RIFAT RAZIYE HATAY HATIRALAR
Ana Sayfa Yönetici Giriş
123 « Önceki Sonraki »
Toplam : 65 mesaj
Mesaj Yaz

Konu: Azime Teyze / İsim:  Methet Ali Hatay 05/02/17 14:45
Azime teyze
Bizim bir Azime teyzemiz vardı. Daha doğrusu Rahmetli annemin öz teyzesi yani Saadet ablanın (Bülent, Levent, Berrinin annesi) annesi. Bizde teyze derdik.
Çok iyi bir kadındı. Kendisini çok severdik. Annemde severdi.
Bir ramazan günü biz Mersin’deyken Azime teyze, oğlu Mehmet Abi, Hanımı kendi özel arabaları ile geldiler. Adana’ya gidiyorlarmış. Nerden geldiklerini bilmiyorum. Belki Antalya Isparta.
İftara zannediyorum 1 saat gibi vardı.
Annem içli köfte (oruk) yapmıştı fırına vermişti. Fırıncıya da tembihlemiştik iftarda alacağız diye. Şimdi misafir gelince ve elbette yemekte içli köfte olunca misafire ikram etmemek olmazdı. Babam bu hususta çok hassastı misafire mutlaka ikram edilmeliydi. Ama ne var ki oruk fırından gelmedi. Bir iki defa fırına gidildi bakıldı ama maalesef henüz pişmemişti.
Biz Mehmet Abiyi, Azime teyzeyi oyalıyoruz ama mümkün değil.
Mehmet abi tutturdu biz gideceğiz diye. Adana da özel işi varmış falan filan. Ama Azime teyze rahmetli içli köfteyi duydu ya. Gitmek istemiyor ve orucu içli köfte ile açmak istiyordu. Mehmet abinin de inadı inat. Gideceğiz de gideceğiz. Baktık gitmeye çalışıyorlar. Babam arabanın kaputuna oturdu arabanın gitmesini engelliyor.
Ama Mehmet abi Nuh diyor peygamber demiyor.
Hele Azime teyze oruğu duydu ya “İftarı burada edek bre “İftarı burada edek bre” diye Antakya şivesi ile devamlı söylüyor. Ama ne fayda Mehmet Abi nasıl olduda arabayı babamın elinden kurtardı ve gittiler. Annem “Bre bu Mehmet’in inadı da ne inatmış” dedi
Zavallı Azime teyzenin sözleri hala kulağımızda
“İftarı burada edek bre “İftarı burada edek bre”


Konu: Ankebut / İsim:  Ali Hatay 18/06/16 12:06
Yıl 1964-65 ablam ben ve Nilgün annem babam çok mutlu bir şekilde küçük evimizde yaşıyoruz o zaman ablam her şeye çok güzel isimler bulur ve öyle konuşurduk.
Onun bir gün Ankebut diye bir sözünü duyduk.

Bir gün affedersiniz burun kakasına Ankebut dedi. Ankebutunu çıkardı, Ankebutu ile oyuyor, Ankebutunu fırlattı, Ankebutunu yapıştırdı. derken burun kakasının adı Ankebut olmuştu ablam bunu uydurdu mu yoksa başka bir yerden mi duymuştu bilmiyorum. Seneler sonra Kur'an okumayı öğrendim ve Ankebut un Kuran'da geçen bir sure olduğunu gördüm. Ankebut aynı zamanda Arapça da örümcek demekmiş ilahi abla nereden uyduruyorsun böyle şeyleri.

Konu: Annem Haliç Körfezine düşüyordu / İsim:  Mehmet Ali Hatay 20/01/16 11:22
Sene 1984-85. Abdullah 5-6 yaşında Zeyneb 2-3 yaşında, Tahacığımız henüz yok. Annesini karnında. İstanbul Kasımpaşa da oturuyoruz. Haliç’te Kasımpaşa ile Eminönü arasında motorlar çalışır ve ulaşım bu şekilde sağlanırdı. Otobüs minibüs bekleme derdi olmayan bu motorları bizim gibi herkes tercih ederdi. Dolunca hemen kalkardı ve hiç beklemezdi. Zannedersem patpat da denen bu motoru Kasımpaşa’ya gitmek için her zaman kullanırdık.

O sıralar rahmetli annem de Mersin’den bize gelmişti. Özgür, Eylem ve Ablam bizdeydi.
Gene Eminönü, Mısır Çarşısı rutin bir gezimizden sonra akşamüzeri Kasımpaşa’ya dönmek için motorların kalktığı iskeleye geldik. Çocukların elinden tutup binmeye başladık, Ablam Abdullahın elinden tutu ve motora yerleştiler.

En son annem kalmıştı. Motorda dolmuştu. Hepimiz ona bakıyorduk, ayağını tekneye atmak üzere havaya kaldırdı ki motor vın diye hareket etti. Annemin bir ayağı karada bir ayağı havada kalakaldı. Allah’tan annem fark edip ayağını boşa atmamış çekmişti. Bizim hepimiz hareket eden motorda anneme ancak el sallayabildik. Annem tek başına kalmıştı.

Üzerimizdeki ilk şoku attıktan sonra “Büyük ihtimalle annemiz 2 ci motorla gelir” dedik.
Ama bu sırada Abdullah “Babaannem orada kaldı, babaannem orada kaldı” diye kuş gibi çırpınıyordu. Ne kadar gelecek dediysek te bir türlü ikna edemedik. Halası Abdullah’ı bir türlü ikna edemiyordu. Abdullah'ım kaygısı babaannesi kaybetme korkusu bir türlü saatlerce geçmedi. Abdullah'ın babaannesini ne kadar çok sevdiğine şahit olmuştuk. Neyse biz Kasımpaşa iskelesine indik biraz bekledik ve 2 ci motorla annemin geldiğini sevinçle gördük. En çok sevinen de Abdullah oldu. Babaannesine dakikalarca sarıldı, öptü.

Daha sonra Kasımpaşa’nın meşhur Akbaba yokuşunu tırmandık ve eve vardık.
Akşam Ablamlar geldi. Olayı anlattık çok güldük.
En çokta güldüğümüz annemin söyledikleriydi. “Yüzme bilmem Halice düşseydim patates çuvalı gibi dibe çökerdim. O bir şey değil de o Halicin kokusuyla ne yapardım” diye üzgün, üzgün başını salladı. Haliç o sıralar henüz temizlenmemiş ve Eminönü, Kasımpaşa sırtlarına kadar keskin bir kokusu vardı.
İlahi anne Haliç te denizin dibine düşmeyi umursamıyor, kokuya nasıl dayanacağını düşünüyor.
Annem her motora bindiğinde burnum kaşınıyor, burnum şişiyor diye şikayet ederdi. Gerçekten de burnu morarırdı.
Allah Rahmet etsin mekânı Cennet olsun.

Konu: Annemin sandalyeden düşüşü / İsim:  Nilgün Hatay Tosun 20/01/16 11:17
Canım annem, bizler okumaya başlayınca ve evlenince Seyyah Çelebi olmuştu. Ömrü yollarda geçti. Ki taaaa bu 27 Aralık 2013 tarihine gelinceye kadar.

Yine bir Bursa ziyaretinden sonra Biga ya abimlerin yanına yolcu ediyorduk. Eski otogarımızda, otobüs saatini beklerken bir şeyler yiyip içecektik. Tabi annem de sigarasını içecekti. Serdar, Elif ve ben dördümüz bir masada oturuyorduk.
Aniden bir çıtırtı sesleri geldi. Bir baktık, annem yavaş, yavaş aşağıya doğru gidiyordu. Oturduğu plastik koltuğun bir ayağı kırılmıştı.
Diğer 3 ayak ise her biri bir yana açılmıştı. Annem bir yandan debeleniyor, bir yandan da "Hayvan oğlu hayvanlar, eşşek gibi sandalye yapıyorlar." diyerek kalkmaya çalışıyordu. Ama başaramıyordu. Çünkü araya sıkılmıştı. Biz neye uğradığımızı şaşırmıştık. Kurtarma operasyonuna başladık. Neyse ki, annem de hiçbir zarar yoktu.

Tabi ki, bu olaya günlerce güldük, annemin “Hayvan oğlu hayvanlar” kızma sözleri, kulaklarımızda çınladı.
Böylelikle annemle yine maceralı bir hatırayı paylaşmıştık.

Konu: Annemin yanına Zeballah oturdu / İsim:  Nilgün hatay Tosun 20/01/16 11:15
Sene 1989-87. Ankara da oturduğumuz zamanlar Annem bize bir ziyaretinden sonra Biga da Abimlere gidecekti. Cevdet otobüs biletini almıştı.. Otogara yolcu etmeye gittiğimiz de acı gerçek ile karşılaştık.

Annem koltukta cam kenarına oturdu, biraz sonra da yanına zebellah gibi bir adam geldi ve oturdu. Kaynar sular tepemizden aşağıya döküldü. Cevdet müdahaleye koştu. Ama adamın bileti doğruydu. Yanlış olan bizim biletti. Çünkü Cevdet, bileti asteğmenine aldırmış, "Bayan bileti " demeyi unutmuştu. Bütün çabalarımıza rağmen, yeri değiştiremedik. Çaresiz kaldık. Ve annemi, o adamla, aşağıdan el sallayarak uğurladık.

Annemin yüz ifadesini hiçbir zaman unutmadım, Gülsün mü, ağlasın mı, kızsın mı bilemiyordu. Tabi ben ve Cevdet de mahvolmuştuk.
Ama neyse ki, Eskişehir den sonra, yer değişikliği yapmışlar ve annem Biga’ya kadar rahat gitmişti.
Cevdet bu hatırayı hem gülerek hem de mahcubiyetle anlatır.

Konu: Anneler günü hediyesi bir dondurma / İsim:  Ali Hatay 10/05/15 13:35
Sene 1964-65 yılları. O yıllar ortaokula gidiyorum. Gene bugünkü gibi bir anneler günü. Anneme bir hediye almak istedim. Ama elbette pahalı bir şey alamazdım. Sağ olsun babam bizi harçlıksız bırakmazdı ama cepte para olmayınca olmuyor.

Ne alayım ne alayım derken en iyisi dedim anneme bir dondurma alayım. Hem de annem dondurmayı da sever diye düşündüm.
Dondurmacı Halil’den birsini ben yolda yerim diye iki tane dondurma aldım. Ben dondurmayı yalaya, yalaya eve doğru gidiyorum. Annem için aldığım dondurmayı da eriyip elime bulaşmasın diye baş aşağı tutuyorum. Yarı yola geldim ki annemin dondurması pat diye düştü. Ne yapacağımı şaşırdı. 2 ci bir dondurma almaya param yoktu. Kendi dondurmamı anneme versem olmaz, çünkü ondan yemişim.

Eve mahcup, mahcup geldim. Anneme olayı aynen anlattım.
Annem her zamanki hoş görü ile “Üzülme oğlum canın sağ olsun, düşünmen bile yeterli” diye gönlümü aldı.

Konu: Anneme kitap okuyoruz / İsim:  Nuran Hatay Duru 08/05/15 15:33
Annem, bizi tehlikelerden korumak için uğraşır dururdu. Bu tehlikelerden birisi de ders kitabının haricinde kitaplar okumamızdı. Elimize bir roman aldığımızda annem başlardı. Vır vır da vır vır vır vır da vır vır. Canımıza bağrımıza tak etti.
Mersin'de küçük evimizde, bir yaz günü, canım kardeşim Ali ve ben kafa kafaya verdik. Ne yapmalı da annemi bu ön yargıdan, kitapların zararlı olmadığı fikrinden vazgeçirmeliydik. Düşünen kafalar bulur. Rahmetli dedem, Yemende askerlik süresince çok uzun kalmıştı ve hoş sohbet bir kişiliğe sahipmiş . Başından geçen olayları, savaş hikayelerini anlatırmış uzun kış gecelerinde, annemin köyü Barbarın’da. Buradan bir ip ucu yakaladık Ali'ye. Anneme heyecanlı ve maceraperest bir kitap okumalıydık. Canım anam okumayı pek sevmezdi ama dinlemeyi çok severdi. Radyodaki ajansı ve radyo piyeslerini kaçırmazdı.
En sonunda heyecanlı olacağına inandığımız, (Vatan Borcu / Oğuz Özdeş) kitabına okumaya karar verdik. Anne gel otur sana bir kitap okuyacağız dedik. Sağ olsun bizi de pek kıramaz, elinde yün örgüsü şıkır şıkır hem örüyor, hem de bizi dinliyor. Derken kendini bir kaptırdı, can kulağı ile dinliyor.
Kitap çok heyecanlı, Türk Casusu Ümit maceradan maceraya koşuyordu. Annem ne olur devamını okuyun diye yalvarıyordu. 350 sayfalık kitabı kaç günde bitirdik hatırlamıyorum. Sonradan bulup okuyacaklar için sonunu anlatmayayım ama çok macera acıklı bitti. Annem dahil hepimiz hıçkıra, hıçkıra ağladık. O oldu annem bize bir daha ne okuyorsunuz diye baskı yapmadı. Bizde rahata kavuştuk. Hatta Şişko Hatice'nin evine taşındığımızda ben tüm gün yatar, bir elimde kitap, bir elimde elma doyasıya okurdum.


Konu: Evin bahçesinde define / İsim:  Abdullah Hatay 06/05/15 07:25
Lise 1 mi tam hatırlamıyorum, Hüseyin diye bir arkadasimla define işlerine merak salmıştık, yine çanakkalede ki ilk evimizdeydik bahçeli ydi ve bahçesinde annenin güzel çiçekleri vardı, evimiz de biraz eskivariydi, arkadasimla beraber dedikki bizim evin bahçesinde kesin vardır.

Neyse kazma küreklerle bi iki yer kazdik bulamadık tabi birşey, sonra bir yeri daha kazmaya başladık. Kazdikca kiremit parçaları çıkıyordu, bizde küp parçaları Zannederek kazımızı derinlestiriyor ve git gide bahçeye yayiliyoruk, yayıldıkça da annenin canım çiçeklerini yok ediyorduk, tabi annem bunu nasıl fark ettiyse önce camdan sonra yanımıza gelerek kulaklarımizi ikizi iyice bi gevretti,
Yine annenin ev içindeki saksilariyla alakalı geldi aklıma, Annem ilgileniyorya çiçekleri ile, bende cabuk büyüsün istiyor sanardim, anneme iyilik edeyim diye, evdeki çamaşır suyu, tuz ruhu, bilumum deterjan ne varsa bir kaba karıştırıp, çiçeklerin diplerine diplerine boşaltım, çabucak buyusunlerde annemde sevinsin diye.. Nerdeee çiçekler meftah, annem benim kulaklarda.. Ah canım annem seni çok seviyoruz,

Konu: Annem ve Prostat: / İsim:  Ali Hatay 05/05/15 12:49

Anemin okuması vardı. Zor yazardı. Kitap okuduğunu görmedim. Ama çok gün görmüş biriydi. Hemen, hemen her şeyi bilir, fikri olurdu.
Televizyondan diyeceğim ama eskiden televizyonda yoktu ki?
Bir gün annem sık idrara çıkamadan şikayet ediyordu. Buna “sistit” diyemezdi “sistik” derdi. Bende bunu düzeltme ihtiyacını hissetmem öyle devam eder giderdi.

Hatta bana gelen bazı sistit olan hastalar sistik olmuş der annemi yad ederdim.
“Anne sen sakın prostat olmayasın” dedim. Malum prostat kadınlarda olmaz erkeklerde olur.

Annem sustu şöyle bir düşündü.
“Aha annemin bilmediği bir şeyi yakaladım” diye sevinirken.
“Niye prostat erkeklerde olmaz mı” deyiverdi.
Aha annem ah onu da mı biliyorsun?

Konu: Annem ve hava durumu / İsim:  Ali Hatay 05/05/15 12:49

Mersinin soğuk olduğu günlerin birinde annemi Konya’ya getirtmek için telefonda;
“Anne soğukta ne yapıyorsun? Gel bak Konya çok sıcak bahar havası var burada rahat edersin Mersin’in soğuğundan da kurtulursun” dediysemde kanmadı
“Hee sanki ben bilmiyom Konya eksi 12 derece” dedi. Apıştım kaldım.

Meğersem her gün Televizyonda Konya, Bursa, Mülheim’in hava durumunu öğrenir, sıcaklık derecesini ezberlermiş. Tabii ki nedeni bu 3 şehirde çocukları ve torunları yaşıyor olması. Anlaşılan bir nevi böylece özlem gideriyordu.
Ah annem ömrün özlemler içinde geçti.

Konu: Annem ve takvim yaprağı / İsim:  Ali Hatay 05/05/15 12:48

Mersine annemi ziyaret ettiğimiz günlerden bir gün.
Saklanmış halde bir takvim yaprağı buldum. Takvimin ne olduğunu şimdi unuttum ama her konuda bilgi veren bir iyi bir takvimdi.
Konu etin faydaları.

Anneme:
“Anne bunu neden saklıyorsun?” diye sordum. Annem;
Eylem gelince bunu okutacağım dedi.
Malum Eylem, kocası Stephan, çocukları da et yemediği gibi annesini, babasını da etkilemiş onlara da eti bir nevi yasaklamıştı.
Babası her ne kadar arada sırada kaçamak yapsa da sonuçta yemiyorlar/yiyemiyorlardı.

Annem de buna çok üzülüyordu? Takvimdeki 7-8 satırlık yazıyı gösterecek ve Eylem’ ikna edecekti.
“Anne Eylem okumuş, yazmış bir kimse üstelik bu hususta çokta bilgisi var senin göstereceğin bir takvim yaprağından tatmin olur mu? Alışkanlığından vazgeçer mi? Dediysem de ikna olmadı.

Daha sonar takvim yaprağını Eylem’e gösterdi mi bilmiyorum. Ama Eylem’in et yemem alışkanlığının devam ettiğini biliyorum.
İlahi anne.

Konu: Babam / İsim:  Abdullah Hatay 03/05/15 18:08
Yaşımın kaç olduğunu hatırlamıyorum, çanakkale de ilk evimizdeydik evimizin bir merdiven boşluğu vardı, oradan iner öyle dışarı çıkardık, ve arkadan kilitli kapısı vardı bu merdiven boşluğunun, akrüt babam kız kardeşim zeyneb ile beni o merdiven boşluğuna kilitleyip arkadanda kapıyı kilitlemişti, ve evin bütün ışıklarını kapatıp annemle kendisi başka bir odaya saklanmışlardı.

Tabi biz karanlıktan öyle bir korktukki. Kurtulma amacı ile cama sag elimin bileği ile vurmaya başladım, tabi ses seda yok.
Daha fazla güçlü reflekslerle vurmaya başlayınca olan oldu ve cam kırıldı, camın kırılmasıyla sağ elimin bileğinden damar yolundan kesilmişti, tabi babamlar camın sangirtisina hemen geldiler, bileğimi gören babam hemen beni aşağıya muayenesine indirip bileğime dikiş attı. iste boyle sevgili sülale m, canım babam seni çok seviyoruz..

Konu: Annemden hikayeler ve özdeyişler / İsim:  Ali Hatay 03/05/15 12:13
Oğlum deli malı neylesin
Oğlum akıllı malı neylesin

Zamanında Cubül Ank diye bir adam varmış. Deniz girdiği zaman deniz seviyesi dizine kadar gelirmiş.
Eğilir denizden balık tutar, uzanır güneşte pişirir yermiş.


Bir zamanlar çok dinar bir kadın varmış. Allahtan çok korkarmış.
Bir gün düğüne davet etmişler. Önce gitmem günah olur falan demişse de dayanamamış sonunda gitmiş. Tabii eğlence müzik derken kadına oynaması teklif edilmiş. Yok, falan derken sonunda dayanamamış oynamaya başlamış.
Müzik hafif ritimde çalarken;
“Allah’ım günah yazma, Allah’ım günah yazma” diye oynuyormuş.
Müzik biraz ritmini artırmış.
“Allah’ım azıcık yaz azıcık yazma” deyip oynamaya devam etmiş.
Tabii müzik durduğu gibi durmaz ritmi ve oynaklığı arttıkça artmış. Bizim kadın başlamış.
“İster yaz ister yazma, ister yaz ister yazma”
Tabii sonuç ne oldu bilmiyoruz.


Bir zamanlar sonradan zengin ve sonradan görme bir aile varmış. Hizmetçileri de kendileri gibi sonradan görme.
Bir gün bunlar birileri misafirliğe gitmiş.
Hizmetçi ortalığı süpürecek.
“Hanım, hanım süpürge nerede süpürge nerede” diye elleri belinde kafayı iki yana sallıyor ve küpelerini şıkırdatmaya başlamış.
Evin hanımı:
“Deyhacık şurada, deyhacık şurada” deyip elini ileri geri sallayıp bileziklerini gösteriyormuş.
Ötede oturan evin beyi:
“Yoktursa alayım, yoktursa alayı” deyip göbeğini sallayıp köstekli altın saatini göstermiş.

Konu: Abim Hırsız mı? / İsim:  Nilgün Hatay Tosun 02/05/15 12:11
Sene 1978 abim evlenmiş ve bende abimin Vatandaş sokaktaki evindeki kalıyorum. Tıp fakültesinin son sınıfındaydı. Zannederim mezuniyetine 2-3 ay vardı.
Sınıf arkadaşı Şerafettin akşam bizi yemeğine çağırmıştı. Evleri Aksaray semtindeydi. Akşam üzeri Emine, abim ve ben orada buluşmak üzere randevulaşmıştık. Emine ile ben apartmanın önünde buluştuk. Abimi beklemeden Şerafettin’lere çıktık. Daha sonra abim geldi.
Yemek sonrası ve oturmadan sonra eve dönüş için kalktık.
Apartman giriş katında merdiven altında 7- 8 adet kırlent paketlenmiş iple sarılmış vaziyette duruyordu. Birden abim onları incelemeye başladı. Bize "Bunlar çok güzelmiş bize lazım olabilir" dedi ve paketi iplerinden tutarak aldı ve götürmeye başladı. Ben ve Emine çok telaşlandık.
Ben “Abi ne yapıyorsun” diye heyecanla ve endişe ile sordum. Çok korkmuştum.
"Şimdi birisi görecek seni hırsız sanacaklar" diye bağrışmaya başladık. Bağırmaktan ziyade abim nasıl olurda bir hırsız olabilir endişesi içindeydim.
Biraz gittikten sonra abim merakımızı ve endişemizi giderdi.
Meğerse bu kırlentleri abim bizim ev için yaptırmış. Gelirken mobilyacıdan almış, ama yük olmasın diye Şerafettin’lerin evine çıkarmayıp merdiven altına bırakmış. Dönüşte de almayı düşünmüş. Yani sonuçta kırlentler bizim.
Ama o olayı unutamıyorum. Abim her zamanki akrütlükleden birini yapmıştı.

Konu: Annem kısırı çok severdi / İsim:  Nuran Hatay Duru 29/04/15 18:48
Şişko Haticenin evinde oturuyoruz.Yaz günü ikindi vakti annem bana Nuran kısır yap yiyelim diyor,bende yapıyordum.Bir iki annem sık sık kısırda kısır diye tutturuyor.Bir gün canım çok sıkılmış.Kısırı yaptım ama içine o kızgınlıkla nar ekşisi ve zeytinyagını doldurdum.Zavallı annem daha ilk lokmada alt üst oldu.Bana bir şey demedi ama,bir dahda benden kısır istemedi.Ah gençlik ah,ah tembellik ah.Canım anam şimdi yanımızda olsaydında sana her gün kısır yapsaydım.

Konu: NİLGÜN CUMBURLOOOP / İsim:  Ali Hatay 09/04/15 15:37

Ben 7, Ablam 9-10, Nilgün’de henüz 1 yaşı civarındaydı.
Ayda en az 2-3 defa Antakya’ya giderdik. Zaten Antakya Altınözü arası 20 km kadardır. Ama O yol bize o çok uzun gelirdi. Tabii ki o zamanlar burunlu Magirus otobüsleri olduğu için gidiş gelişler bununla yapılırdı. 20 km lik yol en aşağı 1 saat sürerdi ki bizim canımız çıkardı.

Saadet yengemde Nilüfer’e lohusaymış bizde lohusa ziyareti için Antakya’ya gitmişiz.
Dayımların Uzun Çarşıdaki evin 2ci katında Nilgün divanda oynarken pencere kanadına yüklenince kanat açılmış. Aslında evlerde pencere kanadı içe açılması gerekirken bu evde kanatlar dışarı açılıyormuş.
Ve Nilgün Cumburloop baş aşağı düşmüş. Tam düşerken artık annem nasıl olmuşsa refleks mi yoksa annelik içgüdüsüyle mi bilinmez, can havli ile yarı beline kadar uzanmış ve Nilgün’ün sağ ayak bileğinden yakalayıp yukarı çekmiş. Yengem bu olayın korkusundan dolayı dediğine göre korkudan sütü kesilmiş.

Allah yüzümüze gülmüş. Şimdi devamlı dua ediyoruz. Bu olayda kardeşimiz hayatta olmayacaktı. Böyle sevimli, candan, şirin bir kardeşi nereden bulacaktık?
Bu evdeki diğer bir hatıra da şuydu; Nilüfer henüz kundaktaydı. Rahmetli Fuat dayım karşısına kayınbiraderi Emin Abiyi alır ve Nilüferi top gibi bir birlerine atarlardı. Biz çok heyecanlanırdık. Yapma dayı etme dayı ağlaşmalarımız bir işe yaramazdı. Allah göstermezsin el kadar çocuğu bir düşürseler ne olacak?

Daha sonra yakın tarihte Antakya’yı ziyaret ettiğimizde bu evi gördük. Hayli yaşlanmış, harabe haline gelmişti Zannederim eski eser diye korumaya almışlar. Belki de Nilgün’ün hatırası diye yıkmamışlar.
Yalnız pencereleri kanatları hala dışa doğruydu. Fotoğrafını da çekmiştim.

Konu: TÜKÜRÜK YARIŞI / İsim:  Ali Hatay 09/04/15 15:26

Antakya’ya geldiğimizde rutin olarak Fuat Dayımın evinde kalırdık. Fuat dayımın evi uzun çarşının hemen başında aşağı inerken sağda ara yerde ve ikinci kattaydı. Ablamla 2ci kattan aşağı tükürme oyunu oynardık. Bu tükürükleri çok defa aşağıda geçen adamların kafasına denk getirirdik. Tabii ki adamlar kafayı kaldırır bizi görünce artık küfür mü ederlerdi ne ederlerdi bilmem biz duymazdık, çünkü biz içeri kaçardık. Acaba kapıyı çalacaklar şikayet edecekler mi diye de korkardık.

Aynı şeyi Asi nehri üzerindeki köprüden geçerken korkuluk üzerine tükürerek yapardık. Buraya tükürür daha sonra gelen ve elini bu korkuluğa süren kimseleri zevkle izlerdik. Eline yapış, yapış tükürük gelince adamın halini bir düşünün. Çocukluk işte.

Konu: MERSİN DEPREMLERİ / İsim:  Ali Hatay 09/04/15 15:24

Ablamda ve bende 2 ci kat veya yüksek bina sevdası vardı. Mersine taşınınca evimizin 2 ci katta olması bizi çok sevindirmişti. Saniye teyzelerin kayınvalidesinin olan bu ev ahşap ve harabe bir evdi. Hemen Silifke Caddesi üzerinde olduğundan geçen araba, otobüs hatta payton bile büyük bir sarsıntıya neden olur ve evde deprem etkisi yapardı. İlk başlarda deprem oluyor diye kaçışırdık ama sonraları alıştık.
Bu evde fazla kalmadık. Çünkü 200 TL sı kira babama dolayıyla bize çok gelmişti.
Annem, ev sahibi ile Saniye teyze aracılığı ile konuştu kirayı 175 Tl sına indirdi ama bu bile çoktu. Daha sonra bahçe mahallesindeki bir fırın karşısındaki eve taşındık.

Bir defasında Mersin’de gerçek bir deprem olmuştu ve çok uzun sürmüştü. Hepimiz kaçıştık. Depremden kaçarken annemizin bize öğrettiği bir şey vardı
“Esalatü ve selümün aleyk” diyerek 7 adım atmak şartmış. Büyük ihtimalle babasından duymuştu. Rahmetli dedem bu hususlarda çok bilgiliydi. Bizde böyle der ve 7 adım atar kaçardık. Ama annem hepimizden önce kaçar sonra akılına gelirmiş “Ben ne yapıyorum çocuklar geride kaldı” der ve bizi almak için geri dönermiş.

Bir defasında gene “deprem oldu biz “Esalatü ve selamün aleyk” diye 7 atım atmıştık ki. Annem tekrar dönmüştü. Biz önce bu geri dönüşe bir mana veremedik. Meğersem iş işlediği şişleri unutmuş onları almaya geri dönmüş. İlahi anne (Rahmetli). Sanki enkaz altında kalsak yarım kalan kazağı bitireceksin.

Konu: APARTMAN / İsim:  Ali Hatay 09/04/15 15:14

Bizim yüksek ev sevdamızdan dolayı Mersin’de annemin teyzesinin kızı olan Saadet ablanın evine ziyarete giderdik. Saadet Abla ve Mustafa Amca (Her ikisine de Allah Rahmet etsin) nın apartmandaki evlerine ziyaretleri çok defa ablamla ben yapardık. Yüksek kata merdivenlerden çıkmak hoşumuza giderdi. Ayrıca Mustafa Amca çok iyi bir insandı ve şarkıcı Mustafa Sağyaşar’a çok benzerdi. Sanki ikiz kardeşi gibiydi.

Saadet Ablanın evleri Mersin de en büyük eviydi. İsmi Buğdaycılar apartmanı olan bu ev 4 kattı ve Saadet ablalar 4 cü katta otururlardı.balkona çıkar Mersin’i seyrederdik. Rahmeti Saadet Ablanın getirdiği pasta, böreği yerdik.
O zamanlar Bülent, Levent çok küçüktüler. Berrin, Pulvin var mıydı bilmiyorum.
Bu akrabalarımızın apartmanda oturmalarından dolayı Saadet Ablaya “Apartman Saadet” derdik. Böylece Fuat Dayımın hanımı Saadet yengemizle karışıklığı önlerdik.


Konu: OTLAR İÇİNDE EN ÇOK M / İsim:  Ali Hatay 09/04/15 15:05

Ablamla Mustafa Enişte nişanlanmışlardı. Nişanlılık öncesi ne kadar sıkıntı çektiğimizi yazmıştım. Dünürler kovuldu, kapılar çarpıldı kalpler kırıldı. Ama sonuçta nişan yapıldı ve evlilik için yol alınmaya başladı. O sıralar enişte Erzurum Eğitim Enstitüsün de okuyordu. Tatillerde Gülnar’a gitmeden önce nişanlısını görmek için Mersin’e gelirdi.

Halbuki Mersinde kalacak yeri olduğu halde bilmem nedense bizim evi tercih ederdi. Zannederim bu babam ısrarları sonucu olmuştu. Haydi gündüz ziyaretlerini normal sayalım ama yatıya kalması sıkıntı olurdu.
Bu babım tercihi olduğu halde hem anneme hem bana “Aman gençlere dikkat edin yalınız kalmasın” diye bizi uyarır ve başlarına nöbetçi dikerdi.

Haticelerin evinde aşağıda oturuyorduk. Ablamın yatağı ve bizim yatak aynı odadaydı. Zaten küçük ev bir oda bir salon. Birde annem babamın yattığı bölmeli bir odacık.
Uyuduğumu zannettikleri bir gün ablamla enişte yatakta buluştular. Başladılar öpüşmeye. Ama öpüşmede ikisi de acemi olduğu için şapur şupur sesler geliyordu.
Bu ses ile uyumak mümkün değildi. Sağa dön sola dön olmuyordu. Neyse daha sonra sesler kesilir ve uyuduk.

İşte gene böyle bir günde kahvaltı veya akşam yemeği yeniyordu. Sofrada maydanoz vardı.
Enişte fazla konuşmaz fazla da espri de yapmazdı. Biz ise her kelimden her sözden bir espri üretmeye bayılırdı. Yemek yerken enişte artık esprimi yapayım yoksa laf olsun diye mi bilmem;
“Otlar içinde en çok maydanozu severim” dedi. Biz hepimiz bir birimize baktık şok olmuştuk. Gülsek mi gülmezsek mi? E yapacağımızı şaşırdık kaldık.
Zavallı enişte ne dediğini sonra anladı kızardı bozardı ama iş işten geçmişti. Artık bize malzeme çıkmıştı.
Bunu yıllarca anlattık güldük.

Konu: ANNEMDEN İBRETLİK BİR / İsim:  Ali Hatay 21/03/15 14:36

Kadının biri çok yaşlanmış. Artık kendine bakamaz hale gelmiş. Çocukları da bakmıyormuş. Kız erkek birkaç çocuğu olduğu halde kimse bakmamış.
En son oğlunda kalmaya mecbur kalmış. Ama gelini de çok cadalozmuş. Kaynanasını istemiyormuş.
En sonunda “ Ya annen ya ben” diye adama çıkışınca bakmış ki adam olacak değil. “Anne hazırlan seni götürüp evlendireceğim” demiş. Zavallı kadında inanmış.
Annesini almış bir küfeye koymuş dağa götürmüş. Dağ başına bırakmış. “Anne sen burada bekle seni alacak adam birazdan gelecek ben imamı alayım geleyim nikâhınızı kıysın.” diye kandırmış ve gitmiş. (Burada annem Eşek herif derdi)
Kadın beklemiş, beklemiş ne gelen var ne giden. Karanlık çökmüş. Üşümüş titremiş. “İmamı mı bulamadı yolu mu bilemedi İmamı mı bulamadı yolu mu bilemedi?” diye söylenip dururken uzaktan bir ayı belirmiş. Ayı sevinçle yiyecek bir şeyler buldum diye gözleri karanlıkta pırıl, pırıl parlıyormuş.
Kari “Aha benimki geliyor gözleri de çakmak, çakmak. Ne güzel ne ateşli” demiş.
Tabii ayı kadını yemek için ısırmaya başlamış.
Kari “ Aman ne yapıyorsun önce öp ondan sonra ısırırsın” diyormuş. Ayı öpmeden ne anlar? Kariyi yemiş işini bitirmiş.
Kari ölmüş gitmiş, ama gözleri açık gitmiş.


Konu: ANNEMDEN İBRETLİK BİR / İsim:  Ali Hatay 21/03/15 14:35

Zamanın birinde adamın haylaz bir oğlu varmış
Oğluna hep “Oğlum sen adam olmazsın” dermiş. Oğlan çalışmış çabalamış vezir olmuş.
Tahta oturur oturmaz iki asker göndermiş babasını yaka paça huzuruna getirmiş.
“Baba gördün mü? Bana adam olamazsın derdin görüyorsun vezir oldum” deyince adam
“Oğlum ben sana adam olmazsın dedim. Vezir olamazsın demedim ki?
“Adam olsaydın beni askerlerinle yaka paça ayağına getirtmezdin” demiş.

Konu: HATAY AİLESİ DAMATLARI / İsim:  Ali Hatay 18/03/15 12:18

HATAY AİLESİ DAMATLARI
MUSTAFA DURU VE CEVDET TOSUN’NUN ORTAK ÖZELLİKLERİ
01- İkisi de Mersin dışından (Mersin’li değil). Biri Gülnar’lı diğeri Bursa’lı. Ama Mersin’i seviyorlar.
02- İkisi de okumuş aydın ve münevver.
03- İkisinin de bir oğlu bir kızı var.
04- İkisinin hanımlarının ismini N harfi ile başlıyor.
05- İkisinin kızlarının ismi E ile başlıyor.
06 İkiisnin de oğulları 5 harfli ve R harfi ile bitiyor
07- İkisi de idealist, azimli, kararlı.
08- İkisi de bıyıksız ve bıyık bırakmayı düşünmüyor.
09- Mustafa Duru Kova burcu Yükselen burcu Oğlak. Cevdet Tosun burcu Oğlak, Yükselen burcu Kova.
10- Mustafa Duru’nun doğumu sayılar toplamı 23 (1949:1+9+4+9=23) Cevdet Tosun’un doğumu sayıları toplamı=23 (1958:1+9+5+8=23)
11- İkisi de akrabalarına düşkün. Onları kalkındırmaya çalışıyor.
12- İkisi de meslekleri dışında çalışıyor. Mesleklerini yapmıyor.
13- İkisi de internette yazı yazmayı seviyor. İnternette bu işten başka bir işleri ve ilgileri yok.
14- İkisi de çok çalışkan bir şeyler yapmaya çalışıyor. Çalışma onları bıktırmıyor, yıldırmıyor.
15- İkisinin çalışma yerleri uzak. Gitmek için çok uzak mesafeleri göze almak lazım.
16- İkisi de toprağı seviyor. Ağaç yetiştirip ürün almayı seviyor.
17- İkisi de parasını pulunu toprağa yatırmayı seviyor.
18- İkisi de rahmetli kaynanasını seviyor, hürmetkâr. Rahmetli kayın pederlerini seviyorlar. Kendi anne ve babası yerine koyuyorlar.
19- Tartışmayı seviyorlar.
20- İkisinin de kulağı duymuyor.
21- İkisi de bağırarak konuşuyor.
22- İkisi de insancıl, cana yakın, sempatik ve iyiliksever.

Konu: Çadır Direği / İsim:  Ali Hatay 17/03/15 13:42
Takozun ne olduğunu ne işe yaradığını veya yaramadığını bir önceki hatıramda anlattım.
Bir yaz günü deniz kenarında piknik yapacak denize girecektik. Başta Şerif ağabeyimiz (Ebedi Şefimiz) olmak üzere hazırlıkları tamamlıyorduk. Kamışı boru şekline getiriyor ve deniz altında bununla nefes alacaktık. Ayrıca naylon poşetlerden gözlük yapıp deniz altında kumları seyredecektik.
O zamanlar şnorkeller nerede veya vardı da bizde nereden alacağız???
Fakat en büyük hazırlık kumsalda çadır kuracaktık. Bunun için brandalar ve kazık hazırlanmıştı. Kazı 2-5-3 metre uzunluğunda ve 10 cm kalınlığında bir ağaçtı. Bunlarla oynuyorduk ki aklıma bir fikir geldi.
Ablamı korkutmak istemiştim. Bir birimize her zaman böyle şakalar yapardık.
Çadır kazığını aldım ablamım başı üzerine getirdim. Niyetim kazığı başına vuru gibi yapmaktı. Kafaya 10-15 cm kalınca kazığı durduracağım ve ablamı korkutacaktım, böylece bir deney yapacaktım. Ama, maalesef o ağırlıktaki kazık durmadı ve kazık büyük bir hızla ablamın kafasına indi.
Ablam “Ah” kafam dedi ve yere yığıldı, bayılmıştı. Ben ne yapacağımı şaşırdım. O sırada annem durumu görünce büyük bir heyecan çığlığı attı benim peşime düştü ben kaçıyorum annem arkadan kovalıyor. Nilgün bir kenarda durmuş seyrediyor. Bu durumlarda hemen tıllıs olurum ama ev 2 ci katta merdiven dar ve kıvrımlı çokta kaçamadım. Annem arkadan yetişemedi o sırada orada bulunan benim meşhur TAKOZ eline geçti nasıl olduysa arkamdan fırlattı. TAKOZ tam kulağımın arkasına geldi ve bende olduğum yere yığıldım kaldım bayılmışım.
Annem ne yapacağını şaşırdı. Bir yanda kızı baygın yatıyor, bir yanda kendisinin sebep olduğu oğlu baygın yatıyor.
Sinirleri boşalmış vaziyette hüngür, hüngür ağlamaya başladı.
Daha sonrada ablamla biz ayıldık, kendimize geldik. Önemli bir şey olmadığını anlayınca annemde sakinleşti.
Anneler çocuklarına terlik attığını biliyorduk ama be anne Takozu nereden buldun? Haydi, buldun neden fırlatıyorsun. Allah rahmet etsin.
Tabii benim akrütlüğümde olur gibi değil. Ama deneyimden edindiğim sonuç demek ki kazıkları idare etmek zormuş.

Konu: Takoz / İsim:  Ali Hatay 17/03/15 13:37
Çocukluğumuzun en sık anıları Hamido’nun evi dediğimiz Mersin Bahçe Mahallesindeki evde geçtik. Bu evin diğer ismi de “Kutu ev”di. Bir odası ve bir salonu olan bu ev gerçekten kutu gibiydi.
Tek odası annem ve babamın yatak odası ve aynı zamanda misafir odasıydı. Biz, yani Ablam Nuran, kardeşim Nilgün salonda yatardık. Yeme içme hep bu salonda olurdu.
Ev 2 ci katta olup tuvaleti ve banyosu aşağıdaydı. Tuvalet ihtiyacı için aşağı inerdik. Ev ile ilgili çok ilginç anılar var. İnşallah onu ileride anlatırım. Nilgün’ün de bu hususta anlatacağı bir şeyler olabilir.
Alt katta bir dolap vardı. 1-2 defa bu dolabın içinde kara bir cardın (Farenin 4-5 katı büyüklüğündeki mahluk) görmüştüm.
Biraz kahramanlık yapmak için bu cardını öldürmek istedim. Gerçi öldüremezdim ama korkutacak ve evi terk ettirecektim.
30-40 cm uzunluğunda 2-3 cm kalınlığında bir tahta parçası edindim. Bunun üzerine çamaşır mandalından yapılma bir düzenek kurdum. Bu düzenek sayesinde kalın bir külot lastiğini ile 2-3 cm ilerisine fırlatabiliyordum. Güya cardını bununla korkutacaktım. Benin bu özel silahımın özel bir adı vardı. TAKOZ. (Bununla ilgili hikâyem bundan sonraki anımda gelecek.
Dolabın kapağının önüne geldim. Vaziyet aldım bir elim tetikte diğer elimle dolabın kapağını açtım. Açmamla kara cardın fırladı ve aşağı atladı her iki bacağımın arasında yarım tur attı ayaklarıma dokundu ve kaçtı. O anda be belki 2 metre havaya fırladım ve avazım çıktığı kadar bağırdım. Cardını vurmayı bırakın kendi canımı nasıl kurtaracağımı anlayamadım. Oradan nasıl kaçtım nasıl yok oldum bilemiyorum.
Artık dolabın her önünden geçtiğim zaman korku ile yan gözle dolaba bakıyordum.
Fareden korkulmaz ama cardından korkulacağını ona ilişilmemesini böylece anladım.

Konu: Bir ihtimal daha var / İsim:  Ali Hatay 31/01/15 14:41
Zannederim yıl 1967-68 olmalıydı.
Ablam Öğretmen okuluna gidiyordu. Eniştem Mustafa Duru hâlâ ablamın peşini bırakmamıştı.
Ablamda bu inatçı adamı galiba sevmişti. Ablamın bir kız olarak bazı sakıncaları vardı galiba. Belki babamın duymasından korkuyor belki bu iş nasıl olacak diye kara, kara düşünüyor ve depresyona giriyordu.

Annemin bu flörtten haberi vardı ama belli etmiyordu. Ben bir şeylerden şüpheleniyordum ama bir mana veremiyordum. Enişte sık sık bizim evin önünden geçer pencereye ısrarlı, ısrarlı bakardı.

Ablamın depresyonun arttığı bir günde bana;
- Ali Bana “Bir ihtimal daha var oda ölmek mi dersin” plağını bulur musun? Dedi. Bende
- -Bulmaz olur muyum? abla dedim ve Mersin’deki bütün plakçıları gezdim. Ama bulamadım. O sıra aklıma geldi. Bu şarkıda geçen bir ihtimal daha var o da ölmek mi sözleri kafama dank etti. Ablam intihar edecekti. Ondan sonra gözüm hep ablamın üzerinde oldu. Onu devamlı kolluyordum. Evdeki bıçağı, satırı, ilaçları, fare zehirini sakladım, Üzmemeye dikkat ediyor ve bir dediğini iki etmiyordum.

Sırrımı kardeşim Nilgün’e de açamıyordum. İçim içimi yemeye devam etti.
Belli bir zaman geçtikten sonra endişemin yersiz olduğunu anladım. Ablamın intihar edeceği falan yoktu. Zannediyorum enişte ile araları daha da iyiye gitmeye başlamıştı. Evde artık ”Bir ihtimal var oda ölmek mi dersin” şarkısını yerine “Köprüler yaptırdım karam” şarkısı söylenir oldu. Malum enişte biraz esmer olduğu için “Karam” onun lakabıydı.
Ama ben çektiğimi bilirim. İşte abla bana böyle bir sıkıntı yaşattın.


Konu: Dedeme Yaptığım Muayen / İsim:  Taha Yasin Hatay 15/01/15 22:35

5-6 yaşlarında iken; Dedem Çanakkale Biga'ya bizi ziyarete gelmişti. Bu sırada ameliyat olmuş muydu? olmamış mıydı? .. tam olarak hatırlamıyorum.
Bizim Biga merkezdeki evde, dedem benim kaldığım odada divana uzanmış yatıyordu. Ben de başına gidip ona dokunup kaçıyordum. Bu sırada bana şaka olsun diye, bayılmış ya da ölmüş taklidi yaptı. Babam, muzur bir şekilde bana baktı. Dedemi işaret etti. Sessizce bana "dedeni muayene et" demek istedi. (o zamanlar, babamın eşyaları ile tüm esnafı muayene ediyorum)..

Eh bende bir ürolog oğlu olarak gittim ve dedemin bir anda "alt takımları"na yapışıverdim. (Demek ki baba mesleğine ilgi var) Dedemin bana karşı ilk defa gözlerini bahlek gibi açtığını o zaman gördüm. Öyle bir yerinden sıçradı ki, "Eşeeeeooolluu" sözlerini duydum ve hemen kaçtım. Dedeme yapmış olduğum bu muayene de böylece kısa sürmüş oldu.

Konu: Mersin Hamamı / İsim:  15/01/15 13:10
Rahmetli annem bize çok düşkündü. Galiba her annenin düşkün olduğundan biraz daha fazla.
Ben o zamanlar 13-14 yaşındaydım. Mersinde evimizde doğru dürüst banyo yeri olmadığı için ayda en az 1-2 defa babamla hamama giderdik. Tabii ki annemde ablam ve kız kardeşimle gündüz giderlerdi.

O zaman Mersinde hamamlar gündüz bayanlara gece de erkelereydi.
Gene böyle bir akşam babamla hamama gittik. Adet üzere tellak bizi keseledi duruladı.
Babamın işi erken bittiği için hemen çıktı. Dışarıda da fazla beklememiş gitmişti. Neden beni beklemeden erken gittiğini bilmiyorum. Belki benim alışmamı, kendi başıma karar vermemi istemiş olabilir. Yani beni büyümüş olarak görmek istemiştir.


Ben kendi başıma yıkandım. Çıktım dinlenme yerinde çay falan içtim tabii ki biraz zaman geçti.

Bu sırada evde kıyametler kopmuş.
Annem babama
- Oğlan nerede? Demiş. Babam
- Şimdi gelir merak etme o artık büyüdü falan gibi laflar etmiş.
Tabii ki Annam bununla yetinir mi?

-Hemen hamam gidiyorsun oğlanı alıp
geliyorsun. Diye bayağı çıkışmış.
Tabii ki babam yan çizmeye kalkmış hamamdan yeni gelmiş soğuğa çıkar mı?
- Şimdi gelir falan dese de annemi ikna edememiş. Annem:
- Aha şimdi ben gidip hamamdan oğlanı alacağım deyip ve hazırlıklara başlayınca
Babam:

- Başlarım oğluna da sana da …. Diye sayıp döktükten sonra giyinmiş ve tam çıkmak üzeriyken köşe başında ben görünmüşüm. Her ikisi de tabii ki rahatlamış.
Babam:

- İşte oğlun al başına çal deyip eksik kalan sövmelerini tamamlamış.

Allah ikisine de rahmet etsin.


Konu: BANA BİR BARDAK SOĞUK S / İsim:  Ali Hatay 31/03/12 11:57
Allah rahmet etsin babam çok cömertti. Bu cömertlik aşırıydı. (Belki de savurganlık) Hatta sırtındaki gömleği isteyin verirdi. Yedirmeyi içirmeyi severdi. Bazen borç altına girer yinede yedirir, içirirdi.

Tanıdıklarımızdan Tayfur abi ile Sebahat ablanın nişanlanmasına annemler ön ayak olmuştu. Biz bir nevi erkek eviydik. Tayfur Abinin yaşı geçtiği halde anası babası olmadığından evlenememiş, kimse de ön ayak olmamıştı. Sağ olsun annem babam aracı oldular ve nişan yapıldı. Tabii bunların hepsi masraf demekti. Annemlerin nasıl bir katkıda bulunduklarını bilmiyorum. Ama gezme tozma, nişanlıları buluşturma çalışmaları bize düşüyordu.

Bir gece Mersinin Atatürk parkına yine böyle bir gezinti düzenlemişti. Bizim taraf, kız tarafı derken sayı 10-15 kişi olmuştu. Parktaki bir gazinoya oturuldu. Daha sonra sipariş almak üzere garson geldi. Tabii ki babam orda olduğu müddetçe kimse elini cebine atamazdı. Neyse siparişleri herkes tek tek söyledi. İstekler aşırıydı. Bir çayla geçiştirilecek sipariş herkesin kola veya ayran siparişi ile abartılı hale geldi. Hatta ben bile kola söylemiştim. (ıhhh ıhhh baba beni afet)

Garson en son babama siparişini sordu zavallı babam kısık ve umutsuz bir sesle "BANA BİR BARDAK SOĞUK SU" diyebildi. Gülsem mi ağlasam mı? Tabii ki bu ses neşeli topluluk arasında kaynadı gitti. Nede olsa para kendilerinden çıkmayacaktı. Sonunda hesapları babam ödedi ama babamın ay sonunu getirmek için çok sıkıntı çektiğini zannediyorum.

Konu: NAHHH KABUL EDER / İsim:  Ali Hatay 31/12/11 16:58
Annem ve teyzem, 2011 yılı Kurban Bayramı için bize gelmişti. Bu iki kız kardeş yer, yer çekişsellerde bir birlerini çok severler. Takılmanda edemezler.

Olay şöyle gelişti. Annem yaşlılıktan dolayı her namaz için abdest alamıyor, öğleyi biraz geciktirip ikindiye yakın bir abdestle iki namazı aradan çıkarıyordu. Tabii ki abdest tutması biraz zor oluyordu. Arada sırada uyuyor. Ama kendisine sorsanız "Uyumadım, gözlerimi kapatıyorum, bütün konuşmaları duyuyorum" şeklinde. Horlamazsa bizde inanacağız ama horluyor, yani uyuduğu belli. Yine böyle bir uyukladıktan sonra kılacağı zaman
Teyzem "Uyudun abdestin gitti, abdest al öyle namazını kılarsın" sözü üzerine annem
"Bizim yaşımızda Allah affeder, abdestsiz olsa da Allah kabul eder" Bunun üzerine teyzem, İşaret ve orta parmağını büker vaziyette ve arasından başparmağını çıkararak ve elini ileri geri hareket ettirerek söylediği söz aynen şöyle "Nahhhhhh" kabul eder.

Ana Sayfa Yönetici Giriş
123 « Önceki Sonraki »
Toplam : 65 mesaj
Mesaj Yaz

aSgbookPHP v2.31.150407