmadığı gibi her böbrek hastalığında da orucun olumsuz etkisi olmayıp belirli ve ilerlemiş böbrek hastalarına etkisi olabilir.

Ramazan ayının başlangıcında bize gelip "Doktor bey ben böbrek hastasıyım oruç tutayım mı?" diyen hastalar çoktur. Burada bir ayrım yapmak zorunludur. Basit bir böbrek iltihabı, küçük bir taş veya kum rahatsızlıkları, prostat veya idrar boşaltım yolu gibi basit hastalıklarında oruç tutmaya engel bir durum yoktur.
Asıl önemli olan böbrek fonksiyonunu bozan böbrekte kalıcı hasar meydana getiren böbrek yetmezliği gibi hastalıklardır. Ama bizim halkımız bütün böbrek hasatlıklarını aynı kategoriye koyarak orucun sakıncalı olduğunu yanlış olarak düşünmektedirler.

Bir böbrek hastasının oruç tutmaması gerektiğini söyleyebilmek için bazı kriterlere ihtiyaç vardır.
Bir defa doktor hastası hakkında tam bilgi sahibi olmalıdır. Hastanın takibini bizzat kendisi yapması gerekir. Hastalığın gidişatı, tedavisi ve çıkan yan etkiler, sonuçları yönünden takip altına alması şarttır. Hastayı ilk defa gören ve tetkik ve tahlillerini bile yaptırmadan "Sen böbrek hastasısın oruç tutmazsan da olur" diyen doktorun sözlerine itibar edilmez. Hatta bazı doktorlar " Sen oruç tutuma günahı benim üzerime" diyenlere hiç güvenilmemelidir. Uzmanda olsa bu böyledir.

İslamiyet buna bir sınır getirmiştir. Oruç tutmama kararını hâzık bir doktorun yani güvenilir dindar bir doktorun, işinin ehli, uzman bir doktorun vermesini şart koşmuştur. 

Böbrek yetersizliğinde böbreğin çalışma ve fonksiyonu çok önemlidir. Bunun dereceleri; Küçük bir yetersizlikten diyalize giren hastalara kadar değişir. Bizim bahsedeceğimiz küçük yetersizlikler ve orta derecede olanlardır. Diyalize (böbrek makinesi) giren hastalar zaten orucu bozacak işlemler yapıldığı için konumuz dışıdır. Böbrek yetersizliğinde su içmek kesin tedavi olduğu için ve buna uymadığı zaman hastalıkları ilerleyecek olursa tutmaları sakıncalı olabilir. Çünkü bunlar çok defa iftarla sahur arasında su açıklarını kapatamazlar. Fakat iftarla sahur arasında 2-2.5 litre su içenler için bu mahsur olmayabilir.

Böbrek hastaların alacağı sıvı miktarı günlük çıkarılan idrar oranına bağlıdır, Pratik olarak şu formülle hesaplanır. 
Alınacak Sıvı Miktarı 24 Saat x 0,5 x Ağırlık x 1 gün önce çıkarılan idrar miktarı.

Bize gelip "Oruç tutayım mı" diye soran hastalarımıza tavsiyemiz şu oluyor. Şayet daha önce hiç görmediğimiz bir hastaysa "Geçen sene ne yaptın? Oruç tutuğun halde rahatsızlandıysan tutma. Veya 1-2 gün orucunuzu tutun kendinizde oruç tutma kuvveti buluyorsanız tutmaya devam edin. Ama bir rahatsızlık olursa tutmayabilirsiniz. İyi olunca kazasını tutarsınız veya fidyesini verirsiniz. Takip ettiğimiz hastaysa zaten hastanın durumuna göre yapacağı işlemi söylüyoruz ve hastayı gönül rahatlığı ile gönderiyoruz, böylece hastanın oruç gibi önemli bir ibadetine engel olmuyoruz.

6- Böbrek hastalarında Ramazan diyeti:
1- Kalorinizi yükseltmek için çay, ıhlamur, et suları, tuzsuz yağ, nişasta, şeker, sade akide şekeri, pişmaniye, sade lokum yiyebilirsiniz. 
2- Sebzeleri yıkadıktan sonra küçük parçalara bölüp haşlayın, haşladığınız bu suyu dökün, yağ istenirse et ilavesi ile pişirin. Yemeklerin suyunu yemekten kaçının. 
3- 1 yumurta 1 köfte kadar (30 gr ) et aynı değerdedir. İstenirse birinden biri yenebilir. 
4- 1 köfte kadar (30 gr) et yerine 3 yemek kaşığı kuru fasulye, nohut, kara bakla, barbunya, mercimekten birini yiyebilirsiniz. 
5- Etlerden koyun etini ve tavuk beyaz etini ve balığı tercih ediniz. 
6- Bitkisel sıvı yağlar ve zeytinyağı kullanınız. 
7- 5 öğünde az az, sık sık besleniniz. Yemeklerinizi yavaş yiyiniz. 

Yenilmemesi gereken yiyecekler: 
1- Önerilenden fazla süt, yumurta, et, balık, dil ve işkembe (işkembeyi 10 günde bir yiyebilirsiniz). 
2- İçeriği bilinmeyen çörek, kek, kurabiye, pastalar 
3- Konserve, turşu, salamuralar, sucuk, pastırma, sosis, salam, sakatatlardan karaciğer, beyin, böbrek, dalak, yürek. 
4- Çikolata, kuruyemişler, meşrubatlar, boza, kahve, kakao, neskafe 
5- Tahin helva, tahin, pekmez 
6- Bulgur 
?- Pancar, bakla, ıspanak, pazı tatlı kabağı,. mantar, enginar, asma yaprağı,karalahana 
8- Muz, kavun 
9- Tuz ve tuzlu yiyecekler, kabartma tozu, et suyu tabletleri 

DİĞER YAZILARIMIZ:
Penis Boyu Neden Önemlidir?
Genelev Gerçeği
Varikosel
Masturbasyon hakkında bilmek istedikleriniz.
Erken Boşalma ve Tedavisi
Sertleşme Sorunu ve Tedavisi 
Prostat Hastalıkları ve Prostat İltihabı 
Eşcinsellik ve Homoseksüellik
Porno ve Zararları
Böbrek Hastalıkları
Böbrek ve Oruç 
Sünnet 

Stresle Nasıl başa çıkılır?

Kasılmanıza, midenize ağrılar girmesine, başınızın zonklamasına, cinsel isteğinizin azalmasına neden olan stres fırsata da dönüştürülebilir mi? Mücadeleci bir ruhla bu mümkün

Şu modern hayatın getirdiği keşmekeş hangimizi strese sokmuyor ki! Sabahları işe gitmek için kaçımız yatağımızdan şarkılar söyleyerek uyanıyoruz? Hangimiz randevumuza yetişmeye çalışırken sıkıştığımız trafikte mutlu olabiliyoruz? Herhalde hiçbirimiz…

Hayat artık eskisine göre çok daha hızlı akıyor. Şehir yaşamında bu hızı ikiyle çarpmak gerekiyor. Hız ise eşittir stres. Ne beynimizin ne de bedenimizin bu hıza çok kolay adapte olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Belki de bu yüzden, yani biriken stresler nedeniyle trafikte veya sokakta ufak tartışmalar sonu ölümle biten kavgalara varıyor. Stres sırasında vücudumuzda pek çok değişim meydana geliyor. Adrenalin ve kortizol hormonlarının dengesi değişiyor.

Stres kolayca hastalanmamıza da yol açıyor. Nasıl mı? Bağışıklık sistemimizi zayıflatarak, hatta çökerterek. Bağımlılığı olanlar stres nedeniyle daha fazla sigara içiyor, kimi alkole sarılıyor. Gerekçe tabii ki gevşemek, rahatlamak.

Peki stresin etkilerini azaltmak mümkün mü? Okuyacağınız yazı dizisi doktor anlatımlarıyla bu soruya yanıt vermeye çalışıyor.

Mükemmeliyetçi, sabırsız, kuyrukta beklemeye dahi tahammülü olmayan, karşısındakinin sözünü kesen, başarıyı maddi kazançla ölçen, hayatın güzelliklerine yüzeysel ilgi duyan biri misiniz? Yoksa hayattan tat almaya çalışan, her şeyin para olmadığını, yaşamın küçük mutluluklarının armağan olduğunu düşünen ve mücadeleyi seven bir insan mısınız? Verdiğiniz yanıt, hastalık yaratan, mutlu olmanızı bile engelleyen strese yaklaşımınızı da belirliyor. Çünkü eğer ilk grupta yer alıyorsanız stres sizde öğrenilmiş karamsarlığa hatta depresyona dahi yol açabilir. İkinci gruptaysanız stresi bir fırsata dönüştürebilir, kendinizi geliştirme aracı olarak kullanabilirsiniz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, kişiliğin strese verilen yanıtı belirlediğini vurgulayarak, stresin kadın ve erkekte cinsel işlev bozukluklarına yol açtığını belirtiyor.

Stresi nasıl tanımlıyorsunuz?

Stres organizmanın dengesini bozabilecek herhangi bir uyarana fizyolojik (travma, sıcak- soğuk gibi), psikolojik (her türlü psikolojik gerilim, sorunlar) veya sosyal (kişilerarası ilişkilerde yaşanan gerilimlere karşı verilen bir cevaptır. Stres Latinceden türemiş bir terim. 19. ve 20 . yüzyıllarda stres bedensel ve psikolojik hastalıkların nedeni olarak düşünülmüştür.

Stres bir hastalık mı?

Stresin kendisi hastalık değildir. Ancak psikolojik ve fiziksel hastalıklara neden olabilir. Stres bedenin herhangi bir uyarana karşı verdiği tepkidir. Stres, çağdaş toplum yaşamının, büyük kentlerin getirdiği (trafik, kalabalık, gürültü, yalnızlık, açlık, her türlü tehlike ve endişeler) bir sonuçtur. Beden bir stres durumunda, bütün sistemlerini harekete geçirir. Dolaşım, solunum, sindirim organları ve beyin karşılaştıkları bu zorlu duruma adapte olmaya çalışır. Kalp atışları hızlanır, kan şekeri yükselir, eller terler, kasların tonusu artar, yani mücadeleye hazır hale gelir. Beyin adrenalin ve nöradrenalin hormonlarını artırır. Dolayısıyla kan basıncı yükselir, kalp atışları artar, deriye giden kan akışı kısıtlanır, midenin fonksiyonları sınırlanır, terleme artar. Bu arada kortizol hormonu da artar. Kortizol, sisteme fazladan besin sağlar ve bağışıklık sistemlerini yeniden düzenler, stresle başa çıkmak için hazırlık yapar.

Kortizolun fazla salgılanması zararlı mı?

Kortizol, insülinin beden hücreleri üzerindeki etkisini azaltır. Kortizol yüksekliği testosteron sentezini engeller, cinsel istek azalır. Libido azalmasıyla kadında ve erkekte cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Kronik streste kandaki kortizol seviyesi değişir. Bazen kortizol eksikliği nedeniyle bağışıklık sistemi fazla çalışır. Bu, duygu durumunda ve davranışlarda değişikliklere ve depresyona neden olur.

Stresin fazlası bizi nasıl etkiliyor?

Aşırı stres, bedensel ve zihinsel sağlığı bozar. Baş ağrısı, uykusuzluk, çeşitli ağrılar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Sonuç olarak bedenin sürekli olarak stresin neden olduğu, uyarılmışlık durumunda kalması, biyolojik sistemlerin yıpranmasına neden olmakta, bedenin kendi kendisini onarma ve koruması tehlikeye girmekte, hastalanma riski ortaya çıkmaktadır.

Stresi yaratan faktörler nelerdir?

Olaylara karşı herkes stresi hisseder, ancak etkilenme düzeyi farklıdır. Ağır ve yorucu iş temposu, ilişkilerde yaşanan sorunlar, yalnızlık maddi kaygılar, çevresel faktörler, iş yerinde yaşanan gerginlikler stres kaynağıdır.

Kişilik yapısı stresi nasıl etkiliyor?

Stresle ilişkili olduğu düşünülen kişilik özellikleri A tipi davranışlar diye adlandırdıkları özelliklerdir. Bunlar, başarılı olmaya ve fark edilmeye ihtiyaç duyan, sinirli, öfkeli, zamana büyük önem veren, sabırsız yapıda kimselerdir. Yüksek hedefler koyarlar, yaşamda her oyunu kazanmak isterler, hızlı hareket ederler, sıkça karşılarındakinlerin sözlerini keserler, kuyrukta beklemeye tahammül edemezler, başarıyı maddi kazançla ölçerler, yaşamın güzelliklerine karşı yüzeysel bir ilgi duyarlar.

Bir olayın stresli olarak algılanması, olayın yapısına ve kişinin kaynaklarına, psikolojik savunmalarına ve baş etme mekanizmalarına bağlıdır. Bütün bunlar egoyu içerir. Egosu uygun çalışan kişi, iç ve dış dünyayla uyumlu, denge içerisindedir. Ego uygun şekilde çalışmıyorsa ve dengesizlik yeteri kadar devam ederse kişi kronik anksiyete yaşar.

Bazı kişilik yapılarının, çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine yakınlaştırabileceği bildiriliyor. Mükemmelliyetçi kişilik ve öğrenilmiş karamsarlık buna örnektir. Kendisi hakkında devamlı mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan, yaşayacağı olumsuzluklar nedeniyle bazı reaksiyonlar gösterir. Olumsuz olayların kişinin kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilmesi, olayların devamlı bu şekilde süreceğine inanması (öğrenilmiş karamsarlık) depresyona neden olabilir. Strese farklı tepkiler ve-rilmesi, kişilerin tutumlarındaki, algılarındaki farklılıktan ve stresli durumlarla başa çıkmada başvurdukları yolların çeşitliliğinden kaynaklanır. Mücadeleci kişiler, olayları tehdit değil, kendilerini geliştirme fırsatı olarak görürler.

Alkol ve madde kullanımını artırır

Stres yaratan faktörler nelerdir?

Fiziksel: Travma, gürültü, ısı, nem, çevre kirliliği vb.

Sosyal: Birey-çevre ilişkisi, çatışması.

Psikolojik: Fiziksel ve sosyal etmenlerin sonucu olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkan, genellikle yinelenen, hayal kırıklığı, izolasyon gibi durumlardır.

Stresi nasıl sınıflandırıyorsunuz?

Bugün en çok kullanılan stres sınıflaması şöyledir:

·  Anlık stres (Brief stres)

·  Akut kontrol edilebilen stres

·  Akut kontrol edilmeyen stres

·  Kronik kontrol edilmeyen stres

Her strese yanıt verilmeli mi?

Birey ne tür stres yaratan faktörle karşılaşırsa buna yanıt vermek durumundadır. Bu yanıt 'Genel adaptasyon sendromu (GAS)', ''Biyolojik stres sendromu' olarak tarif edilmiştir. Stressör, stres cevabıyla sonuçlandığında bir çok problem ortaya çıkar.

Stres ne tür hastalıklara yol açar?

Stres sonucunda birtakım ruhsal hastalıklar, tıbbi hastalıklar ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, iştah bozulması, baş ağrısı, yorgunluk ve tükenme hali karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçı.

Stresin davranışsal belirtileri nelerdir?

·  İş arkadaşlarına karşı olan ilgisizliğin artması.

·  Tehlikeli davranışlara düşünmeden girme eğiliminin artması.

·  Mizaçta ani ve kontrolsüz dalgalanmaların olması.

Peki ya stres uzadığında, kronik hale geldiğinde ne olur?

·  Alkol ve madde kullanımı artar .

·  Aşırı sigara kullanımı görülür.

·  Kafeinli içecek tüketiminde aşırı artma olur.

·  Düşüncede esneklik ortadan kalkar.

·  Yönetime, organizasyona ve kendine olan güveninde ileri derecede azalma olur.

·  Daha az üretken hale gelinir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (2)

İşyerinde stres yaşayan çalışanların sağlık giderleri stres yaşamayanlara göre yüzde 50 daha fazla. Stres her ne kadar insanı olumsuz etkilese de başarının temelinde yer alıyor

12/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Bir işadamı için stres, borsadaki dalgalanma, ev hanımı için eve gelen misafirlerine yemek yetiştirme, öğrenci için ise sınav olabilir. Bir grup öğrenciyle yapılan çalışmada stresi nasıl tanımladıkları sorulmuş. Öğrenciler stresi, "Sıkıntı, kaygı, üzüntü ve gerginliğin uzaması",

"Bunalım, gerginlik", "Genelde anlamlı olan şeylerin anlamsız gelmesi" ve "Bir şey yapmak istememe" şeklinde tanımlamış. Bu öğrenciler iş yaşamına atıldıklarında muhtemelen tanımlamaları değişecek. Çünkü bugün iş hayatı en büyük stres kaynağı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Psikolog Dr. Mualla Oktay, "Stres, insanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanmasıdır. Ancak çalışmaya başlamak ve sürdürmek için bir miktar stres gereklidir" diyor.

İş neden bu kadar önemli?

İş, insan için çok önemlidir. Yaşamın amacı, anlamıdır. Kişinin kimliğidir, potansiyelini kullanmadır. Kendine saygıdır, sosyal destektir, maddi kazanımdır, zaman geçirmedir.

İş yaşamı stresli olmak zorunda mı?

Günümüz çalışanı hangi konumda olursa olsun, çok fazla stres faktörüyle karşı karşıya. İş stresi ve tükenmişlik sendromu üzerine yapılan araştırmada, iş stresini çalışanların yüzde 86'sı 'çok önemli', yüzde 13'ü 'orta önemli' ve yüzde 1'i 'az önemli' bulmuştur. Yapılan çalışmalarda, 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin yüzde 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. İlerleyen yaşla birlikte strese tolerans da azalmaktadır. Bunda bireyin değişken hormonal yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.

Stres iş yaşamını nasıl etkiliyor?

Çalışanlar ve kurumlar için ciddi sonuçlara yol açıyor stres. İş stresi, işin insan üzerinde oluşturduğu baskıdır. İş stresi çalışanı üzer, yakın çevresini etkiler, verimini düşürür. Sağlık harcamalarını artırır, enerji düzeyini düşürür. Stresli çalışanların sağlık harcamaları, stresli çalışmayanlara göre yüzde 50 fazladır. Stres zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı eritip tüketen bir olgudur. Aşırı stres insanı iş göremeyecek duruma getirebileceği gibi, ciddi tıbbi sorunlar da yaratabilir. Her türlü değişiklik zorlanma yaratır, her zorlanma bir uyum çabası doğurur. Bunun adı da strestir. Stres, işini veya sevdiğini kaybetmek gibi olumsuz olayların doğurduğu bir durum değil. Terfi, evlenmek de stres kaynağı olabilir.

Stres, başarıyı engellemiyor mu?

Her başarının temelinde stres vardır. Gerçek başarı sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkar. Sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayanlar başarısız olabilirler, bu durum da onlar için stres kaynağı oluşturur.

İşyerinde neler stres yaratıyor?

Teknoloji: Bilgisayar kullanımı ve teknoloji geliştikçe insanların bu hıza uyumları ve verimleri de arttı. Bu hıza ayak uydurmak için yaşanan strese 'Teknostres' denilir.

Kazanç: Firmalar büyüdükçe, kazançları arttıkça stres oranı da yükselmektedir.

Personel seçimi, rol ve iş tanımlarının iyi yapılmaması: Kişinin yapacağı işin tanımı, kişinin rolü ve kişiden beklenenlerin net olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde kaos oluşur. Kişi de, kurum da stres yaşar.

Kötü yönetim: Sebepsiz baskılar, uzun çalışma saatleri, belirsiz kariyer planlaması, kötü iletişim stres düzeyini artırır.

Kontrol: Çalışanların işyerinde aktif rol almaları, her durumdan haberdar olmaları, iş yerine güven duymalarına, geleceğe yönelik hedeflerini oluşturmada pozitif etki sağlar.

Sürekli değişim: Yeni firma prosedürleri, yeni bilgisayar sistemleri, yeni yöneticiler, yeni alınan personel, yeni iş sorunları, yeni rakipler stres yaratan faktörlerdir.

Uzun çalışma saatleri: Uzun çalışma saatleri çalışanda fiziksel ve psikolojik sorunlar yaratır. Genellikle, yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk, sinirlilik ve öfke halleri olur.

Fiziksel koşulların iyi olmaması: Çalışandan yeterli verim alınması için ihtiyaçlarının karşılamamız gerekir. Bunun için yeme, içme ve çalışılan yerin fiziksel koşulları uygun olmal (Mekân, ısı, ışık ses, vb.).

Maddi tatmin: Çalışanlar arasındaki küçük bir ücret farkı bile çalışanın motivasyonunu etkiler. Uygulanan ücret politikaları ve performans değerlendirmeleri hakkında tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır.

Manevi tatmin: Manen de çalışanlar ödüllendirmeli, motivasyon artırıcı çalışmalar yapılmalı. Belirsizlik ve güvensizliğin yaratacağı stres faktörleri ortadan kaldırılmalı.

Çalışanlar arasında sağlıklı iletişim: Sağlıklı iletişimin kurulamaması; tartışma ortamı, zıtlaşma, kıskançlık, dedikodu ve rekabet önemli stres kaynaklarıdır.

Evdeki stres: Çalışanın ev ortamındaki (ailedeki) eşi ve çocuklarıyla yaşadığı sorunlar işe taşınırsa yoğun stres oluşturabilir.

Bunlar dışında işyerinde stres yaratan binlerce faktör daha bulunuyor. Yapılan araştırmalarda en yoğun iş stresi yaşayan meslek grupları arasında üst düzey yöneticiler, güvenlik, pazarlama ve sağlık alanında görev yapan personel geldiği ortaya çıkmıştır.

Strese yanıt vermede cinsiyet ayrımı önemli mi?

Cinsiyet de strese karşı koymada belirleyici faktörlerden. Kadınlar, erkeklere göre strese daha az fizyolojik yanıtlar veriyor. Bunun sonucunda daha uzun yaşıyorlar.

İşyerinde stres nasıl azaltılır?

Stres faktörlerinin azaltılmasında insan kaynakları departmanlarına önemli roller düşüyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

·  İş alımlarında pozisyona en uygun kişinin alınmasına dikkat edilmeli.

·  Kişilerin yapacakları işler, kişiliklerine uygun olmalı.

·  Performans değerlendirme sistemi uygun olmalı.

·  Her şey hiyerarşik düzene uygun bir biçimde olmalı.

·  Çalışanlara söz hakkı verilmeli.

·  Çalışanlar, maddi ve manevi açıdan tatmin edilmelidir.

İş stresi belirtileri

·  Rekabete karşı koymayı becerememe.

·  Güvensizlik, "Fikrim bu" diyememe.

·  Karışık durumda başarısızlık, panik.

·  Sorunlara aşırı duygusal tepki verme.

·  Başarısızlık.

·  Kararsızlık.

·  Dayanışma eksikliği.

·  Katılımcılığın azalması.

·  İş kazalarının artması.

·  İş performansında düşme.

·  Hataların artması.

·  Hatalara karşı duyarsız davranma

Stresin olumsuz etkileri

·  Stres, çalışanın beden ve ruh sağlığını,

·  Ailesini, yakın çevresini,

·  İş verimini,

·  İçinde bulunduğu organizasyonu,

·  İş arkadaşlıklarını,

·  Yaratıcılığını, motivasyonunu, enerji düzeyini ve dikkatini olumsuz etkiler.

Fiziksel ve ruhsal belirtileri

·  Yorgunluk

·  Halsizlik, bitkinlik

·  Baş ağrısı, mide, bağırsak sorunları

·  Kilo kaybı veya kilo alma

·  Uyku bozuklukları

·  Sabırsızlık, çabuk sinirlenme

·  Konsantrasyon bozukluğu

·  Sık öfkelenme

·  Alınganlık

·  Kendini yararsız, değersiz hissetme

·  İşinde başarısızlık korkusu

·  Hipertansiyon

·  Depresyon

·  Kalp hastalıkları

·  Cilt hastalıkları

·  İletişim eksikliği

·  Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (3)

Yaşama uğraşının zorluğu, bir de üzerine eklenen iş stresi sizi tükenme noktasına getirebilir. Bunu önlemek için gerektiğinde 'Hayır' demeyi bilin, her şeye ara verin ve mutlaka bir hobi edinin

13/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stres sadece bedenimize ve ruh sağlığımıza zarar vermiyor. Uzun sürdüğünde hem işe hem de çevremize yabancılaşmamıza neden oluyor. Ayrıca stres uzadığında tükenmişliğe yol açıyor. Tükenmişliğin temelinde ise iş yaşamındaki acımasız rekabet, gerçekçi olmayan beklentiler, çalışana ulaşamayacağı hedefler yüklenmesi yer alıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan psikolog Dr. Mualla Oktay, iş stresinin tükenmişliğe dönüşmesinin engellenebileceğini, bunun için çalışanın kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini belirtiliyor. Nasıl mı? Hayır demeyi bilmek, gektiğinde her şeye ara verip dinlenebilmek…

İş yaşamı insanı nasıl tükenmişlik noktasına getiriyor?

İşle ilgili olumsuzluklar uzun süreliyse kişi işine yabancılaşır ve duygusal olarak tükenme yaşar. Bu durumu yaşayan kişiler, sorunlarını anlatamazlar. Eğer kişinin önüne işle ilgili ulaşamayacağı hedefler konulursa, tükenmesi daha kolay olur.

Gerçekçi hedefler koyun

Tükenmişliğin belirtileri nelerdir?

Kişide işe ve ortama karşı alaycı bir tutum ve yabancılaşma gözlemleniyorsa ve kişi kendini izole etmeye başlamışsa, tükenmişlik durumunun başladığını anlayabiliriz.

Tükenmişliğin nedenleri nelerdir?

Kişilere ulaşamayacakları hedefler konulması, fazla iş yükü, düşük motivasyonlu kişilerle çalışma, kişinin karakteriyle yaptığı işin uyuşmaması, sosyal desteğin az olması gibi nedenlerle tükenmişlik oluşabilir.

Buna karşı ne yapılabilir?

Gerektiğinde hayır demeyi bilmeli ve her şeye ara verebimeli kişi. Gerçekçi hedefler konulmalı. Sağlıklı yaşamalı ve sosyal hayatını daima canlı tutmalı.

İş stresinin tükenmişliğe dönüşmesini engellemek mümkün mü?

Bunun için kişinin uyum kapasitesi yüksek olmalı. Kişi, kendisinin ve durumunun farkında olmalı, yeni seçenekler üretebilmeli, kişinin mesleği ne gerektiriyorsa, en iyisini yapmalı. Çalışanların iş stresiyle tükenmesini önlemek için yöneticilere de önemli görevler düşüyor. Öncelikle yöneticiler çalışanlar arasında ayrımcılık yapmamalı, herkese eşit davranmalı, çalışanların da ayrı bir dünyaları olduğunu unutmamalı ve onları anlamalı. Onlarla empati kurmalı.

Peki stres, vücudumuzda nasıl değişikliklere yol açıyor?

Zorlanma (stres) kişinin kısa ve uzun vadede uyumunu bozan olaylardır. Hangi olayların veya durumların kişiyi zorlama potansiyeli olduğu kişiden kişiye değişir. Aynı zamanda aynı tür bir zorlayıcı da her zaman aynı etkiyi meydana getirmez. Organizmanın durumu, kişinin önceki deneyimleri, çevrenin zorlayıcı kabul biçimi, başa çıkma düzenekleri hep birlikte kişinin tepkisini belirler. Zorlanma karşısında meydana gelen tepkiler standart değildir. Çeşitli bedensel ve psikolojik semptomlar ortaya çıkar. Bir uyaran beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde bazı subkortikal alanlar harekete geçer ve bedenin normal fonksiyonunu regüle etmeye çalışır. Birinci harekete geçen sistem hipotalamustur ve hemen hormon salgılamaya başlar. Burada bilinen en önemli hormon kortizol ve betaendorfinlerdir. İkinci sistem, sempatik sinir sistemi yoluyla epinefrin, norepinefrin salgılanmasıdır. Her iki sistem geçici streslerde yararlı ve dokularda koruyucu, aynı zamanda destekleyicidir. Ancak stres uzun sürer ve sık sık tekrarlanırsa salgılama periyodu uzar. Bu durumda immün sistem baskılanır. Sonunda sistemlerde fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar hipertansiyon, diabet, peptik ülser gibi sorunlar oluşabilir.

İşe yaramayan tepkileri belirleyin

Stresle başa çıkabilmek için neler yapabiliriz?

Stresle başa çıkmada, strese verilen yanıtları bilmek önemlidir. Strese duygusal, düşünsel, davranışsal, bedensel tepkiler verilir. Duygusal tepkilerin arasında huzursuzluk, öfke, üzüntü, gerginlik, kaygı, ümitsizlik, ağlama; düşünsel alanda ise yoğunlaşma güçlüğü, bellek sorunları, kararsızlık, obsesyonlar, fobiler ortaya çıkar. Davranışsal tepkiler arasında, kaçınma, saldırganlık, alkol, madde tüketimi, aşırı yeme, bedensel sorunlarla aşırı uğraş söz konusudur.

Stresle başa çıkmada, öncelikle işe yaramayan ve bireye zararlı olan tepkilerin belirlenmesi, bunların nelere yol açtığının farkına varılması gerekir. Stresle başa çıkma yöntemleri bireyin bu tepkilerini değiştirebilmesini sağlayacak özgül beceriler kazandırarak stresi azaltmayı hedefler. Stresle ortaya çıkan ruhsal sorunlar çeşitli psikoterapi yöntemleri ve ilaç tedavisiyle, organik sorunlarda ortaya çıkan hastalık tablosuna göre ilgili dalların uzmanlarınca tedavi edilir.

Beslenme şekli de stresi etkiliyor mu?

Günümüzde beslenme ayaküstü ve karın doyurma şeklindedir. Halbuki vücudun ihtiyacı olan vitaminler, proteinler, mineraller içeren besinlerle düzenli beslenmek gerekir. Bunun yanı sıra sigara, çay, kahve, alkol gibi maddelerin fazla tüketimi stresin beden üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artıra-caktır. Düzenli ve sağlıklı beslenme strese dayanıklılığı artırır. Yapılacak çeşitli bedensel aktivitelerin (yürüyüş, yüzme, koşu, bisiklete binme, yoga gibi) düzenli olarak yapılması bedensel gerginliği azaltır, gevşemeyi kolaylaştırır. Duygular üzerine etki yapar. Stresle ortaya çıkacak olan fizyolojik belirtiler için gerekli eşiği yükseltir. Uyku eksikliği de bir stres kaynağıdır. Uykusuzluk performansın düşmesine, bu da stres düzeyinin daha da artmasına neden olur.

Sevdiğin işi yap, kendine zaman ayır…

·  Kas gerginliğini azaltmak ve fazla enerjiyi boşaltmak için düzenli spor yapın.

·  Aşırı çay ve kafeinli gıdalardan uzak durun. Çünkü bunlar stresi artırır.

·  Kişisel muhasebenizi günlük yapın, erteleme alışkanlığını terk edin.

·  Duygusal zekânızı, özellikle empati yeteneğinizi geliştirin. (Duygusal zekâ: Yaşamda mutlu olmanızı sağlayan becerilerdir. Bu becerileri, kendimizi ve karışımızdakileri tanımak ve farkında olmak, olumsuz duygularla başa çıkabil-mek, kendimizi olumlu yönde motive etmek edebilmek olarak tanımlayabiliriz.)

·  Düzenli ve dengeli beslenin, şeker ve tuz tüketimini azaltın.

·  Düzenli ve yeterli uyuyun, yaşam alanlarında dengeyi gözetin.

·  İş yükünüzü dengeleyin, zaman ve enerjinizi önem ve önceliklerinize göre yönetin.

·  Hobiler edinin, kendinize, ailenize ve çevrenize vakit ayırın.

·  Değişime açık olun, değişimi tehdit değil, bir fırsat olarak görün.

·  Ya yaptığınız işi sevin ya da sevdiğiniz bir işi yapın.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (4)

Genetik açıdan bazı hastalıklara yatkınsanız stres, bunların erken görülmesine yol açabilir. Örneğin ailede kalp hastalığı varsa, sürekli stres altındaysanız, 30-40 yaşında kalp krizi geçirme riskiniz var

14/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese karşı dayanıklı olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Ancak bedeninizin isyanına kulak vermelisiniz. Çünkü stres, tansiyon, kalp hastalıkları, sindirim sorunları, saç dökülmesi, sivilce hatta kansere kadar pek çok hastalığa neden olabiliyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, stresin, kanseri önleyen 'katil hücreler'i baskılayıp sayılarını azalttığını söylüyor.

Stres sağlığı nasıl etkiliyor?

Öncelikle beynimiz stresten etkileniyor. Korteks (gri cevher) dediğimiz bölümden, hipolatalamustan salgılanan kimyasal aracı maddeler diğer organları etkileyerek stresten etkilenmemize yol açıyor. Öfkelenince korteks vasıtasıyla hipolatamus ve hipofizden gelen emirlerle böbreküstü bezinden birtakım hormonlar salgılanıyor. Bunlardan biri kortizol, diğeri de adrenalindir. Her ikisi de tansiyonu, şekeri yükseltir. Kişide kalp veya şeker hastalığı varsa çok öfkelendiğinden kalp krizi geçirebilir, şeker komasına girebilir.

Refleksleri de bozuyor

Stres nedeniyle uykumuz bozuluyor. Örneğin gürültü bizi etkileyen bir stres faktörü. İnsan gürültülü ortamlarda uyku derinliğini sağlayamıyor. Buna bağlı olarak kişide uyku bozuklukları ortaya çıkıyor. Uykusuzluk beraberinde sabahları kalkamama, konsantrasyon sağlayamama, verim alamama gibi sorunlara yol açıyor. Özellikle korteksin kognitif fonksiyon dediğimiz bilişe ait faaliyetlerinde aksama oluyor, dikkatte dağılma, hafızayı toplayamama, incelik gerektiren işlerde refleksleri kullanamama oluşabilir.

Gürültü bizi çok etkiler ve öfkelenmemize yol açar. Tolerans eşiğimiz düşer, bazı olayları yanlış algılarız. Gürültü insanları o kadar geriyor ki ilaç kullanımını artırıyor, hatta intihara teşebbüse neden oluyor. Gürültü nedeniyle kişi çevresine şüpheci yaklaşmaya başlıyor.

Stres beyni küçültür mü?

Fiziki anlamda küçültmez. Stres iş verimliliğini düşürür. Bir sekreter düşünün, bir yanda telefonlar, bir yanda emirlerle uğraşır ve farklı uyaranlara maruz kalır. Uyaranlar arttıkça insanın verimliliği azalır. Zamanla, strese bağlı olarak beyinde birtakım kimyasal bozukluklar ortaya çıkabilir. Dinlenememe, uykusuz kalma, beslenememeye bağlı olarak unutkanlık gelişebilir. Kişi strese girip bunun etkisini azaltmak için sigara içiyorsa veya alkol alıyorsa verimi düşer. Beyin fonksiyonları bozulan kişilerden madde bağımlısı olanlar da var. Özellikle sigara, alkol kullananan bazen de kolay elde edilebilir diye esrar ve kokaine sıcak bakan, kullanan insanlar da oluyor.

Kalp-damar sistemine etkisi nedir stresin?

Kalıtımla ilgili hastalıkların daha ileri yaşlarda ortaya çıkmasını bekleriz. Örneğin hipertansiyon, kalp sorunu genetikse bunun 70 yaşından sonra görülmesi gerekir. Ancak strese maruz kalanlarda bu çok erken olur. 30-40 yaşlarında bu sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Kişi sigara içiyor, fazla stres yaşıyorsa böyle bir risk var. Hatta genç yaşta enfarktüs geçirebiliyor. Stres nedeniyle sigara içimi arttığı için kalp damar sistemi etkileriyor. Strese bağlı olarak daha fazla sigara içimi astım, bronşit gibi sorunlara yol açabiliyor.

Sindirim sistemini nasıl etkiliyor stres?

Sırf strese bağlı olan sindirim sistemi rahatsızlıkları var. Ülser, gastrit, bağırsak tembelliği bunlardan bazıları. Spastik kolon hastalığı da stresle bağlantılı. İnsanların üreme, böbrek fonksiyonlarında da sorunlara yol açabiliyor stres. Özellikle büyük şehirdeki strese bağlı olarak insanların cinsel hayatı bozuluyor.

Stres bağışıklık sistemini zayıflatır mı?

Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması kişinin kanser olmasını engeller. Oysa stres, insandaki yararlı hücreleri etkileyerek bağışıklık sistemini bozuyor. Bağışıklık sistemi bozulduğunda insan daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Kansere kadar giden bir tablo oluşturur. Stres bağışıklık hücrelerini baskılıyor. Kanser hücrelerini öldüren katil hücreler var bağışıklık sisteminde. Strese maruz kalma sonucunda bunlar baskı altında kalıyor ve yenileri yapılamayarak sayıları azalıyor. Bu durumda vücut hastalığa açık hale geliyor. Stres sonucunda insanlarda kansızlık ortaya çıkabilir.

Ne kadar sürede oluyor bu?

Genelde uzun vadede oluşuyor. Kısa vadeli stres nedeniyle ağzınızda uçuk oluşabilir. Bir insan büyük bir şok yaşadığında böyle bir şey yaşar ve bu bağışıklık sisteminin etkilenmesinin sonucudur. Stres uzadığında diğer organlarda da hastalanma olur. Şeker hastalığı, tansiyon, kanser gibi hastalıkların kalıtım yönü var. Stres bu hastalıkların daha erken dönemde görülmesine yol açar.

Stres saç dökülmesi ve sivilce oluşumuna neden olur mu?

Cildiye kliniğine gidenlerin bazen psikiyatriye yönlendirildikleri olur. Saç dökülmesinin kalıtımla, başka bir hastalıkla ilgisi yoksa kişiyi üzen, strese sokan olayların etkisi vardır. Sivilce ise vücutta yağlanmayla ilgili. Ama biliyoruz ki stres karaciğeri, hormonları, kalp-damar sağlığını etkiliyor. Stres kaşıntıya da sebep olabilir. Hatta bu nedenle psikiyatri başlığı altında dermato-psikozlar diye bir bölüm vardır. Psikiyatrik hastalıklar, stres deri hastalıklarına neden oluyor ya da mevcut deri hastalıklarını artırabiliyor. Sedef hastalığının psikiyatrik yönü de var. Stres, bu hastalıklarda tetiği çekiyor.

Ağrıda stresin rolü var mı?

Stresin baş ağrısı dışında bel, sırt ağrısı yapma özelliği de var. Ağrı şikâyeti olan kişide öncelikle organik nedenler aranır. Eğer bulunmazsa psikolojik kökenli ağrı söz konusudur. Şehre göç etmiş, kente adapte olamamış, kelime haznesi zayıf olanlarda soyut kavramlarla şikâyetini ifade etmede sorun vardır. Bu kişiler, stresleri varsa ve kendilerini dilleriyle ifade edemiyorlarsa bedensel sorunlar yaşarlar. Stresli birinin kan basıncı artar. Horlama, yatarken diş gıcırdatma, yeme bozukluğu da stresten kaynaklıdır.

* * * * * * * * * *

Stresi yeneyim derken kendinizi hırpalamayın

Strese karşı sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Stresin etkilerini aza indirmek mümkün. Stresle baş etmek hekimlikle ilgili. Kişi tek başına mücadele edemeyebilir, profesyonel yardım alması gerekebilir. Çünkü kişi bir yandan stresle mücadele ediyorum derken diğer yandan vücudu harap olabilir. Mutlaka bir psikiyatri uzmanından yardım almalı ve stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmeli. Ancak hekimlerin tavsiye ettiği ve günümüzde stresle mücadelede en etkin olduğu bilinen bir yol var, o da spor. Sporun üç faydası var: problemsiz bir uyku, duygusal sükûnet ve küçük tansiyonu düşürme.

Hangi sporlar stresle mücadeleyi kolaylaştırıyor?

Yürüyüş her yaşta faydalıdır. Ancak hekim kontrolünde olmalı. Çünkü yürüyüş her yaşta farklı yapılmalı. Yüzme de stresin etkilerini azaltır.

60 yaşında spor yapan birinin bedensel fonksiyonları 30 yaşında spor yapmayan birine eşdeğerdir. Ani ölüm oranları spor yapanlarda 200 bin kişide bir, yapmayanlarda 30 bin kişide birdir. Sporu tavsiye ediyoruz.

Stresle mücadelede mutlaka kişinin zihinsel olmayan bir meşguliyeti bulunması gerekir. Köydeki bir kadın inek sağarak mutlu olduğunu söylemişti. Dikkat, duyumun şiddetini artırır. Bu, bir kuraldır. Bir gramlık ağrıya dikkat ederseniz şiddeti 100 grama çıkar. Ama zihinsel olmayan bir meşguliyet edinirseniz dikkatiniz dışarı yönelir ve mevcut rahatsızlığınız size fazla rahatsızlık vermez. Sosyal amaçlı derneklerde çalışmak da önerilebilir. Kısa orta ve uzun vadeli planlarınız olmalı. İnsanların 24 saatlerini, bir haftalarını nasıl dolduracaklarını bilmeleri, planlamaları gerekir.

Meşguliyet terapisinin (occupation therapy) psikiyatride yeri var. Günümüzün önemli sorunlarından biri de intiharlar. Bu sorun da bize stresin bir hediyesi. Özellikle göç, intihar olgusu üzerinde etkili. Depresyon, kaygı bozuklukları, panik atak gibi rahatsızlıklar da stres sonucu oluşuyor.

  

Stresle nasıl başa çıkılır? (5)

Stresinizin çoğaldığı dönemlerde rahatlamak için aradığınız çare uzak olmayabilir. C vitamini deposu yeşil sebzeler, meyveler strese dayanma gücünüzü artırır

15/03/2007 -RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresi yenmemizi sağlayacak mucize bir reçete olabilir mi? Bir ilaç ya da bir besin? Örneğin, patronumuza öfkelendiğimizde ya da eşimizle tartıştıktan sonra yiyeceğimiz bir mandalina veya içeceğimiz bir bardak süt stresimizi geçirebilir ya da azaltabalir mi? Yazık ki yiyeceklerin böyle bir etkisi yok. En azından direkt olarak etkisi olan bir besin bulunmuyor. Ancak genel olarak iyi bir beslenmeyle stresle mücadele etmek mümkün. Bunu işin uzmanı söylüyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle yaz mevsiminin yaklaşmasıyla ve kilo vermenin moda halini almasıyla pek çok insanın zayıflamak istemesi nedeniyle strese girdiğini belirtiyor. Gür, ayrıca "Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar" diyerek stres altındakileri uyarıyor.

Savaş ya da kaç!

Beslenme ve stres arasında nasıl bir bağlantı var?

Stres ve beslenme arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz, ancak bu iyi bir beslenmenin günlük stresi azalttığı anlamına gelmez. İyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde ve hastalığa yenilmemesinde yardımcı olur.

İnsanın strese genel tepkisi evrenseldir. Stres kaynakları farklı olabilir, stres düzeyleri ve sonuçları da insandan insana değişebilir. Ancak stres tetikçisi olumsuz bir etki yapıyorsa, tepki genelde hemen hemen aynıdır. Dr. Walter Canon, stresin biyolojik etkilerini belirleyen ilk kişi olmuştur. Bu da 'Savaş ya da kaç tepkisi'dir. Mağara devri insanları yabani hayvanlar, yangın, sel gibi tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında iki seçenekleri vardı. Savaşacak ya da kaçacaklardı. Vücutlarının biyokimyası yaptıkları seçimle başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde değişirdi. Bu, hayatta kalabilmek için mükemmel bir uyumdu.

Bu 'Savaş ya da kaç' tepkisi sırasında kan dolaşımına katılan bazı hormonlar da vücudu hareketlendirir ve enerji düzeyini artırır. Kalp hızla çarparak kaslarımıza kan ve oksijen akışını artırır. Tansiyon yükselir. Hızlı nefes alınır ve verilir. Besinlerin emilim hızı azalır, vücut için gerekli şeker ve yağları kaslara yönlendirebilir. Vücut harekete geçmeye hazırlanırken kas gücü artar. Vücut ısısını normal düzeyde tutmak için daha fazla terlenir. Bu bedensel tepkiler insanoğluna binlerce yıl ötesinden insanın var kalması için genetik olarak iletilmiştir.

Bugün ise stresin nedenleri değişti…

Bugün artık stresin nedenleri değişmiştir, stres tetikçilerinin birçoğu bedensel değil duygusal ve psikolojiktir ama aynı biyokimyasal tepkimeler yaşanır. Bedenimiz tıpkı atalarımız gibi kendini bedensel bir strese hazırlar. Bedenimiz, üzerine gelen tehdide karşı üç aşamalı tepki gösterir. Alarm tepkisi, direnme dönemi ve tükenme dönemi. Son aşamada stres devam ediyorsa organ dokuları ve sistemleri bozulabilir. Uzun vadede bu, hastalıklara, hatta ölümlere bile neden olabilir.

Stres, pek çok hastalığın nedenidir. İlk akla gelenler kalp hastalıkları, inme, kanser, solunum yolları hastalıkları, eklem iltihapları, mide-bağırsak bozuklukları, uykusuzluk, depresyon, psikosomatik rahatsızlıklar, deri hastalıklar, kronik ağrı ve sancılardır.

Stres nedeniyle aşırı yeme de söz konusu. Bununla nasıl mücadele edilebilir?

Strese bağlı yemek yemekle mücadele etmenin sırrı, doğru zamanda doğru yiyecekler seçmektir. Üniversite sınavları yaklaşırken bir öğrenci veya işyerinde sorunlar yaşayan biri, her şeyin kötü gittiğini düşünerek kaçmak, uzaklaşmak isteğinin arttığı dönemlerde masada duran şekerleri hırsla ve hızlıca tüketir ya da bir sigara daha yakar. Ancak buna rağmen stres geçmemiştir ama vücuduna gereksiz birkaç fazla kalori eklenmiş ve ayrıca nikotin girmiştir. İnsan kendini daha iyi hissetmek için yemek ister, atıştırmadan duramaz. Atıştırma tepkisinin bir kısmı beynin kimyasından kaynaklanır.

Protein de iyi gelir

Stres altında olanlar nasıl beslenmeli?

Stres sırasında B kompleks vitaminlerine gereksinim artar. Stres altında olanlar, sınava girecekler ya da yöneticiler meyve ve sebze aracılığıyla fazladan C vitaminine ihtiyaç duyarlar. Her fazla kilo, vücudun ekstra birkaç miligram C vitaminine ihtiyaç duyması anlamına gelir. Kandaki triptofan seviyesi ciddi, mutsuz ve depresif olup olmadığınızı, hayatınızı akıntıya kürek çekerek geçiriyormuş hissine kapılıp kapılmadığınızı belirler. Vücut triptofandan serotonin üretir. Triptofan stresi uzaklaştırır, uyku bozukluğunu önler. Tek şart yağsız protein (yağsız et, süt, peynir çeşitleri, yumurta, kurubaklagiller) yemenizdir.

Daha çok tatlı, daha çok mutluluk hormonu

Stres yüzünden tatlı besinlere yönelmemizin nedeni ne?

Beyin hücreleri fazla stres altındayken daha çok serotonine (mutluluk hormunu) ihtiyaç duyar. Bu, karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu yiyecekler serotonin üretimini teşvik eder. Pizza, makarna ve çikolatayı stresliyken ve endişeliyken tercih etmemizin nedeni budur.

Rafine şekerlerin fazla tüketilmesi vücuttaki B vitaminlerini tüketir. Yorgunluk, sinirlilik ve tepkili hale gelmeye neden olur. Glisemik indeksi yüksek, rafine edilmiş besinler hormonları harekete geçirerek kan şekerinin yükselmesine neden olur. Tatlı, şekerli, unlu besinler vücuda girer girmez, içlerindeki şeker kana hücum eder ve kan şekerini yükseltir. Pankreas paniğe kapılır ve kan şekeri hormonu (insülin) salgılamaya başlar. İnsülin kaslara "Haydi çabuk, tatlı ye" mesajını verir. Kaslar da şeker tüketmeye başlayınca beyindeki şeker seviyesi düşer. Kendimizi yorgun hissederiz. Kan şekeri seviyesi başlangıçtakinin altına düştüğü için vücut şeker yeme ihtiyacı hisseder. Çikolatadan alınacak ikinci bir parça kısa zamanda kan şekerini tekrar yükseltir. Streste şekerli besinlerin daha kolay tüketilmesi çağın hastalığı şişmanlığın da nedenidir. İnsülin aynı zamanda şişmanlama hormonudur. Çünkü glisemik endeksi yüksek bir besin, yağlı yiyeceklere birlikte yendiğinde, insülin besindeki yağları doğrudan gitmelerini istemediğimiz bir yere, yağ hücrelerine gönderir. Yağlar buraya yerleşir ve yakılmazlar, çünkü yağ hücrelerinde yağ yakıcı 'fırınlar' yoktur. Sindirim süresince kandaki insülin seviyesi yüksek olursa, yağlar yağ hücrelerinde hapis kalır ve kilo alırız.

Kilo vermek için de strese gireriz…

Açlık hissedilmemesine rağmen aç olduğunu sanarak yemek yemek, atıştırmak gerçek stres nedeni olabilir ve sonunda stres yiyicisine dönüşülebilir. Sağlıklı olma ötesinde 'modanın dayattığı ölçülerde' fazla kilosu olduğunu varsayanlar yaz gelirken kilo verebilme stresine girerler. Şişmanlık, kısa sürede mucize diyetlerle çözülemeyen, mevsimsel önlemlerle giderilmesi mümkün olmayan ciddi bir hastalıktır. Kısa sürede verilen kilolar, kısa sürede iki kat olarak geri alındığından yaşam boyu çözülemeyen stres kaynağı olabilirler.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (6)

Stresle mücadelede yediğiniz yiyecekleri zenginleştirin. Kola, alkol, sigara, çay ve kahveden uzak durun. Özellikle kahvedeki kafein ve çaydaki tein, stres hormonlarının salgılanmasına yol açıyor

16/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Strese girmenizde kilonuzun, beden kütle indeksinizin, atladığınız öğünlerin bile etkisi olabileceğini biliyor musunuz? Gerçekten tüm bunlar ya strese girmemizi ya da derecesini etkileyebiliyor. Strese karşı beslenmeyi ön plana çıkarırken ise denge göz ardı edilmemeli. Tek tip beslenmenin sağlıklı olmadığı biliniyor. Bunun için her şeyden dengeli bir şekilde yemek gerekiyor. Bunu sağlamak için ise yağlardan, tatlı şeylerden uzak durmanız gerekmiyor. Yeter ki neyi, ne kadar yemeniz gerektiğini bilin. Türkiye Diyetisyenler Derneği İstanbul Şubesi'nden diyetisyen Selma Önelge Gür, özellikle beslenmede çeşitliliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Her besin grubunda, her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemelidir. Yeter ki seçmesini bilelim" diyor.

Stresle mücadele edebileceğimiz bir beslenme tarzı var mı?

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam boyu süren bir davranış değişikliğine dönüştüğünde stresle daha etkin başa çıkabilirsiniz. Bu alışkanlıklar çocukluk yaşlarından itibaren benimsenmelidir. Çeşitlilik yaşamın tadıdır. Yiyecek çeşitliliğini zenginleştirin.

Her besinin değeri aynı değil

Yiyecek seçimindeki çeşitlilik aynı zamanda sağlıklı beslenmenin temelidir. Doğanın bize sunduğu her türdeki yiyeceği yeme olanağımız yok. Yememiz de gerekmez. Yenmediği zaman strese girmenin de anlamı yoktur. Ayrıca, her yiyecek, enerji ve besin öğesi bakımından aynı değerde değildir. Bazıları karbonhidrat, bazıları protein, bazıları vitamin ve minerallerden ya da yağ açısından zengindir. Hatta bir mineralden zengin olan yiyecekte diğer bir mineral bulunmayabilir. Örneğin süt kalsiyumdan zengin ama demir miktarı anlamlı değil. Bilmemiz gereken nokta, hangi yiyeceğin hangisinin yerini tuttuğudur. Bunu kolaylaştırmak için, yiyecekler, besleyici değerleri yönünden dört temel grupta toplanır. Her grubun içinde yer alan yiyecekler birbirinin eşdeğeridir.

Bu grupları öğünlere nasıl paylaştırmalıyız?

Her öğün her gruptan uygun bir ya da birkaç yiyecek seçilir ve gereksinime uygun miktarlarda tüketilirse yeterli ve dengeli beslenilmiş olunur. Her besin grubunda; her mevsim, her ekonomik düzeye hitap eden, her ağız tadına uygun, her kültürel alışkanlığı sürdürecek, her yeni yaşam tarzını yakalayabilecek nitelikte sayısız yiyecek vardır. Stresi önleyecek mucize yiyecek veya diyet yoktur. Beslenmenin bir bütün olduğu gözardı edilmemeli. Yeter ki seçmesini bilelim.

Vücut ağırlığının strese etkisi var mı?

Sağlıklı vücut ağırlığında olmak önemli. Beden Kütle İndeksiniz 22-24 aralığında olmalıdır. Vücut yağının fazla olması yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, felç, bazı kanserler, artrit, solunum problemleri ve başka birçok hastalık riskini arttırmaktadır.

Neler yememizi öneriyorsunuz?

Tahıl ürünleri, sebze ve meyveden zevk alın. Birçok insan özellikle tahılların şişmanlatıcı oldukları düşünerek yemekten kaçınma eğilimine girer. Halbuki vücudumuzun günlük enerjisinin yarısını bu yiyeceklerden sağlamalıyız. Ayrıca bu yiyecekler pek çok besin öğesinin, özellikle sebze ve meyveler antioksidanın, C vitamininin ve posanın kaynağıdırlar. Rafine edilmemiş karbonhidrat içeren tam tahıl seçeneklerinden günde 6-12, sebze meyveleri de en az beş porsiyon tüketmeliyiz. Bir elmayı toprağa gömersiniz, bir ağaç oluşur. Bu hayattır. Elmalı kekle aynı sonuca ulaşamazsınız. Bir fasulye tanesini su dolu bir kaba koyarsanız, çimlenmeye başlar. Su hayattır. Fasulye tanesi sadece şarap ve sert içkilerde ölür.

Aşırıya kaçmadıkça şekere 'evet'

Yağ tüketimi streste fark ediyor mu?

Doymuş yağ ve kolesterolü azaltın. Yağların vücudumuzda çok önemli fonksiyonları vardır. Buna rağmen fazla tüketimi sağlığımızı olumsuz etkiler. Genel eğilim olarak yağsız et ve düşük yağlı yiyecekler seçilmelidir. Düşük yağlı pişirme yöntemleri kullanılmalı, fazla yağlı soslar, süslemeler ve salatalardan kaçınılmalıdır. Sevdiğiniz restoranlarda az yağlı ürünleri tercih edin, şefe az yağlı yiyecek olarak neyi önerebileceğini sorun ve kızartmalardan uzak durun.

Şekerli gıadaları hayatımızdan çıkarmalı mıyız?

Şekerleri aşırıya kaçmadan tüketin. Sadece enerji içeren sofra şekerinin 16. yüzyıldan itibaren sofralarımıza geldiğini unutmayalım. İnsanoğlunun milyonlarca yıllık serüveninde bu tarihe gelinceye dek şekeri doğal kaynaklarından aldığını bilelim.

Tuzla nasıl bir denge kuralım?

Tuzu az kullandığımızdan emin olun. Sodyum birçok yiyeceğin doğal bir parçası ve önemli işlevleri olan bir besin öğesidir. Fazla tüketimi birçok hastalığın risk faktörüdür. Bu nedenle günlük tüketilen altı gram tuz herkes için yeterli bir miktardır.

Sigara ve alkol kullanmayın. Sigara, alkol kendimizi kısa bir süre iyi hissetmemizi sağlar. Ancak, çay, kahve, kolanın sürekli, fazla tüketimi kafein ve tein alımını arttırarak bazı stres hormonlarının salgılanmasına ve aşırı duyarlılığa yol açar. Bu durumda olaylar daha da stresli boyutta yorumlanarak stresin şiddeti artar.

Yemek yerken beş duyunuzu kullanın!

Öğün atlamak vücudumuzda nasıl bir etki yaratır?

Öğünlerinizi düzenli yapın. Öğün atlama, vücut için gerekli olan besin öğelerinin günün diğer saatlerinde karşılanmasını güçleştirmekte ve besin öğeleri eksikliklerine neden olabilmektedir. Yine öğün atlanırsa açlığın kontrol edilmesi güçleşmekte, sonraki öğünde fazla yenmesine dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır. Kahvaltı en sık atlanan ya da ihmal edilen öğün olmaktan çıkarılmalıdır.

İşe giderken yanınıza taze veya kuru meyve, fındık, ceviz, leblebi gibi besin değeri yüksek atıştırmalıklar götürün.

Yiyecekleri seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yiyeceklerin güvenli tüketimini sağlayın. Yiyeceklerin güvenliği markette başlar. Kalite güvence sertifikaları olan yiyecekleri satın alalım. Mutfakta bakteri, virüs, parazit ve kimyasalların bulaşmasını engelleyelim. Dışarıda yemek yerken yemeğin cinsinden önce güvenli mutfak konseptine ve zorunluluklarına uyan mekânları tercih edelim. Yeterince protein tüketin. Farklı protein kaynaklarından yararlanın. Protein kalitesini artırmak için tahılları süt ve ürünleryle veya tahılları kuru baklagillerle tüketin. Yiyeceklerle aldığınız enerjiyi her gün 30 dakikalık spor yaparak dengeleyin.

Sağlıklı beslenirken tarih boyunca bizleri etkilemiş yeme-içme kültürünün hazzından uzak kalmayalım. İyi yemek, beslenme, sağlık ve lezzetin bir sentezidir. Doğanın sunduğu yiyecekleri tanır, uygun şekilde hazırlar ve uygun miktarda yersek bir yandan haz duyarız bir yandan da yaşam kalitemizi artırırız ve stresle baş edebiliriz. Yerken ve içerken beş duyumuzun beşini de kullanırsak yaşamdan tat almayı bilir, yiyeceklerle uzlaşma sanatını geliştirebiliriz. Hem stresle baş edebilmek hem de sağlıklı kalmak için yaşam boyu sağlıklı beslenilmelidir.

 

Stresle nasıl başa çıkılır? (7)

Stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmak onunla mücadeleyi kolaylaştırır. Günlük yaşamı planlamak da olası aksilikleri ve belirsizliği önlediği için uzmanlarca öneriliyor.
 

17/03/2007–RADİKAL

HATİCE YAŞAR
Stresle mücadele zor değil. Problem çözme yeteneğinizi geliştirerek bunu başarabilirsiniz. Bu ise öğrenilebilir bir davranış. International Hospital'dan pskiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas, stresle mücadele de sorunu tanımlamanın, çözümün en önemli aşaması olduğunu söylüyor.

Stresle karşılaştığımızda öncelikle ne yapmamız gerekir?

Kabaca stres uyarıcılarıyla karşılaştığımızda içimizde genel bir değerlendirme yapıyoruz. Stres yaratan nedir? Biz ne yapabiliriz ve bununla baş edebilir miyiz?

Eğer baş edebileceğimize inanıyorsak vücudumuzda stres tepkileri dediğimiz bedensel belirtiler oluşmuyor. Eğer baş edemeyeceğimize inanıyorsak beynimiz bir tehlike algılıyor ve bu durumda da bedenimizde stres tepkisi oluşuyor. Bu algılamada kişisel farklılıklar çok önemli. Kişilik yapısı ve önceki deneyimler tepkimizin yönünü tayin ediyor. Genetik mirasımız, çocukluk yaşantılarımız bizim kaygı düzeyimizi belirliyor. Bazı kişilerde bu kaygı düzeyi hemen her zaman yüksek seyreder. Bu nedenle bu kişilerin stres yaratan olaylara verdiği tepki çok daha şiddetli olur.

Verdiğimiz tepki stresin büyümesini ya da küçülmesini sağlayabilir mi?

Stres yaratan faktörleri inceler ve daha baş edebilir değerlendirmeler yapabilirsek stres yanıtını azaltabiliriz. Problem çözebilme yeteneği gelişmiş kişiler stresle baş etmede daha avantajlıdırlar. Problem çözme yeteneği ise geliştirilebilir. Stresle mücadele etmek öğrenilen bir davranıştır. Çevrenizdeki insanlar karşılaştıkları olaylar karşısında daha kolay çözümler üretebiliyorlarsa siz de bu becerileri model alarak öğrenebilirsiniz. Problem çözme becerisi zaman içinde geliştirilebilir. Bunun için uygun modellerin bulunması ya da geliştirilmesi faydalıdır. Sorunu tanımlama, çözmenin en önemli aşamasıdır. Tanımlamanın önşartı da stres yaratıcısını önceden kestirmek ve hazırlıklı olmaktır.

Peki zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?

Günlük yaşamımızın planlanması stresle baş etmemizde avantaj sağlar. Planlı olmak bizi iki şeyden korur; birincisi yapacağımız işleri kafamızda toparlayarak bizi önemli ölçüde rahatlatır, ikincisi ise yapılacak işlerden arta kalan zamanlarda bizim daha rahat dinlenmemize yardımcı olur. Çalışma ve dinlenme zamanlarını bize hatırlatması yönünden faydalıdır. Plansızlığın karşıtı, acelecilik, işlerin yetişmemesi durumunu da beraberinde getirir. Özellikle zaman baskısının daha çok hissedildiği bankacılık ve medya çalışanları için planlama hayati önem taşır. Planlama bizi belirsizlikten koruyarak amaçlarımızı gerçekleştirmemize yardımcı olur.

Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinizden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. Ayrıca şiddet içeren haberlerden ya da filmlerden uzak durmak gereksiz gerginlikleri azaltır.

Stresi kendi kendimize nasıl yenebiliriz? Bu mümkün mü?

Her insan günlük stres nedenleriyle baş etmeye çalışır. Ancak stresle baş edebilme kapasitesi kişiden kişiye değişir.

Bazıları için çok yoğun stres yaratan bir faktör bazı kişiler için üstesinden gelinmesi kolay sorunlar olabilir. Zamanı iyi planlamak, uyku ve beslenmemize özen göstermek, spor yapmak stresle baş etmede işimizi kolaylaştıracaktır.

Uzmanlar stresi nasıl tedavi eder?

Başvurulan uzman stresi tedavi etmez. Çünkü sizin üzerinizde stres yaratan olay güncel bir olaydır. Geçici ya da süreğen sorunlar olabilir. Evlilik, iş sorunları, duygusal sorunlar ya da maddi sorunlar olabilir. Uzman sizin bedeninizin strese verdiği yoğun tepkiyi azaltmak için bazen ilaç tedavisinden yararlanabilir. Diğer taraftan olayları algılama ve yorumlama konusunda size yardımcı olarak sizin bu streslerlerle daha kolay baş etmenize yardımcı olmaya çalışır. Ruhsal gücümüzün karşılaştığımız olayları bir hazmetme süreci vardır. Eğer stres yaratan bir olay bu gücü aşıyorsa iki olasılık ortaya çıkar. Travma çok ağırdır. Deprem, ölüm vb. ya da travma ağır olmamasına rağmen ruhsal baş etme gücümüz zayıftır. Ağır travmalarda kişinin baş etme yöntemleri desteklenirken, diğer durumda kişinin ruhsal iç güçleri (gizli güçleri ) harekete geçirilip, bunları kullanması öğretilir. Kişi, bedeninin strese verdiği tepkiyi tanımalıdır.

Tedavide psikoterapinin yeri var mı?

Psikoterapide stresle baş etmede kişilik özellikleri, sorun çözme beceriniz, olayları kontrol algınız ve olaylarla ilgili yapmış olsduğunuz atıflarınız değerlendirilir. Bu değerlendirme sonrasında gelişim açısından seçenekler oluşturulur. Amaç kişinin problemini çözmek değil, o problemle baş edebilecek beceriye sahip olmaya çalışmasını sağlamaktır. Ayrıca stresli uyaranlara karşı otomatik yanıtların yanlışlığı kişiyle tartışılır ve bunlar olumlu, aynı zamanda da uyumlu yanıtlarla değiştirilir.

Gevşemek için neler öneriyorsunuz?

Uzun süre strese maruz kalan kişinin bedeni gergin hale gelir. Yani vücut ve beyin sürekli alarm durumundadır. Bu durumda bedende bazı sorunlar, kas ve eklem ağrıları baş gösterir. Stres reaksiyonunda artan adrenalini azaltmak için, vücudu gevşetme egzersizleri faydalıdır. Gevşeme halinde vücut daha az enerji harcar ve dinlenme pozisyonuna gelir. Bu amaçla gevşeme egzersizleri stres yönetiminde yaygın kullanılıyor. Stresten kaçmak mümkün değildir. Stres modern çağın bir gerçeğidir, kaçmak yerine çözüm yolları aramak faydalıdır.

Egzersizleri önerildiği şekilde her gün uygulayın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarf ettiğinizi göreceksiniz. Kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin, vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

* * * * * * * * * *

Gülün, acılarınızı paylaşın, doğaya yakın olun…

·  Stres kaynaklarınızı tanıyın: Neler sizde stres yaratıyor? Bunlar hakkındaki düşünceleriniz neler? İçinde bulunduğunuz durumu abartıyor musunuz?

·  Duygularınıza kulak verin: Beyniniz, yani siz, strese nasıl karşılık veriyorsunuz? Kendinizde baskın olarak fark ettiğiniz duygu, sinirlenme ve yorgunluk mu? Bu duygular neler düşündürüyor? Duygularınız ve düşünceleriniz sizi yüceltir de yıkar da. İstediğiniz sonucu almak için onları besleyin, güçlendirin.

·  Fizyolojik tepkilerinizi anlayın ve düzenleyin: Stres karşısında yapılması gereken, fizyolojik tepkileri normale çevirmeye çalışmaktır. Bedeninize rağmen yaşayamazsınız. Bedenin sağlıklı faaliyet düzenini koruyun. Yavaş ve derin nefes alarak nefesinizi ve kalp atışlarınızı normale döndürün. Rahatlama teknikleriyle kaslarınızı gevşetin. Fizik egzersiz yaparak stresin salınımına sebep olduğu glikoz ve lipidleri (şeker ve yağları) yakın. Çeşitli besinleri dengeli yiyin, hızlı kilo alıp vermeyin. Yeterli ve düzenli uyuyun.

·  Gülün: Gülmek vücudun doğal 'mutluluk hapı' olan endorfinin salgılanmasına neden oluyor. Yani mutluyken güldüğünüz gibi, güldüğünüzde de mutlu olursunuz. Gülmek tedavi eder: Stresin ülser, yüksek tansiyon, baş ağrısı gibi hastalıkları tetiklediği bilindiği gibi, gülmenin de sinirleri gevşettiği, sindirim sistemini çalıştırdığı, kan dolaşımını kolaylaştırdığı da bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kahkahalarla gülmek, vücudun üst kısmındaki tüm kasların, sinirlerin ve organların 'egzersiz yapmasını' sağlar Eğer bir saat boyunca kahkahalarla gülebilseydik 500 kalori harcardık.

·  Müzik dinleyin: Araştırmalar, kalp atışlarının müzikle senkronize olduğunu ve beynin elektrik ritminin müzikle değiştiğini gösteriyor.

Müzik, kortizolun salgısını yavaşlatarak stres hormonlarının düzeyini düşürüyor.

·  Doğaya yakın olun: Doğayı yaşamak insanı daha sakin ve mutlu kılıyor. Hastanelerde yapılan araştırmalara göre, odalarından doğa manzarası gören hastaların iyileşme hızı, başka bir binayı gören hastaların iyileşme hızından daha yüksek. Bir akvaryumu seyretmek dahi kişinin tansiyonunun düşmesine ve rahatlamasına yol açıyor.

·  İletişim kurun: İletişimin, özellikle kaygının ve acının paylaşılmasının insanları rahatlattığı araştırmalarla kanıtlanmış. Nazi kamplarında yaşamış 33 kişiyle yapılan bir araştırmada bu kişilerden yaşadıklarını her gün iki saat boyunca anlatmaları, daha önce söylemedikleri ayrıntıları dahi paylaşmaları istenmiş. 14 ay süren araştırmada , arkadaşlarına daha fazla ayrıntı verecek kadar güvenen kişilerin sağlığının diğerlerinden çok daha iyi olduğu tespit edilmiş.

Kaynak: Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres Prof. Dr. Zuhal Baltaş

Özgeçmiş

Özgeçmişim, Tarihçe-i Hayat, Kronoloji:
İsmim Mehmet Ali Hatay, Hatay'ın  Altınözü ilçesinde dünyaya geldim. Babam Rifat Hatay Annem Raziye Hatay. Bir Ablam bir kız kardeşim var.
İlkokulu 3. sınıfa kadar Hatay Altınöüznde okudum. 1963 Mersin Gazipaşa ilkokulundan mezun oldum.
1964 Mersin Atatürk Orta okuluna başladım ve 1968 Mersin Atatürk Ortaokulundan mezun oldum.

1969 Mersin Öğretmen Okuluna başladım. Ankara Yüksek Öğretmen Okulunda bir yıl okuduktan sonra 1971 de İstanbul Tıp Fakültesini kazandım.

1977 yılında Rize'li Emine Rakıcıoğlu ile evlendim. Tıp Fakültesinden 1978 yılında mezun oldum. Doktor olarak ilk görev yerim Konya'nın Hadim kazasıdır. Burada altı ay sağlık ocağı ve sağlık merkezi tabipliği yaptım.

Askerlik için Kars-Ardahan Posof'a ve Damal'a gittim. 18 aylık askerlik hizmetimin sonunda tayinim Adıyaman Gölbaşı ilçesine çıktı. Buradaki 2 yıllık görevi sırasında Kaymakamlığa vekaleten, Suvarlı belediye reisliğine asaleten baktım. Daha sonra ihtisas için  İstanbul Beyoğlu Hastanesi Üroloji Kliniğinde Şef ve başhekim Metin Süer ve Burhan Bağatur'un kliniğinde uzmanlık eğitimine başladım. 2 yıl sonra 1984'de uzmanlığımı İstanbul Taksim Hastanesinde (Taksim İlk Yardım Hastanesi) değerli hocam rahmetli Prof. Dr. Şevket Tuncer ve rahmetli Dr. Muhittin Okumuş'un ve Başasistanı Op.Dr.Zeki Altıparmak yanında bitirdim ve üroloji uzmanı oldum. Mecburi hizmet için 1985 Yılında Biga Devlet Hastanesinde göreve başladım. 6 sene başhekim yardımcılığı ve satın alma başkanlığı yaptım. Dönem dönem başhekimlik görevini yürüttüm. 16 senedir bu görevde bulunduktan sonra 2002 yılında tayinim Konya'ya Numune Hastanesi'ne çıktı. 2016 yılında Konya Halk Sağlığı bünyesinde evde sağlık hizmetinde görev aldım. 2018 yılında Konya Numune hastanesinden 16 sene sonra 41 yıllık meslek hayatımı bitirdim ve emekli oldum.
Halen Konya Merkez SEV vakfına bağlı huzur evinde Allah Rızası için fahri doktor olarak görev yapmaktayım. 

İstibra (5. Baskı) Tıbbi ve Dini bakımından İstimna (Mastürbasyon)(3. Baskı) isminde 2 kitabım vardır.
1- Tıbbi ve İslamî Yönünden ISTİBRÂ İdrardan Temizlenme (5. Baskı)

https://www.dralihatay.com/islam
2- Tıbbi ve dini açıdan Soru ve cevaplarla istimna (masturbasyon) (3. Baskı)
http://www.dralihatay.com/masturbasyon1.htm

Kitaplarıma şu adresten ulaşabilirsiniz: 
https://www.dralihatay.com/kitaplarim.html
Sayısız makalelerim içinde en önemlilerine şu adresten ulaşabilirsiniz:
https://www.dralihatay.com/makaleler.html 

Rifat Abdullah, Raziye Zeyneb ve Taha  Yasin adında biri kız, ikisi erkek, üç çocuk babasıyım. Büyük oğlum Bilgisayar öğretmeni, Kızım işaret dili öğretmeni ve küçük oğlum Orman yüksek mühendisidir.
Hobilerim içinde kitap okumak, internette hasta sorularına cevap vermek, yurt içi ve yurt dışı gezilere katılmak  en sevdiğim şeylerin başında gelir.

YAZILARI ve MAKALELERİ:

Penis Boyu neden önemlidir?
Genelev Gerçeği: 
Varikosel ve tedavisi: 
Masturbasyon zararlı mıdır? 
Erken Boşalma ve tedavisi: 

Sertleşme Sorunu ve Tedavisi: 
Prostat iltihabı ve Tedavisi: 
Homoseksüellik ve Eşcinsellik: 
Böbrek Hastalıkları: 
Böbrek ve Oruç: 
Tıbbi Sünnet ve Faydası: 
İdrar Damlaması ve İstibra 

Dr. Ali Hatay               
                

 

Site Amacı, Bilgisi ve İşleyişi

  • Sitenin İşleyişi
  • Sitenin Amacı
  • Dikkat Edilecek Hususlar
  • Code İlkeleri
Sitemiz üroloji hakkında bilgi vermektedir. Üroloji hakkında daha fazla bilgiyi yine sayfamızdan alabilirsiniz. Uroloji Sitenin Haritasına göz atarsanız konulara daha çok hakim olabilirsiniz. Burada sitenin genel planı vardır.

Her hangi bir konuya arama motoru kullanarak ulaşabilirisiniz. Ayrıca sol menü işinizi oldukça kolaylaştıracaktır.

Sitemiz çok sık güncellenmemekle birlikte en önemli özelliği sormuş olduğunuz şikayetlerinize en geç 1 günde cevap alabilmenizdir. Cevaplar kapsamlı ve sizi yönlendirecek şekildedir. Fakat takdir edersiniz ki bu site bir tedavi edici site değildir. Sadece yol gösterici ve yönlendiricidir. Bu nedenle sorularınızı kapsamlı ve öz olarak sorun. Mümkünse numaralandırın. Cevap almanız daha kolay olur. Çok uzun mesajlar içerisinde sorularınız kaynamaz.

1- Ziyaretçilerin kendi sağlığıyla ilgili bilgi vermek.
2- Faydasına inandığı, gerek üroloji gerekse genel sağlık linklerini sunmak.
3- Sadece hastanın kendi hastalığı hakkında bilgi vermek ve tavsiyelerde bulunmak. Gerekirse Tıp’ın hangi bölümüne hangi uzmanına gideceğini belirtmek.
6- Tahlil, tetkik, Rotgen ve ultrason, MR gibi tetkiklerin sonucunu yorumlamak.
6- Bu web sitesine yazmış olduğu tıpla ilgili kendi hastalığı ve şikayetlerine ve sorularınıza en kısa zamanda cevap yazmak.
1- Sorularınız üroloji ile ilgili olmasına dikkat edin. Dini konuları sormayın. Fetva vermeye yetkili değilim.
2- Sorular ne çok uzun nede kısa olsun. Öz olsun. 5 satırı geçmesin. Yoka cevap alamazsınız.
3- Sorularınızı numara vererek madde madde yazın. Böylece kesin ve net cevap alabilirsiniz, cevapsız soru kalmayacaktır. Bunun ispatı şimdiye kadar verdiğim 105.000 sorunun cevabıdır.
4- Cevaplar hakkında şüpheye düşerseniz veya anlamadığınız bir şey olursa ertesi gün tekrar yazmakta çekinmeyin. Bir günde 2 den fazla mesaj yazmayın. Yoksa cevap almazsınız.
5- Yazma kurallarına uygun yazdığınız soruların cevabının da saat 17 de yazılacağından emin olun.
İlke 1: Bu sitede yayınlanan tıbbi bilgiler ve sağlık öğütlerinin tümü tıp veya sağlık alanında eğitimli ve kalifiye profesyoneller tarafından verilir. Tıp ya da sağlık alanında kalifiye olmayan birey, ya da organizasyonlar tarafından verilen öğütlere bazı durumlarda yer verilir ise, bu durum açıkça belirtilir.

  • İlke 2: Bu sitede yer alan bilgilerin yayını site ziyaretçisi hasta ile kendi doktoru arasında, var olan ilişkiyi, değiştirmek ya da yerine geçmek için değil, yalnızca desteklemek için düzenlenmiştir.
  • İlke 3: Tıp ya da sağlık web sitesine bir birey olarak hastaların ve ziyaretçilerin, kimlikleri dahil olmak üzere, verdikleri veriler bu web sitesinin sorumluluğu altındadır. Web sitesi sahipleri web sitesinin bulunduğu ülkenin ve “mirror” sitelerinin bulunduğu ülkelerin tıp ya da sağlık bilgileri konusundaki kanuni gereksinimlere uymayı ve bunların dışına çıkmamayı kabul ederler.
  • İlke 4: Uygun durumlarda bu sitede yer alan bilgiler kaynak verilere açıkça refere edilecektir, olanak var ise bu kaynaklara özgü HTML bağlantıları yapılacaktır. Klinik sayfaların son değiştirilme tarihleri sayfada açıkça yer alacaktır.
  • İlke 5: Özgün bir tedavinin, ticari bir ürünün veya servisin yararları veya performansı konusunda herhangi bir görüş bildirildiğinde; bu görüş uygun, dengeli deliller ile (İlke 4’de belirtildiği gibi) desteklenecektir.
  • İlke 6: Web sitesinin tasarımcısı bilgileri olabildiğince açık olarak yayınlamaya çalışacak ve daha fazla bilgi veya destek isteyen ziyaretçiler için bir başvuru adresi sağlayacaktır. Web “ağası” tüm site sayfalarında kendi adresini açıkça yayınlayacaktır.
  • İlke 7: Bu Web site için ticari veya ticari olmayan kuruluşların sağladıkları servis verme, fon veya materyal sağlama biçimindeki tüm destekleri ilgili kuruluş açıkça anılarak vurgulanacaktır.

Yasal Uyarı:

Gerek bu sitedeki yazılar gerekse kitapların PDF uzantılı (Taşınabilir Belge Biçimi) dokümanı 2393 sayılı kanunu 2 ve 3 cü maddelerine göre bir bölümü veya bir parçasının kopyasını almak, yayınlamak, başka bir sitede kullanmak yasaktır. Buna uymayanlara cezai işlem uygulanacaktır. Ancak yazar izni almak veya isim site adresi kaynak olarak verilmesi durumunda izin verilebilir.

http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.5846.pdf

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz.

Bu sitenin içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. Site, sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. 

Sitedeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır. Bu bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılmasından doğabilecek mağduriyetlerden bu site sorumlu tutulamaz. Tüm yazılar, yazan kişinin sorumluluğundadır ! Doğabilecek herhangi bir problemden site yöneticileri ve site sahibi sorumlu tutulamaz !

Siyaset, din, ırk ayrımı, gibi konuları, T.C Yasalarına aykırı konuları, kişi hak ve özgürlüklerine saldırı niteliğindeki konuları yazan üyeler, gereğinde uyarılır veya doğrudan silinir. Ayrıca bu gibi yazılar tamamen yazan kişinin sorumluluğuna girer. Erotizm, küfür, genel ahlaka aykırı ve toplum huzurunu kaçırabilecek türden olan ve/veya küfür ve hakaret içeren yazılar, manevi ve kutsal değerleri küçük düşürme amacı taşıyan resimler, şiirler, konu başlıkları silinir.Bu tür davranışlarda bulundukları tespit edilen kullanıcıların; yaptıkları davranışa göre mesajları silinebilecektir. 

Kişilerin bu siteye kişisel bilgilerini vermesi telefon veya mail adreslerini, SMS veya fecebook, twitter hesabını vermesi ile doğabilecek kötü sonuçlarından site ve site sorumlusu sorumlu değildir. Tamamen kişinin sorumluluğundadır.
Bu kurala uymayıp daha sonra “kişinin özel hayatına müdahale edildi” diye bir hak iddia edemez.
Bu siteye yazan herkes bu şartları ve yasak uyarıları peşinen ilk başta kabul edilmiş sayılır ve “Ben okumadım” bahanesine sarılamaz.

Foruma mesaj yazan kullanıcıların IP bilgileri sistemde kayıt altına alınır. İlgili resmi makamlarca talep edildiğinde kullanıcıya ait bilgilerin bu makamlara verilmesinde tereddüt etmeyeceğimizi önemle belirtiriz.

Bu sitedeki bilgileri kopyalama, nakletme veya diğer kullanımlar kesinlikle yasaktır. Web sitesindeki bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine ve site sahibinin iznine bağlıdır. Tüm kullanıcılar yukarıda belirtilen yasal uyarıyı tamamen ve çekincesiz olarak kabul etmiş sayılırlar. 

Göster
Gizle